Kriter > Dış Politika |

2025 Biterken Doğu Akdeniz Toz Duman


Ortadoğu’da mücadele alanları, kapanmamış dosyalar olarak açık kalmaya devam ederken; Doğu Akdeniz, 2017-2021 dönemindeki kutuplaşma eksenine geri dönüş sinyalleri vermeye başladı. Bu kutuplaşma havasını besleyen küçüklü büyüklü pek çok gelişme var. Bu gelişmelerin bir kısmı kendi dinamiklerine sahip ve belki de temel hedefleri kutuplaşmayı beslemek değil ama kutuplaşma atmosferini hâkim kılmaya çalışan aktörler tarafından kullanılmaya uygun bir ortamın doğmasına katkıda bulunuyorlar.

2025 Biterken Doğu Akdeniz Toz Duman
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (sağda), Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis (ortada) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Eski Lideri Nikos Anastasiadis (solda) (Yiannis Liakos / AA, 2 Ocak 2020)

Trump yönetimi, Gazze barış planının ilk aşamasını devreye aldıktan ve Ortadoğu’da yeni bir düzen beklentisini açıkladıktan sonra bölgede savaşın sonlarına doğru ortaya çıkan ortak duruş üzerinden bölgesel diyalog ve koordinasyonun devam edeceği, hatta bu diyalog ve koordinasyon sürecinde bölgesel düzenin kurumsal, normatif ve fonksiyonel yönleri ile ilgili kararların alınabileceği beklentisi doğmuştu. Ankara, 2021-2023 döneminde yani 7 Ekim saldırılarını takip eden Gazze savaşına kadar Doğu Akdeniz-Ortadoğu ekseninde bölge ülkeleri arasında ikili ilişkilerde normalleşme ve hatta iyileşmeyi desteklediğinden bu beklentiyi de en güçlü şekilde eyleme dökmek isteyen aktörlerden biriydi.

 

Kutuplaşmaya Geri Dönüş mü?

Oysa, o günden bugüne bu beklentinin sahada tam bir yansıması ortaya çıkmadı. Ortadoğu’da mücadele alanları, kapanmamış dosyalar olarak açık kalmaya devam ederken; Doğu Akdeniz, 2017-2021 dönemindeki kutuplaşma eksenine geri dönüş sinyalleri vermeye başladı. Bu kutuplaşma havasını besleyen küçüklü büyüklü pek çok gelişme var. Bu gelişmelerin bir kısmı kendi dinamiklerine sahip ve belki de temel hedefleri kutuplaşmayı beslemek değil ama kutuplaşma atmosferini hâkim kılmaya çalışan aktörler tarafından kullanılmaya uygun bir ortamın doğmasına katkıda bulunuyorlar. Hemen akla gelebilecek iki örnek: Kasım’da GKRY ve Lübnan arasında MEB sınırlandırılması anlaşmasının yeniden imzalanması ile Aralık’ta varılan Mısır-İsrail doğal gaz anlaşması. Bu anlaşmalar, şu anda pek çok açıdan siyasi belirsizlik ve ekonomik zafiyet yaşayan taraflar, Lübnan ve Mısır için işlevsel iş birlikleri gibi görülse de GKRY ve İsrail için Doğu Akdeniz’de temsil ettikleri duruşa güç kazandıran ve bu bölgede aktör olduklarını gösteren adımlar olarak duyurulmuştur. Bu açıdan GKRY, KKTC ve Kıbrıs Türk Toplumunun haklarını gözetmeden tek taraflı adımlar atmaya devam edeceği mesajını vermek istemiş, İsrail de Filistin davası çözülmese de bölgede iş birliği yapacağı aktörlerin olduğunu göstermeyi arzu etmiştir. Bu mesajlar, belki kör gözüm parmağına başka bir gelişme olmasaydı, bu kadar yüksek sesle duyulmazdı. Bahsedilen aleni kutuplaşma atmosferine geri dönüş noktasında öne çıkan gelişme; Yunanistan, GKRY ve İsrail arasında güvenlik ve savunma alanında yakınlaşmanın derinleştiğinin, bu aktörler tarafından görünür ve duyulur hale getirilmesi.

 

Malum Üçlü Neyi Amaçlıyor?

Doğu Akdeniz’deki Güney Lefkoşa, Tel Aviv ve Atina arasındaki üçlü yakınlaşma yeni değil. 2000’lerin başında Doğu Akdeniz’deki gaz keşfi, üçlüyü olası Doğu-Batı enerji ticareti üzerinden bir diyaloğun içerisine sokmuştu. Ancak bu diyalog, hiçbir zaman, sadece gösterilmek istendiği gibi işlevsel bir çerçeveyle sınırlı kalmadı ve bölgesel istikrarı ve iş birliğini tetikleyici bir özelliğe sahip olmadı. Obama yönetiminin Kıbrıs’ta toplumlararası uzlaşıyı ve iş birliğini “hayali boru hatları” üzerinden destekleme girişimleri de bu yüzden sonuçsuz kaldı. Zaten 2011-2013’ü izleyen yıllarda yukarıda zikredilen üçlü ilişki, Arap Baharı sonrası Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki anlaşmazlıkları da kullanarak Türkiye’yi -adı zikredilmese de- ötekileştiren bir sınırlandırma iş birliğine dönüştü. Bu iş birliği 2015 sonrası Rusya’nın Doğu Akdeniz’e ulaşmasından rahatsız olan ABD’yi de kısmen yanına çekti.

Yunanistan ve GKRY’nin AB üyeliği ve bazı AB ülkelerinin Suriye, Lübnan ve Libya’da dinamikleri yanlış okuması, 2017-2021 arası kutuplaştırıcı bir bölgesel huzursuzluk alanı oluşturdu. 2021 sonrası bölgesel konjonktürün ve ABD’nin tutumunun değişimi ile beraber bu alanda bir muhasebe yapıldı ve Türkiye’yi sınırlamak konusunda bu tür ötekileştirici, kutuplaştırıcı ittifakların çok başarılı olmadığı sonucuna varıldı. Zira anılan dönemde Ankara; Suriye, Libya ve KKTC’de olduğu kadar sivil-askeri deniz unsurları ile çevre denizlerde de varlığını güçlendirmişti. Ayrıca Doğu-Batı doğal gaz ticaretinin söz konusu üçlü üzerinden kotarılması da başarılı olmamıştı.

Fakat 2017-2021 arasındaki bu süreç iki şeyi görünür kıldı. İlk olarak bu kutuplaştırıcı atmosferden faydalanarak GKRY ve Yunanistan, İsrail ve ABD başta olmak üzere çeşitli kaynaklardan yeni silah sistemleri temin etti. Dolayısıyla silahlanma/güvenlik ikilemi dinamiği, bu iki aktör ve destekçileri sayesinde Doğu Akdeniz-Ege hattında devreye sokuldu. ABD; Yunanistan NATO üyesi, her iki ülke AB üyesi olduğu için Transatlantik alanın dışındaki müttefiklerinden daha kolay bir şekilde GKRY ve Yunanistan’ı destekleyebileceğini düşünüyor. Bu yüzden de Güney Lefkoşa’nın silahlandırılmasıyla Kıbrıs’ta toplumlararası, GKRY ve KKTC arası dengenin bozulmasını çok önemsemedi. İsrail ise Yunanistan ve GKRY’yi yeniden yorumlanmış Çevre Doktrininin kullanışlı parçaları olarak gördü. Böylece Tel Aviv’in rakiplerinin, burada özellikle Ankara’nın, İsrail için önemli alanlarda varlık göstermesi, İsrail’in stratejik derinliğinin Türkiye çevresinde artırılmasıyla maliyetli hale getirilecekti. İkincisi ise Batılı aktörlerin bu üçlü üzerinden kurgulanan Doğu-Batı bağlantısallığı (connectivity) çerçevesinde alan kontrolünü önemsediği görüldü. Ancak bir süre sonra tam bir kontrol için Batı/ABD’nin tüm müttefiklerinin (Körfez’in, Mısır’ın ve Türkiye’nin de) Doğu-Batı bağlantısallığının bir şekilde parçası olması/en azından bu bağlantıya meydan okumamasının gerektiği anlaşıldı. Biden ve Trump dönemi, çeşitli normalleşmeler (İbrahim Anlaşmaları, İsrail-Türkiye normalleşmesi, Genişletilmiş İbrahim Anlaşmaları vb.) için bastırması da bu yüzdendi.

Lübnan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında anlaşma
Lübnan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması imzalandı. Başkent Beyrut'taki Baabda Sarayı'nda düzenlenen imza törenine, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (ortada) ve GKRY Lideri Nikos Hristodulidis (solda) ile Lübnan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Fayiz Rasamini (sağda) katıldı. (Houssam Shbaro / AA, 26 Kasım 2025)

 

Yeni Ne Var?

Bugün yeniden, ne kadar aksi iddia edilse de Türkiye’yi sınırlama algısı için görünür kılındığı düşünülen üçlü yakınlaşma, bir yandan bahsettiğimiz bu sürecin devamı. İlk unsur, yani üçlü arasında derinleşen güvenlik ve savunma iş birliği (ama bu iş birliği ortak savunma garantisi ya da sözü içermiyor), karşılıklı bir arada savunma ve güvenlik alanlarında çalışabilirliğin inşası ve İsrail’in ana tedarikçisi olduğu Yunanistan ve GKRY’nin silahlandırılması, yeniden gözler önüne taşınan ilişkinin bel kemiği. GKRY’nin İsrail’den Barak hava savunma sistemi tedarikinin sebep olduğu tartışmalar sürerken Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias, Ankara’nın özellikle İHA/SİHA alanında katettiği ilerlemenin Yunanistan için tehdit olduğunu iddia etti. Dendias, 2025’in sonlarına doğru yaptığı açıklamalarda, Ege’de hava savunmasını güçlendireceklerini, füze ve uçaksavar sistemlerini -ki bu sistemlerin bir kısmı için İsrail’den temin ve teknoloji paylaşımı bekleniyor- Ege Adaları’na yerleştireceklerini de söyledi. En son Aralık’ın son günlerinde Kudüs’te bir araya gelen üçlü, Netanyahu’nun “imparatorluğunu tekrar inşa etmek isteyenlere karşı alanı savunacağız” sözlerini beraber alkışladı. Atina ve Güney Lefkoşa’nın Batı kurumlarının bir parçası olduğu düşünülürse, bu toplaşma Batı’nın ortak düşüncesini yansıtmasa da bir performans.

Bu performans, hayali varsayımsal bir yayılmacılığı, bugünkü İsrail yayılmacılığının bahanesi haline getirerek Güney Lefkoşa ve Atina’nın Çevre Doktrininin sadece kullanışlı parçaları olmadığını, meselenin sadece Ankara’nın önemli alanlarda varoluşuna maliyet çıkartmak olmadığını gösteriyor. Gazze savaşında insanlığa karşı işlenen suçlara karşı protestoların Yunanistan’da ve diğer Avrupa/NATO başkentlerinde yükseldiğini hatırlayan biri olarak söyleyelim, bu mikro-devlet stratejisinin (ki baktığınız yere bağlı olarak hem İsrail hem Yunanistan hem de GKRY bu kategoriye girebilir) Batı’ya maliyeti basit bir realist güvenlik ikilemi maliyetinden daha derin olacak gibi. Realist sulara geri dönersek bu üçlünün üzerinden güçlendirilen güvenlik ikilemi ve Ankara’ya yönelik provokasyonun, gereksiz bir şekilde Türkiye’yi stratejik hata yapması için dürtüp durmanın Batı’nın Doğu-Batı ve Güney-Kuzey (Doğu Akdeniz-Hazar) bağlantısında tam alan kontrolü isteğine ne katkısı olacak belirsiz. Muhtemelen bir katkısı olmadığı gibi, süreci olumsuz etkileyecek.

Bu hızla ortaya çıkan ve açıkçası Türkiye’nin görmekten çok hoşlanmadığı, eski günlere geri sarıyoruz havası, tesadüf olmasa gerek. Dolayısıyla biz de soralım: Neden Doğu Akdeniz’de yeniden toz dumana karıştı?

 

Neden Şimdi?

Bu sorunun çok zikredilen ve o kadar göz önüne getirilmeyen cevapları var: Çok zikredilen cevap elbette İsrail ile ilgili. İsrail, 7 Ekim sonrası hem HAMAS’a hem Hizbullah’a hem Husilere hem de İran’a karşı bir savaş başlattı. Bu savaşı ne tam anlamıyla kazandı ne de tam anlamıyla kaybetti. Dolayısıyla kazanç ve maliyet hesaplarını yapmaktan geri duramıyor. Büyük bir maliyete karşı hâlâ bölgede sadece alan kontrolü yapabiliyor, alan hakimiyetini ise gerçekleştiremedi. ABD’nin yeni güvenlik strateji belgesi (NSS 2025), etkili aktörlerin varlığını kabul ediyor ama bölgesel hegemonik güce izin vermeyeceğini belirtiyor. Bu açıdan ABD’nin stratejik vizyonu -ki güçler dengesini önceliyor- İsrail için çok müjdeli bir haber vermiyor. Bu arada İsrail, Ankara’nın Ortadoğu’daki varlığını -üstelik Tel Aviv ve Tahran gibi savaşmadan- güçlendirmek ve belki her şey Ankara için yolunda giderse kurumsallaştırmak şansı kazandığının farkında. Ankara bu şansını İsrail için kapanmamış bazı dosyalar (Irak, Suriye, Gazze-Hamas, Somali vb.) üzerinden sağlayabilir. Dolayısıyla İsrail’in Ortadoğu’da bitmeyen ve vazgeçmediği mücadele -ki bu mücadele hâlâ “böl ve istikrarsızlaştır” stratejisine dayanıyor- Ankara’yı dengeleme ve sınırlama arzusu ile iç içe geçiyor.

Sorunun çok göz önüne çıkartılmayan cevabı ise bence, ABD’nin duruşu ile ilgili. ABD, NSS 2025’te aslında Ortadoğu ile ilgili çok net şeyler söylüyor. Tom Barrack’ın Doğu Akdeniz’den Hazar’a bir düzen arzu ettikleri yönündeki (ki bu Doğu-Batı, Kuzey-Güney bağlantısallığında ABD’nin kapatmak istediği alanı da işaret ediyor) sözlerini, strateji belgesi güçlendiriyor. ABD’ye göre Rusya ve Çin artık bu bölgede değil, İran’ın nükleer programı da yok edildi. Dolayısıyla bölgede bazı stratejik düzeyde olmayan riskli aktörler (HAMAS, Hizbullah vb.) var ama gerçek stratejik bir tehdit, ABD’nin doğrudan müdahil olmasını gerektirecek bir tehlike olmadığını düşünüyor. Kısaca, ABD otomatik pilota almış durumda. Bölgesel düzenlerin güçler dengesi çerçevesinde inşa edileceği, bölgedeki ABD müttefikleri ile ABD’yle bir şekilde anlaşabilecek herkesin birbirini dengelediği, sıkışılan yerde pazarlık gücü devşirmek için Beyaz Saray’a bakıldığı bir kaotik ve sürekli dengeleme oyununu Washington cesaretlendiriyor. ABD’nin pragmatik, fırsatçı, transaksiyonel realizmine uygun ama bölgesel istikrar için çok olumlu bir haber değil bu.

Ankara, soğukkanlı olacağını, provokasyona gelmeyeceğini, caydırıcılığını güçlendireceğini ve kendi haklarıyla KKTC’nin haklarını koruyacağını Cumhurbaşkanımızın ağzından duyurdu. Şöyle diyor Ankara; bölgesel düzen ve istikrar isteği konusunda bizim kadar hevesli olmayabilirsiniz ama Türkiye soğukkanlı ve caydırıcı bir aktör olduğu müddetçe bağlantısallıklar söz konusu olduğu müddetçe Ankara’nın kapısını er geç çalacaksınız. Boşuna göle tutmayacak maya çalınmasın, bölücü ve istikrarsızlaştırıcı aktörler boşuna cesaretlendirilmesin.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası