Nisan’da ABD DışiÅŸleri Bakanı Pompeo’nun “Akdeniz Washington için stratejik bir cephedir” açıklamasının hemen ardından Demokrat Parti’nin New Jersey Senatörü Bob Menendez ile Cumhuriyetçilerden Florida Senatörü Marco Rubio tarafından “DoÄŸu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı 2019” ismini taşıyan bir tasarı Amerikan Senatosuna sunuldu. Tasarı Demokratlarla Cumhuriyetçiler tarafından ortak olarak sunulduÄŸu için partiler üstü olarak deÄŸerlendiriliyor. Tasarının içeriÄŸine bakıldığında “Garp cephesinde yeni bir ÅŸey yok” deyiÅŸi aklımıza geliyor. Bu tasarı da ABD’nin DoÄŸu Akdeniz’e taşıdığı yeni soÄŸuk savaÅŸ çerçevesinde İsrail’in güvenliÄŸini önceleyen yeni bir cephe oluÅŸturmak için bugüne kadar atılan adımların bir parçası. Burada dikkat çeken en önemli husus Washington’ın bu yasa tasarısıyla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan ve İsrail üçlüsünü enerji ve askeri alanlarda sıkı bir iÅŸ birliÄŸine yönelmeye teÅŸvik etmesi. Türkiye’nin payına ise S-400 alınması halinde F-35’lerin teslim edilmemesi öngörüsü düÅŸüyor. Menendez-Rubio tasarısının detaylarına yakından bakıldığında öne çıkan bazı baÅŸlıklar ÅŸöyle özetlenebilir:
- Tasarı 1987’den beri GKRY’ye uygulanan silah ambargosunun bitirilmesini öneriyor. Gerekçe ise KKTC’de bulunan Türk ordusunun halihazırda Amerikan menÅŸeli silahlar kullanması ve GKRY’nin de bu nedenle Rusya’dan silah edinme ihtiyacı içinde olması. Mantık bunun neresinde diye sorulabilir elbet ya da GKRY, Rusya için ne kadar büyük bir pazarmış ki ABD olaya bu kadar GKRY yanlısı yaklaşıyor diye ÅŸaşırılabilir. Tüm bu ironik soruların ötesinde Menendez ve Rubio, GKRY’ye ABD’nin askeri eÄŸitim yardımı kapsamında 2 milyon dolar verilmesini tavsiye ediyor. BilindiÄŸi gibi ABD 1987’den itibaren Ada’da süregelen birleÅŸme çabalarına mani olmamak için Kıbrıslı Rumlara silah ambargosu uyguluyordu. Halihazırda BM gözetimindeki görüÅŸmeler sonlanmadığına göre ABD bu karar tasarısını kabul ettiÄŸinde Kıbrıs’taki toplumlar arası görüÅŸmeler ciddi bir engelle karşılaÅŸacak. Bu yüzden Ankara’nın tahmin edilebilir duruÅŸu bir yana, uluslararası toplumun ve Ada’daki diÄŸer garantör BirleÅŸik Krallığın bu yasa tasarısına nasıl bir tepki vereceÄŸi çok önemli. Bu durum tarafların Kıbrıs’ta çözüm konusunda ne kadar samimi olduÄŸunu da gösterecek. Gerçi Annan referandumu sonrası daha fazla samimiyet testine gerek var mı sorusu da gayet geçerli.
- Tasarının Türkiye açısından rahatsızlık kaynağı olan diÄŸer bir noktası da ABD, Türkiye’nin ve KKTC’nin Akdeniz’deki deniz yetki alanlarını hiçe sayan tavrını sürdürüyor ve Ada’nın etrafındaki doÄŸal gaz rezervlerine atıfta bulunurken GKRY’nin ilan etmiÅŸ olduÄŸu sözde münhasır ekonomik bölgesinde (MEB) bugüne kadar uluslararası hidrokarbon ÅŸirketleri aracılığıyla sürdürdüÄŸü sismik arama ve sondaj faaliyetlerine destek veriyor. Taslak bir yandan da Ankara’nın karasularından Türkiye’nin onayı alınmadan geçecek East-Med DoÄŸal Gaz Boru Hattı Projesi’nin önemine dikkat çekiyor. DiÄŸer yandan da Yunanistan-Bulgaristan arasında yapılacak olan ve DoÄŸu Akdeniz doÄŸal gazını Balkanlar üzerinden Avrupa’ya nakletmesi düÅŸünülen interkonnektör (IGB) projesi konusunda Yunanistan’ı yüreklendiriyor. Söz konusu tasarı kısaca bölgede ABD tarafından yeni bir DoÄŸu Akdeniz enerji merkezi oluÅŸturmasını öneriyor. Bu merkezin DoÄŸu Akdeniz’de Washington’ın enerji ve güvenlik baÄŸlamında has müttefikleri olarak ilan edilen İsrail, Yunanistan ve GKRY ile üçlü iÅŸ birliÄŸine dayandırıldığı da bir gerçek. Nitekim tasarının bir baÅŸka maddesinde ABD’nin İsrail-Yunanistan-GKRY üçlü ekseni üzerinden Yunanistan’a 3 milyon dolar yardım yapması öneriliyor.
- Gene aynı tasarı Ankara’nın S-400 alımıyla Türkiye’ye CAASTA çerçevesinde ABD ambargosunun derhal uygulanabileceÄŸini ifade etmekten çekinmiyor.
Sözün özü Menendez-Rubio “DoÄŸu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı 2019” tasarısı DoÄŸu Akdeniz’de sadece Türkiye ve KKTC’nin meÅŸru haklarını deÄŸil Rusya’yı da hedef alıyor. Amaç tasarıda da belirtildiÄŸi üzere Rusya ve olası bazı aktörlerin Akdeniz sahasında gerçekleÅŸtirebilecekleri ABD karşıtı giriÅŸimlerinin tespit ve rapor edilmesini saÄŸlayacak kuvvetlendirilmiÅŸ yeni bir Amerikan Akdeniz stratejisinin oluÅŸturulup kongreye sunulması. EÄŸer bu tasarı kabul edilirse ve Yunanistan ile GKRY de bu tasarının biçtiÄŸi rolü oynamayı kabul ederlerse bugünün demir perdesi Akdeniz’e iniyor demektir.
ABD Stratejisi
2015’te Rusya, Obama yönetiminin Suriye’de yarattığı boÅŸluÄŸu deÄŸerlendirerek Åžam rejiminin daveti üzerine bu ülkeye müdahale etti. Rusya’nın tek amacının Åžam’ı kurtarmak olmadığı, Kremlin’in DoÄŸu Akdeniz’deki askeri varlığını yeni alan kapatma kabiliyetleriyle (A2/AD) güçlendirdiÄŸi kısa sürede anlaşıldı. ABD de kısa süre zarfında DoÄŸu Akdeniz’deki Rus varlığının, Washington’ın bölgede oluÅŸturmak istediÄŸi ABD patentli enerji ve güvenlik kuÅŸağını tehdit edebileceÄŸini anladı. Moskova kartlarını doÄŸru oynayarak bir yandan ABD’nin bölgedeki varlığını artırmasına neden olabilecek aşırılıklardan kaçınırken bölgede ABD karşıtı dengelemeyi iki ayak üzerine oturttu: Birincisi Suriye üzerinden kurulan İran-Türkiye-Rusya Astana iÅŸ birliÄŸi süreçleri. İkincisi de Washington destekli yeni Akdeniz kuÅŸağında bulunan Mısır ve İsrail gibi ülkelerle iyi iliÅŸkilerin devamı.
Washington Moskova’nın özellikle DoÄŸu Akdeniz odaklı kurduÄŸu bu yeni strateji karşısında ABD’nin Akdeniz’deki hegemonyasının sarsılmasını önlemek için bir dizi askeri tedbiri devreye soktu. ABD 6. Filo’sunu güçlendirmek suretiyle donanmasının bir kısmını Akdeniz’e sevk etti ve NATO kapsamında bölgede askeri tatbikatlara öncülük etti. Ayrıca GKRY ve Yunanistan’ın Türkiye ve KKTC’nin Akdeniz’deki meÅŸru haklarını ihlal edecek bir dizi ticari ve askeri giriÅŸimde bulunmasını da destekledi. Sonuçta ABD Akdeniz havzasında kendisine rakip gördüÄŸü Rusya’yı sıkıştırmak için Moskova ile iÅŸ birliÄŸi yapan ülkelerin sıkıştırılmasını önceleyen bir plan üzerinden hareket ediyor. BilindiÄŸi üzere İran doÄŸrudan yaptırımlar yoluyla ve 2015 nükleer anlaÅŸmasının getirilerinin (eÄŸer olduysa) Tahran’dan sökülüp alınması üzerinden sıkıştırılıyor. Türkiye ise iktisadi ve askeri tehditler üzerinden, bölgesindeki diÄŸer devletler ve aktörler desteklenerek, psikolojik bir savaÅŸa tabi tutularak Moskova ile olan askeri-ticari iÅŸ birliÄŸinden uzaklaÅŸtırılmaya çalışılıyor.
S-400 Fırtınası
Ancak ABD’nin İran ve Türkiye’ye karşı uyguladığı sıkıştırma politikasının sonuçta Washington-Moskova rekabetine çıkan farklı sebepleri var. İran’ın asimetrik gücü İsrail’i rahatsız ettiÄŸi için ve güçsüzlüÄŸü yeterince aÅŸikar olduÄŸu için sıkıştırılıyor. Türkiye ise topraklarını S-400 gibi bir hava savunma sistemiyle kapattığı takdirde yani ana vatanını ve iki mavi vatanını (deniz ve hava) olası saldırılara karşı koruyarak bölgede Türkiye ve KKTC’nin haklarına aykırı geliÅŸmelerin tümünü önleyebilecek kadar güçlü olacak. Bu yani Türkiye’nin kabiliyetlerinin maliyet arttırıcı etkisi ABD’nin Körfez-Avrupa-DoÄŸu Akdeniz (Yunanistan-Mısır-Libya-GKRY-İsrail) üçlüsüne oturttuÄŸu üçayaklı Rusya karşıtı yeni soÄŸuk savaÅŸ stratejisinin yumuÅŸak karnı. Kısaca Washington, Ankara’yı sahip olduÄŸu ve olabileceÄŸi güç nedeniyle, kendi kurduÄŸu oyunun jeostratejik zafiyeti açığa çıkmasın diye sıkıştırıp baskı altına alıyor.
Ankara, Washington’ın S-400 alımının durdurulması yönünde önüne sürüklenen teknik gerekçelere gereken cevapları çoktandır veriyor. Bu baÄŸlamda DışiÅŸleri Bakanı ÇavuÅŸoÄŸlu Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemini NATO’daki müttefiklerine karşı edinmediÄŸini, Ankara’nın amacının hava savunma sistemleri konusunda var olan açığı kapatmak olduÄŸunu ve NATO’nun hassasiyetlerinin dikkate alındığını yineliyor. Nitekim Ankara bu çerçevede çözüm formülleri de üretti. ÖrneÄŸin bir alternatife göre Türkiye S-400 füze savunma sistemini sadece Ankara ve İstanbul’un korunması için yerleÅŸtirirken F-35’leri de ülkenin güneyine konuÅŸlandırarak Washington’ın endiÅŸe ettiÄŸi F-35 bilgilerinin Rus sistemleri tarafından okunması endiÅŸesini giderebilecek. Ki aslında ABD’nin bu iddiası Türkiye tarafından çoktan çürütülmüÅŸtü.
Hatırlanacaktır Sayın ÇavuÅŸoÄŸlu İsrail ve Amerikan F-35’lerinin Suriye üzerindeki uçuÅŸlarının Suriye’de konuÅŸlanmış olan S-300 ve S-400’lerden etkilenmediÄŸi bilgisini kamuoyuyla paylaÅŸmıştı. Ankara bir baÅŸka önerisinde ise Washington’ın S-400’ler hakkındaki endiÅŸelerini gidermek için ABD ile ortak bir çalışma komitesi kurulmasını teklif etti. Benzer ÅŸekilde Ankara füze savunma sisteminin yazılımının Türkler tarafından yapılacağını Washington’a bildirdi. Gerçek ÅŸu ki Türkiye eÄŸer S-400’leri alarak topraklarına konuÅŸlandırırsa o zaman Ankara’nın A2/AD alan kapatma kabiliyeti muazzam biçimde artacak dolayısıyla Türkiye, KKTC üzerinde ve Akdeniz’deki güç dengesinde oldukça avantajlı bir konuma geçecek. Alman Stern dergisinde de ifade edildiÄŸi üzere Türkiye’nin S-400’leri topraklarında konuÅŸlandırması sonucunda Akdeniz’de Ankara’nın izni olmadan hiç kimse kuÅŸ uçurtamayacak. ABD’nin Akdeniz stratejisinin yumuÅŸak karnı iÅŸte tam bu nokta.
Ankara’nın Kaybedilmesi
Washington uzun bir süredir Körfez’den Akdeniz’e inen, Akdeniz’den Güney Avrupa ve Yunanistan’a çıkan bir eksen hayal ediyor. Suudi Arabistan ve Mısır’a verilen destek, Suriye’nin Golan’dan parçalanması, Libya’daki olumsuz geliÅŸmeler, East-Med ortaklığının neredeyse sınırsızca desteklenmesi, ortaya sürülen GKRY’nin NATO’ya alınması dilekleri ve en son ABD’li senatörler Rubio ve Menendez’in Parlamentoya sundukları Rumlara silah ambargosunun kaldırılmasının önünü açan “DoÄŸu Akdeniz’de Güvenlik ve Enerji Yasa Tasarısı Ortaklığı 2019.” Son dönemde yaÅŸanan tüm bu geliÅŸmeler ABD-Rusya rekabetinin çok ciddi boyuta ulaÅŸtığını gösteriyor. Sorun ÅŸu ki ABD, üzerinde çok gürültü koparttığı eksenin çok güçlü olmadığını biliyor. İsrail’e güveni tam ama Mısır ve Yunanistan sadece güçsüz deÄŸil aynı zamanda ekonomik olarak Rusya ile iliÅŸki geliÅŸtirmeye çok hevesliler. Lübnan ve Libya tam kazanılmış deÄŸil, Katar küre ambargosunu hiç unutmadı. GKRY aslında sadece sinir bozmaya yarıyor, askeri olarak hesaplamaya girmeyen küçük bir aktör.
Rubio-Menendez tasarıları gibi yeni Trump doktrinleri dışlayıcı doÄŸaları nedeniyle Türkiye’yi istenilenin tam aksi davranmaya itebilir. ABD ÅŸimdi korkutucu yüzünü takınarak bu zafiyetlerden muaf güçlü bir stratejisi varmış gibi görünmeye çalışıyor. Ancak bu maske Mısır’ı dahi tam anlamıyla korkutmadı. Mısır ABD patentli Arap NATO’sunun bir parçası olmayacağını ilan etti bile. Akdeniz Gaz Forumu üyesi Yunanistan ise cılız bir sesle de olsa Türkiye’nin Akdeniz’deki konumunun göz ardı edilemeyeceÄŸini dile getirdi. Sonuçta sadece İsrail’in iÅŸine yarayacak East-Med’in çok ötesinde Yunanistan’ın para kazanabileceÄŸi imkanlar var ama yollar Türkiye’den geçiyor.
Rasyonel olarak düÅŸünüldüÄŸünde Akdeniz’de Avrupa enerji iÅŸ birliÄŸi ve güvenliÄŸini esas alan Akdeniz Gaz Forumu’nun iktisadi yararlılık açısından hayat bulabilmesi için mükemmel bir coÄŸrafi konuma sahip Türkiye’nin dışlanmaması gerekir. Akdeniz’den Avrupa’ya gidecek doÄŸal gaz boru hatları alternatifleri içinde en avantajlı geçiÅŸ yolunun da Türkiye üzerinden geçtiÄŸi yadsınamaz bir gerçek olarak ortada duruyor. Ancak ABD’nin Akdeniz jeopolitiÄŸine yönelik hesapları tamamen siyasi nitelikte tezahür etmekte ve bu nedenle Washington DoÄŸu Akdeniz’e baktığında sadece Moskova’yı görüyor, gerisi için stratejik bir körlük yaşıyor.
Akdeniz’de amaçlanan huzur ve istikrar için Ankara-Washington iliÅŸkilerindeki düÄŸümün biraz olsun gevÅŸemesi gerekiyor. Ancak bu düÄŸümün nasıl bir yöntemle çözüleceÄŸi ÅŸüphesiz yalnızca ABD-Türkiye iliÅŸkilerini deÄŸil tüm DoÄŸu Akdeniz bölgesi ve hatta ötesi stratejik seviyedeki iliÅŸkileri de etkileyecek nitelikte. Bu düÄŸümü S-400’lerin alımının ötelenmesi mi yoksa alınması mı çözecek sonuçta bu kararı Ankara verecek. Ankara bu kararı alırken Washington da Türkiye’yi kaybetmeyi göze alıp alamayacağına karar verecek çünkü Akdeniz’e demir perdeyi indirmeyi göze alanlar sadece kendi cepheleri ve rakip cepheyi belirlemiyor, oyunun kurallarını da koymaya çalışıyor. Sonra da bölgeyi tarumar edip aktörlere para kaybettirdikleri için düÅŸmanca, ötekileÅŸtirici tasarılarla 3-4 milyon dolarcık dağıtıyor. Türkiye yeni demir perdenin üzerinden geçmesine izin vermeyeceÄŸi gibi ABD’nin kurduÄŸu zafiyet ekseninde de yer almayacak.
Yeni soÄŸuk savaÅŸ Ankara’nın arzu ettiÄŸi bir sonuç deÄŸildi, Akdeniz’de baÅŸlamasını arzu etmedi ama madem geliyor Türkiye kendi rolünü kendi tanımlayacak: dengenin dengeleyicisi. Ankara bunun için gerekli olan kapasiteleri kendi elde edecek. Ve bu süreçte Ankara’yı politik olarak kaybeden Akdeniz cephesinde ne kadar gürültü çıkartırsa çıkartsın büyük bir yara alarak mücadeleye baÅŸlayacak.
