Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) Cumhurbaşkanlığı seçimi, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri ve adayı Tufan Erhürman’ın yüzde 62.76’lık oy oranıyla kazanmasıyla sona erdi. Seçim öncesinde Erhürman’ın demeçlerine yansıyan kendinden emin söylem de böylelikle tasdik edilmiş oldu. Seçim günü bulunduğum Lefkoşa’da başa baş giden bir seçim süreci olması bekleniyordu. Seçimin 2. tura kalması, geri kalan 6 adayın oy potansiyellerinin düşük olması sebebiyle öngörülmüyordu, ancak Ersin Tatar ile Tufan Erhürman arasındaki yarışın son anlara kadar belirsizliğini koruması bekleniyordu. Öyle olmadı. Açıklanan ilk sandıktan itibaren sonuç kendini gösterdi. Hemen hemen tüm sandıklarda gözlemlenen farkın en net göstergesi ise 6 farklı il-seçim bölgesinde de Erhürman’ın daha çok oy alması oldu. Mutat seçim dönemlerinde kentlerde açıklanan ilk oyların CTP ya da adayına yönelmesi sonrasında taşradan gelen oyların dengeleri değiştirmesi söz konusu oluyordu. Ancak bu kez oylar, coğrafi dağılımda bir fark oluşturmadı, 1990’daki seçimden bu yana ilk kez bir aday yüzde 60 bandını geçti, genel projeksiyonlarda isabet kaydedilmedi.
Erhürman Seçmen Kitlesine Neyi Vaat Etti?
Kıbrıs meselesi, jeopolitik boyutlarıyla birlikte on yıllardır Türkiye’nin dış politika gündeminde başat konular arasında yerini aldı. Özellikle İngiliz yönetiminde geçirilen uzun yılların (1878-1960) getirdiği etnik çatışma ortamı ve taşıdığı miras (Filistin meselesiyle çok benzer), sorunu karmaşık bir hale getirdi. Bu sarmalda Türk tarafı ile Rumlar yıllarca çeşitli platformlarda bir araya geldi. Ancak son yıllarda Rum tarafıyla çözümsüz kalan görüşme maratonları, Türkiye’de sürece ilgiyi azalttı. Konu, Kıbrıs Türk halkının izolasyonla çevrelenmiş güncel sorunlarından ziyade bölgesel-coğrafi çatışmalara olan yakınlığı ve enerji (hidrokarbon arayışları) ekseninde değerlendirildi. Bu seçimin uzun süredir buzdolabında olan “Kıbrıs Meselesi’nin” yeniden gündeme gelmesi bağlamında bir kırılma oluşturduğunu söyleyebiliriz. Erhürman, özellikle müzakere sürecinde kazanımlar elde edebileceğine inanıyor. Kıbrıs Türklerinin olağan mülk sorunlarının çözümünde kilit bir araç haline gelen Taşınmaz Mal Komisyonu’nun (2005) tesisi gibi konularda atılan adımları yeni başlıklarla derinleştirebileceğini seçimlerde vaat etti.
Seçim öncesi adayların Kıbrıs’taki kördüğümün çözüm formüllerine yönelik pozisyonlarının farklı olması, zaman zaman tansiyonun yükseldiği bir seçim sathımaili ortaya çıkardı. Erhürman’ın federatif yol haritasının arkasında olması, özellikle Tatar cephesinde bir teslimiyet beyanı olarak lanse edildi. Erhürman cephesi ise “iki devletli çözüm” formülünün “içerikten yoksun olduğunu” ve böyle bir argümanın Türkiye’nin adanın tümünü kapsayan garantörlük haklarından vazgeçmesi anlamına geldiğinin altını çizdi.
Erhürman’ı seçim sürecinde ön plana çıkaran parametreler arasında ülkedeki temel insani hizmetler ve kayıt dışı ekonominin gemlenmesi konusunda adım atılamaması gösteriliyor. Özellikle sahadaki gözlemlerimizin de teyit ettiği üzere Kıbrıs Türkleri yapısal dönüşüm konusunda geri kalındığından yakınıyor. Erhürman kampanya döneminde Kıbrıs konusunda müzakere sürecinin 5 yıldır dondurulduğuna işaret etmiş, herhangi bir KKTC lideri döneminde buna benzer bir “siyasetsizlik ikliminin” olmadığına vurgu yapmıştı. Özellikle Crans-Montana görüşmeleri (2017) sonrasında Rum tarafının masadan kalkmasıyla neticelenen “mevcut statükodaki tıkanmanın” Türkler aleyhine derinleşmesinin de Kıbrıs Türkleri üzerinde olumsuz bir hissiyata dönüşmesi, Tatar karşıtı oluşan tabloyu daha görünür kıldı.
Erhürman’ın kampanya sürecinde altını defaatle çizdiği “ciddiyet vadediyorum” sloganı yalnızca Tatar’ın söylemsel siyasetine yönelik bir eleştiri değildi. Dış politikadaki fasit dairenin dışında iç politikada da vatandaşların hayatına dokunacak enstrümanların hayata geçirilememesine referans anlamı taşıyordu. Özellikle 2022’de siyasi krizler sonrasında tesis edilen mevcut hükümetin yetersiz kaldığı yönündeki şikayetler de Erhürman’ın zaferine giden taşları döşeyen etkenler arasında yer aldı. Tatar cephesinin de mevcut hükümetin performansının kendilerini olumsuz etkilediğine dair tespitleri olduğunu not olarak düşelim.
Adadaki Sosyolojik Fay Hatları
Erhürman-Tatar çekişmesinde ya da Ulusal Birlik Partisi (UBP) - CTP rekabetinde belirleyici faktörlerin başında 1974 öncesi adada yaşayan Kıbrıs Türkleri ile sonrasındaki süreçte adaya göç eden Türkiye’den gelenler arasındaki sosyolojik-kültürel kod farkı da yer alıyor. On yıllar boyunca çeşitli ihtilaflara da dönüşen bu farklı kimlik ve tarihsel miras, seçim süreçlerindeki eğilimlere de yansıyor. Özellikle Türkiye’den gelenlerin oy tercihinde daha ön planda olan UBP’nin adayı konumundaki Tatar’ın bu seçimlerde yaşadığı hayal kırıklıklarından biri de bu kez tercihlerin blok bir seçmen pratiğine dönüşmemesi oldu. Daha önceki süreçlerde kutuplaşan kitleler bu kez daha heterojen bir dağılım gösterdi. Üstelik ilk tur göz önünde alındığında katılım oranı da önceki seçimlere nazaran daha yüksek bir seviyede seyretti (yüzde 64).
Erhürman’ın vaatleri arasında karma evliliklerden (74 öncesi adada mukim aile çocukları ile sonrasında adaya göç eden Türkler arasındaki evlilikler kastediliyor) doğan çocuklara da Kıbrıs-AB pasaportu alma hakkı tanınması yer alıyor. Bu konuya insan hakları perspektifinde vurgu yapan Erhürman, müzakere masasında kazanımlar elde edilebileceği konusunda ikna edici bir duruş sergiledi. AB ile yapılacak müzakere sürecinin sonucunda Rum tarafının da iknasıyla Türkler lehine mekanizmalar ihdas edebileceğini vaat etti. Konuyu “güven artırıcı önlemler” sınıfında değil, insan hakkı sorunu kategorisinde ele alan bu yaklaşım, başka konulara da sirayet eden bir restorasyon sürecinin fitilini ateşleyebilir.
Kıbrıs’taki mevcut statüko, Kıbrıs Türklerinin ambargolarla örülmüş, ticari-kültürel izolasyonda hak etmedikleri bir soyutlanmayla yaşamalarını zorunlu kılıyor. Kıbrıs Türklerinin maruz kaldığı uluslararası ayrımcılığın önemli göstergelerinden biri de geçtiğimiz günlerde vuku buldu. Ürdün, Kıbrıs Adası’nın meşhur hellim peynirini KKTC’den ithal etmeyeceğini duyurdu. Karar Rum yönetimince olumlu karşılanırken Türk cephesinde tepkiyle karşılandı. Türklerin hayatına doğrudan dokunan bu tür gelişmeler de seçimlere tesir eden faktörler arasında yer aldı.
Daralan Bölgesel Kıskaç: İsrail-Rum İttifakı’nın Gölgesi
Kıbrıs konusu, son yıllarda Türkiye’de çözüm matematiğinde eskisi kadar yer bulmasa da jeopolitik gerilimler ada ve çevresindeki gelişmelere gözlerin çevrilmesine neden oldu. Özellikle İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında ivmesi artan askeri iş birliğinin fiziksel yansımaları da hem ada üzerinde varılan “Kıbrıs akdini” ihlal anlamı taşıyor ve adanın garantörü olan Türkiye’yi baypas ediyor, hem de ada üzerinde yaşam hakkı her koşulda baki olan Kıbrıs Türklerinin güvenliğini de riske atıyor. İsrail’in saldırgan yayılmacılığı son yıllarda binlerce sivilin ölümüne neden oldu. Bu gerçeğin bölge ülkeleri üzerindeki olumsuz bilançosunun görmezden gelinerek Baf Hava Üssü’ne İsrail’in hava savunma sistemlerinin yerleştirilmesi garantörlük zemininde de bir ihlali katmerliyor. GKRY Savunma Bakanı’nın dost parantezinde değerlendirdiği İsrail’e hava ve deniz üslerini açtıklarını duyurması, kısa-orta-uzun vadede tehlike arz eden bir durum oluşturuyor. Bu noktada yeni Cumhurbaşkanı Erhürman’ın perspektifinin de Rum tarafına yönelik olarak keskin eleştirel bir tona sahip olduğunu vurgulamak gerekir. Sadece İsrail değil Fransa-ABD’nin Rum tarafının güvenlik şemsiyesine dahil edilmesinin “kurucu ortak haklarını” gasp eden bir anlayışı içerdiğini vurguluyor. Mevcut söylemsel analizde, Türkiye ile yeni KKTC Cumhurbaşkanı’nın bu konuda ortak frekansta olduğunu vurgulamak gerekiyor.
Yeni Dönemin Kodları Nasıl Yansıyacak?
KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimleri önceki tartışmalı süreçlerden farklı olarak Kıbrıs Türklerinin iradesini ortaya koyması bağlamında güçlü bir kanıt teşkil etti. Seçim sürecinde Türkiye kamuoyuna taşınan “federalizm - iki devletli çözüm” tartışmaları bilgi kirliliğine ve manipülatif iklime sebebiyet verdi. Yeni Cumhurbaşkanı Erhürman seçim sonrası verdiği beyanlarda, Türkiye ile ilişkilerde güçlü bağlara vurgu yaptı, iş birliğinin en üst seviyede olması için çaba göstereceğine işaret etti. İki cepheden gelen açıklamalar, özellikle kırılgan bölgesel denklemde, Türkiye-KKTC ilişkilerinde hat kopukluğu yaşanmayacağına dair teminat gösteren bir iradeye işaret ediyor. 13 sene Türkiye’de yaşayan, uzun yıllardır bölge meseleleriyle hemhal olan Erhürman’ın yeni dönemde kronik sorunlara daha yenilikçi ve reformist bir yaklaşım sergileyeceği kesin. Onun sınavı da Türkiye ile aynı sayfada kalmak olacak. KKTC’nin kayıt dışı ekonomisini aşındıracak, dış politikadaki tehditleri berhava edecek bu politikanın yeni dönemin ruhuna daha uygun düşeceğini tahmin etmek rasyonel bir tahmin olacaktır.
