Kriter > Dosya > Dosya / 2024 Yerel Seçimleri |

Kent Uzlaşısı Nedir, Ne Değildir?


DEM Parti, manevra alanını genişletebilmek ve kaybettiği sosyopolitik meşruiyeti geri kazanmak ve aynı zamanda Kandil’in “Erdoğan ve devleti yıpratma” hedefine uyan yeni bir strateji geliştirdi: CHP üzerinden meşruiyet kazanmak. İttifak veya iş birliğinden farklılaştırılmak amacıyla üretilen kent uzlaşısı kavramı, DEM Parti’nin uzun zamandır içinde bulunduğu meşruiyet krizinden çıkmak için uyguladığı stratejinin yerel seçim ayağından başka bir şey değil.

Kent Uzlaşısı Nedir Ne Değildir
DEM Parti Eş Genel Başkanları Hatimoğulları ve Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özel'i ziyaret etti. (Evrim Aydın / AA, 11 Ocak 2024)

31 Mart yaklaşırken DEM Parti’nin yerel seçim stratejisi, yine parti yetkilileri tarafından “Kent Uzlaşısı” kavramıyla tanımlandı. Parti tarafından ilk defa 4 Aralık’ta dile getirilen bu kavram, “kapsayıcı” bir şekilde açıklansa da farklı bir gerçekliğe sahip. Yani, net bir ifadeyle “Kent Uzlaşısı”, DEM Parti’nin İstanbul başta olmak üzere Batı’daki bazı büyükşehir ve ilçelerinde CHP ile yaptığı doğrudan veya dolaylı ittifakın yeni adı.

İttifak veya iş birliğinden farklılaştırılmak amacıyla üretilen bu kavram, DEM Parti’nin uzun zamandır içinde bulunduğu meşruiyet krizinden çıkmak için uyguladığı stratejinin yerel seçim ayağından başka bir şey değil. Zira DEM Parti, “CHP üzerinden meşruiyet kazanma” stratejisini devam ettirebilmek ve hem kendi seçmenlerini, hem de diğer seçmen gruplarını yerel seçimlerde buna ikna edebilmek için söz konusu kavramı yeni bir taktik olarak icat etti.

Ancak burada iki partinin sahip olduğu kurumsal problemler ile tabanın ve seçmenlerin beklentileri, kurulan ilişki ve iş birliğine karmaşık bir görüntü kazandırıyor. Dolayısıyla her iki tarafın “kazan-kazan” amacını taşıdığı bu ortaklık stratejisi, söz konusu problemler sebebiyle dolaylı ve “mış gibi” şeklinde sürdürülmek zorunda. İşte “Kent Uzlaşısı” kavramı, bu dolaylı ittifak kurma mecburiyetinin ve üzerinde uzlaşılan stratejinin bir ürünü. Nitekim bu kavramın ve CHP ile DEM Parti arasındaki stratejik iş birliğinin anlaşılması için her iki partinin içerisinde bulunduğu krizleri ve süreci incelemek gerekiyor.

 

DEM Parti’nin Krizi

DEM Parti, uzun zamandır kurumsal bir çıkmazın içerisinde. Yıllardır muhalefetin sürdürdüğü Erdoğan karşıtı strateji dışında alternatif bir siyaset, orijinal bir söylem veya kendisini farklılaştıracak bir yol üretemiyor. Bunun temel sebebi ise partinin Kandil’in güdümünden kopamayışı ve işaret ettiği istikamet dışında hareket etmemesi. Dolayısıyla DEM Parti’nin uzun süredir yegâne misyonu, Kandil’in Erdoğan’ı ve devleti zayıflatmak odaklı stratejisinin kendisine çizilen sınırları içerisinde sivil sözcülüğünü yapmak.

Bu durum doğal olarak DEM Parti’nin siyasi ve toplumsal meşruiyetini yitirmesi ile sonuçlandı. Parti, kendisini sosyopolitik bir çıkmaza soktu ve oy aldığı seçmen grupları haricinde toplumsal meşruiyetini çok büyük çoğunlukla yitirdi. Siyaseten dışlandı ve neredeyse diğer tüm partilerin seçmen tepkisinden korkarak aynı fotoğraf karesine girmekten kaçındığı bir aktör haline geldi. CHP gibi DEM Parti’ye nispeten ılımlı bakan aktörler dahi kamuoyu önünde görüşmeler yapmaktan olabildiğince kaçındı, yalnızca arka kapı diplomasisini ve örtülü iş birliğini tercih etti.

DEM Parti, sadece siyasi meşruiyetini değil, siyasi pratik kazanımlarını da yitirdi. Yerel seçimlerde kazandığı belediyelere, yöneticilerinin terör örgütü ilişkileri sebebiyle kayyumlar atandı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da yürütülen çukur siyaseti sonrası seçmenlerine somut politik kazançlar sunma imkanını kaybetti. Diğer bir ifadeyle genel siyasetteki çıkmazlar, yerele de taşındı. Üstelik tüm bunlara bir de partiye açılan kapatma davası eklendiğinde partinin manevra alanı artık iyice daraldı.

 

Yeni Strateji: CHP Üzerinden Meşruiyet Kazanmak

İşte bu noktada DEM Parti, manevra alanını genişletebilmek ve kaybettiği sosyopolitik meşruiyeti geri kazanmak ve aynı zamanda Kandil’in yukarıda bahsedilen “Erdoğan ve devleti yıpratma” hedefine uyan yeni bir strateji geliştirdi: CHP üzerinden meşruiyet kazanmak. DEM Parti, kendi perspektifine göre, özellikle Batı’daki bazı büyükşehirlerde ve ilçelerinde seçmenlerin nispeten birbirine yakın olduğu, aynı zamanda Erdoğan’ı yenebilmek için farklı partilerin desteğine ihtiyaç duyan CHP ile kuracağı iş birliği vesilesiyle yitirdiği meşruiyeti en azından belli bir toplumsal kesimde geri kazanabilirdi. Dolayısıyla CHP, DEM Parti’nin desteğiyle Erdoğan’ı yenecek, DEM Parti ise CHP ile kurduğu iş birliği sayesinde sosyopolitik açıdan tekrar meşru bir aktör olarak siyasetin merkezine yaklaşacaktı. Üstelik Kılıçdaroğlu’nun “muhalefeti büyütme” stratejisi, DEM Parti’nin sunduğu bu yeni strateji ile de uyumluydu.

Ancak burada asıl sorun Kılıçdaroğlu’nun sağ seçmeni önceleyen yaklaşımıydı. Çünkü Kılıçdaroğlu’na göre Erdoğan’ı sandıkta mağlup etmenin yolu, sağ seçmenin muhalefet blokuna kazandırılmasından geçiyordu. DEM Parti ve dolayısıyla Kandil, halihazırda Erdoğan karşıtıydı ve bu durum değişmezdi. Dolayısıyla ikna edilmesi gereken DEM Parti değil, sağ seçmendi.

Kılıçdaroğlu’nun meşru ve öncelikli siyasi partner olarak İYİ Parti ve Akşener’i öncelemesinin sebebi de buydu. Nitekim Kılıçdaroğlu ve CHP, her ne kadar DEM Parti’ye kişisel veya kurumsal olarak soğuk yaklaşmasa da İYİ Parti ve Akşener’in “huzuru” için kamuoyu önünde mesafeli durdu. CHP ve DEM Parti arasındaki diplomasi daha çok arka kapıdan yürütüldü. DEM Parti’nin CHP’ye olan mecburiyeti veya alternatifsizliği de Kılıçdaroğlu’nun elini rahatlatmıştı. Nitekim Kılıçdaroğlu, bu rahatlığı avantaja çevirerek DEM Parti’yi örtülü ittifaka ve galibiyet sonrası pazarlığa ikna etti.

DEM Parti ise normal şartlar altında hiçbir kurumsal siyasi yapının, taban ve seçmenlerinin kabul etmeyeceği bir anlaşmayı kabul etmek zorunda kaldı: “Kutsal amaç” (Erdoğan’ı yenmek) başarılana kadar kazanım sırasında yüzde 1’lik partilerin dahi arkasına itilmek, dışlanmaya sabretmek ve pazarlık etmeden her şartta destek vermek. Diğer bir ifadeyle siyasi bir kumar olarak Kılıçdaroğlu ve CHP’yi desteklemek, karşılığında ise yalnızca seçimlerin kazanılmasını ve kendi sırasını beklemek durumunda kaldı. Nihayetinde DEM Parti, girdiği çıkmazdan kurtulabilmek için çaresizce kendisine sunulanla yetinmek zorundaydı.

Böylelikle Kılıçdaroğlu’nun kurduğu muhalefet bloku, ittifaka dahil etmeden DEM Parti’yi yanına almanın formülünü bulmuştu. Üstelik bu formül, yerel seçimlerde kısmen çalıştı ve CHP’li adaylar, büyükşehirlerde hem İYİ Parti hem de DEM Parti’nin desteğiyle Cumhur İttifakı adaylarını mağlup etti. Ancak benzer oy oranına sahip iki partiden İYİ Parti, belediye paylaşımında ve kamuoyu önünde kazanım elde ederken DEM Parti, uzaktan izlemeye devam ediyordu. Çünkü formül çalışmıştı ve DEM Parti, eğer kazanım elde etmek istiyorsa oyunu bozmadan 2023’e kadar sabretmek zorundaydı. Bu arada CHP, DEM Parti’ye kapalı kapılar ardında hukuki ve siyasi vaatlerini artırmayı sürdürdü.

DEM Parti İBB Başkan adayları
DEM Parti İBB Başkan adayları Kadıköy'de konuştu. (Mehmet Kara / AA, 27 Şubat 2024)

 

2023 Seçimleri ve Seçmenlerin İsyanı

2019’da çalışan formül 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tekrarlandı. DEM Parti’nin davet edilmediği “altılı masa” kuruldu. Altı parti, CHP-İYİ Parti ortaklığında ve Millet İttifakı çatısı altında milletvekili seçimlerine girdi. DEM Parti ise parlamento seçimlerine ayrı girse de kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarmadı ve Kılıçdaroğlu’nu destekledi. Böylelikle Kılıçdaroğlu, muhalefetin ortak adayı oldu.

Kılıçdaroğlu, kağıt üzerinde çok başarılı bir şekilde dizayn ettiği ve ciddi bir siyasi mühendislik ürünü olan iş birliği modelini, CHP’nin sahip olduğu kurumsal kapasite ve medya gücüyle bazen havuç bazen de sopayla uygulamaya koydu. Nitekim burada altılı masanın dört küçük partisi, bol havuçla kolaylıkla ikna oldu. Masada itiraz edebilecek yegane aktör olan İYİ Parti ise güçlü bir medya sopasıyla zorla da olsa ikna edildi. Ancak DEM Parti’nin içinde bulunduğu çıkmaz ve çaresizliği kendisi için tek başına bir sopaydı. Bu sebeple Kılıçdaroğlu’nun havuç vaadi, ikna etmek için oldukça yeterliydi.

Seçim günü gelip çattığında ise masa başındaki modelin sandıkta çalışmadığı çok güçlü bir şekilde görüldü. İlk turda seçimleri kazanacağını ve rahat bir şekilde parlamento çoğunluğu elde edeceğini iddia eden muhalefet, sandıkta hüsrana uğradı. Seçmenler, üretilen formüle ve pazarlık siyasetine güçlü bir tepki gösterdi.

DEM Parti seçmenleri için de durum farklı olmadı. Zira partinin oyları her ne kadar TİP etkisi hissedilse de düştü. Ancak asıl tepki, DEM Parti’nin yıllardır izlediği stratejiye karşı gösterildi. Zira seçimlerde DEM Parti, başarılı bir şekilde seçmenlerini mobilize etmeyi başardı ve Kılıçdaroğlu’nun en yüksek oy oranına ulaştığı 10 ilin 7’si, DEM Partili seçmenlerin yoğunlukta olduğu yerlerdi. Ancak Kılıçdaroğlu’nun ilk turun ardından Erdoğan ile arasındaki farkı kapamak ve Sinan Oğan’a oy veren seçmeni çekebilmek için yaptığı hamle ve aşırı sağa kaydırdığı söylemi tepki çekti. Üstelik Kılıçdaroğlu ile Ümit Özdağ arasında yapılan anlaşma ve uzlaşı da DEM Partili seçmenler için kabul edilemezdi.

 

Yerel Seçimlere Doğru: Yeniden CHP ve “Kent Uzlaşısı”nın İcadı

Seçim başarısızlığından sonra DEM Parti, her ne kadar kurumsal değerlendirmesini ve bazı yüzeysel değişimleri gerçekleştirse de ortada artık reddedilemeyecek bir gerçek vardı: DEM Parti siyaseten hapsolduğu çıkmazdan kurtulamıyordu ve seçmeni de bu duruma artık isyan ediyordu. Bu noktada seçmenler, yıllardır üzerine düşeni yerine getirmiş, tüm memnuniyetsizlik ve itirazlarına rağmen partisinin işaret ettiği istikamette hareket etmişti. Ancak parti, sahip olduğu gücü beceriksizce heba ediyor, karşılığında somut bir kazanım elde etmeden, yalnızca vaatler karşılığında sürekli olarak birilerini destekliyordu. Artık her yerde yalnızca kendi partisine ve adaylarına oy vermek istiyor, elle tutulur bir kazanım ile ikna edilmediği müddetçe başka bir partiye veya isme oy vermeyi kabul etmiyordu. Yerel seçimlere doğru taban ve seçmen nezdinde genel eğilim bu şekildeydi.

DEM Parti elitleri de bu durumu gördü, ancak hem Kandil’in kısıtlama ve talimatları hem de alternatif siyaset üretme becerisinden yoksunluğu sebebiyle çözüm bulamadı. Üstelik CHP kanadında bir “değişim” yaşanıyordu ve yeni gelen ekip, DEM Parti ile Kılıçdaroğlu’na kıyasla daha şeffaf ve güçlü ilişkiler kurma niyetindeydi. Zira İYİ Parti, CHP’den uzaklaşmıştı ve CHP’nin yerel seçimlere giderken acilen yeni bir siyasi partner ihtiyacı vardı.

Ancak CHP’de eski dönemin bazı çekinceleri de devam ediyordu. Durum büyükşehirlerde oldukça kritikti ve DEM Parti ile açıktan yapılacak bir iş birliği veya ittifak, oylarına ihtiyaç duyulan bazı seçmen gruplarında tepkiye sebep olabilirdi. İşte tam bu noktada aranılan formül bulundu: İki parti kritik yerlerde dolaylı iş birliği yapacak, DEM Parti ise CHP’li seçmenlerin rahatsız olmayacağı yerlerde (bkz. İstanbul-Esenyurt, Mersin-Akdeniz) somut kazanımlar elde edecekti. Böylelikle her iki partinin elitleri de kendi seçmenlerine durumu nispeten izah edebilecek bir pozisyona sahip olacaktı. Bu formülün adı da “Kent Uzlaşısı” olarak ilan edildi.

Öte yandan her ne kadar “Kent Uzlaşısı” kavramı, DEM Parti tarafından üretilse de yaklaşım ve fikri altyapısı İmamoğlu’na ait. Öyle ki İmamoğlu, Ağustos 2023’te CHP Genel Başkanlığına aday olmaktan vazgeçip tekrar İstanbul için adaylığını açıkladığında kritik bir kavram kullanmıştı: “İstanbul İttifakı”. Bu ittifakı ise 2019’da muhalefetin İstanbul’u kazanmasını sağlayan iş birliği modeli olarak tanımlamıştı. Ancak “Kent Uzlaşısı”, CHP tarafından da kabul görüp kullanılmaya başladı. Zira hem Özgür Özel hem de Ekrem İmamoğlu, DEM Parti ve CHP arasında henüz “uzlaşı” sağlanmadan önce yaptıkları açıklamalarda söz konusu kavram ve formülasyonu sahiplenip kullanmaya başlamış ve böylelikle siyasi partnerlerine olumlu mesajlar yollamışlardı.

 

Demirtaş’tan Adaylık Çıkışı ve İstanbul’da Tavşan Aday

CHP ile DEM Parti arasındaki “İstanbul Uzlaşısı” planını bozan ise Selahattin Demirtaş’ın eşi üzerinden yaptığı adaylık çıkışı oldu. Selahattin Demirtaş, tamamen kişisel kariyer kaygısı ve DEM Parti seçmenindeki popülaritesini sürdürmek için eşini aday göstermeyi denedi. Zira Demirtaş, uzun zamandır DEM Parti seçmeni nezdindeki popülaritesine yaslanarak kendi kişisel siyasi kariyerini önceliyor. Bu doğrultuda Kandil'in güç paylaşmayan, kısıtlayıcı mekanizmasını popülist çıkışlarla aşmaya çalışıyor. Ancak Demirtaş'ın söz konusu çıkışları, planlı veya stratejik değil. Yalnızca seçmende güç kazandığını sezdiği eğilimlere yaslanan ve Kandil'den farklılaşmasını sağlayacak meselelerde gerçekleşiyor. Dolayısıyla tamamen popülist ve kendi kişisel avantajına odaklı.

Demirtaş’ın bu çıkışı, DEM Parti ile CHP arasında devam eden “uzlaşı” görüşmelerini akamete uğrattı. Çünkü parti tabanı ve seçmenler, Erdoğan karşıtlığına endekslenen, terör ve PKK ile arasına mesafe koyamamış, sivilleşememiş ve politika üretmekte çaresiz, kısaca çıkmaza girmiş bir hal aldığını düşünüyor. Demirtaş da bunun farkında ve kendini Kandil'e alternatif bir figür olarak Kürt seçmenlere sunuyor. Bunu da popülist “3. Yol” söylemi ile gerçekleştiriyor. Nitekim DEM Parti, Demirtaş’ın eşi üzerinden yaptığı “kendi adayını gösterme” çıkışıyla birlikte yoğunlaşan seçmen talebini yönetemeyeceğini fark etti.

Ancak Kandil’in yönlendirmesi ile birlikte DEM Parti, Demirtaş’ın parti politikalarına müdahale etmesini engelleyemese de siyasal etki alanını genişletmesine izin vermemek adına Başak Demirtaş yerine alternatif aday göstermeyi tercih etti. CHP ise bu duruma düşük profilli aday gösterme, sahada seçmenleri mümkün mertebede İmamoğlu’na yönlendirme ve pazarlıkta el düşürme karşılığında razı edildi. Yine kamuoyu önünde DEM Parti, CHP ile ittifak olmadığına yönelik çıkışlar yaparak tedirgin seçmenleri ikna edecekti.

Bu pazarlık neticesinde İstanbul seçmenleri nezdinde karşılığı düşük olan Meral Danış Beştaş aday gösterildi. Esenyurt ve diğer bazı ilçelerin DEM Parti’ye bırakılması talebinden vazgeçildi. DEM Partili isimler CHP’den aday gösterildi ve yine CHP listelerine eklendi. Seçim çalışmalarında ise hedef CHP ve İmamoğlu değil, AK Parti ve adayı Murat Kurum olarak belirlendi. Diğer bir ifadeyle İstanbul’da “Kent Uzlaşısı” zor da olsa dolaylı bir şekilde kuruldu.

Sonuç olarak “Kent Uzlaşısı”, DEM Parti’nin uzun bir süredir kurumsal hale getirdiği “CHP ile meşruiyet kazanma” stratejisinin bir ürünü. Pratikte ise bu stratejiye itiraz eden ve tepki gösteren seçmenlerini ikna etmek adına bulduğu yeni bir iş birliği/ittifak formülasyonundan başka bir şey değil. Her ne kadar DEM Partili yöneticiler, uzlaşının tüm partilere açık olduğunu iddia etse de sahadaki durum gerçekleri ortaya koyuyor. Dolayısıyla “Kent Uzlaşısı”, kısaca DEM Parti ile CHP’nin yeni döneme taşımak ve geliştirmek gayretinde oldukları kurumsal ilişkinin yeni adı.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası