Ugetam
Kriter > Dış Politika |

Ajan Krizi Bağlamında Rusya-Batı İlişkilerinde Kontrollü Gerilim


Sergei Skripal ve kızı Yulia Skripal 4 Mart’ta Britanya’nın Salisbury şehrinde bir parkta zehirlenmiş olarak bulundular.

Ajan Krizi Bağlamında Rusya-Batı İlişkilerinde Kontrollü Gerilim

Sergei Skripal ve kızı Yulia Skripal 4 Mart’ta Britanya’nın Salisbury şehrinde bir parkta zehirlenmiş olarak bulundular. Hayati tehlikesi halen devam eden Sergei Skripal, Rus istihbaratında çalışırken Britanya istihbarat servisi MI6 namına çalıştığı deşifre olmuş iki taraflı bir ajandı. Skripal Avrupa’da bulunan çok sayıdaki Rus ajanını deşifre ederek Rusya’nın bu ülkelerdeki istihbarat operasyonlarına ciddi zarar vermişti. Sergei Skripal daha önce yapılan bir casus takası ile Britanya’ya teslim edilmişti. Skripal ve kızının sinir sistemini tahrip eden bir madde ile zehirlenmiş oldukları tespit edildi.

Saldırıda kullanılan Novichok isimli sinir gazının Sarin gibi öldürücü gazlardan on kat daha zehirli olduğu, 70 ve 80’li yıllarda Sovyet ordusu tarafından geliştirildiği açıklamasında bulunuldu. Bu olayın bir suikast saldırısı olabileceği iddiası gündeme geldi ve Britanyalı yetkililer bu gelişmeden Rus istihbaratını sorumlu tuttular. Bu olay Britanya ile Rusya ilişkilerinde Soğuk Savaş yıllarından bu yana en gerilimli döneme girilmesine neden oldu ve Britanya yirmi üç Rus diplomatı sınır dışı etme kararı aldı. Rusya da benzer bir şekilde karşılık verdi ve iki ülke ilişkileri Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana en düşük seviyeye indi. Rus yetkililer bu saldırıda sorumlulukları olduğu iddiasını kesin bir dille reddetse de bütün oklar Moskova’ya çevrilmiş durumda.

Şüphesiz bu olay Soğuk Savaş döneminde meydana gelmiş olsaydı Rus istihbaratının bu saldırıyı tertiplediğinden kimsenin şüphesi olmazdı. Ancak bu saldırının iki ülke için de böylesi kritik bir dönemeçte meydana gelmesi bazı açılardan soru işaretlerini gündeme getirmektedir. Skripal olayı Vladimir Putin’in yüzde 77’lik oy oranı ile yeniden altı yıllığına devlet başkanı seçilmesi ile neticelenen 18 Mart seçimlerin hemen öncesinde meydana geldi. Putin seçimlere Batı ile gerilimli bir görüntü içerisinde girdi. Üstelik ABD’de de Rusya’nın seçimlere müdahale ettiğine ve Washington siyasetini manipüle ettiğine dair iddialar yoğun bir şekilde gündemde olmaya devam ediyor. ABD’de Özel Yetkili Savcı Robert Mueller, Trump yönetiminin göreve gelme süreci ile ilgili soruşturmasını devam ettirmekte. Üstelik Rusya’nın Trump lehine seçimlere müdahil olduğuna dair iddialar soruşturmanın bir parçası durumunda.

Britanya ise Brexit kararının artçı şoklarını yaşamaya devam ediyor. Avrupa Birliği (AB) ile sancısız bir ayrılık süreci yürütme kaygısı içindeki İngiltere yatırımcıların AB üyesi diğer ülkelere yönelmesi ve siyasi belirsizliklere sürüklenme tehdidi altında.

Böylesi sıkıntılı iç sorunlarla muhatap olan Başbakan Theresa May açısından Rusya ile gerilim politikası can simidi gibi geldi. AB de son toplantısında Rusya’yı kınayan ve dolaylı yollardan tehdit eden açıklamalarda bulundu. ABD, Britanya ve AB ülkelerinde Rusya’ya karşı beliren güvenlik kaygıları son dönemde daha gür bir şekilde seslendirilmeye başlandı. Bu gerilimin gerçekten jeopolitik rekabetin bir yansıması mı yoksa ittifakları yıpranan Batılı aktörlerin tehdit karşısında ilişkilerini toparlama çalışmasının neticesi mi olduğunu anlamak kolay değil. Belki de her iki seçenek de eş zamanlı olarak devreye girmiş olabilir. Görünen o ki Britanya ile Rusya arasındaki kontrollü gerginlik konjonktürel olarak her iki tarafın liderlerinin de işine yaramakta. Ancak bu gerilimin kontrolden çıkma durumu Avrupa açısından, Batı’nın da Rusya karşısında yeniden konsolide olması Moskova açısından kabus haline dönebilir.

AB ve Britanya’nın Brexit Sonrası İstikamet Arayışı

Brexit sonrası kimlik bunalımında olan AB’nin Trump yönetimindeki ABD tarafından güvenliği konusunda kendi haline bırakılmasının ardından güvenlik kaygıları tırmanışa geçti. NATO ittifakı Soğuk Savaş sonrasındaki dönemin en zayıf noktasına geldi. Ortaya çıkan bu yeni durumda şüphesiz Trump yönetiminin Avrupa’ya dair olumsuz hislerinin de rolü bulunmakta. Bu gelişmeler yaşanırken Trump yönetimi AB ve Çin’e karşı yeni bir ticaret savaşı başlattı. Bu ticaret savaşı şüphesiz Avrupalı liderlerin ABD’ye dair güvenlerinde de ciddi bir sarsıntıya neden oldu. Ortak çıkarlar oluşturamayıp rekabet yaşayan AB ve ABD ortak düşman tanımladıkları Rusya’ya karşı söylem birliği kurmaya çalışmakta. Avrupa’nın bu kırılgan ve kendi arasında uzlaşma zorluğu yaşayan görüntüsü şüphesiz Rusya lideri Vladimir Putin’in işine yaramakta.

Putin Soğuk Savaş sonrası Avrupa’da yitirdiği nüfuz alanını kısmen yeniden kazanma çabası içerisinde. Avrupa’nın kendi içerisindeki çatlaklar ve AB ile ABD arasındaki fikir ayrılıkları Rusya açısından oldukça avantajlı bir durum oluşturmakta. Trump yönetiminin Avrupa ile ticari olarak rekabeti derinleştirirken askeri ve siyasi mutabakata varma çabasının Moskova tarafından fazla ciddiye alınacağını düşünmek gerçekçi bir tespit olmayacaktır.

Rusya Soğuk Savaş sonrasında renkli devrimlerle Batı’ya kaptırmış olduğu eski nüfuz alanını kademeli olarak yeniden kazanmaktadır. Rusya, ABD’nin Obama döneminde kendi içine çekilmesi ile oluşan boşlukları iyi değerlendirerek siyasi ve askeri nüfuzunu bu alanlarda genişletmiştir.

Rusya’nın nüfuz alanını genişletmesinde şüphesiz Suriye ve Ukrayna’daki etkili askeri operasyonlarının rolü büyüktür. AB ve ABD’nin yanlış ve ayrımcı politikalarından hayal kırıklıklarına uğrayan aktörler de Rusya’nın radarına girmiştir. Öte yandan Rusya, ABD’nin aksine Çin ile daha yapıcı ilişkiler geliştirerek askeri münasebetlerini de derinleştirmektedir.

Rusya’nın Artan İç Riskleri

Küresel siyasetteki etkisini hızla artırarak özellikle askeri açıdan önemli atılımlar yapmakta olan Rusya ise kendi içerisinde önemli ekonomik zorluklarla karşı karşıya. Ekonomisinde ciddi yapısal sorunlarla uğraşıyor. Muhalifler Putin iktidarının baskıcı tavırlarından şikayet etseler de mevcut iktidarın alternatifi olabilecek bir tablonun yakın gelecekte oluşması söz konusu değil. Putin önümüzdeki dönemde bir yandan Rusya’nın Batı ile ilişkilerindeki gerilim dozunu azaltmaya çabalarken diğer yandan rakipleri arasındaki fikir ve çıkar farklılıkları ve ayrımlarını derinleştirmek isteyecektir. AB ve ABD’nin Rusya konusunda birleşmeleri görüntüsü Moskova açısından tercih edilmeyecek bir durumdur. Özellikle Skripal krizi ve Batı ile tırmanan ilişkiler seçim sürecinde Putin’in kendi destekçilerini konsolide etmesine yaradı. Ancak bu krizi daha da derinleştirmek Rusya’nın uzun vadeli çıkarları açısından riskler içermektedir.

Skripal krizi ve Batı’da artan veya artırılan Rusya tehdidi algısı kendi içlerinde derin ayrımlar yaşayan ABD ve AB açısından da oldukça işlevseldir. Obama döneminde yumuşak bir izolasyonizmi benimseyen ABD belirli alanlarda AB ile iş birliği yaparak liberal uluslararası sistemin devamını muhafaza etmeye çalışıyordu. Trump ile birlikte bu iş birliği tamamen ortadan kalktı ve ABD’nin Avrupa’daki en yakın müttefiki Britanya bile Washington ile birçok konuda ayrışma noktasına geldi.

NATO’nun son dönemde Rusya’yı hedef alan söylemlerinde AB ve ABD arasında oluşturulmaya çalışılan ortak tehdit algısında bu ayrışmaların etkisi göz ardı edilemez. Uluslararası ilişkilerde ortak düşman algısı ve varoluşsal kaygılar ortak çıkarlara nispeten daha bütünleştirici bir etkiye sahiptir. Trump’lı ABD gibi öngörülemez bir müttefik hem Britanya hem de AB açısından Rusya ile gerilimi artırması sebebiyle yakın vadede güven vermemektedir. Bütün bu parametreler Rusya ile AB arasındaki gerilimin kontrol edilemez bir düzeye tırmanmasına engel olabilir. Ancak yakın dönemde tüm taraflar siyaseten kontrollü gerginliğe ihtiyaç duyacaklardır. Bu nedenle ajan kriziyle çıkan gerilimin bir süre daha devam etmesi sürpriz olmayacaktır.


Etiketler »