Türkiye'de herhangi birini yoldan çevirip “Cumhurbaşkanı Erdoğan ne yaptı? Ne yapmak istiyor? Amacı, hedefi ne?” gibi sorular sorsanız hem taraftarlarından hem muhaliflerinden hem dostlarından hem düşmanlarından net cevaplar alırsınız. Taraftar ve dostları Erdoğan’ın 23 yıl içinde gerçekleştirdiği icraatları sayacaktır. Yerli otomobilden, savunma sanayiine, sağlık devriminden otoyol, köprü, havalimanı gibi altyapı projelerine kadar, doğrusu sayabilecekleri sayısız icraat da mevcut olduğundan bunu kolaylıkla yapabilirler. Ne yapmak istediğine gelince; Türkiye’yi dünyanın büyük güçleri arasına sokmak, Ortadoğu’da lider ülke konumuna yükseltmek, savaşları barış yoluna sokarak diplomatik alanda aranan aktör konumuna getirmek gibi çok sayıda cevap verebileceklerdir.
Muhalif ve düşmanları ise onun hakkında olumsuz da olsa net şeyler dile getirebilir. Örneğin halifeliği, şeriatı getirmek istediği, Batı’dan uzaklaşıp başka yönlere, Rusya-Çin eksenine, Türk dünyasına doğru sapacağı gibi argümanlar üretebilirler. Hayali de olsa net argümanlar olur bunlar. Çünkü Erdoğan nettir. Ne yapacağını söyler ve yapar; ne yapmayacağını da aynı berraklıkta söyler ve yapmaz. Sevmeseler de onun dediğini yapan bir lider olduğunu herkes kabul eder.
Aynı soruları CHP için sorduğunuzda kimseden net cevaplar alamazsınız. Erdoğan taraftarları CHP’den zaten hoşlanmaz ve “hiçbir şey” diye cevap verir. CHP taraftarları ise “demokrasi, özgürlük getirecek, yaşam tarzımıza karışılmayacak” gibi soyut ifadeler dışında söyleyecek bir şey bulamazlar. Çünkü CHP ve başına gelen genel başkanlar hep soyuttur. Kimse örneğin Suriye, Irak, Filistin, Doğu Akdeniz gibi konularda CHP’nin ne düşündüğünü, neler vadettiğini bilmez. Eğitim gibi temel konularda bile “çağdaş, laik eğitim” gibi içeriği belirsiz, genelgeçer laflar dışında bir politika dile getirdiklerine şahit olunmaz. Çünkü bu gibi konularda ürettiği belirgin bir siyaset yoktur.
Daha doğrusu CHP’nin herhangi bir konuda ürettiği bir siyaset yoktur ve CHP’nin en temel sorunu da bu siyasetsizliktir. Kriter derginin geçen sayısında, bu durumun sebep ve sonuçlarını “Rotasız gemi CHP” başlıklı bir yazıyla anlattığım için bu faslı uzatmadan şunu ifade ederek bu yazının başlığını ele almaya geçelim: Siyaset üretemeyen polemik üretir, CHP’nin yaptığı da bundan ibarettir.
Polemik Üretme Alışkanlığı
Bunun son örneğine, Erdoğan’ın Birleşmiş Milletlerin Filistin özel oturumuna geniş yer verilen Genel Kurul toplantısı için New York’a ziyareti öncesi ve sırasında, Özgür Özel’in mesnetsiz iddialarıyla şahit olduk. Özel'e göre Erdoğan ABD’ye, Trump’dan 300 adet yolcu uçağı satın alma karşılığında “Gazze’yi satmak” amacıyla gidiyormuş. Gazze'de öldürülen 65 bin insanı hiç umursamıyor, Özel’e göre “çok sıkıştığı” iç siyasette elini rahatlatmak için pazarlık etmeye gidiyormuş.
Trump'ın yüzüne karşı İsrail’in soykırım yaptığını söylerse dönüşte Esenboğa havalimanında Erdoğan’ı karşılayıp elini sıkacakmış. Ne büyük lütuf! Erdoğan gibi silik, dünyada adı sanı bilinmeyen bir parti başkanını, Özgür Özel gibi dünya çapında tanınmış, prestijli bir liderin karşılaması paha biçilmez gerçekten.
CHP kitlesinin bile pek inandırıcı bulmayacağı bu argümanlar elbette hemen çürütüldü. Erdoğan sadece bugünkü Gazze soykırımı karşısında değil, siyasi hayatının ilk günlerinden itibaren Filistin davasının en önde gelen savunucularından oldu. Her döneminde de bunu hakkıyla savunduğuna herkes şahit oldu. 2009 Davos zirvesinde dönemin İsrail başbakanı Şimon Peres’in yüzünde tokat gibi patlayan “One minute!” çıkışı, siyasi tarihte hak ettiği yeri çoktan aldı.
BM toplantılarında defalarca elinde haritalarla İsrail’in işlediği suçları dünyaya haykırdı. Bu son toplantılarda da aynı şekilde İsrail’in soykırım yaptığını açıkça söyledi. Hatta ABD başkanını destekleyen Fox TV kanalına verdiği röportajda da bunu aynen tekrarladı. Bu yazı, Erdoğan-Trump özel görüşmesinin yapılacağı 25 Eylül zirvesinden önce yazıldığı için orada tam ne söylediğini satırlara dökemiyorum ama 23 yıllık pratiğine bakarak bildiğini okuyacağını, kimseden çekincesi olmadığı için tutum değiştirmeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim.
300 uçak konusuna ise değinmeye bile değmez ama THY 600 uçak alımı konusunda 2017’den beri görüşmeler yürüttüğünü zaten açıkladı. Ayrıca dünya markası haline gelen THY’nin uçak sayısını artırması bir vatandaş için olsa olsa sevindirici bir gelişmedir. Ama bunun Gazze’deki insanların kanı pahasına pazarlık konusu yapıldığını söylemek tek kelimeyle ahlaksızlıktır.
CHP son 15 yıldır (özellikle “One minute!” çıkışından beri) tüm eylem planını Erdoğan düşmanlığı üzerine kurarak kendi kitlesini konsolide etmeyi başarmıştı. Ancak artık salt polemik üretmenin yetmediği bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Çünkü parti, kendi tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir yarılmanın eşiğinden adım atıyor. Parti içinde eskisinden çok daha keskin bir hizipler savaşı yaşanıyor.
İstanbul’un yolsuzluk, rüşvet ve irtikap suçlarından tutuklu eski belediye başkanı kendisine cumhurbaşkanlığı makamında bir siyasi gelecek hayal etmeye başladığı günden beri CHP’de işler karışık. Siyaseti zehirleyen kirli ilişkiler ağı, kendisine rakip gördüğü kişilere yönelen linç girişimleri, kurultaylarda delegelere el altından dağıtılan paralar, yabancı misyon şefleriyle gizli kapaklı ve sıkı fıkı görüşmeler, her tarafa yönelen ağır hakaretler sonunda döndü dolaştı parti içi kavgaları büyüttü. Bugün artık CHP kendi çocuklarını yiyen bir canavara dönüştü.
Örneğin şaibeli kurultay davasının ardından, Eylül içinde sonuç çıkma ihtimaline binaen, kendi eski genel başkanları ve cumhurbaşkanı adayları olan Kılıçdaroğlu’na karşı genel merkeze makarna, çay, şeker ve biber gazı için limon stokladılar. İstanbul il başkanlığına mahkemenin çağrı heyeti olarak atadığı Gürsel Tekin’e karşı da il binası içinde barikatlar kurdular. Bina girişine üyelerini yığıp 45 yıllık CHP yöneticisi Tekin’in kafasına şişe fırlatıp hakaretler ettirdiler. Ki o Tekin CHP’nin eski İstanbul il başkanlarından, hatta parti genel sekreterlerinden biriydi. Gürsel Tekin isyanını şu sözlerle dile getirdi:
"Öyle saldırılarla karşı karşıya kalıyoruz ki inanılır gibi değil. Biz galiba büyük bir suç ortaklığını bozuyormuşuz gibi. Ama unutmayın 2 yıl önce Sayın İnce'yi infaz ettiniz. Bugün Sayın İnce ile biz yan yanayız. Son 1,5 yıldır Sayın Kılıçdaroğlu'nu linç ediyorsunuz. Şimdi sıra bize geldi. Ne istiyorsunuz arkadaşlar? Biz Aziz İhsan'lara yenilmeyeceğiz".
Partinin yine eski İstanbul il başkanlarından ve milletvekilliği de yapmış olan Berhan Şimşek de linçten nasibini alanlardan oldu ve ihraç için disipline sevk edildi. O da partinin düştüğü durumu şu çok çarpıcı sözlerle açıkladı:
"Bu yolculuğun içerisinde eğer görevini yerine getirmeyen birileri varsa genel merkezdir. Mutlak butlan geliyor, kayyum geliyor, çağrı heyeti geliyor. Partiyi yıprattılar. Şimdi buradan soruyorum: Bu partiyi mahkeme koridorlarına Kılıçdaroğlu, Berhan Şimşek mi düşürdü? Pavyon masalarına biz mi düşürdük? Kendi beceriksizliklerinden, kifayetsizliklerinden oldu".
Ardından eklediği ifadeler, kavganın boyutunu göstermesi bakımından daha da çarpıcıydı: "Parti holding oldu, sahibi Silivri'de, CEO'su da Sayın Özgür Özel".
İçeride Sınırı Aşan Kavga
Bir de tabii partide yeri yerinden oynatan belediyelerdeki yolsuzluk davaları var. Henüz iddianameler yazılmadan bile ortaya saçılan kanıtlar, itirafçıların savcılara verdiği akıl almaz rakamlardaki rüşvet ve yolsuzluk ifadeleri, CHP’nin işi gücü bırakıp sadece hapisteki eski belediye başkanını kurtarma peşinde sürüklenmesi, çok sayıda eski CHP’liyi rahatsız ediyor. Kendilerine yakın medya organlarında bile zaman zaman karşılıklı sert atışmalar yaşanıyor.
Kavga o kadar sertleşti ki CHP yönetimi kendi arkadaşlarını, hatta kendi önceki genel başkanlarını elektrik direğine asmakla tehdit eder hale geldi. Kılıçdaroğlu'na sadece “yüzüne tükürürüz” demekle yetinmediler, eşine, ailesine bile bel altı vuruşlarla çirkin yakıştırmalarda bulundular. Aleviliğini dillerine dolayıp mezhepçilik batağına sürüklenenler de oldu. Çünkü kavgacı parti CHP, kimseyi bulamazsa kendi kendine kavga eder.
Ortadaki kaosu örtme çabası içinde olan CHP, her zamanki gibi Atatürk kalkanının arkasına saklanmaya da çalıştı tabii. Her mahkeme kararından, her tutuklamadan, her kayyum tartışmasından sonra CHP “Atatürk’ün partisine kimse seçimsiz gelip oturamaz” gibi beylik laflar etti. Daha küçük ölçekte de Atatürk zırhını kuşananlar oldu. Mesela Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş, ortaya çıkan konser yolsuzluklarıyla ilgili açıklama yaparken şunları söyledi: “Bunların derdi cumhuriyet değerleriyle. Bizim konser yaptığımız yerler cumhuriyetimizin kuruluşunun yapıldığı yerler. Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat gezdiği yerler”.
Kimse Mansur Bey’e “Niye konser yaptın?” demiyor. Neden oralarda yaptığını da sormuyor. Konserlerde yapılan yolsuzluğun hesabı soruluyor. Konseri Atatürk’ün gezdiği yerde yapınca yolsuzluk meşru mu sayılacak? Mansur Yavaş klasik bir CHP’li olmasa da CHP’nin hep tutan eski taktiğini özümsemiş. Ya huyundan ya suyundan olmalı.
CHP’deki kavga gürültü ve kaos durulacak gibi değil. Çünkü partiyi yeniden dizayn etmek için kurulan tezgah çok büyük ve partinin asli çocuklarını da ezip geçerek büyük infial oluşturuyor. Üstelik bu, tüm CHP belediyelerine yayılmış kirli bir para akış sistemi oluşturularak yapılmış. Berhan Şimşek’in de söylediği gibi parti “pavyon masalarına düşürülmüş”, delege oyları pazarlıkla elde edilir olmuş. En ufak itirazlar da şiddetli saldırılarla savuşturulmaya çalışılıyor.
Bir de “B planı” olarak kurulacağı söylenen ve tutuklu eski belediye başkanının isim soy isim kısaltmasından oluşan EKİM Partisi rivayeti var. Partide kontrolü kaybetme olasılığına karşı, dokunulmazlık kazanarak davalardan kurtulmak için böyle bir oluşuma destek ne kadar olur bilinmez. Ancak bu hamlelerin CHP’yi içine sürüklendiği girdaptan kurtaramayacağını söyleyebiliriz.
Tamamen FETÖ taktikleriyle ve yabancı misyon şeflerinin fısıldamalarıyla girişilen hiçbir hamlenin başarıya ulaşma şansı yok. Aksine toplum bünyesine yabancı her bir hamle sonunda geri tepiyor. Başta Özgür Özel olmak üzere CHP yönetiminin, köprüden önceki son çıkışı kaçırmak istemiyorlarsa “titreyip kendilerine gelmeleri” gerekir. Saldırıp küstürdükleri arkadaşlarıyla kafa kafaya verip partiyi bu açmazdan nasıl kurtarabileceklerini tartışmalılar. Ancak buna dair bir işaret yakın gelecekte görünmüyor. Aksine kavganın ve kaosun daha da büyüyeceğini ve sonunda büyük bir çatırdamanın oluşacağını tahmin etmek zor değil.
