Kriter > Siyaset |

Devletin Özüne Dönüş: Kerim Devlet ve Terörsüz Türkiye’nin İnşası


Terörsüz Türkiye süreci, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında devlet mekanizmasının kerim sıfatıyla kendi öz ruhunu ve kalbini yeniden bulma serüveninin nişanesidir. Devlet tasavvuru bağlamında ele alındığında bu sürecin merkezinde kural koyucu, vesayetçi ve cezalandırıcı Leviathan devlet modelinin terk edilerek Osmanlı-Türk devlet geleneğinin kadim kodlarını barındıran kerim devlet tasavvurunun günümüz gerçekliğinde yeniden diriltilmesi vardır.

Devletin Özüne Dönüş Kerim Devlet ve Terörsüz Türkiye nin İnşası

Terörsüz Türkiye süreci, devletin ontolojik köklerine dönerek toplumla kurduğu sözleşmeyi “kerim devlet” temelinde yeniden inşa iradesinin somut ifadesidir. Devlet tasavvuru bağlamında ele alındığında bu sürecin merkezinde kural koyucu, vesayetçi ve cezalandırıcı Leviathan devlet modelinin terk edilerek Osmanlı-Türk devlet geleneğinin kadim kodlarını barındıran kerim devlet tasavvurunun günümüz gerçekliğinde yeniden diriltilmesi vardır. Sürecin aktörlerinin siyasal pozisyonlarındaki radikal değişimler, devletteki bu ontolojik dönüşümün muhataplar tarafından da açık bir biçimde idrak edildiğine; devletin artık kerim bir akılla hareket ettiğine kani olunduğuna işaret etmektedir.

 

Devlet Karakteri

Yakın geçmişte tecrübe edilen ve akamete uğrayan çözüm süreci gibi girişimlere bakıldığında, bu başarısızlığın temelinde, kerim devlet tasavvurunun o dönemde henüz hem devlet nezdinde tam anlamıyla tesis edilememiş olması hem de aktörlerin kerim devlete henüz ikna olmamış olması yatmaktadır. Geçmişteki süreçler, ontolojik bir devlet dönüşümünden ziyade, konjonktürel bir siyasi müzakere ve taktiksel bir çatışmasızlık zemini olarak kurgulanmıştır. O dönemde özellikle devletin kerim vasfına ikna olunmadığı ve haliyle devlete sadakat temelinde bir çözüme yanaşılmadığı için süreç, PKK tarafından kurnazca sabote edilmiş ve ne yazık ki Hendek Operasyonlarını zorunlu kılmıştır. Bugün yürütülen sürecin geçmişten en büyük farkı, meselenin salt bir müzakere masası olmaktan çıkarılıp devletin ontolojik olarak adaleti, merhameti ve kapsayıcılığı merkeze alan kalıcı bir karaktere bürünmesi ve bu karakterine bütün bir toplum da dahil olmak üzere sürecin tüm aktörlerini ikna etmiş olmasıdır.

Devletin doğası, tarih boyunca farklı medeniyet havzalarında farklı metaforlarla tanımlanmıştır. Erken modern Batı siyasal felsefesinde devlet, insanın doğasındaki kaosu zapt etmek üzere kurgulanmış, tekelinde tuttuğu meşru şiddet araçlarıyla topluma korku salarak düzeni sağlayan soğuk bir aygıttır. Osmanlı-Türk siyasal felsefesinde hâkim devlet tasavvuru olan kerim devlet ise Leviathan devletten farklı olarak meşruiyetini ve gücünü kaba bir tahakkümden değil; adaleti tesis etmekten, lütufkârlıktan ve tebaasının refahını sağlamaktan alan, temel gayesi insanı yaşatmak olan kurucu bir nizam olarak tanımlanır. Şeyh Edebali’ye isnat edilen “insanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturunda somutlaşan haliyle devlet, toplumsal barışın yegâne teminatıdır. Kemal Tahir’in Devlet Ana eseriyle bize kazandırdığı kuramsal çerçevede ise devlet, bütün toplumsal kesimlerin üstünde bir hakem rolü üstlenen, tebaasını ayırt etmeksizin koruyan, besleyen ve yaşatan bir ana figürü olarak tasavvur edilir.

Kerim sıfatı; cömertlik, bağışlayıcılık, asalet ve lütufkârlık anlamlarını birlikte ihtiva eder. Kerim devlet anlayışında, mekanizmanın asli varlık sebebi, kendi sınırlarını veya bürokratik hiyerarşisini korumak değil, doğrudan doğruya insanını yaşatmaktır. Toplumsal refahın adil paylaşımı, zayıfın güçlüye ezdirilmemesi, farklılıkların bir tehdit değil devletin himayesine muhtaç birer emanet olarak görülmesi, bu felsefenin temel sütunlarıdır. Kerim devlet, insanıyla çatışan ve onu tek tipleştirmeye çalışan bir vasfa değil; onun onurunu yücelten, yaralarını saran ve adaleti merhametle tesis eden bir vasfa sahiptir. Bugün Türkiye’nin terör meselesini çözme iradesi, devletin bu kerim aslına rücu etmesi anlamına gelmektedir.

18 Şubat 2026’da Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kabul edilen ortak rapor, devletin bu felsefi rücuunun en net şekilde ortaya konduğu resmi vesikadır. Metnin satır araları incelendiğinde, toplumsal sözleşmeyi onarmaya yönelik kerem sahibi bir iradenin, raporun bütününe nüfuz ettiği görülmektedir. "Kürt’ün onuru, Türk’ün gururu" (s. 36) şeklindeki kavramsallaştırma, devletin evlatları arasında herhangi bir hiyerarşi kurmadığını, tüm toplumsal unsurların haysiyetini devletin varlık sebebi saydığını ilan etmektedir. Raporun ortaya koyduğu toplumsal bütünleşme modeli, kardeşlik hukukunu merkeze alan bir mutabakat zeminidir. Devlet; kamu vicdanını, şehitlerin ve gazilerin hatırasını koruma vakarından taviz vermemekte; aynı zamanda silah bırakanları sivil ve demokratik hayata entegre etme cesaretini göstererek kerim yüzünü sergilemektedir. Çatışmanın getirdiği sosyolojik enkazı, önceden beri başlatmış olduğu demokratik katılımı genişleterek ve bölgesel kalkınma hamleleri ile destekleyerek ortadan kaldırmayı hedefleyen bu yaklaşım, devletin "devlet ana" vasfını yüklendiğinin ilanıdır. Terörün askeri kapasiteyle paralize edilmesinin ardından sosyolojik restorasyon aşamasına geçilmesi, devletin gücünün kapsayıcılıkla tahkim edildiği kerim devlet anlayışının günümüzdeki bir tezahürüdür.

Sürecin muhatapları nezdinde yaşanan tarihsel kırılmalar ve söylem değişiklikleri, devlet aklındaki bu dönüşümün oluşturduğu sosyolojik ve politik etkiyi gözler önüne sermektedir. Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısının birinci yıl dönümünde, 27 Şubat 2026’da kamuoyuna açıklanan ve silahlı mücadelenin zihnen ve fiilen miadını doldurduğunu yeniden ilan eden yeni bildirisi, kerim devlet aklının hazırladığı rasyonel ikna sürecinin bir sonucudur. Bildiride yer alan "Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz" vurgusu, ontolojik bir kopuşun imkansızlığının ilanıdır. Bu birliktelik diyalektiği, devleti dışlayıcı bir vesayet aygıtı olarak gören eski katı ideolojik şablonun çöktüğünü; yerine aidiyet ve ortak yaşam zemininde yeni bir toplumsal kabulün yeşerdiğini göstermektedir.

Bildiride altı çizilen "negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçiş", örgüt aklının içinden geçtiği epistemolojik kopuşu da özetlemektedir. Nitekim pozitif inşa, terör eylemleriyle değil, ancak meşru, hukuki ve demokratik bir siyaset zemininde mümkündür. Bugün gelinen aşamada örgüt aklı, devleti ezeli bir düşman olarak görmekten vazgeçerek, onu içinde adilce yaşanılabilecek kerim bir ortak çatı olarak tasdik ettiğinin işaretlerini vermektedir. Zira vatandaşının refahını dert edinen, farklılıkları demokratik bir entegrasyonla kucaklayan kerim devlete karşı silah doğrultmanın hiçbir toplumsal, ahlaki ve rasyonel izahı yoktur. Bu sebeple Öcalan’ın metninde demokratik entegrasyonun dile getirilmesi, devletin gösterdiği kerim yüzüne verilen olumlu bir yanıttır.

Meclis komisyonu
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun hazırladığı rapor, oy çokluğuyla kabul edildi. (TBMM / AA, 18 Şubat 2026)

 

Medeniyet İnşası

Terörsüz Türkiye hedefinin gerçekleşmesi, devletin ekonomik ve sosyal kapasitesinin bütünüyle toplumun refahına kanalize edilmesini sağlayarak kerim devlet vasfının iktisadi temelini de mümkün kılacaktır. Son kırk yılda beyhude harcanan ulusal enerji, doğrudan doğruya insanı yaşatmak şiarıyla üretime, kalkınmaya, geleceğe aktarılacaktır. Terörün oluşturduğu güvensizlik ortamı nedeniyle sermayenin ve yatırımların uzak durduğu bölgeler, devletin teşvik edici politikalarıyla yeniden ayağa kalkmaya çoktan başlamıştır. Vatandaşının karnını doyurmayı, ona pozitif özgürlük ve güvenli bir gelecek sunmayı lütuf değil asli vazife olarak gören kerim devlet, getireceği sosyoekonomik fırsatlarla da toplumsal sözleşmeyi etle tırnak gibi birbirine kenetleyecektir.

Bölgesel ve küresel ölçekte kimi devletlerin otoritesini yitirdiği, ulus-devlet yapılarının etnik ve daha başka fay hatlarından kırılarak parçalandığı, dış müdahalelerin toplumları dizayn ettiği bir konjonktürde Türkiye’nin kerim vasfını ortaya koyması, güçlü bir irade beyanı ve stratejik bir hamledir. Çatışma dinamiklerini dışarıdan gelen dayatmalarla değil, kendi tarihsel kodlarıyla ve kerim devlet sıfatıyla çözüme kavuşturmak, Türkiye’nin 21. yüzyılda uluslararası sisteme sunacağı kendinden emin bir medeniyet inşasının da habercisidir. İçeride toplumsal rızayı ve mutabakatı sağlamış, evlatları arasındaki kırgınlıkları ana şefkatiyle gidermiş bir devlet, dış etkilere ve jeopolitik hesaplara karşı da bağışıklık kazanmış demektir.

Terörsüz Türkiye süreci, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında devlet mekanizmasının kerim sıfatıyla kendi öz ruhunu ve kalbini yeniden bulma serüveninin nişanesidir. TBMM raporunda ortaya konan kucaklayıcı irade ve örgütten gelen “zihinsel silahsızlanma” beyanları, devletin kerim vasfında mutabık olunduğuna işaret etmektedir. Devletin kerim vasfını bütünüyle kuşandığı, adaleti merhametle harmanladığı ve vatandaşına bir ana şefkatiyle yaklaştığı bu yeni nizam; kadim devlet aklının günümüzdeki tezahürüdür. Bugün Türkiye, zihinleri ve kalpleri kerim devletin kuşatıcı şefkatiyle fethetmekte; aynı çatı altındaki kader ortaklığını ebediyen mühürlemektedir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası