Kriter > Siyaset |

Sevgiyle Hükümet Devrilir mi?


Dünyada düzen yeniden kuruluyor. Yaklaşık dört asırlık Batı hegemonyası sarsılıyor. Avrupa artık dünyaya kurallar ve değerler bütünü pazarlayabilecek pozisyonunu kaybediyor, kendi derdine çareler arıyor. Çatlamakta olan Atlantik ittifakının yerine ne koyabileceğini tartışıyor. Yeni güç dengeleri, yeni ittifaklar oluşuyor. Bizde ise CHP ve başını çektiği muhalif gruplar olan bitenin farkında değiller gibi. Avrupa'yı geçen yüzyılın Avrupası, dünya düzenini geçen yüzyılın düzeni olarak görmeye devam ediyorlar. O yüzden de eski ezberlerle Batılı ülkelerin eşiğinde hazırolda bekleyerek ikbal elde edebileceklerini sanıyorlar.

Sevgiyle Hükümet Devrilir mi
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Belçika'nın başkenti Brüksel'de gerçekleştirilen Avrupa Sosyalist Partisi (PES) Liderler Toplantısı'nda konuştu. (CHP / AA, 18 Aralık 2025)

Bu yıl Nobel Barış Ödülü, ABD Başkanı Trump’ın onca çabalamasına, her fırsatta ve hemen her konuşmasında açıkça ödülü kendisi için talep etmesine rağmen ona değil Venezuelalı aşırı sağ siyasetçi Maria Corina Machado’ya verildi. Nobel Komitesi ödülün gerekçesi olarak Machado’nun “Venezuela halkının demokratik haklarını savunma konusundaki yorulmak bilmez çalışmaları ve diktatörlükten demokrasiye adil ve barışçıl bir geçiş için verdiği mücadele”yi gösterdi.

 

Machado’nun ABD Sevgisi

Ancak ortada bir terslik vardı. Halkının “demokratik haklarını savunmak için yorulmak bilmeden çalışan” bu hanım, ABD’yi ülkesine askeri müdahalede bulunmaya çağırıyordu! Aralık’ta bir Amerikan televizyonuna verdiği mülakatta dile getirdiği çağrıya sunucu bile şaşırmış olacak ki “Barış ödülü alan birinin askeri müdahale çağrısı çelişki değil mi?” diye soruyordu. Maria Hanım’ın verdiği cevap ilginçti: “Ülkeme yapılacak bir ABD müdahalesine rejim değişikliği değil SEVGİ HAREKETİ denilebilir”.

Bu “sevgi hareketi”nin nasıl bir şey olduğunu Ağustos’tan beri TV’lerden izliyoruz. ABD, donanmasının önemli bir bölümünü Karayipler’e yerleştirdi. Venezuela'dan yola çıkan gemileri, tekneleri havadan bombalıyor, petrol tankerlerine el koyuyor, devlet başkanını uyuşturucu kartelinin lideri ilan edip başına 50 milyon dolar ödül koyuyor. Trump da ülkenin petrollerine el koyacaklarını açıkça söylüyor.

Nitekim barış ödüllü, sevgi dolu Machado da iktidara geldiklerinde ülkesinin petrollerini özelleştireceklerini ve ABD şirketlerine açacaklarını söylüyordu. Bu şahsın 2000’lerin başından beri ABD’yle yakın ilişkiler kurduğu biliniyor. ABD’nin fonladığı Sumate adlı bir sivil toplum kuruluşunu da yönetiyordu.

Machado bu “sevgi hareketi”ni sadece ABD’den değil İsrail’den de bekliyor. Açık kaynaklara bakıldığında, en azından 2018’den beri İsrail’e övgüler dizip destek istiyor. Machado, 2018 sonunda Netanyahu’ya mektup yazarak BM Güvenlik Konseyi’nde “etkili önlemler” alınmasını ve rejim değişikliğini teşvik etmesini istemişti. 2019 başında da o dönem ABD’nin parlattığı ve geçici devlet başkanı olarak tanıdığı (hemen arkasından İsrail de tanımıştı) Juan Guaido’nun desteklenmesine teşekkür etmiş, İsrail’le kopan ilişkileri yeniden tesis edeceklerini duyurmuştu.

Bayan Machado’yu her yıl İsrail’in “bağımsızlık günü” tebriklerinden de hatırlıyoruz. “Venezuela’nın mücadelesi İsrail’in de mücadelesidir”, “İsrail bir direniş modelidir”, “Ulusumuzu müreffeh, özgür ve güvenli hale getirme adına Yahudi halkına güvenebileceğimizi biliyoruz” gibi beyanlar kendisine aittir.

2020’de daha da ileri giderek kendi partisiyle İsrail’in soykırımcı hükümetinin başındaki Likud partisi arasında anlaşma imzaladı. Anlaşmada iki parti arasında “siyasi ideolojik ve sosyal konularda iş birliği yapmak; strateji, jeopolitik ve güvenlik alanlarında ittifak kurmak” konusunda söz veriyordu. Kudüs'ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacaklarını da ilan eden bu sevgi kelebeğinin, iki yılı aşkın süredir devam eden Gazze soykırımı konusunda en ufak bir eleştirisine rastlamak ise mümkün değil. Ama zaten Nobel Barış Ödülü’nün de barışla tek alakası ismi.

 

Türkiye Versiyonu

Biz bu “sevgi” siyasetini ülkemizde yapılan yerel seçimlerde kullanılan bir slogandan hatırlıyoruz: “Radikal sevgi”. BirGün gazetesi yazarı Ateş İlyas Başsoy’un CHP’ye seçim kampanyası olarak önerdiği kavram başarılı da oldu. Şu an yolsuzluk, irtikap, rüşvet gibi suçlardan tutuklu bulunan İBB eski başkanı şahsın kampanyasında da kullanıldı. Ama sonradan gördük ki bu “radikal sevgiyle” milyarlarca dolar kamu kaynağı pervasızca paylaşılmış, İstanbulluların kişisel verileri yabancı istihbarat örgütlerinin eline geçecek şekilde kopyalanıp pazarlanmış, inanılmaz büyüklükte servetler el değiştirmiş, önemli bölümü de sonraki cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir havuzda toplanmış.

Yola radikal sevgiyle çıkan tutuklu şahıs (ve hangi sıfatla ortada boy gösterdiği bilinmeyen eşi) şimdi cezaevinden yabancı basına sürekli mektuplar yolluyor, makaleler yazıyor, destek istiyor. Kendisi ve eşi The Economist’e, yine kendisi Guardian’a ve son olarak da ABD devletinin desteklediği Foreign Affairs’e yazdı. Ancak bu son yazıda, ülkesini şikayet etmek ve dışarıdan yardım dilenmekte o kadar ileri gitmişti ki CHP’nin yayın organlarından Cumhuriyet gazetesi bile tepki göstermek zorunda kaldı.

CHP’nin solculuktan ve antiemperyalizmden uzaklaştığından dem vuran (oysa CHP ne solcudur ne de antiemperyalist) Cumhuriyet yazarı Mehmet Ali Güller, “Özel-İmamoğlu ikilisinin Erdoğan’la Atlantikçilik’te yarıştığını” söylüyor. Yazar bu konuda epey kızgın. Bu ikilinin “CNN’den BBC’ye ve Foreign Affairs’e kadar tüm Batı mecralarına yaptığı açıklamaların ‘Biz AKP’den daha Atlantikçiyiz mesajı’ içerdiğini” bildiriyor.

Aynı yazarın “ABD İmamoğlu’nu kurtarabilir mi?” başlıklı bir başka yazısında da sert eleştiriler var. Yazar, eski İBB başkanının Foreign Affairs’de yayınlanan yazısındaki “Türkiye’yi ABD’nin öngörülebilir ortağı yapmayı” vaat etmesine, “ABD ve AB’yle Doğu Akdeniz’de uyum” istemesine, “AKP’nin ABD’yle ilişkileri gerdiğini” söylemesine öfkeleniyor ve şöyle serzenişte bulunuyor: “İnanılır gibi değil. Şu listeyi kimin önüne koysanız ABD’nin Ankara büyükelçisinin Türkiye’den talepleri sanar! … Hiç eğip bükmeye gerek yok. İmamoğlu'nun mesajı ABD’ye ‘Beni kurtar’ mesajıdır. Karşılığında daha Amerikancı bir yönetim kurarım vaadidir”.

Haksız mı? “Sevgi hareketi”, “radikal sevgi” gibi çiçek böcek mesajlarıyla yola çıkanlar sonunda emperyalizmden medet dileniyorlar. CHP’nin şimdiki genel başkanı Özgür Özel de farklı değil. Ne zaman yurt dışına çıksa iktidara karşı kendilerine destek verilmesi için kapı kapı dolaşıyor. Örneğin geçtiğimiz aylarda BBC’ye verdiği bir demeçte, İngiliz Başbakan Keir Starmer’a mesaj iletiyor ve “Biz Jön Türkleriz. İngiltere’nin çıkarları Erdoğan’da değil bizde. Ama o bizimle görüşmedi, kırgınız. Kendimizi terk edilmiş hissediyoruz” demişti. İnsan İkinci Meşrutiyet sonrası İngiliz büyükelçinin arabasındaki atları çözüp yerine kendilerini bağlayan, Batı hayranı Jön Türkleri hatırlamadan edemiyor.

Ekrem İmamoğlu
Ekrem İmamoğlu (Muhammed Selim Korkutata / AA, 15 Mart 2025)

 

Kalanlar ve Büyüyenler

Fakat bu yalvarmaların pek de işe yaradığı söylenemez. Yine Özgür Özel, Aralık’ta, Brüksel’de katıldığı bir toplantıda AB Konseyi Başkanı Antonio Costa’ya kendisiyle görüşmediği için sitem ediyordu. Costa, toplantıda kendi konuşmasını bitirdikten sonra çıkınca Özel çok bozulmuş ve “Kendisiyle baş başa beş dakika bile görüşemememiz kabul edilemez” diyor, Erdoğan’ı otoriterlikle suçluyor ve Avrupa’nın Erdoğan’la değil kendileriyle iş birliği yapmasını istiyordu. Üstelik bunu da açık açık “Avrupa’nın güvenliği için” diyerek şarta bağlıyordu. Ama görüldüğü gibi, sosyalist yoldaşı Costa bile kendisine beş dakika ayırmamıştı. Tıpkı Starmer gibi, tıpkı Türkiye’ye ve onun güçlü liderliğine giderek daha fazla ihtiyaç duyan diğer Avrupa liderleri gibi.

Hatırlanacağı üzere, CHP’nin önceki genel başkanı Kılıçdaroğlu da sürekli Batı başkentlerini gezip Erdoğan’a karşı kendilerine destek arıyordu. Eski ABD Başkanı Biden’ın 2019 seçimleri öncesi, ABD TV kanallarında, Erdoğan’ı durdurmak için Türkiye’deki tüm muhalifleri birleştirme ve açık çek verme sözleri hafızalardadır. Bunun sonucunda CHP öncülüğünde altılı masa kurulmuş ve tüm muhalefet bir çatı altında toplanmıştı. Kılıçdaroğlu ABD’de 8 saat ortadan kaybolup hamburgercilerde, İngiltere’de City of London’a gidip finans çevrelerinde destek arıyordu. Şimdi onu destekleyen Biden da emekliye ayrıldı, onun desteğini isteyen Kılıçdaroğlu ve altılı masa liderleri de.

Erdoğan ise her zamankinden daha çok aranan bir lider haline geldi. Bugün dünyadaki pek çok meselede, çatışma çözümleri konusunda Erdoğan’ın yardımına başvuruluyor. CHP’lilerin kapısında yatıp kalktıkları ABD ve Avrupa liderleri onlara “beş dakika bile” ayırmazken, her yurt dışı ziyaretinde Erdoğan’la görüşmek için sıraya giriyorlar.

 

Eski Ezberlere Bağımlılık

Dünyada son 10 yılda bir trend ortaya çıkmıştı. Küresel sermaye gruplarıyla itaatkâr bir iş birliği geliştireceği düşünülen bazı figürler, çeşitli ülkelerde desteklenerek iktidara veya iktidar adaylığına taşındı. Bunlara bir de “beyaz gömlekli” imajı çizilmişti. Hepsinin ortak özellikleri kalabalıkların karşısına kolları sıvanmış beyaz gömlekle çıkmaları, nispeten genç olmaları, eşlerinin sarı saçlı olması ve istisnasız hepsinin Batılı görünümlü olmalarıydı.

Venezuela'nın eski muhalif figürü (yukarıda da adı geçen) Guaido, Avusturya’da Kurz, Ukrayna’da Zelenski, Fransa’da Macron, Kanada’da Trudeau ve bizde “Kürt Obama” diye parlatılan Selahattin Demirtaş ile tutuklu eski İBB başkanı bunlar arasındaydı. Bu figürler icraattan çok imaj çalışmalarıyla öne çıkarılmıştı. Basit popüler sloganlar, yoğun internet ve sanal medya pompalamaları, gençlere sempatik gelecek uçuk vaatler ve hepsinin arkasında büyük sermaye destekleri vardı. Ama bugün ya yerlerinde yeller esiyor ya da perişan durumdalar.

Dünyada düzen yeniden kuruluyor. Yaklaşık dört asırlık Batı hegemonyası sarsılıyor. Avrupa artık dünyaya kurallar ve değerler bütünü pazarlayabilecek pozisyonunu kaybediyor, kendi derdine çareler arıyor. Çatlamakta olan Atlantik ittifakının yerine ne koyabileceğini tartışıyor. Yeni güç dengeleri, yeni ittifaklar oluşuyor. Pek çok ülkede LGBT’ye, etnik ayrımlara, dini farklılıklara, sınıfsal değil kimliksel yaklaşımlara sahip küreselci ajandalara itirazlar yükseliyor. Aileyi, dini inancı, muhafazakâr değerleri daha çok savunan liderler etrafında kümeleşmeler yaygınlaşıyor.

Bizde ise CHP ve başını çektiği muhalif gruplar olan bitenin farkında değiller gibi. Avrupa'yı geçen yüzyılın Avrupası, dünya düzenini geçen yüzyılın düzeni olarak görmeye devam ediyorlar. O yüzden de eski ezberlerle Batılı ülkelerin eşiğinde hazırolda bekleyerek ikbal elde edebileceklerini sanıyorlar. Oysa seçimlerde Virginia’dan, Birmingham’dan, Brüksel’den değil, Kütahya’dan, Samsun’dan, Maraş’tan oy almaları gerekiyor.

Foreign Affairs’e yazdıkları yazıları, belki Londra’nın, Paris’in siyasi elitleri okuyordur ama nihayetinde iktidar onların elleriyle değil seçim günü sandığa giden Türk seçmenin oylarıyla kazanılıyor. Üstelik siyasi hayatta halkın sorunlarına inandırıcı çözüm önerileri getirmek yerine, sevmediği sınıf arkadaşını öğretmene şikâyet eden mızmız öğrenciler gibi, sürekli yurt dışına şikâyete koşan siyasetçilerin bu davranışı, kendi çevrelerinin ciddi insanlarında bile tepkiye yol açıyor. Organik değil imaj ürünü bu vesayetçi siyasetçi tipi toplumlar nezdinde artık pek de karşılık bulamıyor.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası