Kriter > Dosya > Dosya / Toplum |

“Aile Yılı” Kapsamında Boşanma ve Çocuk Üzerine Değerlendirme


Boşanma, toplumsal olarak çok boyutlu bir yapısı olan, aile sistemini neredeyse tamamen değiştiren bir gelişme olmakla beraber sadece eşleri değil çocukları da derinden etkileyen, detaylı incelenmesi gereken bir süreçtir. Bu sebeple “Aile Yılı”na bakarken aileyi kurmaya ve büyütmeye destek olacak çalışmalara ilaveten, ailede kırılmalar oluşturan boşanma gibi temel meseleler ve bunların bireyler üzerindeki etkileri de gündem olmalıdır.

Aile Yılı Kapsamında Boşanma ve Çocuk Üzerine Değerlendirme

2025; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın öncülüğünde “Aile Yılı” ilan edildi. Bu adım, aile kurumunun güçlendirilmesine yönelik politikaların ve toplumsal farkındalık çalışmalarının önceliklendirildiğine işaret ediyor.

Aile, bireylerin yalnızca biyolojik ya da hukuki bağlarla bir arada olmak durumunda kaldığı bir yapı değil; aynı zamanda psikolojik, toplumsal ve kültürel açıdan sürdürülebilirliği sağlayan en önemli temel sistemdir. Ancak bu sistem, modern toplumlarda çeşitli dönüşüm ve kırılmalarla karşılaşmaktadır. Hem dünyada hem de Türkiye’de bu kırılmaların en belirgin örneklerinden biri de boşanma sayılarındaki radikal artıştır.

Boşanma, toplumsal olarak çok boyutlu bir yapısı olan, aile sistemini neredeyse tamamen değiştiren bir gelişme olmakla beraber sadece eşleri değil çocukları da derinden etkileyen ve detaylı incelenmesi gereken bir süreçtir. Bu sebeple “Aile Yılı”na bakarken aileyi kurmaya ve büyütmeye destek olacak çalışmalara ilaveten, ailede kırılmalar oluşturan boşanma gibi temel meseleler ve bunların bireyler üzerindeki etkileri de gündem olmalıdır.

Bu metin, boşanma sürecinin çocuklar üzerindeki psikolojik, sosyal ve gelişimsel etkilerini ve “Aile Yılı”nın bu konuya nasıl bir perspektif sunabileceğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

 

Boşanmada Güncel Durum ve Çocukların Konumu

Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan demografik veriler incelendiğinde dünya üzerindeki birçok ülkede boşanma sayılarında artış gözlemlenmektedir. Türkiye’nin spesifik durumu incelendiğinde ise boşanma oranlarında diğer ülkeler ile kıyaslandığında üst sıralarda olduğu söylenebilir.[1] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2023’te 173 bin 342 çift boşanmış ve 172 bin 361 çocuk anne ya da babasına velayete verilmiştir. TÜİK tarafından Nisan 2025’te yayınlanan İstatistiklerle Çocuk 2024 güncel verileri incelendiğinde de boşanan çift sayısının 187 bin 343’e ulaştığı, 186 bin 536 çocuğun velayete verildiği görülmektedir.[2] Çocukların yaklaşık yüzde 75’i annenin, yüzde 25’i ise babanın velayetine verilmiştir. Türkiye’deki çocuk nüfus düşünüldüğünde, boşanma sürecinden etkilenmesi muhtemel çocuk sayısı dikkat çekicidir.

Boşanma, günümüzdeki modern toplumlarda çiftler için bireyleşme ve özgürleşmeyi destekleyen bir karar gibi algılanmaktadır ancak bu durum çocukların içinde yer aldığı aile sistemlerinde çok boyutlu değişikliklere sebep olabilmektedir. Bireysel farklılıklar dikkate alınmak üzere, çocuklar için boşanma, çoğu zaman güvenli alanı kaybetmek, ebeveynlerden biri ile fiziksel, sosyal ya da duygusal temasın azalması ve yeni bir yaşam alanına adapte olmak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla boşanma, yalnızca çiftler arası bir sistemin çözülmesi değil, çocuğun gelişimsel süreçlerini ve duygusal bütünlüğünü etkileyen derin bir ailevi dönüşümdür. Çocuk ruh sağlığı alanında yapılan çalışmalar, boşanma sonrasında çocukların yalnızca yüzde 34’ünün her iki ebeveyni ile görüşmeyi sürdürebildiklerini, çocukların yüzde 15,5’inin ise ebeveyne yabancılaşma sendromu geliştirdiğini göstermektedir.[3]

Uzayan ve çekişmeli boşanma ya da velayet davası süreçlerinde ise çocukların istismara uğradığı ve ruhsal zorlanmalar yaşadığı görülmektedir. Bu zorlanmalar ve boşanma sonrası yaşanan deneyimler, yaş gruplarına göre farklılıklar göstermektedir. Ancak okul öncesi dönemdeki çocukların somut değerlendirme yetileri henüz gelişme sürecinde olduğundan, ebeveynlerinin ayrılık süreçlerinde kendi payları olduğunu düşünerek anksiyete, depresyon ya da davranış bozuklukları geliştirme ihtimalleri diğer yaş gruplarına göre daha yüksektir. Benzer şekilde, ilkokul döneminde de duygusal zorlanmalar, öfke patlamaları ve akademik başarıda düşüş izlenebilmektedir. Ergenlik dönemindeki çocuklarda ise yukarıdaki gelişmelere ek olarak ilişkilere karşı güvensizlik ve riskli davranış gösterme eğiliminde artış gözlenebilmektedir. Sonuç olarak, gelişimsel olarak farklı alanlardan olsa dahi tüm yaş gruplarından çocukların boşanma sürecinde olumsuz deneyimler yaşaması mevcut durumda muhtemel görünmektedir.[4]

boşanma, mahkeme

Aile Yılı Bağlamında Müdahale Alanları ve İmkanları

Böyle bir zeminde, 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesi, aile sisteminin desteklenmesi ve aile içi sorunların ve ihtiyaçların giderilmesine yönelik politikaların yeniden ele alınması açısından önemli bir eşik ve imkandır. Ancak bu tür tematik yılların, yalnızca mevcut aile düzenini sürdürmeye yönelik çalışmalara odaklanmak yerine göz ardı edilemeyecek mevcut durumu ve toplumsal dönüşümü de gündemine alması gerekmektedir. Bu kapsamda, toplumsal gerçekliğin önemli bir parçası haline gelen boşanma olgusunun da dışarıda bırakılmadan, “çocuk refahı” merkezli değerlendirmelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Aile Yılı kapsamındaki adımlar, boşanma öncesi tüm aile bireyleri arasındaki ilişkilerde koruyucu ve önleyici çalışmalara imkan sağlayabileceği gibi boşanma süreci yaşayan bireyler, özellikle çocuklar için de yine koruyucu, önleyici ve onarıcı mekanizmalar geliştirmeye destek olabilecek sosyal politika zemini sunabilme potansiyeline sahiptir. Bu konuda, Aile Yılı’nı hem boşanmayı önleyecek uzun vadeli planlar açısından hem de boşanma gündeme geldiğinde sunabilecekleri açısından değerlendirmek önemlidir.

Öncelikle; boşanma söz konusu olmadan önceki dönem düşünüldüğünde, özellikle çocuklar söz konusu ise önleyici müdahale programlarının (Preventative Intervention Programs) gündeme alınması elzemdir. Zira bu tarz programlar, bireylerde ya da sistemlerde sorunlar ortaya çıkmadan önce risk faktörlerini azaltmayı ve koruyucu faktörleri güçlendirmeyi hedeflemektedir. Böylece maddi veya manevi kayıplar meydana gelmeden önce daha etkin çözümler söz konusu olabilmektedir.

Aile Yılı kapsamında pilot olarak uygulanmaya başlayan “Aile Rehberi Sistemi” de bu açıdan önleyici bir müdahale programı sunabilme imkanı nedeniyle oldukça önemli bir adımdır. Sistem, aile içi problemleri yapısal bir hale dönüşmeden öngörme ve uzun vadeli kopuşları engelleme potansiyeline sahiptir. Eğer sistem etkin bir biçimde inşa edilip değerlendirmeler ve uygulamalar sürdürülebilirse hem ebeveynlerin hem de çocukların ilişkiler içerisinde fiziksel, sosyal ve duygusal zorlanmaları erkenden tespit edilebilir ve kalıcı yaralanmalar önlenebilir. Bu sayede Aile Yılı uygulamaları, boşanma gibi major bir geçiş dönemi henüz gündeme gelmeden aile içi güven ve istikrar ilişkisine katkı sağlama imkanı bulabilir. Çocuklar söz konusu olduğunda, gelişimsel ihtiyaçların zamanında ve uygun biçimde karşılanması, onların hem bireysel kimlik inşası hem de psikososyal uyum süreçleri açısından belirleyici bir öneme sahiptir. Aile Rehberi Sistemi’nin sunduğu erken destek mekanizmaları sayesinde, özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde ortaya çıkabilecek davranışsal ve duygusal risklerin önüne geçilerek, uzun vadede sağlıklı nesillerin inşasına yönelik toplumsal bir yatırım yapılmış olur.

Öte yandan, Aile Yılı’na ilişkin uygulamaları, boşanma gündeme geldiğinde sunabileceği destekler açısından değerlendirmek de en az önleyici stratejiler kadar önemlidir. Boşanma olgusu, bazı durumlarda aile sistemindeki bireylerin sağlığı ve iyi oluş halini sürdürebilmeleri için gerekli hale gelebilmektedir. Uzun süren ya da çekişmeli davalar da göz önünde bulundurulduğunda, aile mahkemeleri ile entegre çalışabilecek psikososyal destek birimleri, ebeveynleri bu geçiş dönemine hazırlayarak çocuk merkezli kararlar alınmasını mümkün kılabilir. Ayrıca, şu günlerde Aile Yılı kapsamında gündemde olan evlilik öncesi eğitimlerin planlanması gibi boşanma sürecinde de ortak ebeveynlik modellerini desteklemeye yönelik eğitim programları ve buna ilişkin başka uygulamalar da çocukların boşanma sonrası fiziksel ve mental iyi oluşlarını sürdürmelerini destekleyebilir. Bu tür programlar vesilesiyle çocuklar ebeveynleri ile duygusal kopuşu minimum seviyede deneyimleyerek daha stabil bir süreç geçirebilir ve bakım verenleri ile sağlıklı ve güvenli ilişkiler sürdürebilirler.

Sonuç olarak, 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesi, aileye ilişkin birçok alanda olduğu gibi boşanma gibi büyük bir geçiş dönemi sayılabilecek bir konuda çocukların iyi oluşlarını desteklemek, aile içi çatışmaları önleyici uygulamaları yaygınlaştırmak ve çocuk merkezli sosyal politikaları geliştirmek açısından da bir imkandır ve tarihsel bir eşik niteliğindedir. Bu açıdan uygulamaların, değişen koşulları sürekli göz önünde bulunduran kapsamlı değerlendirme çalışmalarını, özellikle çocuklar için spesifik planlamaları ve ihtiyaç analizlerini içermesi gerekmektedir.

 

[1] World Population Review, “Divorce Rates by Country 2025”, https://worldpopulationreview.com/country-rankings/divorce-rates-by-country#causes-for-divorce, (Erişim Tarihi: 16 Mayıs 2025); “Demographic and Social Statistics”, UN Statistics Division, https://unstats.un.org/unsd/demographic-social/products/dyb/documents/dyb2023/table25.pdf, (Erişim Tarihi: 16 Mayıs 2025)

[2] “İstatistiklerle Çocuk, 2024”, TÜİK, 18 Nisan 2025, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Cocuk-2024-54197 (Erişim Tarihi: 16 Mayıs 2025).

[3] Ferda Karadağ ve Dilşad Foto Özdemir (2021), Çekişmeli boşanma/velayet süreçlerinde aile mahkemelerinden üniversite hastanesine gönderilen olguların değerlendirilmesi, Klinik Psikiyatri Dergisi, 24, s.99-108.

[4] Leyla Erdim ve Ayşe Ergün (2016), Boşanmanın Ebeveyn ve Çocuk Üzerindeki Etkileri, HSP 2016, 3(1), s.78-84.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası