Ugetam
Kriter > Dış Politika |

Doğu Akdeniz’deki Enerji Jeopolitiği


Doğu Akdeniz’de İsrail, Mısır ve Kıbrıs arasında kalan üçgende bazı tahminlere göre üç trilyon metreküpün üzerinde doğal gaz rezervi bulunmaktadır.

Doğu Akdeniz deki Enerji Jeopolitiği

Doğu Akdeniz’de İsrail, Mısır ve Kıbrıs arasında kalan üçgende bazı tahminlere göre üç trilyon metreküpün üzerinde doğal gaz rezervi bulunmaktadır. Bu rezervin nispeten küçük bir kısmı (İsrail’deki Leviathan, Kıbrıs’taki Afrodit, Mısır’daki Zuhr sahaları) tespit edilmişse de geri kalan bölümü için arayışlar devam etmektedir. Çıkarmaya ve pazarlamaya elverişli miktar ve nitelikte doğal gaz bulunduğu takdirde Kıbrıs enerji jeopolitiğinde merkezi bir konuma gelecektir. Fakat gerek devam eden Kıbrıs sorunu gerekse Doğu Akdeniz’deki ekonomik bölgeler hakkındaki tartışmalar yüzünden bu konunun yakın gelecekte önemli bir uluslararası kriz doğurması ihtimali vardır.

1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) taraf olmayan Türkiye’nin kara suları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge gibi alanlar hakkındaki görüşleri bu sözleşmeye taraf olan ülkelerden birtakım farklılıklar göstermektedir. Yunanistan ile yıllardır devam eden Ege ihtilafında olduğu gibi Kıbrıs etrafındaki enerji kaynaklarının kullanımı hakkında son yıllarda gündeme gelen tartışmaların temelinde de bu görüş ayrılıkları yatmaktadır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) UNCLOS’a dayanarak ilan ettiği münhasır ekonomik bölgenin bir bölümünü kendi münhasır ekonomik bölgesi olarak gören Türkiye, Rum yönetiminin Ada etrafındaki hidrokarbon kaynakları üzerinde tasarrufta bulunmasına karşı çıkmakta, GKRY’nin çevre ülkelerle yaptığı münhasır ekonomik bölge anlaşmalarını da tanımamaktadır.

Kıbrıs’ta Doğal Gaz Arama Faaliyetleri

GKRY’nin belirlemiş olduğu doğal gaz parsellerinin bir bölümü Türkiye’nin kendisi için ilan ettiği münhasır ekonomik bölgenin içerisinde kalmaktadır. Türkiye bu kesişme alanlarında yapılacak her türlü arama ve sondaj faaliyetine kesin olarak karşı çıkmaktadır. Geçtiğimiz Şubat sonlarında GKRY’nin 3 numaralı parselinde İtalyan Eni şirketinin yapacağı sondaj çalışmalarına da Türkiye bu sebeple karşı çıkmış, Ada’ya gelen Eni’nin sondaj gemisi Türkiye’nin aldığı tedbirler sebebiyle bölgeden ayrılmak zorunda kalmıştır. Uluslararası toplumda her ne kadar GKRY’nin egemenlik hakları vurgulansa da konunun taraflarca anlaşılarak çözüme kavuşturulması düşüncesi hakimdir. Bu da Türkiye’nin kararlılığının uluslararası diplomatik çevrelerde karşılık bulduğunu göstermektedir. Yine de şirket yöneticilerinin sondaj faaliyetinin iptal edilmediğine, yalnızca ileri bir tarihe ertelendiğine dair açıklamalarına bakılırsa yakın bir gelecekte bahsi geçen parselde yeni bir teşebbüs söz konusu olabilir.

Bunun haricinde GKRY’nin ilan ettiği parsellerden bazıları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) münhasır ekonomik bölgesiyle çakışmaktadır. KKTC bu bölgelerde GKRY adına yürütülecek arama faaliyetlerine karşı çıkmakta ve buralarda tespit edilecek kaynakların Rum yönetimi tarafından kullanıma açılmasını kendi egemenlik haklarına aykırı görmektedir. Bahsi geçen sahalar için 2011’de arama ruhsatı çıkaran KKTC hükümeti bunun için Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) yetki vermiş ve 2014’ten itibaren Türkiye’nin arama gemisi Ada’nın deniz alanlarında çalışmalar yürütmüştür. Bu çalışmalar GKRY tarafından protesto edilmekle beraber sıcak bir krize yol açmamıştır.

Türkiye, Rum yönetiminin belirlediği parsellerde kendinin ve KKTC’nin münhasır ekonomik bölgeleriyle kesişmeyen sahalarda yürüttüğü arama faaliyetlerine ise bugüne kadar bir müdahalede bulunmamıştır. Halen ABD’li Exxon firması Kıbrıs’ın güneyindeki 10 numaralı parselde aramalar yapmaktadır. Bu yıl içerisinde tamamlanması beklenen aramalarda kayda değer büyüklükte bir rezerv bulunursa Doğu Akdeniz’deki diğer doğal gaz kaynaklarıyla bütünleşik bir projede değerlendirilmesi söz konusu olabilir. Örneğin daha önceki yıllarda ortaya atılmış fakat gerçekleştirilmesi Ada rezervlerinin tespitine bağlanmış olan Güney Kıbrıs’ta bir doğal gaz sıvılaştırma tesisinin kurulması fikri yeniden gündeme gelebilir. Bu durumda Rumlar Kıbrıs’ın doğal gaz kaynaklarının kullanımında tek başına söz sahibi olmakla birlikte doğal gaz ticaretinde merkezi bir konuma gelinmesinden de yegane yararlanan taraf olacaktır.

Türkiye’nin yıllardır özellikle iki hususta çağrı yaptığı görülmektedir: Bunlardan birincisi GKRY’nin ihtilaflı olmayan sahalarda doğal gaz tespit etmesi durumunda dahi bu kaynaklardan elde edeceği gelirin Kıbrıslı Türklerle de paylaşılması gerektiğidir. Türkiye’ye göre uluslararası toplum tarafından Kıbrıs’ın tamamının meşru yönetimi olarak tanınan GKRY’nin bu sıfatla yetkilendirdiği uluslararası şirketlerce işletilecek hidrokarbonların yalnızca Ada’daki Rumlara ekonomik menfaat sağlaması adaletsiz bir durum meydana getirecektir. Türkiye’nin bu vurguyu devamlı ve ısrarlı bir şekilde yapması, ihtilafsız sahalarda sondaj aşamasına geçilmesi halinde Ankara’nın sessiz kalmayacağını işaret etmektedir.

Türkiye’nin söz konusu çağrısına karşılık Rum yönetimi enerji kaynaklarından elde edilecek gelirlerden Kıbrıslı Türklerin pay almasını kabul etmiş fakat bunun gerçekleşebilmesi için Ada’da çözümün şart olduğunu açıklamıştır. Böylelikle Rumların enerji kozunu kullanarak Türkleri normal şartlarda kabul etmeyecekleri bir çözüme zorlamak istediği anlaşılmaktadır. Bugünün şartlarında bu zorlamanın sonuç vermesi mümkün görünmese de Ada kara sularında geniş ölçekte bir hidrokarbon kaynağının tespit edilmesi durumunda ortaya çıkacak ekonomik beklentiler Kıbrıs Türklerinden bazılarında yeni bir istek doğmasına yol açabilir. Gerek Türkiye gerekse Kıbrıslı Türk siyasetçilerin bu ihtimale hazırlıklı olması gerekir.

Türkiye Denklem Dışında Kalmamalı

Türkiye’nin ikinci çağrısı ise Doğu Akdeniz’deki taraflara ve uluslararası enerji şirketlerine yöneliktir. Türkiye’nin mevcut enerji dağıtım altyapısı sayesinde bu kaynakları kullanmanın en ekonomik yolunun Türkiye ile iş birliğinden geçtiğini vurgulayan Ankara, diğer bütün alternatif projelerin aşırı maliyetli olacağının altını çizmektedir. Bugün itibarıyla Türkiye’nin bu argümanı geçerlidir. Fakat Kıbrıs’ta büyük ölçüde bir kaynak tespiti bütün maliyet hesaplarını değiştirebilir. Bu durumda GKRY’nin yıllardır diyalog içerisinde olduğu Mısır ve İsrail’in de içinde yer alacağı yeni enerji nakil projeleri maddi destek bulabilir ve uygulamaya geçebilir. Uluslararası şirketlerin de bu denklemde yer alacağı düşünüldüğünde Türkiye’nin bu duruma tepkileri uluslararası toplum nezdinde karşılık bulamayabilir. Bu ihtimal karşısında Türkiye’nin adanın kuzey açıklarında kendi sondaj faaliyetlerine en kısa zamanda başlaması son derece önemli bir hamle olacaktır.

Doğu Akdeniz’deki enerji jeopolitiği yalnızca Türkiye’nin ekonomik çıkarlarını değil aynı zamanda temel dış politika önceliklerinden Kıbrıs meselesinin geleceğini de etkileyebilecek bir konudur. GKRY’nin 2000’li yılların başlarından itibaren bölge ülkeleriyle münhasır ekonomik bölge anlaşmaları yaptığı ve enerji alanında yürütülecek iş birliği zeminini oluşturduğu bir gerçektir. Bugün Türkiye’nin dahil edilmediği enerji seçenekleri uygulanabilir görünmemektedir. Fakat Kıbrıs açıklarında tespit edilecek büyük bir enerji kaynağı bölge ülkeleri ve uluslararası şirketlerin tercihlerinde ani ve büyük bir değişim meydana getirebilir. Türkiye’nin denklem dışında bırakılması ve Kıbrıslı Türklerin enerjiden pay alamaması durumunda ise bölgede yeni bir krizin hatta çatışma ortamının doğması muhtemeldir. Yoğun iç ve dış siyaset gündeminde zaman zaman gözden kaçan Doğu Akdeniz’deki enerji dinamiklerinin daha yakından takip edilmesi ve Türkiye’nin çeşitli senaryolar karşısında uygulayacağı stratejilerin önceden belirlenmesi fevkalade önem taşımaktadır.


Etiketler »