Kriter > Dosya > Dosya / İran-İsrail Savaşı |

Muhaliflerden Eski Siyasilere: İranlılar İran-İsrail Savaşını Nasıl Gördüler?


İran siyasi elitleri, 24 Haziran 2025 tarihinde ilan edilen ateşkes anlaşmasından sonra yaptıkları açıklamalarda, daha çok İran’ın bir başarı elde ettiğini, ABD ve İsrail’in hedeflerine ulaşmadıklarını dile getirdiler. Savaş sürecinde ortaya çıkan milli birlik ve beraberlik görüntüsünü bozmamak gerektiğine dair yorumlar da çoğunluktaydı. Özellikle reformist aydınlar ve sanatçılar, müesses nizamın halkla barışması gerektiğini dile getirdiler.

Muhaliflerden Eski Siyasilere İranlılar İran-İsrail Savaşını Nasıl Gördüler
İran'ın altıncı Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad (Fatemeh Bahrami / AA, 2 Haziran 2024)

Trump’ın başkanlık seçimini kazanmasından sonra başlayan İran ile ABD arasındaki müzakerenin altıncısının 15 Haziran 2025 tarihinde gerçekleşmesi beklenirken 13 Haziran Cuma gününün ilk saatlerinde İran, büyük bir şok ile karşı karşıya kaldı. İsrail, “Yükselen Aslan” adını verdiği bir saldırı operasyonu ile İran’ın Tahran, İsfahan, Tebriz, Kirmanşah ve Şiraz gibi şehirlerindeki askeri noktaları vurdu. İsrail’in düzenlediği bu saldırıda, başta Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve DMO Genel Komutanı Hüseyin Selami olmak üzere Atom Enerjisi Kurumu eski başkanı Feridun Abbasi ve Azad Üniversitesi Rektörü Muhammed Mehdi Tahrançi ile birlikte birçok komutan ve nükleer alanda çalışan bilim adamı da öldürüldü.

Yazıda şu sorulara cevap aranacaktır. İran’da geçmişte çok önemli mevkilerde bulunmuş, şu sıralarda ise yönetim erki ile aralarında sorunlar olduğu düşünülen eski siyasiler, bu savaşı nasıl gördüler, nasıl tartışıyorlar? Siyasi düzeyde bir birlik görüntüsü mü dikkat çekiyor yoksa bir ayrışma mı?

İsrail’in saldırısı ile başlayan savaşın ilk günlerinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “biz yapacağımızı yaptık, şimdi sıra sizde” diyerek gerçekleştirdiği çağrı ve İran’da rejim değişikliği hedeflediklerine dair açıklamalar, İran’da rejim karşıtı bir toplumsal hareketlilik olup olmayacağı tartışmalarına sebep oldu. Türkiye’de bazı yorumcular, Devrim Muhafızları Ordusunun üst düzey komutanlarının öldürülmüş olmasının, rejim için bir zafiyet oluşturduğunu iddia ederek sistemin dışına itilmiş bazı isimlerin savaş sürecinde herhangi bir açıklama yapmadığını ve yaşanacak bir hareket için fırsat kolladığını ima ettiler. Ancak İran medyasını ve siyasetini yakından takip edenler, başta eski cumhurbaşkanları olmak üzere birçok siyasi ismin her ne kadar sistemin dışına itilmiş olsalar da İsrail saldırılarını kınayan ve İran’ın meşru müdafaa hakkını savunan açıklamalar yaptığını gördüler. Hatta İran’ı terk etmek zorunda kalmış Abdülkerim Süruş, Muhsin Kediver, Ataullah Muhacirani ve Ekber Genci gibi isimler, ateşli bir şekilde İran’ı savunan konuşmalar yaptı ya da yazılar yazdı.

Ekber Genci, uzun yıllardan sonra ilk kez İran’ın resmi haber ajansı İRNA’nın İran Gazetesi’nde makale yayınladı. Aynı şekilde İran’a girişi yasak olan eski kültür bakanlarından Ataullah Muhacirani, 25 yıl sonra ilk kez devlet televizyonunda konuştu. İran’da bazı din adamları tarafından irtidatla suçlanan sanatçı Muhsin Namcu, İsrail saldırılarını kınayan ve Rıza Pehlevi’yi eleştiren bir yazı paylaştı. Bütün bunlar, savaş psikolojisinin ve atmosferinin toplumu birleştirdiğini göstermektedir. İran’ın siyasi elitlerinin açıklamaları, hangi pozisyonu aldıklarını da açıkça işaret etmektedir.

Hasan Ruhani
İran'ın yedinci Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani (İran Cumhurbaşkanlığı / AA, 2 Ağustos 2021)

 

Eski Cumhurbaşkanlarının Açıklamaları

Reformist kanadın en önemli isimlerinden eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, 13 Haziran’da yani İsrail’in saldırısının ilk gününde yazılı bir açıklama yaptı. Hatemi açıklamasında, Siyonist rejimin insanlık aleyhine işlediği cinayetlere bir yenisini eklediğini dile getirerek komutanları, bilim adamlarını, kadın ve çocuklardan oluşan sivilleri katlettiğini ifade etti. İran İslam Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü ve halkın güvenliğini sağlama hakkını mahfuz olduğunu belirten Hatemi, İran’ın müzakere yoluyla sorunları çözmeye ve komşuları ile ilişkilerini ve iş birliklerini geliştirmeye çalıştığı bir dönemde, ABD’nin öncülüğünde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile üç Avrupa ülkesinin İran aleyhine aldıkları kararın aynı döneme denk gelmesinin basit bir tesadüf olmadığını, İsrail öncülüğünde İran aleyhine kurulmuş bir komplo olduğunu iddia etti. Hatemi, İsrail’in amacının çatışmayı artırmak; barış, güvenlik ve istikrarı bozmak olduğunu da sözlerine ekledi.

Hatemi, ABD’nin İran’ın İsfahan, Natanz ve Fordu nükleer tesislere düzenlemiş olduğu saldırı sonrası da bir açıklama yaptı. Bu açıklamasında da İran’ın toprak bütünlüğüne karşı bir şer ittifakı ve örgütlü bir komplo olduğunu ifade etti. Hatemi, ayrıca halkın büyük çoğunluğunun bütün farklılıklara ve mevcut durumdan hoşnut olmamalarına ve eleştirilerine rağmen fedakarca ülkeyi savunduklarını ve İran silahlı kuvvetlerinin fedakarlıklarını halkın takdir ettiğini, alınacak kararların heyecan ve intikam hissinden uzak bir şekilde dirayetle alınması gerektiğini vurguladı. Hatemi, Muharrem ayının başlaması sebebiyle yayınladığı bildiride de İsrail’in Amerika’nın desteği ile İran’ın toprak bütünlüğüne ve siyasi egemenliğine kastettiğini, milletin milli birlik ve beraberliğinin düşmanı geri püskürttüğünü ve İran’ın en büyük sermayesinin milli birlik ve beraberlik olduğunu dile getirdi.

2005-2013 arasında cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Mahmud Ahmedinejad ise saldırının gerçekleştiği gün kısa bir mesaj yayınlayarak saldırıyı kınadı ve bir an önce savaşın durdurulmasını, İran milleti ve diğer dünya halkları için güvenlik, kalkınma, onur ve refah arzu ettiğini ifade etti. Ahmedinejad’ın bu kısa açıklama ile yetinmesi dikkat çekiciydi. Zira cumhurbaşkanlığı döneminde, İsrail’in haritadan silinmesi gerektiğini yüksek sesle ifade edip dünya kamuoyunda tartışmalara sebep olmuştu.

İran’ın önceki dönem cumhurbaşkanlarından bir diğeri Hasan Ruhani de hem savaşın başında hem de ateşkes sonrası bildiri yayınladı. Ruhani, halkın saldırılar karşısında boyun eğmediğini, her darbenin İran’ın irade ve imanını güçlendirdiğini, bu saldırıların sabır ve basiret gerektiren bir sınav olduğunu dile getirdi. Hasan Ruhani, ateşkes imzalandıktan sonra yayınladığı bildirisinde ise ateşkesin aldatmaca olabileceğini, bu sebeple güvenlik, savunma ve istihbarat hususlarında tam bir hazırlık içinde olunması gerektiğine dikkat çekti. Ruhani, bir taraftan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) davranışlarını eleştirirken diğer taraftan müesses nizama da mesajlar vermek istedi. Milli stratejinin gözden geçirilmesini ve halkın güvenini yeniden kazanmanın askeri caydırıcılıkla birlikte bu krizden çıkışın tek yolu olduğunu söyleyen Hasan Ruhani, yönetici elitlere de seslenerek oluşan bu birlikteliğin diyalog, bütün etnik, dini ve siyasi farklılıklarla milli şemsiyenin milletin her ferdini kapsaması ile mümkün olacağını ifade etti. Halkın sözlerine kulak verilmesini, devletin halkla ilişkisini onarmasını ve halka yapılanların telafi edilmesi gerektiği de Ruhani’nin üzerinde durduğu konulardı. Ruhani açıklama yapan siyasi elitler arasında, müesses nizama eleştiriler yönelten nadir isimlerden biriydi.

Ayetullah Humeyni’nin torunu Hasan Humeyni de milli birlik çağrısı yapan isimlerdendi ve “Siyasi ve fikri ihtilafları bir kenara bırakıp el ele tutuşmaktan başka yolumuz yoktur.” vurgusunda bulundu

Saldırının ilk günlerinde bir video yayınlayarak açıklama yapan Devrim lideri Ali Hamaney’in danışmalarından Ali Laricani, UAEA ve Rafael Grossi’yi hedef alan ifadeler kullandı ve zamanı geldiğinde Grossi’den hesap sorulması gerektiğini söyledi. Laricani, saldırının asıl hedefinin nükleer mesele olmadığını, onun bir şekilde çözülebileceğini, asıl meselenin İran’ın milli gururunu kırmak ve İran’a hakim olmak olduğunu ileri sürdü.

Yeşil hareketin liderlerinden Mehdi Kerrubi de İsrail saldırısına tepki gösterenler arasındaydı. Mehdi Kerrubi yayınladığı bildiride, İsrail saldırısını cinayet olarak nitelendirerek bunun sadece İran’a değil bütün İslam ümmetine karşı savaş ilanı olduğunu söyledi, İsrail saldırılarına karşı çok sert cevap verilmesini istedi.

İsrail’in İran’a saldırısı sonrası yurt dışında yaşan İranlı aydınlardan da saldırıyı kınayan açıklamalar geldi. İlk açıklama, İranlı reformist hareketin fikir babası olarak tanınan Abdülkerim Suruş’tandı. Suruş, saldırının hemen sonrasında yayınladığı bildiride, İsrail’in saldırısına sevinen kişilerin utanç duyması gerektiğini söyledi. İsrail, İran’ı ortadan kaldırmaya niyet etmişken sözde İranlı özde İsrailli bazılarının, İran düşmanlarını teşvik ettiklerini ifade eden Suruş, hem Gazze kasabı olarak nitelendirdiği İsrail başbakanını hem de Gazze kasabının destekçisi dediği ABD başkanını cani olarak nitelendirdi.

İran dışında yaşayan aydınlar, ayrıca ortak bir bildiri yayınlayarak İsrail’in cinayetlerini sert bir dille kınadılar. Bildiride imzası olan isimler arasında Hasan Yusufi Eşkuri, Abdülali Bazergan, Hamid Dabaşi, Suruş Dabbağ, Abdülkerim Suruş, Muhsin Kediver, Yasir Mirdamadi gibi akademisyen ve aydınlar yer aldı. Bildiride şu vurgular dikkat çekti: “İran bizim evimiz, toprağımız, kimliğimiz, rejime yönelik eleştiri ve anlaşmazlıklarımız olsa da bu bizim iç meselemiz. Düşman işin içine girdiği zaman biz tek ses oluruz.” Bildiride, ülkeye saldıranların yanında olanlar vatan haini olarak nitelendirildi. 

İran siyasi elitleri, 24 Haziran 2025 tarihinde ilan edilen ateşkes anlaşmasından sonra yaptıkları açıklamalarda, daha çok İran’ın bir başarı elde ettiğini ve ABD ile İsrail’in hedeflerine ulaşmadıklarını dile getirdiler. Savaş sürecinde ortaya çıkan milli birlik ve beraberlik görüntüsünü bozmamak gerektiğine dair yorumlar da çoğunluktaydı. Özellikle reformist aydınlar ve sanatçılar, müesses nizamın halkla barışması gerektiğini dile getirdiler. Reformist siyasetçilerden Muhammed Ali Abtehi şu ifadeleri kullandı: “Amerika ve İsrail’e karşı kazanılan başarının getirdiği mutluluğu milli birlik ve beraberlik ile tamamlayalım.” Aynı şekilde sinemacılar, müzisyenler, siyasetçiler, iş adamları, sosyologlar, gazeteciler ve farklı alanlarda faaliyet gösteren aktivistler, “milli birlik, vatan savunması” adıyla başlatılan kampanyaya destek vererek savaş sürecinde oluşan milli birlik ve beraberlik görüntüsünün devamlı hale gelebilmesini amaçladıklarını söylediler.

Sonuç olarak İsrail’in İran’a başlattığı saldırı sonrasında İran toplumu birlik ve beraberlik görüntüsü verince, saldırının ilk günlerinde Netanyahu ve Trump tarafından dillendirilen İran’da rejim değişikliği fikri, birkaç gün sonra gündeme gelmez oldu. İran’da siyasi elitler, aydınlar ve sanatçılar, bir taraftan birlik ve beraberlik çağrısı yaparken bir taraftan da devlete seslenerek eski yanlışları tekrar etmemesi gerektiğini dile getirdiler.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası