“Batı sadece bir yön değildir, bir anlayış meselesidir. Batıya gidildikçe saraylar gider… Tarihi saraylar vardır ancak ülke daha mütevazı mekanlardan yönetilir. Konvoylar kısalır, arabalar mütevazılaşır. Liderler denetim altındadır, mütevazıdır ancak halk zengindir. Oysa bundan uzaklaşınca, otoriterlik artınca, saraylar başlar. Bin odalı saraylar, uzun konvoylar, dünyanın en pahalı makam araçları, uçak filoları… İtibar çoktur, ancak halk fakirdir. Şimdi Erdoğan ve biz iki farklı akımı temsil ediyoruz. Bir yanda uzun konvoyları, bin 500 odalı sarayları, tasarruf etmediği itibarı ve yoksulluk vaat ettiği halkıyla Erdoğan. Bir tarafta onun uçan sarayına, en pahalı limuzin Mercedes’lerine değil, ülkenin demokrasisine talip olan bizler varız.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bu sözleri, Ekim başlarında, Brüksel’de düzenlediği bir miting meydanında, huşu içinde dile getirdi. Uzun konuşmasının çoğunluğunda gergin ve sert ifadeler kullanırken, sıra Batının niteliklerini övme konusuna gelince yüzüne yerleşen huzur ve dinginlik, Özel’in (ve tabii temsil ettiği siyasi çizginin) Batı hayranlığını söze yer bırakmayacak kadar açık anlatıyordu aslında. Sonrasında kürsüye çıkan yabancı konuşmacılardan biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yuhalattı, alanda bulunan CHP’liler de onu uzun uzun alkışladılar.
Oysa Özel’in konuşma yaptığı Belçika dahil 12 Avrupa ülkesinde bugün monarşiler ve ihtişamlı saraylar var. Örneğin Özel’in bunları söylediği yerden biraz daha batıya gidince İspanya’da krallık var. Daha da batıya gitse İngiltere’de yüzlerce yıllık geleneklerini koruyan bir monarşi bulunuyor. Biraz yukarı çıksa Hollanda, İsveç, Norveç, Danimarka’da da yine krallıklar ve saraylar var. Hepsi de halkın vergilerinden kesilen yüksek bütçelerle saraylarda yaşıyor, doğal olarak lüks araçlara biniyorlar.
Aynı konuşmanın devamında Özel şunları dedi:
“Dünyanın bu düzeninden memnun olanlar Erdoğan’ı istiyor. Zengin daha zengin olsun fakirler sürünsün isteyenler Erdoğan’ı istiyor. Bu milletin eşitliğini isteyenler, kardeşliğini isteyenler, ‘Hep birlikte kazanalım, hakça, eşitçe paylaşalım’ diyenler, sosyal adalet isteyenler Ekrem İmamoğlu’nu istiyor, Cumhuriyet Halk Partisi’ni istiyor. Bu kavga, zengin ve fakir arasındadır. Bu kavga, zulmedenle zulüm gören arasındadır. Bu kavga, partiler arasında değil, sınıflar arasındadır. Ezilenden yana olanları, vicdanı olanları, bu mücadelede İmamoğlu’na ve CHP’ye sahip çıkmaya davet ediyorum.”
Halbuki aynı Özgür Özel, İBB eski başkanı yolsuzluktan tutuklanınca yaptığı mitinglerde, CHP seçmeninin Türkiye’nin en zengin kesimini oluşturduğunu, istediği markaları boykot ettirerek zarara uğratabileceklerini meydanlarda söylüyordu. Örnek verdiği markalar da gerçekten en pahalı ürünleri satanlardı. Nitekim CHP’nin yıllardır en çok oy aldığı şehir ve semtlere bakınca bu gerçek görülüyor. Yoksul işçi semtlerinde, kent yoksullarının yoğunlaştığı bölgelerde ise en fazla oyu AK Parti alıyor. Kimin hangi sınıfın partisi olduğu verilerle ortada.
CHP’nin Genetik Kodlarındaki Batıcılık
Özel ve ekibinin ülkeyi Batıya şikâyet etmeye koştuğu örnekler hiç de az değil. Birkaç ay önce İngiltere’de BBC’ye verdiği bir mülakatta da Özel, Batının kendilerini yalnız bıraktığından, terkedilmiş hissettiklerinden dert yanıyordu. İngiltere’nin çıkarlarının Erdoğan iktidarında değil, CHP’de olduğunu çekinmeden söyleyebildi.
Batıcılık, CHP’nin temel hasletlerinin başında gelir. Kendi ülkelerinde her ne konu olursa olsun önce dönüp “Batı ne der?” diye bakarlar. Türkiye'yi ilgilendiren her konuda Batının tezlerini birebir kopyalayıp dile getirirler. Örneğin Rusya-Ukrayna Savaşı çıktığında, Erdoğan’ın komşularla iyi ilişkiler çerçevesinde her iki ülkeye eşit mesafede durmasını şiddetle eleştirdiler. Batıdan gelen direktifleri tereddütsüz benimseyip “Rusya ile ilişkileri derhal kesip yaptırım uygulamayı” önerdiler. Oysa bugün Batının tezleri işe yaramıyor, iki ülkeyle aynı anda konuşabilen Erdoğan ise müzakere masalarının aranan aktörü haline geldi.
Batıcılık CHP’nin genetik kodlarına işlenmiştir. 20. yüzyılın başlarında siyasi hayatımıza iyice yerleşen bu akım, bugün CHP’de cisimleşmiştir. Nitekim Özel de sık sık kendilerinin Jön Türkler olduğunu vurguluyor. O Jön Türklerin Batı hayranlığı CHP’nin bugünkü zeminini oluşturdu. Çok bilinen bir örneği hatırlayalım.
1908’de Jön Türklerin önde gelen asker üyeleri, Abdülhamit Han yönetimine isyan edip emrindeki birlikler ve onlara katılan sivil gönüllülerle Balkan dağlarına çıktılar. Bu isyanın bastırılamaması sonucu Sultan İkinci Meşrutiyet’i ilan etti. Jön Türkler bu hamleye İngilizlerin desteği ve bastırması sonucu ulaşıldığını düşünüyorlardı. İlandan bir hafta sonra trenle Sirkeci garına gelen İngiliz Büyükelçisi Gerard Lowther, karşısında kendisini bekleyen coşkulu bir kalabalık ve atları sökülmüş bir araba buldu. Jön Türkler elçinin arabasının koşumlarına kendilerini bağlayarak Sirkeci’den bugünkü İstiklal Caddesi’nde bulunan İngiliz elçiliğine kadar arabayı çektiler.
O arabaya koşulanlar arasındaki Ahmet İhsan (Tokgöz) hatıratında şöyle diyor:
“1908 Temmuz’unun 23. günü İstanbul’da bulunmayan İngiliz sefiri Lowther şehrimize döndüğü zaman Sirkeci istasyonunu baştan başa doldurmuştuk. Büyükelçiyi candan ve gönülden alkışlıyorduk. Nihayet coşkun gençler, büyükelçinin arabasını çeken atları söküp arabayı kendi kollarıyla çekmişlerdi. Bu fıkrayı yazmaktan maksadım, Meşrutiyet’in ilanına kadar Türk aydınlarının siyasi meylini ve düşüncesini göstermektir.”
Beklenmedik bu olay karşısında neye uğradığını şaşıran büyükelçi aynı gün Londra’ya çektiği telgrafta bu Jön Türkleri “Siyasi tecrübeden yoksun, aralarında birlik bulunmayan iyi niyetli çocuklar topluluğu” diye tasvir ediyordu. Bugün de “Biz Jön Türkleriz” diyen Özgür Özel’in CHP’si İngiliz arabasına at olup çekmeye amade, talimat bekler pozisyondadır. Önemli olaylarda Batı parmağını şıklatıncaya kadar, ne diyeceğini bilmez halde bekler, işaret gelince en yüksek sesle konuşmaya ve Batı tezlerini olduğu gibi aktarmaya başlar.
Batı Söylemlerinin Ülkedeki Sesi
CHP’nin Batının tezlerine ters düştüğü tek bir örnek bile gösteremeyiz. Mesela CHP Milletvekili Utku Çakırözer’in NATO Parlamenter Asamblesi’nin bir komisyonuna yazdığı 28 sayfalık İran raporu, CHP’nin yeri geldiğinde nasıl kraldan daha kralcı olduğuna iyi bir örnek. Çakırözer raporda, İran’ın nasıl AB ve ABD karşıtı olduğunu, siyonizm karşıtı HAMAS gibi örgütlerin terörist olduğunu savunuyor ve İran’ın istikrarsızlaştırılmasını öneriyor. ABD ve İsrail’e karşı çıkan ülkeleri “yıkım ekseni” olarak tanımlıyor ve NATO’yu Ortadoğu’ya “sürekli angaje” olmaya çağırıyor. Batı ve siyonizmin tezlerini bu kadar net dile getirenler bir İsrail’den bir de CHP’den çıkıyor.
Aynı yaklaşım Gazze soykırımı konusunda da şaşmadı. Daha 7 Ekim’in dumanı tüterken Özgür Özel ve cumhurbaşkanı adayı ilan ettiği tutuklu eski İBB başkanı hemen ortaya atılarak HAMAS’ı terörist ilan edip İsrail’in uğradığı kayıplardan duydukları derin üzüntüyü dile getirmişlerdi. İki yıl geçtikten ve dünyada rüzgâr İsrail aleyhine döndükten sonra bile CHP Dış Politika Koordinatörü İlhan Uzgel “AK Parti iktidarının ateşkesi bir HAMAS zaferine çevirmeye çalışmasından çok rahatsızım. Sen gidip, 1200 İsrailli vatandaşı öldürüyorsan bu savaş ilanıdır. Sen bir tane İsrailli öldürürsen ben on tane Filistinli öldürürüm diyor İsrail. İsrail o eylemi yaptı. İsrail'in şiddetini üzerine çekti” diyebiliyor.
Özgür Özel de Gazze’de ateşkes anlaşmasının en önemli aktörlerinden olan Erdoğan’ın etkin oluşundan rahatsızlığını bağırarak dile getiriyordu. Şarm el Şeyh’teki zirveye son dakikada Netanyahu’nun davet edildiğini öğrenen Erdoğan uçağını havada geri döndüreceğini muhataplarına bildirince, soykırım suçlusunun katılımından vazgeçilmişti. Başta İsrail basını olmak üzere tüm yabancı medya bunu gördü ve yazdı. Ama Özel çıkıp “Hiç dünkü kadar utanmamıştım. Güya Netanyahu da gelecekmiş de Erdoğan karşı çıkmış. Yav Netanyahu nereye geliyor? Ne Erdoğan’ın karşı çıkması? Gık demediniz, parmağınızı oynatamadınız” şeklinde çarpıttı. Herhalde Erdoğan’ın kazanması kadar Batının kaybetmesine de üzülmüş olmalı. Çünkü İsrail basını telaş içinde “Gazze’deki Türk bayrakları stratejik başarısızlığımız” manşetleri atıyor.
CHP son yıllarda meydana gelen Libya, Karabağ, Ukrayna, Suriye gibi çevremizdeki tüm olaylarda birebir Batı çıkarlarını, aynen Batının sözleriyle savundu. Türkiye'nin ortaya koyduğu Mavi Vatan tezine bile şiddetle karşı çıkıp “masal” dediler. Daha geçen ay mecliste Irak, Suriye ve Libya tezkerelerine DEM Parti’yle birlikte hayır oyu kullandılar.
Batı Taşıyıcılığı
ABD’nin önceki başkanı Biden’ın 2019’da epey yankı bulan “Türkiye’deki muhalefeti destekleyip iktidara getireceğiz” sözlerine hararetle sahip çıktılar. Önceki genel başkan Kılıçdaroğlu, bu sözleri eden Biden seçilince, dünyada herkesten önce kutladı kendisini. 2023 seçimleri öncesi de Batı turuna çıkıp icazet ararken ABD’de sekiz saat ortadan kaybolduğu hatırlardadır. İngiltere’ye gidip muhalefeti desteklemeleri için yatırım sözü almaya çalıştığını da bizzat kendisi açıkladı.
Benzer bir durumun 15 Temmuz darbesi öncesi de yaşandığını HDP eski Milletvekili Altan Tan geçtiğimiz günlerde ifşa etti. Meğer muhalefetten çeşitli isimler ABD büyükelçisinin evinde toplanmış ve şu sözleri işitmişler “Ortadoğu değişecek. Erdoğan gidecek. Kürtlere Suriye’de toprak verilecek. Siz bizi destekleyin, biz de sizi”. Aradan 10 yıl geçtikten sonra bile CHP yetkilileri Batılıların kapısını aşındırmaya devam ediyor. Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “altılı masa” tartışmaları sırasında söylediği zehir zemberek sözlere CHP’den hiçbir yalanlama gelmemişti. Soylu, CHP’nin başını çektiği muhalefetin yazdıkları metinleri bile “bir AB ülkesinin elçiliğinde redakte ettirdiklerini” söylüyordu. İtiraz eden veya yalanlayan çıkmadı.
CHP kuruluştan itibaren ülkeyi Batıya taşıma niyetindeydi ama bunu beceremeyince Batıda ne varsa buraya taşımaya çalıştı. Alfabesinden takvimine, kanunundan müziğine, kıyafetinden şapkasına kadar ne varsa olduğu gibi alıp getirdiler. Ancak toplumlar öyle bir anda yukarıdan aşağıya ve sopa zoruyla dönüştürülemiyor.
Nitekim bugünün Türkiye toplumu da bünyesiyle uyumsuz, zorlama dönüşümleri kabullenmediğini gösteriyor. Aksine geleneksel kodlarını hatırladığı ve buna uygun bir siyasi iradeye kavuştuğunda tarihinden süzülüp gelen hasletlerini yeniden gün yüzüne çıkarıyor. Batıyı taklit etmektense onunla yarışıyor ve binlerce yıllık gelenek göreneklerini, tarihi mirasını reddetmeden hak ettiği seviyeye doğru yükselişini sürdürüyor.
CHP ise İngiliz elçinin arabasına koşulduğu günlerden bugüne hiçbir değişim göstermeden, sadece şikayetlerini Batıya taşıyıp icazet peşinde koşmaya devam ediyor. Buradan da bir sonuç elde edemediği için “bin odalı saray, uçan saray, otoriter rejim” gibi klasik ezberlere sarılıyor, başı sıkışınca da en güvendikleri zırh olan “Atatürk’ün partisi” olma türküsünü tutturuyor.
