Kriter > Siyaset |

Rotasız Gemi CHP


CHP’nin bugün geldiği noktaya bakıldığında, kendi içinde yasa dışı operasyonlarla ele geçirilmiş, hangi kliğin yönettiği belirsiz, yolunu kaybetmiş rotasız bir gemi gibi savrulup duran bir pozisyona düşmüştür. Bu durum partiyi giderek zayıflatacaktır. CHP’yi daha büyük krizlerin beklediği ama bu durumun aynı zamanda ülkenin total enerjisinin boşa tüketilmesine yol açtığını da üzülerek belirtmek gerekir.

Rotasız Gemi CHP

CHP kendi uzun siyasi tarihindeki en derin krizlerden birine sürüklenmiş durumda. “Altılı masa” tabir ettikleri benzemezler ittifakıyla ve büyük iddialarla girdikleri 14-28 Mayıs 2023 seçimlerinden bozgunla çıktıklarından beri süregelen bir tasfiye hareketi, partide ciddi bir bölünmüşlük getiriyor.

Seçimde ortak aday olarak gösterilen Kılıçdaroğlu, yargıya taşınmış olan kurultayda, sürpriz biçimde alaşağı edilmişti. Parti içinden yargıya taşıyanların iddiaları ve ortaya saçılan ilişkiler ağı, Kılıçdaroğlu ve ekibinin delegelere maddi çıkarlar sağlanarak devrildiğini ortaya koyuyor. Karşılıklı iddialar o dereceye vardı ki kimi delegelere Özgür Özel lehinde oy kullanmaları için pavyon masalarında para dağıtıldığı bile ortaya çıktı.

Seçimin kaybedildiği akşamdan itibaren Kılıçdaroğlu’na yönelik yıpratma kampanyası zaten başlamıştı. Şimdi CHP, yeni delege seçimlerine giderken de Kılıçdaroğlu döneminden kalan delegelere yönelik tasfiye harekatı devam ediyor. Küçük mahalle seçimleri bile yumruklu kavgalara sahne oluyor. İl ve ilçe seçimlerinde bu kavga gürültünün çok daha büyüyeceğini tahmin etmek zor değil.

 

Dalga Dalga Büyüyen İddialar

Bir yandan kurultay davası sürerken öte yandan CHP’li belediyelerde ayyuka çıkan yolsuzluk, rüşvet, irtikap davaları, ülke gündeminin ilk sıralarını meşgul ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekseninde başlayan bu davalar, çok sayıda belediyeyi kapsayacak şekilde dalga dalga genişleyerek yayılıyor. Sadece İBB etrafında açığa çıkarılan devasa yasa dışı para trafiği ve ilişkiler ağı bile gösteriyor ki CHP bir çıkar çetesi elinde yeniden dizayn ediliyor.

Kamu gücünü kullanarak iş adamlarından toplanan komisyonlar, bu kişilere yönelik “Yakında İBB başkanımız, cumhurbaşkanı olacak. Ayağını denk al!” minvalindeki tehditler, CHP’yi ahtapot gibi sarmış olan bu çıkar grubunun aslında sadece CHP’yi değil Türkiye’yi de dizayn etme hazırlığında olduğunu gösteren ipuçları.

Bir tarafta da parti içinde dönen bu yasa dışı işlerden uzak durmaya çalışan fakat bu sebeple kendileri de tehditlere maruz kalan belediye başkanlarının istifaları gündeme geldi. Bunlar arasında en çok ses getireni Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun istifa edip AK Parti’ye katılması oldu. Düne kadar “Topuklu Efe” namıyla göklere çıkardıkları Çerçioğlu, parti değiştireceği anlaşıldığı andan itibaren yerden yere vurulmaya başlandı, bel altına varacak kadar çirkin hakaretlere uğradı.

Ancak iddiaları yenilir yutulur cinsten değil. Sadece Kuşadası sınırlarında bir tek arazideki imar değişikliği zorlamasından 6 milyar TL haksız kazanç elde edileceği belli oldu. Bu rant yolsuzluğunu dayatan kişinin de yine CHP’nin Aydın milletvekili Bülent Tezcan olduğu anlaşıldı. Çerçioğlu bu zorlamaları kabul etmediği için istifa etmek zorunda kaldığını açıkladı. Aynı şekilde AK Parti’ye geçen başkanlar da benzer tehditlere maruz kaldıklarını duyurdular.

 

Adaylığa Hazırlanan Zırh

Hangi taşı kaldırsak altından tek bir isim çıkıyor: Yukarıda sayılan yasa dışı işleri organize ettiği anlaşılan ve şu anda Silivri cezaevinde tutuklu bulunan İBB’nin eski başkanı, geçmişi şaibeli şahıs. Daha önce Kriter Dergi'de bu şahsın “Eğer tutunmayı başarabilirse Türk siyasetine büyük sıkıntılar getireceğini, CHP’nin kendi başına nasıl büyük bir bela aldığının henüz farkında olmadığını” yazmıştım. Gerçekten de öyle oldu. Yaklaşan davaları öngördüğü (veya içeriden bilgi sızdırıldığı) için önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na yönelik tehditler savurdu. Sonra da zaten herhangi bir hizmet yapmadığı İstanbul’u tamamen boş bırakarak Türkiye’yi dolaşmaya ve mitingler düzenleyerek daha üç yıl süre bulunan cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylığını dayatmaya başladı. Esasında bu dayatma, yaklaşan davalara karşı bir zırh kuşanma hamlesiydi.

Diplomasının yasa dışı yolla elde edildiği, bu yüzden de zaten cumhurbaşkanı adayı olamayacağı anlaşılmasına rağmen parti içinde sandık tiyatrosu oynatarak adaylığını kamuoyunun zihnine kazımaya çalıştı. En azından parti çevresinde başarılı da oldu. Böylelikle hem kendisine yönelik davaların hukuki değil siyasi olduğu algısını oluşturmaya hem de muhtemel diğer adayları elemeye çalıştı.

Özgür Özel gazetecilere açıklama yapıyor
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu ile bazı tutukluları Marmara Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu'nda ziyaret etti. Özel, ziyaretin ardından gazetecilere açıklama yaptı. (Arif Hüdaverdi Yaman / AA, 13 Ağustos 2025)

 

Talimat Alan Genel Başkan Şiddeti

Bugün ortaya çıkan tabloda CHP, darmadağınık bir görüntü sergiliyor. Diğer belediyeleri bir kenara bıraksak bile, İBB etrafındaki yasa dışı yapılanmanın, partiyi para, tehdit, şantaj gibi yollarla ele geçirdiği ve istediği yöne sürüklediği anlaşılıyor. Nitekim partinin genel başkanı haftanın birkaç günü Silivri cezaevine gidip talimat alıyor ve çıkışta, aldığı talimatın şiddetine göre sık sık ton değişikliği gösteren açıklamalar yapıyor.

Partideki kargaşayı gösteren en belirgin unsur belki de ipleri elinde tutmakta zorlanan Özgür Özel’in günü gününü tutmayan açıklamaları oluyor. Bir gün cumhurbaşkanına, dışişleri bakanına, savcıya, farklı bürokratlara hakaret ve tehditlerde bulunuyor (ki bunlar da dava konusu oluyor), ertesi gün yolsuzluk davalarıyla ilgili “elinde 32 saatlik görüntü” olduğunu açıklıyor. Ancak aylar geçmesine rağmen kanıt ortaya koyamıyor.

Bir başka gün, yolsuzlukla suçlanan tüm belediye başkanlarına “kendi namusu kadar” güvendiğini, hepsinin tertemiz olduğunu söylüyor, ertesi gün “Kim hırsızlık yapıyorsa Allah belasını versin!” gibi ağır cümleler kuruyor. Durumu nasıl kontrol altına alacağını bilemediği anlaşılıyor. Kısacası, CHP içine düştüğü fırtınalı denizde rotasız kalmış bir gemi gibi oradan oraya sürükleniyor. Bunun altında yatan temel bir sebep var: Siyasetsizlik. Bu noktadan itibaren siyasetsizliğin nasıl geliştiğini inceleyelim.

 

Siyaset Değil Dayatma Yönetimi

CHP 102 yıllık tarihinin ilk 27 yılında zaten rakipsizdi, tek parti diktatörlüğüyle yönettiği ülkede, siyaset üretmesini gerektirecek bir zorlamayla karşı karşıya değildi. Tek yapması gereken, elindeki şablonla ve “kurucu” olmanın sağladığı avantajla toplumu yukarıdan aşağıya inşa etmeye girişmekti. Burada toplumu ikna ederek yol almak söz konusu bile değildi. CHP kadroları, zaten neyin iyi neyin kötü olduğunu biliyor (!) ve bunu kanun zoruyla uygulamaya koyuyordu.

Ancak değişen dünya koşulları, çok partili sisteme geçişi gerektirdiği anda CHP elindeki tek parti avantajını kaybetti, bir daha da tek başına iktidarı asla ele geçiremedi. İktidarı kaybetti ama kurduğu sistemde ordu sopası, yüksek yargı vesayeti ve büyük sermayenin mali desteğiyle gelen iktidarları istediği yönde zorlamaya, başaramayınca da darbelerle alaşağı etmeye başladı. Yani yine siyaset üretmek, toplumun desteğini ikna yoluyla kazanmak gibi bir derde sahip olmadı.

Demokrat Parti’nin, sonunda darbeyle devrileceği 10 yıllık iktidarı boyunca CHP’nin tek yaptığı hükümeti ve başındaki Menderes’i ve icraatlarını karalamak oldu. Sonraki iktidarlar döneminde de bu değişmedi. Parti topluma bir program, bir kalkınma planı, bir yol haritası önermek yerine Demirel’i kötüleyip aşağılayarak günü kurtarma peşinde koştu. “Çoban Sülü” CHP’nin kafasındaki “çağdaş” insan tipine hiç uymuyordu. Darbeyle devrilmesine gönül rahatlığıyla alkış tutuldu.

80’lerde Özal da aynı akıbete uğradı. “Çankaya’nın şişmanı”; tarikatların, cemaatlerin adamıydı. Bugünden geriye bakıldığında Türkiye’nin ilerleme yolunda açtığı kapıların tamamı kötülendi, hiçbir projesine destek verilmedi. 90’ların sonunda Erbakan, 28 Şubat darbesiyle devrildiğinde CHP zaten darbenin sivil ortaklarından biriydi. Erbakan'ın projeleri CHP tandanslı gazetelerde karikatürlerle, yazılar ve manipülatif haberlerle alay konusu ediliyordu. Sonunda ordu muhtırasıyla devirmeyi başardılar.

 

Törpülü Laiklik Denemeleri

1990 ve 2000’ler boyunca CHP’de siyaset diyebileceğimiz neredeyse tek konu “laiklik ve cumhuriyet değerleri” oldu. Nitekim Erbakan’ın partilerinin kapatılmasının ve kendisine siyaset yasağı getirilmesinin temel sebebi olarak bunlar olarak gösterildi. Bu ezber, AK Parti döneminde de devam etti. Erdoğan'a siyasi yasak, partiye kapatma davası, Cumhuriyet Mitingleri ve 27 Nisan muhtırasının temel motivasyonu buydu. AK Parti kapatılmadı ama “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak” suçlamasıyla ceza aldı. Yani bu yıllar boyunca CHP yine siyaset üretmeden siyaset arenasında var olmanın konforunu sürdü.

Ancak bu durum, iktidar getirmekten çok uzaktı. 2010’da Baykal’ın komployla tasfiyesi sonrası Kılıçdaroğlu ve ekibi, sağa açılmayı denedi. Laiklik yine temel konulardan biriydi ama eski keskinliği törpülenmişti. Bu kez de CHP sadece Erdoğan düşmanlığıyla yürümeye başladı. Yıllar yılı ortaya koyabildikleri tek söylem, Erdoğan’ı kötüleme üzerine inşa edildi.

Karşılarında 2023, 2053, 2071 gibi hedefler koyan, bunları nasıl inşa edeceğini tek tek açıklayan ve her geçen yıl vaatlerini gerçekleştirip somut olarak ortaya koyan bir lider ve teşkilatı var ama CHP hâlâ sadece Erdoğan’ı, partisini ve hatta seçmen kitlesini aşağılamak dışında bir şey ortaya koyamıyor. Fakat bununla da iktidar elde edilemiyor.

 

Türkiye Vizyonunu Görememek

Nitekim 2023 seçimlerine giden yol belki de Türkiye’nin geçirdiği en zorlu yıllara sahne olmasına (pandemi, savaşlar, 6 Şubat depremleri, yüksek enflasyon belası vb.) ve bu durum muhalefet için en elverişli koşulları oluşturmasına rağmen CHP, etrafına topladığı tüm partilerle birlikte yine sandığa gömüldü. Çünkü toplum sadece iktidardakilerin “kötülüğünü” dinlemek değil, sorunlara getirilecek çözümleri dinlemek istiyor.

Kalkınma ve refah nasıl olacak; eğitim, sağlık, barınma, gıda gibi temel ihtiyaçlardaki eksiklikler nasıl giderilecek? Terör sorunu nasıl ortadan kalkacak, Türkiye dünya sahnesinde hak ettiği yere nasıl ulaşacak gibi, herkesin her gün konuştuğu konular hakkında CHP’nin sesini duyamıyoruz. Yeni bir dünya düzeni kurulma sürecinde devasa bir altüst oluş dünyayı sallıyor. Uzak coğrafyalar bir kenara, yakın çevremizdeki Irak, Suriye, Mısır, Libya, Filistin, Ukrayna, Doğu Akdeniz gibi konularda dahi CHP’nin ne düşündüğünü bilen yok.

Çünkü CHP, başka konularda da olduğu gibi bu sorunların da hiçbirine dair bir siyaset üretmiyor. Daha doğrusu CHP siyaset üretmiyor. Bu yüzden de bana göre CHP klasik anlamda bir siyasi parti değildir. Bir siyasi partinin en temel özelliği siyaset üretmektir. CHP’de ise bu (1970’lerin dünyasında esen sol rüzgarların etkisiyle Ecevit’in “toprak üretenin, su kullananın” söylemi dışında), hiç var olmadı.

CHP kurulduğu günden bugüne toplumu tepeden dizayn etmenin, toplumla yapısal uyumsuzluk yaşayan bir paralel toplum oluşturmanın aparatı oldu. Bu açıdan da sık sık söylendiği gibi “köklü” bir parti değil, aksine milletle arasında bağ kurmayı başaramamış “köksüz” bir dizayn organizasyonudur.

Üstelik bugün geldiği noktaya bakıldığında kendi içinde yasa dışı operasyonlarla ele geçirilmiş, hangi kliğin yönettiği belirsiz, yolunu kaybetmiş (rotasız) bir gemi gibi savrulup duran bir pozisyona düşmüştür. Bu durum partiyi giderek zayıflatacaktır. Nitekim son yerel seçimlerde, yıllar sonra ele geçirdiği “birinci parti” olma ünvanını her geçen gün kaybettiği, çok sayıdaki anket sonucundan anlaşılmaktadır. CHP’yi daha büyük krizlerin beklediği ama bu durumun aynı zamanda ülkenin total enerjisinin boşa tüketilmesine yol açtığını da üzülerek belirtmek gerekir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası