Kriter > Dosya > Dosya / Küresel Siyaset |

Muhammed bin Selman’ın Ziyareti ve ABD-Suudi Arabistan Stratejik İttifakına “Yeni Bir Şans” Vermek


Gelişmeler ve stratejik alanlarda yapılan anlaşmalar, Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilerin doğasının da dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Geçmişte petrol kaynakları üzerinden Suudi Arabistan ile ilişkilerini yürüten ve bu ülkeye petrol karşılığında güvenlik şemsiyesi sağlayan ABD, günümüzde uranyum başta olmak üzere nadir toprak elementleri temini karşılığında başta F-35 savaş uçakları olmak üzere yüksek teknoloji savunma sanayii ürünleri tedarik ettiği bir formülü hayata geçirmektedir.

Muhammed bin Selman ın Ziyareti ve ABD-Suudi Arabistan Stratejik İttifakına
ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ı Washington DC'deki Beyaz Saray'da ağırladı. (Celal Güneş / AA, 19 Kasım 2025)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bu göreve geldiği 2017’den bu yana ikinci ABD ziyaretini 18-19 Kasım 2025 tarihlerinde gerçekleştirdi. 2018’in Mart ve Nisan aylarında ABD’deki siyasi, askeri ve ekonomik aktörlerin desteğini almak amacıyla 13 gün süren uzun bir ziyaret gerçekleştiren Muhammed bin Selman, o dönemde başarılı bir süreç yürütmüş ve gerek ülke içerisinde yürüttüğü reform ajandası gerekse de dış politikadaki müdahaleci strateji için önemli destek toplamıştı. Bu ziyaretiyle bir anlamda Veliaht Prens olarak ülkenin fiili lideri pozisyonunu ve beraberinde gelen siyasi iktidarını konsolide etme amacıyla ABD’deki birçok tarafın desteğini kazanmıştı. Obama döneminde iki ülke arasında zaman zaman yaşanan gerilimli süreçler, ABD’de Trump’ın Suudi Arabistan’da da Muhammed bin Selman’ın iktidar pozisyonlarına gelmeleriyle hızlı biçimde aşılmıştı. Ancak Ekim 2018’deki Kaşıkçı hadisesi, Riyad için yönetmesi zor bir süreci beraberinde getirmişti. O dönemde ABD siyasetinde ve kamuoyunda Suudi Arabistan yönetimine karşı oluşan tepkilerin yoğunlaşması ve 2021’de Joe Biden’ın Başkanlık koltuğuna seçilmesinin de etkisiyle Muhammed bin Selman, 2018’den bu yana ABD’ye herhangi bir ziyaret gerçekleştirmemişti. Bu durumun da etkisiyle Suudi Arabistan, ABD dışındaki küresel aktörlerle ilişkilerini geliştirme arayışı içerisinde olmuş ve 2019’dan itibaren Çin, Hindistan, Rusya ve Pakistan gibi ülkelerle siyasi ve askeri iş birliklerini hayata geçirmişti.

 

İttifakın Ekonomik ve Stratejik Kazançları

2025’in başında Trump’ın ABD Başkanlığına ikinci kez seçilmesiyle Washington’ın Riyad’a yönelik politikası da yeniden şekillenmeye başladı. İlk başkanlık döneminde olduğu gibi Trump, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ile ilişkilere önem vermekteydi. Bu durumu teyit eden bir kararla Trump, 2017’de olduğu gibi, 2025’te de başkan seçildikten sonraki ilk resmi ülke ziyaretini 20-22 Mayıs tarihlerinde Suudi Arabistan’a gerçekleştirdi. Trump’ın Suudi Arabistan’la ilişkilere verdiği önemin arkasında Muhammed bin Selman’ın ülkeyi başta 2030 Vizyonu olmak üzere önemli bir dönüşüm sürecinden geçirecek olması gelmektedir. Bu dönüşüm, hiç şüphesiz Suudi Arabistan’ı bölgenin önde gelen ülkelerinden birisi haline getirecek ve ABD’nin bölgesel politikalarında da vazgeçilmez bir ortak haline sokacaktır. Bu noktada Trump, Suudi Arabistan’ı hem ekonomik anlamda faydalanacağı bir ortak hem de Ortadoğu’ya yönelik stratejilerinde önemli bir müttefik olarak görüyor. Bunun yanında ABD’nin Çin ile olan rekabetinde Suudi Arabistan’ı yanına alması da Washington açısından büyük önem taşıyor.

Bu ilişki ağının ve ortaklık denkleminin işaretleri, Muhammed bin Selman’ın Kasım’daki ABD ziyareti sırasında açık biçimde gözlemlenmiştir. Muhammed bin Selman’ı Oval Ofis’te ağırlayan Trump, Suudi liderle yaptığı basın açıklamasında Riyad’ın ABD için vazgeçilmez bir ortak olduğunu vurgulamıştır. Trump daha sonra Muhammed bin Selman onuruna verdiği yemek sırasında yaptığı konuşmada da ABD’nin Suudi Arabistan’ı NATO dışı müttefik olarak kabul ettiğini duyurmuştur. Bu karar, ABD’nin Suudi Arabistan’ı Ortadoğu politikalarında yeniden başat aktörlerden birisi olarak konumladığını göstermesinin yanında, Washington’ın Muhammed bin Selman’ın Suudi Arabistan’daki liderliğine de uzun soluklu bir yatırım yaptığı anlamına gelmektedir. Suudi Arabistan açısından ise bu karar, Riyad’ın özellikle Biden döneminde ABD ile zedelenen ilişkilerine yeniden ivme kazandırma ve stratejik ortaklık seviyesine getirme şeklinde değerlendirilebilir. Bu sürecin önemli bir adımı ise yine Trump tarafından yapılan “ABD ile Suudi Arabistan arasında yeni bir güvenlik anlaşması imzaladığı” açıklamasıdır. Anlaşma kapsamda Suudi Arabistan’ın ABD’den en az 140 milyar dolarlık silah, mühimmat ve savunma alanında hizmet alacağı duyurulmuştur.

Trump-Selman
ABD Başkanı Donald Trump, 13-16 Mayıs tarihlerinde üç ülkeyi kapsayan Ortadoğu turunun ilk ayağında Suudi Arabistan'a gitti. Trump'ı, Riyad’daki Melik Halid Havalimanı'nda Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman karşıladı. (Bandar Al-Jaloud/Saudi Royal Court / AA, 13 Mayıs 2025)

 

Nadir Topraklar Anlaşmasıyla Çin Etkisini Azaltma Hedefi

Ziyaret kapsamında ABD ve Suudi Arabistan arasında imzalanan bir diğer önemli anlaşma ise kritik mineraller ve nadir toprak elementleri konusunda iş birliğini derinleştirmeyi hedefleyen ve iki ülkenin ulusal stratejilerini kritik mineral tedarik zincirlerini çeşitlendirmek için uyumlu hale getiren çerçeve anlaşması olmuştur. Bu anlaşma ile uranyum, değerli metaller ve diğer nadir toprak elementlerinin ortaklaşa tedariki konularında iş birliği yapılmasının önü açılmıştır. Anlaşma ile ilgili yapılan açıklamada, ABD Savunma Bakanlığı’nın Suudi Arabistan’da kurulacak olan nadir toprak elementleri rafinerisinin yüzde 49’una hisseli ortaklık formülüyle finansman sağlayacağı da duyurulmuştur.

Bilindiği üzere ABD kendi rezervleri kapsamında hafif nadir toprak elementleri üretmektedir fakat ağır nadir toprak elementleri konusunda başta Çin olmak üzere dışa bağımlı durumdadır. Son yıllarda artan rekabet ortamı ve siyasi gerilimler, Çin’in nadir toprak elementleri ihracatında kısıtlamalara gitmesine neden olurken, bu durum bir taraftan da ABD’nin aralarında F-35 savaş uçaklarının, denizaltıların, TOMAHAWK füzelerinin, PREDATOR insansız hava araçlarının ve radar sistemlerinin de bulunduğu yüksek teknoloji savunma sanayii ürünlerinin üretim süreçleri noktasında önemli bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. Bununla birlikte nadir toprak elementleri, kritik insani teknolojiler anlamında da önem taşımakta, Çin’in ihracat kısıtlamalarından dolayı otomotiv, MR (manyetik rezonans) makineleri ve kanser araştırmalarında kullanılan cihazların üretimlerinde riskler yaşanabilecektir.

Bu noktada ABD’nin Suudi Arabistan ile nadir toprak elementleri konusundaki anlaşmasının başlıca hedeflerinden birisinin, Washington’ın bu alanda Çin’e olan bağımlılığının azaltılması olduğu söylenebilir. Nitekim Suudi Arabistan son yıllarda nadir toprak elementleri konusunda yeni keşifler gerçekleştirerek bu alanda dünyanın önde gelen ülkelerinden birisi haline gelmiştir. Suudi Arabistan Endüstri ve Mineral Kaynaklar Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Cidde’nin 350 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Cebel Sayid rezervinde en az 552 bin tonluk ağır nadir toprak elementleri rezervinin bulunduğu ifade edilmiştir. Buna ilaveten aynı bölgede 355 bin ton da hafif nadir toprak elementinin bulunduğu duyurulmuştur. Suudi Arabistan’daki bu rezerv, dünyada keşfedilen en büyük dördüncü nadir toprak elementleri rezervi olarak kayıtlara geçmiştir.

 

Riyad için Trump Döneminin Avantajları

Muhammed bin Selman’ın ziyareti sırasında ABD ile Suudi Arabistan arasında mutabakata varılan bir başka konu da sivil nükleer enerji alanındaki iş birliğidir. ABD’yi Suudi Arabistan’ın sivil amaçlarla kullanacağı nükleer enerji konusunda başlıca ortak yapan bu anlaşmaya göre özellikle uranyum zenginleştirilmesi konusunda da iki ülke arasında iş birliği öngörülmektedir. Nitekim Suudi Arabistan’ın Cebel Sayid bölgesindeki nadir toprak elementleri rezervinin 31 bin tonluk kısmını uranyum oluşturmaktadır. Uranyum konusunda dışa bağımlı olan ABD, 2022’ye kadar uranyum ihtiyacının yüzde 30’unu Rusya’dan karşılamaktaydı. Biden tarafından alınan kararla 2040’a kadar Rusya’dan uranyum ithalatının yasaklanmasıyla birlikte Washington, yeni tedarikçiler bulma konusunda yoğun bir arayışa girmişti. Bu noktada Suudi Arabistan, ABD’nin bu ihtiyacına cevap vermenin yanında, kendisi için uranyum zenginleştirme faaliyetleri yapma imkanına da kavuşmuş olacaktır.

Ziyaretin Suudi Arabistan açısından bir diğer önemli boyutu F-35 savaş uçaklarının satın alımı konusuydu. Uzun süredir iki ülke arasında gündemde olan bu konu, ABD’nin İsrail’e verdiği güvenlik güvencelerinden dolayı belirsizliğini korumaktaydı. Bu noktada özellikle 1968’de kabul edilen “Silah İhracatı Kontrol Kanunu” ve 2008’de onaylanan “Ortak Güvenlik İşbirliği Yasası” ile ABD Başkanı’nın “İsrail’in Kalitatif Askeri Üstünlüğü”ne zarar verebilecek herhangi bir bölge ülkesine silah satışını yasaklanmış olması, Trump’ın F-35’lerin Suudi Arabistan’a satma kararını engellemekteydi. İsrail’in Kalitatif Askeri Üstünlüğü (KAÜ) prensibi, 2008’deki yasada “İsrail'in, halihazırda ve gelecekte ortaya çıkabilecek askeri her türlü tehdidi tek başına etkisiz hale getirebilmesi ve coğrafyasındaki rakip devlet ya da devletler topluluğuna karşı askeri üstünlük kurabilmesi için gereken niteliksel ve niceliksel avantajların tamamı” olarak tanımlanmış ve ABD’de göreve gelen tüm başkanlara bu anlamda somut bir sorumluluk yüklenmiştir. Dolayısıyla ABD’nin Suudi Arabistan ya da herhangi bir bölge ülkesine F-35 satışının bu yasa ile uyumlu bir düzlemde ve bu yasanın hilafına bir ihtimalin olmaması koşuluyla gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu durumu göz önünde bulundurarak hareket eden Trump yönetimi, F-35’lerin Suudi Arabistan’a satışı konusunda gerekli güvencelerin sağlanması için çaba sarf etmiş ve satışa onay verilmesi konusunda olumlu bir tutum içerisinde olmuştur.

Bu süreçte üç temel hususun etkili olduğu söylenebilir. İlk olarak ABD’nin İsrail’in KAÜ’süne zarar vermeden bu satışı yapabilmesi ancak Suudi Arabistan’a satılacak F-35’lerin daha düşük teknolojik donanımlara sahip olmasıyla mümkündür. Nitekim bu yasal kısıtlılığı aşmak adına yapılan görüşmeler olumlu sonuçlanmış ve Suudi Arabistan, daha düşük teknolojik donanımlara sahip F-35’leri almayı kabul etmiştir. Bu satışın gerçekleşmesinin önünü açan bir başka unsur da Suudi Arabistan’ın ABD’ye yapmayı taahhüt ettiği 600 milyar dolarlık yatırımı 1 trilyon dolara çıkardığını duyurmasıdır. Bu yatırımlarda savunma sanayiinin önemli bir yer tutuyor oluşu da ABD’yi Suudi Arabistan’la kapsamlı bir savunma sanayii anlaşmasına teşvik eden hususlardan olmuştur. Son olarak da Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmalarına katılım konusunda daha olumlu sinyaller vermesi, ABD’nin İsrail’in güvenlik endişeleri bağlamında yumuşamasına neden olmuştur. Nitekim Muhammed bin Selman yaptığı açıklamada, ülkesinin de İbrahim Anlaşmalarına katılma niyeti olduğunu ifade etmiş ancak bu noktada iki devletli çözüme ilişkin adımların atılmasının da büyük önem taşıdığını vurgulamıştır. Bu açıklamalardan Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmalarına katılma niyetinin daha somut hale geldiği ancak bunun için doğru zamanlamanın beklendiği sonucu çıkarılabilir. Dolayısıyla Suudi Arabistan’ın F-35’leri satın alma hususunda kendisine düşen adımları attığı görülmektedir. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump da Muhammed bin Selman’ın ziyareti öncesi yaptığı açıklamada “Suudi Arabistan’ın vazgeçilmez bir ortak olduğunu” ifade etmiş ve “F-35’lerin satışına onay verdiğini” duyurmuştur.

Tüm bu gelişmeler ve stratejik alanlarda yapılan anlaşmalar, Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilerin doğasının da dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Geleneksel olarak “petrol karşılığında güvenlik” formülüyle anılan ABD-Suudi Arabistan ilişkileri artık iki ülkenin ortak partnerler olarak kabul edildiği ve birbirlerinin ihtiyaçlarına karşılık verecek şekilde stratejik alanlarda iş birliğine gittiği bir düzlemde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla geçmişte petrol kaynakları üzerinden Suudi Arabistan ile ilişkilerini yürüten ve bu ülkeye petrol karşılığında güvenlik şemsiyesi sağlayan ABD, günümüzde uranyum başta olmak üzere nadir toprak elementleri temini karşılığında başta F-35 savaş uçakları olmak üzere yüksek teknoloji savunma sanayii ürünleri tedarik ettiği bir formülü hayata geçirmektedir. Suudi Arabistan açısından bu formülün riski, ABD’de yaşanan siyasi değişikliklerin getirebileceği derin görüş ayrılıkları ve bunun uzun vadeli planlamaları etkileyebilecek olma ihtimalidir. Nitekim Barack Obama’nın başkanlık döneminde görüldüğü gibi ABD içerisinde Suudi Arabistan’a yönelik olumsuz yaklaşımları benimseyen önemli bir siyasi kesim bulunmakta ve bu da her zaman için Riyad açısından bir risk faktörü olarak göz önünde bulundurulmalıdır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası