Kriter > Dosya > Dosya / Özel Yazı |

Türkiye’nin COP31 Taraflar Konferansı Başkanlığı


Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, COP31 Başkanı Murat Kurum: "Türkiye olarak sadece iklim diplomasisinde değil, küresel ve bölgesel düzeyde benimsediği ve hayata geçirdiği barışı ve adaleti esas aldığı diplomasi anlayışımızdan hareketle COP31 vizyonumuzu ve önceliklerimizi belirledik. Dünyanın COP31’den beklentilerinin yüksek olduğu bu dönemde; beklentileri doğru okumak, taraflar arasında güven inşa etmek ve uygulanabilir sonuçlar üretmek adına Türkiye’nin COP31 yaklaşımını diyalog, uzlaşı ve aksiyon ilkeleri üzerine inşa ettik. Amacımız kimseyi geride bırakmadan, tarafsız, adil bir başkanlık anlayışıyla herkesin sesini duymak ve duyurmaktır."

Türkiye nin COP31 Taraflar Konferansı Başkanlığı
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, COP31 Başkanı Murat Kurum

Türkiye ve dünya için tarihi ve stratejik bir öneme sahip olan; diplomasiden ekonomiye, çevreden şehircilik ve iklime kadar her şeyin yeniden anlam bulacağı yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz. Dünyada jeo-ekonomik fay hatları yeniden harekete geçiyor. Ülkeler arasında enerji, madencilik, nadir elementler, yapay zekâ ve dijital dönüşüm gibi alanlarda sıcak bir rekabet yaşanıyor. Finansal belirsizlikler ve istikrasızlıklar yeni bir yapının doğuşunu tetikliyor. Eş zamanlı olarak dünyamız; iklim krizinin yıkıcı etkilerini her gün daha sert şekilde yaşıyor. İklim değişikliği; ticaretten ulaşıma, sanayiden gıdaya, enerjiden eğitime kadar insan yaşamına dair her alanı etkileyen bir varlık-yokluk meselesi haline geliyor. Tam da bu dönemde küresel düzeyde en yüksek temsiliyete sahip iklim konferansı olan ve dünya liderlerini tek bir masada toplama gücüne sahip COP toplantıları önem kazanıyor.

Dünyanın içinde bulunduğu bu kriz döneminde Türkiye; engin tarihi birikimi, iklim krizine dair attığı somut adımlar ve küresel adalete duyduğu inançla COP31’e Antalya’da ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 9-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleştireceğimiz COP31’in başarılı bir şekilde sonuçlanması için yoğun bir mücadele içerisindeyiz. Aslında bu sürecin başlangıcı, küresel iklim değişikliğine karşı uyum ve mücadele politikalarının geliştirilmesi amacıyla 1992’de Birleşmiş Milletler öncülüğünde Rio’da düzenlenen küresel zirveye uzanıyor. 1992’de Rio’daki Dünya Zirvesi’nde imzaya açılan, 154 ülkenin devlet başkanı ve üst düzey temsilcileri tarafından imzalanan ve 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (BMİDÇS/UNFCCC) günümüzde 197 ülke taraftır.

Türkiye ise sözleşmeye 24 Mayıs 2004 tarihinde 189. taraf olarak katılmıştır. Sözleşmenin en yetkili organı olan Taraflar Konferansı (COP) ise ilk oturumunu 1995’te Berlin’de gerçekleştirdi. O tarihten bu yana yapılan COP’larda küresel iklim rejimine ilişkin bir kısmı hayata geçirilen önemli kararlar alındı, kritik mekanizmalar kuruldu. Kyoto Protokolü ve Paris İklim Anlaşması gibi politika belgeleriyle küresel iklim yönetişiminin temelleri atıldı. Bu süreçte Temiz Kalkınma Mekanizması (TKM/CDM), Ortak Yürütme (OY/JI), Emisyon Ticareti Sistemi (ETS), Ormansızlaşmadan ve Orman Tahribatından Kaynaklanan Emisyonların Azaltılması (REDD+), Yeşil İklim Fonu (YİF/GCF), Teknoloji Mekanizması, Cancun Uyum Çerçevesi (CAF), Ulusal Katkı Beyanları (UKB/NDC), Şeffaflık Çerçevesi, Küresel Durum Değerlendirmesi (Global Stocktake) ile Kayıp ve Zarar Fonu gibi çeşitli mekanizmalar geliştirildi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum

COP31 Türkiye Başkanlığı

Türkiye’nin COP31 Ev Sahipliği ve Başkanlığı, bütün bu sürecin kazanımlarını geleceğe taşımak ve uygulanabilir somut kararlar alarak bunları hayata geçirmek açısından kritik bir önem taşıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin giriş metninde, küresel sera gazı emisyonlarında en büyük payın gelişmiş ülkelerden kaynaklandığı, gelişme yolundaki ülkelerde kişi başına emisyonların halen nispeten düşük olduğunu ve yine bazı ülkeler tarafından uygulanan standartların diğer, özellikle gelişmekte olan ülkeler için uygun olmayan ve haksız ekonomik ve sosyal külfete mal olacağına yönelik tespitin geçerliliğini koruduğu bu süreçte; Türkiye COP31 Başkanlığı olarak çalışmalarımızın merkezine ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesini ve tarafların göreli kabiliyetlerini alarak gerekli adımları atıyoruz. Nitekim Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Paris İklim Anlaşmasını onaylayacağımızı ilan ettiği Birleşmiş Milletler 76. Genel Kurul’daki konuşmalarında, bu konuya dikkat çektiğini ifade etmek isterim.

Türkiye olarak sadece iklim diplomasisinde değil, küresel ve bölgesel düzeyde benimsediği ve hayata geçirdiği barışı ve adaleti esas aldığı diplomasi anlayışımızdan hareketle COP31 vizyonumuzu ve önceliklerimizi belirledik.

Dünyanın COP31’den beklentilerinin yüksek olduğu bu dönemde; beklentileri doğru okumak, taraflar arasında güven inşa etmek ve uygulanabilir sonuçlar üretmek adına Türkiye’nin COP31 yaklaşımını diyalog, uzlaşı ve aksiyon ilkeleri üzerine inşa ettik. Amacımız kimseyi geride bırakmadan, tarafsız, adil bir başkanlık anlayışıyla herkesin sesini duymak ve duyurmaktır.

Çünkü küresel iklim eyleminde geriye gidişin mümkün olmadığı bir süreçteyiz. Tüm ülkelere eşit biçimde tanınan uygulama esnekliğinin ve geçiş sürecine yönelik toleransın artık sıfır noktasında olduğunun farkındayız. Bu yaklaşım, yalnızca teknik bir müzakere çerçevesini değil; insanlığın doğayla kurduğu kadim ilişkiyi yeniden hatırlatan, medeniyetlerin ortak hafızasından beslenen bir sorumluluk anlayışını temsil etmektedir. Bu yönüyle COP31’i insanlığın yeniden bir araya geldiği, “Geleceğin COP’u” olarak tanımlıyoruz.

Yine bu köklü mirastan ilhamla diyalogu, COP31 sürecinin başlangıç noktası olarak belirledik. Bu çerçevede COP31; hükümetlerin, özel sektörün, şehirlerin, gençlerin ve sivil toplumun anlamlı biçimde dinlendiği, farklı sorumlulukların kabul edildiği kapsayıcı bir istişare zemini oluşturacaktır.

Uzlaşı, bu diyalog zemininde inşa edilecek ikinci aşamadır. COP31; iddia ile uygulanabilirlik, hakkaniyet ile sorumluluk arasında denge kuran, ülkelerin kalkınma önceliklerini gözeten gerçekçi taahhütlere odaklanacaktır.

Aksiyon, bu sürecin nihai hedefidir. COP31, taahhütleri sahaya indiren; yatırım, politika uyumu, kamu-özel sektör iş birlikleriyle desteklenen somut uygulamaları öncelikli kılacaktır.

Bu üç ilke ile COP31’i söylem ağırlıklı bir müzakere sürecinin ötesine taşıyacak; güven üreten, sonuç odaklı ve reel sektörlerde uygulama çalışmalarını öncelikleyen bir başkanlık anlayışını sürecin tüm aşamalarında sergileyeceğiz. 1,5°C hedefini ulaşılabilir kılma yönündeki kararlılığımızı sürdüreceğiz. Ülkelerin kalkınma önceliklerine saygı göstereceğiz. İhtiyaç duyulan destek mekanizmalarını açıkça kabul edeceğiz.

Bu yolda ilerlerken, finansman meselesi, uygulamanın ilerletilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Yerel yönetimleri, özel sektörü, finans kuruluşlarını ve sivil toplum kuruluşlarını bu sürecin temel aktörleri olarak görüyoruz. Bu nedenle COP31 sürecinde, sivil toplumun sürece aktif katılımını destekleyecek; çok paydaşlı iş birliğini güçlendirmek için gereken mekanizmaları kuracağız.

Bu sürecin en önemli toplantısı, hiç şüphesiz Liderler Zirvesi olacak. Zirveyi, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde ve ev sahipliğinde, Antalya’da iki günlük bir program çerçevesinde gerçekleştireceğiz. Zirvenin ilk gününde devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla yüksek düzeyli genel oturumlar ve stratejik liderlik mesajları verilecek. İkinci gününde ise uygulama odaklı yuvarlak masa toplantılarıyla birlikte ortaklıklar geliştirilecek. Burada Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinin, Türkiye’nin dış politikasında kökleşmiş olan; konuşabilen, dinleyebilen, denge kurabilen ve sonuç üretmeye odaklanan diplomasi anlayışının önemini belirtmek gerekiyor. Türkiye yalnızca sözünün gücüyle değil; duruşuyla, vizyonuyla, eylemleriyle ve temsil ettiği köklü değerler sistemiyle ayakta duran ve dünyaya yön veren; çözümün, diyaloğun ve uzlaşmanın merkezi haline gelmiştir. Bu yaklaşım, iklim diplomasisinde de tarafları aynı masada buluşturabilen, güven inşa eden ve uzlaşıyı mümkün kılan güçlü bir siyasi rol üstlenecektir.

 

Öncelikli Alanlar

Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla, sanayide yeşil dönüşüm çalışmalarıyla, ulaşım ve altyapı sistemlerinde geliştirdiği çevre dostu teknoloji yatırımlarıyla yeşil ekonomiye geçişi sağlama konusunda 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefine doğru kararlı adımlarla ilerlemekte ve COP31 önceliklerini buna göre belirlemektedir. Bundan hareketle COP31 Başkanlığı olarak, tarafların ve paydaşların aktif katkılarını teşvik edecek ve çabalarına dokuz öncelikli alanda yoğunlaşacağız. Sıfır Atık ve Döngüsel Ekonomi, Gençlik ve Eğitim, Gıda Güvenliği, Yeşil Sanayileşme, Temiz Enerjiye Geçiş, Rio Sinerjisi, İklim Eylemi Uygulama Mekanizması, İklim Dirençli Kentler ile Denizler ve Okyanuslar.

Birinci önceliğimiz bir Türkiye markası olan ve küresel bir girişime dönüşen Sıfır Atık'tır. Sıfır Atık yaklaşımını güçlendirerek döngüsel üretim modellerini yaygınlaştırmayı ve etkin atık yönetimi sayesinde özellikle metan emisyonlarının ve gıda israfının azaltılmasına katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Sayın Emine Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen “Değer Temelli” Sıfır Atık Hareketi, iklim eyleminin yalnızca söylem düzeyinde kalmadığını sonuç odaklı bir dönüşüm çerçevesine taşınabileceğini tüm dünyaya göstermiştir. Bu nedenle sıfır atık başlığını metan azaltımı, döngüsellik ve kaynak verimliliği ekseninde ele alıyoruz. Bir dünya markası haline gelen Sıfır Atık Hareketi, bu alandaki uygulama modelinin çoğaltılabilir bir çerçeveye dönüştürülebilmesi için güçlü bir zemin sunmaktadır. Bu hareket özü itibariyle verimlilik ve emisyon azaltımı açısından önemli bir role sahiptir ve bu tecrübemizi yaygınlaştırmayı sürdüreceğiz.

İkinci önceliğimiz dünyanın bütün gençlerinin iklim eğitimi süreçlerine ve iklim karar alma mekanizmalarına daha güçlü biçimde katılımını sağlayarak iklim okuryazarlığını artırmak ve yeşil istihdam alanlarını geliştirmektir. Bu kapsamda COP31’in aynı zamanda bir gençlik şölenine dönüşmesi için kamu, özel sektör ve sivil toplum örgütleri ile yoğun bir çalışma sürecini başlatmış bulunmaktayız. Geleceğin liderleri ile bugünün liderlerinin buluşacağı COP31 ile bu manada tarihsel bir başarıya imza atmayı hedefliyoruz.

Üçüncü önceliğimiz hem gelişmiş hem de gelişmekte olan bütün ülkeleri ortak paydada buluşturan gıda güvenliğidir. Su kıtlığına uyumlu tarım ve gıda sistemlerini desteklemeyi, kuraklık ve gıda için su yönetimi konularına odaklanmayı, gıdaya erişimi kolaylaştıracak araçlar geliştirmeyi hedefliyoruz.

Dördüncü önceliğimiz yeşil sanayileşmeye geçiş sürecini hızlandırmaktır. Bu çerçevede uluslararası koordinasyonu güçlendirmeyi ve düşük karbon teknolojilerini teşvik ederek sanayinin Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu, şeffaf ve izlenebilir dönüşümünü sağlamak istiyoruz. Yeşil sanayileşmenin karbonsuzlaştırılması zor sektörlerinde; yeni teknolojilerin ölçeklenmesi, şeffaflık ve izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi ve kamu ile özel sektör arasında daha güçlü bir politika ve yatırım diyaloğunun kurulması büyük önem taşıyor. Elektrifikasyon, yenilenebilir enerji entegrasyonu, malzeme verimliliği, kritik minerallerin sorumlu yönetimi ve dijitalleşme de bu dönüşümün temel yapı taşlarını oluşturuyor. Yeşil sanayi yaklaşımı; düşük karbonlu teknolojilerin, kaynak verimliliğinin ve destekleyici politikaların sanayi kalkınma stratejilerine entegre edilmesi suretiyle sürdürülebilir sanayi dönüşümünü desteklemekte olduğu için bu konuyu da önceliklerimiz arasına aldık.

Beşinci önceliğimiz dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu temiz ve güvenli enerjiye geçiştir. Elektrifikasyon ve şebeke optimizasyonlarını teşvik ederek enerji verimliliğini artırmayı ve yenilenebilir enerji kullanımını yaygınlaştırarak emisyonların azaltılmasına katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Burada sürdürülebilir soğutma sistemleri ve temiz pişirme sistemleri de odak noktasında olacaktır. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve sürdürülebilir yapılaşma uygulamaları, iklim hedeflerine ulaşmada belirleyici rol oynamaktadır. Küresel ölçekte karşı karşıya olduğumuz enerji sorunu ile iklim eylemi gündeminin artık birbirinden ayrı ele alınamayacağı açıktır. Türkiye, enerji dönüşümünü enerji arzı güvenliği, ekonomik dayanıklılık ve kalkınma perspektifiyle birlikte ele almaktadır. Bu yaklaşımla; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve temiz teknoloji yatırımlarının eş zamanlı olarak ilerletilmesi gerektiğine inanıyoruz. Son yıllarda yaşanan gelişmeler, enerji sistemlerinin yalnızca temiz değil, aynı zamanda dirençli, esnek ve çeşitli olması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Türkiye, artan enerji talebine rağmen temiz enerji dönüşümünde önemli bir ilerleme sürecinden geçmektedir. Türkiye’nin deneyimi açık bir gerçeği göstermektedir: Artan enerji talebi, enerji arzı güvenliği ve temiz enerji dönüşümü birbirine alternatif değil, birlikte yönetilebilen ve birbirini güçlendiren süreçlerdir. Enerji dönüşümünün hızlandırılması kadar, bu dönüşümün finansmanının sağlanması ve küresel ölçekte adil bir şekilde yürütülmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede enerji politikalarının, arz güvenliği, erişim ve sistem dayanıklılığı ilkeleri üzerine inşa edilmesi önceliklerimiz arasında yer alacak.

Altıncı önceliğimiz Akdeniz’den Afrika’ya ve Pasifik’e uzanan hatta Rio’da kabul edilen üç Birleşmiş Milletler sözleşmesinin sinerjisinden aldığımız güçle Akdeniz’e özgü karbon yutak alanları ve biyolojik çeşitlilik kaybı ile su yönetimi konularında Akdeniz, Afrika ve Pasifik’e özgü dirençlilik artırıcı önlemlerin hızla hayata geçirilmesini hedefliyoruz.

Yedinci önceliğimiz olan İklim Eylemi Uygulama Mekanizması ile kurumsal kapasiteyi güçlendirerek ve finansmanı harekete geçirmeyi; Ulusal Katkı Beyanları ile Ulusal Uyum Planlarının uygulanmasını desteklemeyi öngörüyoruz. Finansmana erişim konusunda COP29 Bakü Finans Hedefi kapsamında verilen taahhütleri yakından takip ediyoruz. İklim Eylemi Uygulama Mekanizması açısından kritik önemde olan Ulusal Katkı Beyanları’nın (UKB/NDC) ve Ulusal Uyum Planları’nın (UUP/NAP) geliştirilmesi ve uygulanmasındaki boşlukların giderilmesine odaklanarak kurumsal ve çok taraflı entegrasyonu sağlamayı hedefliyoruz.

Sürdürülebilir finansman ve risk sigorta mekanizmalarıyla şehirlerin dayanıklılığını artırmak üzere iklime dirençli şehirlere ulaşmayı hedefliyoruz. Binaların yaşam döngüsü boyunca emisyonlarının azaltılması, yeşil sertifikalı yerleşmelerin teşvik edilmesi ve dirençli altyapı standartlarının yaygınlaştırılması bu başlıktaki temel önceliklerimizdir. Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde deprem bölgesinde 2 yıl gibi kısa bir süre içerisinde 455 bin konut inşa etmiş, TOKİ eliyle bugüne kadar 1 milyon 762 bin sosyal konutu ve 66 bin 600 sosyal donatıyı vatandaşlarına kazandırmış, ülke genelinde 2 milyon 262 bin bağımsız birimin dönüşümünü tamamlamış ve tarihin en büyük sosyal konut hamlesi olan 500 bin sosyal konut projesini başlatarak dirençli şehircilik konusundaki gücünü ve kabiliyetini ortaya koymuştur. Bu başarıyı da COP31 önceliklerimiz arasına alarak dirençli şehirler ve güvenli yaşam alanları inşa etme pratiğimizi yansıtacağız.

Okyanuslar ve denizleri ise dokuzuncu ve son önceliğimiz olarak belirledik. Başta Akdeniz ve Pasifik olmak üzere hassas deniz ekosistemlerinde iklim direncini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Kıyı ekosistemlerinin korunması, mavi karbon çözümlerinin geliştirilmesi ve okyanus gözlem-veri paylaşımı alanlarında bölgesel iş birliğini artırmayı amaçlıyoruz.

Bugün karşı karşıya olduğumuz iklim krizinin aciliyeti, bize şunu açıkça göstermektedir: Her seviyede çok taraflılık, tüm zorluklara rağmen, insanlığın ortak geleceğini koruyabilecek yegâne meşru ve etkili zemindir. COP31 Başkanlığı olarak; sonuç üretmeye odaklanan güçlü bir vizyonla, çok taraflılığa olan güveni yeniden inşa etmeye kararlıyız. İşte bu anlayış bizi Türkiye’nin küresel iklim krizine karşı verilecek mücadelenin doğal merkezi olmaya götürüyor. Çünkü Türkiye kuzey ile güneyi, doğuyla batıyı gelişmiş ekonomiler ile gelişmekte olan toplumları bir araya getiren bir merkezdir. Yine Türkiye; küresel iklim adaletinin liderliğine soyunmuş, bu iddiasını da tarihin tüm kritik dönemlerinde insanlığın doğru tarafında durarak ispat etmiş ve hak etmiş bir ülkedir. İklim adaletini küresel adaletin sağlandığı bir dünyaya giden yolda en stratejik kazanım olarak gören bir ülkedir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası