Kriter > Dış Politika |

Başkanlık Döneminde Türkiye’nin Dış Politikası


24 Haziran seçimleri sonrasında Türkiye yeni yönetim sistemiyle yoluna devam ederken Batılı ülkeler de yeni bir yol ayrımındadır.

Başkanlık Döneminde Türkiye nin Dış Politikası

4 Haziran seçimleriyle birlikte Türkiye’de hem iktidar belirlendi hem de yeni yönetim sistemine geçildi. Her ikisi de Türkiye’nin yeni dönemde izleyeceği dış politika açısından çok önemli belirleyiciler olacak. Yeni dönemde Türkiye’nin dış politikasının nasıl şekilleneceği ve eskiye göre ne tür değişikliklerin olacağı seçimler sonrasında merak edilen konuların başında geliyor. Aslında bu hususta bazı Batılı müttefiklerimizde eski ön yargıların devam ettiği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri kazanması karşısında duyulan hoşnutsuzluğu ifade eden açıklamaların geldiği görülüyor. Ancak bu ülkelerde de genel olarak iktidar sorumluluğuna sahip siyasetçilerin büyük çoğunluğunun yeni dönemde Türkiye ile daha rasyonel bir ilişki geliştirme arayışında olacağını öngörmek mümkündür.

Artık başkanlık sistemine geçilen Türkiye’de yeni dönemin dış politikasını şekillendirecek temel faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin dış politika vizyonu
  • Yeni yönetim sisteminin etkisi
  • Cumhur İttifakı’nın ortağı olan MHP’nin dış politika yaklaşımı
  • Batılı ülkelerin Türkiye politikaları
  • Rusya, İran, İsrail, Suudi Arabistan gibi ülkelerin Türkiye ve Ortadoğu politikaları

Seçim sonuçları -şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da- Türk dış politikasına yön verecek temel aktörün Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu gösteriyor. Bu, Erdoğan’ın “Dünya Beşten Büyüktür” sloganıyla uluslararası sistemdeki adaletsizliğe karşı mücadelesinin devam edeceği ve 2023 hedefleri doğrultusunda Türkiye’yi bölgesel güçten küresel bir güce dönüştürme yolundaki politikasını sürdüreceği anlamına geliyor. Aynı zamanda FETÖ ve PKK gibi terör örgütlerine karşı gerek Türkiye içerisinde gerekse sınır ötesinde yürütülen kararlı mücadele devam edecektir.

Filistin, Somali ve Katar örneklerinde olduğu gibi Türkiye bir yandan bölgesel ya da küresel aktörlerin güç politikalarının hedefi olan ülkelere destek vermeye devam ederken bir yandan da bu ülkelerle iş birliğini artırmayı sürdüreceğine işaret ediyor. Ayrıca Suriye, Irak ve Arakanlı mültecilere yönelik politikasında olduğu gibi insan hakları konusunda uluslararası sorumluluklarından kaçmayıp en fazla insani yardım yapan ve gerektiğinde en fazla mülteciye kucak açan ülke olmaya devam edeceğini gösteriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni dönemde de görevini daha geniş yetkilerle sürdürecek olması mültecilerin güvenli bir şekilde evlerine dönmeleri için bölgesel ve küresel sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmeye çalışan bir Türkiye anlamına geliyor.

Yeni dönemle birlikte başkanlık sistemine geçiliyor olması Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin dış politika vizyonunu hayata geçirme konusunda daha fazla imkana sahip olacağını gösteriyor. Yürütmenin tek elde toplanması dış politikada daha hızlı kararlar verilmesi ve bürokratik engellerin en aza indirilmesinin önünü açıyor ki bunun dış politikanın etkinliğini artıracağı kuşkusuzdur. Zira dış politikada yaşanan gelişmelere hızlı reaksiyon geliştirebilmek ve alınan kararları ivedi bir şekilde uygulayabilmek başarılı olmanın en önemli ayağını oluşturuyor. Yeni yönetim sistemiyle birlikte dış politikanın yürütülmesinde gündeme gelen bakanlıkların bir kısmının birleştirilmesi ve geri kalanlar arasındaki irtibatın güçlendirilmesi bu konuda hep şikayet edilen koordinasyonsuzluğun ortadan kaldırılması konusunda önemli bir adım olmuştur.

Dış Politikada Cumhur İttifakı’nın Etkisi

Yeni dönemde Türk dış politikasının şekillenmesinde etkili olacak faktörlerden biri de Cumhur İttifakı’nın ortaklarından biri olarak Mecliste AK Parti ile birlikte çoğunluğu sağlayan MHP’dir. 15 Temmuz darbe girişiminden beri Türkiye’ye yönelen tehditlere karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a destek veren ve başta Batı ile ilişkiler ve teröre karşı mücadele olmak üzere dış politikayı ilgilendiren birçok konuda onunla aynı çizgide olan MHP’nin yeni dönemde de aynı uyumlu politikayı sürdürmesi bekleniyor. Ancak geçmiş dönemden farklı olarak MHP’nin Mecliste çoğunluğu kaybeden AK Parti’ye destek vererek bir çeşit koalisyon ortağı konumuna gelmesi nedeniyle yeni dönemde bu partinin iç ve dış politikada daha fazla etkide bulunmak isteyebileceğini ileri sürmek mümkündür. MHP, AK Parti ile kurduğu ittifakı bozmak istemeyeceğinden dış politikada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı rahatsız edecek taleplerde bulunmayacaktır ancak Erdoğan’ın Türk dünyasıyla ilişkilere dair bu partiden gelebilecek bazı taleplerle Rusya ve Çin ile ilişkilerin rasyonel bir zeminde yürütülmesi arasındaki dengenin korunması konusunda zaman zaman zorluk yaşanabileceğini de ifade etmek gerekir.

Batılı ülkelerin Türkiye’ye yönelik politikalarında yaşanacak gelişmeler de yeni dönemde Türk dış politikasının nasıl şekilleneceğini etkileyecek temel parametrelerin başında geliyor. Yüzlerce yıldır Türk dış politikasında en önemli yere sahip olan Batılı ülkelerin Türkiye algıları ve İstanbul/Ankara ile yürütmek istedikleri ilişki biçimi Türkiye’nin de gerek Batı gerekse yakın çevresine yönelik politikalarını belirlemiştir.

Bu ilişkinin son iki yüz yılında Batılı ülkelerle Osmanlı/ Türkiye arasında güç açısından açılan makas bazen İngiltere ve Fransa bazen Almanya ve İtalya ve son dönemde de ABD’nin Türkiye’yi bir nüfuz alanı olarak görmesi sonucunu doğurmuştur. Bu ülkelerin söz konusu algılarla Türkiye’nin egemenliğine yönelik müdahalelerine karşı zaman zaman ciddi tepkiler yükselmiştir. Erdoğan ve AK Parti döneminin Türkiye’nin Batılı ülkelerle arasındaki güç farkını kapatıp egemenliğine yönelik müdahale ve manipülasyonlara karşı en güçlü sesi çıkardığı dönemlerin başında geldiğine kuşku yoktur. Bu dönemde Batılı ülkelerden gelen müdahale girişimlerinin artması ve her başarısızlık sonrasında daha da hırçın bir hal alması bunun açık göstergesidir. 24 Haziran seçimleri sonrasında Türkiye yeni yönetim sistemiyle yoluna devam ederken Batılı ülkeler de yeni bir yol ayrımındadır. Ya Türkiye siyasetini manipüle etme yolundaki girişimlerinin başarısız olduğunu, aralarındaki ilişkiyi giderek daha fazla bozduğunu ve bunun kendilerine de zarar verdiğini kabul edip Ankara ile karşılıklı egemenliğe saygı temelinde yeni bir ilişki kurmaya yönelecekler ya da Türkiye’nin mevcut sorunlarıyla hala müdahale edilebilir bir ülke olduğu düşüncesiyle Erdoğan ve AK Parti iktidarını devirmeye yönelik çabalarını sürdürecekler.

Batı’daki neredeyse bütün ülkelerde her iki yaklaşımın da taraftarları bulunmasına bakılırsa bu konuda kafalarının karışık olduğunu ifade etmek gerekir. Bu durum Türkiye’nin yeni dönemde Batılı “müttefikler”ine içlerindeki fikir ayrılıklarını ve kafa karışıklıklarını gidermeleri için biraz zaman vermesi gerektiğini gösteriyor. Eğer bu zaman sonunda Türkiye’nin egemenliğine saygı duymayan müdahaleci politikaların devamını savunan görüşler Batılı iktidarlarda öne çıkarsa Ankara da ona göre reaksiyon gösterip şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da ABD ve Avrupa ile bağımsızlığını ve kendi halkının çıkarlarını esas alan politikasını sürdürecektir. Ancak bu, Türkiye’nin Batı’yı yekpare bir bütün gibi değerlendirmesi anlamına gelmeyecektir kuşkusuz. Bir yandan Türkiye ile rasyonel bir ilişki geliştirilmesini savunan ülkeler ve kesimlerle iş birliği imkanları araştırılırken diğer yandan düşmanca politika izleyen gruplara karşı gerekli önlemler alınacaktır.

Yeni Dönemde Bölge Ülkeleriyle İlişkiler

Yeni dönemde Rusya, İran, İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerinin gerek Türkiye’ye gerekse yakın çevresine yönelik siyaseti de Ankara’nın dış politikasının şekillenmesinde önemli belirleyiciler arasında yer alacaktır. Bu ülkelerin başta terör olmak üzere bölge sorunları konusunda Türkiye ile iş birliğine nasıl yaklaşacakları Ankara’nın da onlarla ilişkilerinin yönü ve düzeyini belirleyecektir. Suudi Arabistan ve İsrail’in ABD ile yakın ilişkileri ve Washington ile müdahaleci bir blok kurma yönündeki politikalarının devamı onları Türkiye ile sık sık karşı karşıya getirme ihtimali taşımaktadır. Bu ülkelerin Katar, Filistin ve Müslüman Kardeşler’e yönelik saldırgan tavırlarını sürdürmeleri yeni dönemde de Türkiye ile sorun yaşamaya devam etmelerine yol açacaktır.

Buna karşılık Rusya ve İran’ın son dönemde Ortadoğu sorunlarının çözümü konusunda Türkiye ile yaptıkları iş birliğini Astana, Soçi ve Ankara süreçlerinde verdikleri sözleri tutmaya daha fazla özen göstererek sürdürmeleri Türkiye’nin bu ülkelerle daha da yakınlaşması sonucunu doğurabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti yönetimi Rusya ve İran’ın içişlerine karışmama ve teröre karşı samimi iş birliğini esas alacak şekilde Türkiye ile ilişkileri geliştirme arzusu olduğunu gördüğü müddetçe bu ülkeleri gerek güvenlik gerekse ekonomik alanlarda önemli bir ortak olarak değerlendirmeyi sürdürecektir. Ancak bu ülkelerin özellikle PKK/YPG terör örgütü konusunda ikircikli politikalarını terk etmesi Ankara’nın Moskova ve Tahran ile ilişkilerinin yönünü belirleyecektir.

Görüldüğü gibi Türkiye’nin yeni bir yönetim sistemine girdiği seçimler sonrasında Türk dış politikasında köklü değişikliklerin yaşanıp yaşanmaması beş yıllık yeni bir süre için seçmenle akdini yenileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin dış politika yaklaşımı ile doğrudan ilişkilidir. Ayrıca Cumhur İttifakı’nda ittifak ortağı olan MHP’nin dış politikaya etkisi de not edilmelidir. Son olarak Türkiye’nin küresel ve bölgesel ölçekteki muhataplarının AK Parti iktidarına yönelik tavırlarının nasıl şekilleneceği de parametreler arasındadır.


Etiketler »