Kriter > Dosya > Dosya / Toplum |

Sosyal Medya’da Düzenleyici Dalga Devam Ediyor


Sosyal medya ile ilgili düzenlemeler yapılırken konuyu çok boyutlu şekilde ele almak, hak ve menfaatleri anayasal özgürlükler temelinde bağdaştırmak, diğer bir ifadeyle özgürlük-güvenlik dengesini yakalayabilmek hayati önem taşır. Kimlik doğrulaması yöntemi, çocuklara yönelik erişim yasağı ve ayrıştırılmış hizmet sunumu gibi tedbirler, temel hak ve özgürlükleri sınırlandırma rejimine uygun şekilde tatbik edilirse etkili sonuçlar üretebilir. Fakat bu spesifik tedbirlerin yanı sıra sosyal medyanın denetimi meselesi, daha makro bir perspektifle ele alınmalı yeni nesil bir yasal ve kurumsal altyapı modeli üzerine düşünülmelidir.

Sosyal Medya da Düzenleyici Dalga Devam Ediyor

Web 2.0 teknolojisinin bir çıktısı olan ağ tabanlı sosyal medya platformları, teknik altyapısının verdiği imkanlarla hızla gelişti. Bireysel ve kamusal iletişim, haberleşme, eğlenme, reklamcılık ve ticari faaliyetler gibi çok sayıda fonksiyonu yerine getiren sosyal medya platformlarının en önemli hususiyeti etkileşimliliktir. Milyarları aşan kullanıcı sayısı ile sosyal medya mecraları; sanattan siyasete, ekonomiden akademiye, basından insanların özel hayatına kadar çok farklı alanlarda vazgeçilmez bir konuma erişti.

Günün sonunda kamusal olarak bu kadar yaygın ve etkin bir hal alan sosyal medyanın; birey ve toplum güvenliğini, sağlığını ve düzenini etkileyecek neticeler üretmesi kaçınılmazdı. Devletler; internetin merkezi denetimi güçleştiren altyapısı, ağa ve siber uzaya yönelik genel iyimserlik hali, küreselleşmeci yaklaşımlar ve teknolojik dezavantajların da etkisiyle 1990’larda ve 2000’lerin başlarında bir bütün olarak internet ve dijital yapıları düzenleyici ilgilerinin dışında bıraktılar. Hatta bu dönemde deregülasyoncu bir anlayışla hareket edildiği, siber liberteryen aktivist John Barlow’un 1996’da yayınladığı manifestosunda belirttiği gibi hukukun fiziki dünya ile sınırlandırılıp siber uzayın kendi hukukunu oluşturacak bir özerkliğe sahip olmasının arzulandığı bile söylenebilir.

Ancak çok geçmeden; internetin kültürel emperyalizm aracı olması, veri güvenliğine ilişkin tehditler, istihbari skandallara kaynaklık etmesi, küresel niteliğine rağmen ağın normatif ve kurumsal olarak Amerikan mehazlı yapısı, platform ekonomisi ve hegemonik işleyiş, ulus devletleri siber alanı da düzenlemeye itti. Özellikle dijital ekonomideki Amerikan üstünlüğü ve Avrupa’nın buna yanıt üretemeyerek pazar halini alması ile Almanya ve Avrupa Birliği, regülasyonlarda öncü bir konuma geçti. Rusya ve bilhassa Çin ise siyasi kontrol ve gözetimi önceleyen daha farklı bir düzenleyici yaklaşım benimsediler.

Sosyal medya da bu düzenleyici dalganın odağında yer aldı. Az sayıda platformun ağ etkisiyle birlikte piyasayı domine etmeleri, muazzam boyutta veri toplamaları, algoritmik işleyişle bireylerin ve dolayısıyla toplumların tercih ve davranışlarını şekillendirmeleri ulus devletler ile platformları karşı karşıya getirdi, Almanya’da Sosyal Ağ Kanunu (NetzDG), AB’nin DSA’i ve Avustralya’daki Haber Medyası Yasası gibi düzenlemeler birbirini izledi. Türkiye ise 5651 sayılı internete ilişkin temel kanun niteliğinde olan yasada farklı tarihlerde yaptığı değişiklik ve eklemelerle sosyal ağ düzenlemelerine iştirak etmişti.

Sosyal medya kuruluşlarının, önceleri finansal ve operasyonel yük sebebiyle ulus devletlerin regülasyonlarına karşı isteksiz ve tepkili hareket ettiği görülse de giderek artan baskılar neticesinde uyum sağlamaya çalıştıkları görüldü.

sosyal medya kullanımı

Dijital Alanda Hukuk Düzenini Tesis Etmek

Kamu düzeni ve kişilik haklarına yönelik tehditler, devletlerin egemenliklerini dijital alana taşımalarında en önemli motivasyonlarıydı. Esasen egemenliğin geleneksel tanımı da onun bölünebilirliğini reddeder. Bununla birlikte siber uzayın kendine özgü nitelikleriyle dijital egemenliğin konvansiyonel egemenlikten ayrışarak yeni bir anlam kazanması ve devletin bu anlamda daha tali bir rolü olması gerektiğine yönelik tartışmaların da mevcut olduğunu belirtelim.

İçeriği ve sınırları ne olursa olsun hukuk düzeninin dijital dünyada da tesis edilmesi bireysel hak ve özgürlüklerin, çocuk haklarının, kişisel verilerin güvenliğinin, kamu güvenliğinin, genel sağlığın ve diğer toplumsal menfaatlerin korunması adına zorunludur. Günümüzün en popüler kamusal alanı olan sosyal medyanın da bu zorunluluktan azade olması mümkün değildir.

Sosyal medya, ağ teknolojisinin sağladığı altyapıyla yüksek erişilebilirliği, anonimlik, küresellik ve işlevsellik gibi nitelikleri bilgi paylaşımını, sosyal etkileşimi, dijital üretkenlik ve özgünlüğü teşvik ederken özellikle kriz anlarında dezenformasyonu korkutucu bir hızla kolaylaştırıyor. Dolayısıyla mitolojideki iki yüzlü tanrı (Janus) metaforu, diğer dijital araçlarda olduğu gibi sosyal medya platformları için de geçerlidir. Önemli olan potansiyel tehditleri engelleyecek tedbirlerin aynı zamanda bu teknolojilerin avantajlarını da koruyabilmesidir.

22 Nisan’da kabul edilen ve on beş yaşın altındaki çocukların sosyal medyaya erişimini yasaklayan 7578 sayılı Kanun ile 12. Yargı Paketinde yer alması beklenen ve platforma girişte kimlik doğrulaması yöntemini öngören yeni yasal düzenlemeleri de bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Yürürlüğe giren ilk düzenlemeye göre sosyal ağ sağlayıcısı olarak tarif edilen platformlar 15 yaşını doldurmayan çocuklara hizmet sunamayacak, bu amaçla yaş doğrulama dâhil gerekli tedbirleri alması gerekecek.

On beş yaşını doldurmuş olanlara ise “çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunulması” öngörülüyor. Gerçekten çocukların korunmasına yönelik hukuki önlemler alınması, küresel bir trend. Çocukların sosyal medya üzerinde çok ciddi tehditlerle karşılaşması ve platformların etkili çözüm üretmede yetersiz kalması, devletleri bu yönde adım atmaya zorluyor. Nitekim benzer bir düzenleme, geçtiğimiz yıl Avustralya’da yürürlüğe girmiş ve 16 yaş altı çocukların sosyal medyaya erişimi engellenmişti.

Henüz yasalaşmayan ikinci düzenlemenin merkezinde ise kimlik doğrulama yöntemi ile giriş yer alıyor. Anonim hesapların arkasına saklanarak hakaret, iftira, şantaj ve ifşalama gibi kişilerin şeref ve haysiyetine yönelik saldırılar ile özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi başta olmak üzere suç teşkil eden paylaşımların caydırılması, suçun oluşması halinde ise faile hızla ulaşılarak adalet önüne çıkarılması hedefleniyor. Bu amaçla Türkiye’deki günlük erişimi bir milyondan fazla olan sosyal ağ sağlayıcılara (Instagram, YouTube, X, TikTok) kullanıcıların kimliklerini doğrulama ve BTK ile paylaşma yükümlülüğü getirilmesi bekleniyor.

Bu düzenlemeler ile dijital alanın hukukun ışıklarının kısıldığı “vahşi batı” atmosferinden kurtulması umulur. Hukuk düzeninin bütünlüğü anlamında da bu önemlidir. Gerçek dünyada hukuk kuralları ve hak arama yolları etkinken siber alanda bunları yeterince uygulamamak, giderek fiziki dünyadaki düzene de zarar verecek, insanların adalete duyduğu güveni zayıflatacaktır. Sosyal medyada işlenen suçların cezasız kaldığı algısı önemli bir tehdittir. İtalyan ceza hukuku düşünürü Cesare Beccaria’nın veciz şekilde ifade ettiği üzere suçu caydıran şey cezanın ağırlığı değil kesinliğidir.

 

Özgürlük-Güvenlik Dengesi

Ancak sosyal medya ile ilgili düzenlemeler yapılırken konuyu çok boyutlu şekilde ele almak, yarışan hak ve menfaatleri anayasal özgürlükler temelinde bağdaştırmak, diğer bir ifadeyle özgürlük-güvenlik dengesini yakalayabilmek hayati önem taşır. Kimlik doğrulaması yöntemi, çocuklara yönelik erişim yasağı ve ayrıştırılmış hizmet sunumu gibi tedbirler, temel hak ve özgürlükleri sınırlandırma rejimine uygun şekilde tatbik edilirse etkili sonuçlar üretebilir.

Fakat bu spesifik tedbirlerin yanı sıra sosyal medyanın denetimi meselesi daha makro bir perspektifle ele alınmalı yeni nesil bir yasal ve kurumsal altyapı modeli üzerine düşünülmelidir. Bu düzenleyici çerçeve; ifade özgürlüğü, kanunilik, kişisel verilerin korunması, ölçülülük ve hukuki belirlilik gibi temel prensipler üzerine bina edilmelidir.

Bu bağlamda, platformların veri güvenliği, platform mimarisi, insan haklarına uygun algoritmik işleyiş ve hak arama yollarının etkinliği yönünden yenilikçi yasal düzenlemeler ile çerçevelendirilmesi gerekir. Şeffaflık yükümlülükleri, bağımsız denetim yapıları ve kademeli yaptırım sistemi gibi mekanizmalar, sürdürülebilir ve sistematik çözümler sunabilir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası