Nisan 2025’te Fransa ile Cezayir arasında patlak veren diplomatik kriz, ilk bakışta tek bir olaya bağlı bir gerginlik gibi görünse de gerçekte iki ülke ilişkilerindeki derin kırılmaların son yansıması olarak algılanmalıdır. Kriz, Paris’te yaşayan rejim muhalifi bir Cezayirli influencer’ın Fransa’da kaçırılma girişimi ve bu olayla bağlantılı olarak bir Cezayirli konsolosluk çalışanının Fransız makamlarınca tutuklanmasıyla tırmandı. Cezayir hükümeti, bu tutuklamaya sert tepki göstererek Fransa’nın Cezayir’deki diplomatik personelinden bazılarını istenmeyen kişi ilan etti, akabinde ivedilikle ülkeyi terk etmelerini talep etti. Paris yönetimi, bu adıma misilleme ile karşılık vererek bir yandan aynı sayıda Cezayirli diplomatı sınır dışı etme kararı aldı. Diğer yandan da Fransa’nın Cezayir Büyükelçisi’ni istişareler için geri çağırdı. Böylece iki ülke, uzun yıllardır görülmemiş ölçüde ciddi bir diplomatik kriz içine girdi.
Aslında Paris ile Cezayir arasındaki gerginlik ne bir ilk ne de beklenmedik bir durum. İki ülke arasındaki ilişkilerin tarihsel arka planı son derece çalkantılı ve yaralı. Cezayir, 1830’dan 1962’ye kadar Fransız sömürgesi hatta asli Fransız toprağı olarak kalmış ve bağımsızlığını kanlı bir savaşın ardından kazanmıştır. Bu sömürge geçmişi ve bağımsızlık savaşı sırasında yaşanan travmalar, ulusal hafızalarda derin izler bırakmıştır. Cezayir tarafı, Fransa’nın sömürge dönemindeki insan hakları ihlallerini ve şiddeti resmen tanımasını ve özür dilemesini uzun yıllardır talep ederken, Fransa ise geçmişle yüzleşme konusunda temkinli ve kısmen isteksiz bir tutum sergiledi. Zaman zaman iki ülkede yönetimler, ilişkileri normalleştirme adımları atsa da bu girişimler tam bir uzlaşmaya dönüşemedi. 2021’de Macron’un Cezayir ulusunun geçmişine dair tartışmalı ifadeleri üzerine, Cezayir’in büyükelçisini geri çekmesi gibi olaylar, tarihsel gerilimin hâlâ kolaylıkla alevlenebildiğini gösterdi. Dolayısıyla Nisan 2025’teki kriz de bu uzun tarihsel güvensizlik ve kırgınlık zemininde incelenmelidir.
Batı Sahra ve Bölgesel Konumlanmalar
Güncel kriz, aynı zamanda Batı Sahra meselesi gibi bölgesel anlaşmazlıklardaki derin görüş ayrılıklarının da bir parçasıdır. Cezayir ve Fransa, Kuzey Afrika’daki bu ihtilafta zıt kamplardadır. Cezayir, Batı Sahra’nın kendi kaderini tayin hakkını savunup Polisario Cephesi’ni desteklerken Fransa, Fas’ın bölge üzerindeki egemenlik iddiasına arka çıkıyor. Uzun yıllardır çözül(e)meyen Batı Sahra sorunu, sadece Fas-Cezayir arasında değil, aynı zamanda Cezayir-Fransa arasında da stratejik bir ayrışma konusu olmuştur.
Fransa, Fas’ın sunduğu özerklik planını uluslararası toplum nezdinde teşvik ederken BM çatısı altında gerçek bir referandum seçeneğinin canlanmaması için dolaylı bir fren görevi görmektedir. Cezayir ise sömürgeciliğin son kalıntısı olarak gördüğü bu sorunda, Afrika Birliği ve BM kararları doğrultusunda bağımsızlık seçeneğinin masada kalmasını diplomatik bir öncelik sayıyor. Son yıllarda ABD’nin Fas lehine çıkışları ve bazı Avrupa ülkelerinin Fas ile yakınlaşması, Cezayir’in Batı Sahra konusunda daha da yalnızlaştığını düşündürüyor. Fransa’nın bu konudaki tutumu, Cezayir tarafından bir jeopolitik meydan okuma ve kendi bölgesel etkisine bir tehdit olarak algılanıyor. Nisan 2025 krizinin fitilini ateşleyen olay, doğrudan Batı Sahra ile ilgili değilse de iki ülke arasındaki temel güvensizlik atmosferini şekillendiren faktörlerden biri, bu kronik mesele.
Göç, Diaspora ve Güvenlik Alanlarındaki Kırılganlık
İlişkilerdeki bir diğer kritik boyut, göç ve diaspora politikaları etrafındaki anlaşmazlıklar olarak bulunuyor. Fransa’da kökleri Cezayir’e uzanan milyonlarca insan yaşıyor. Bu bağ, iki ülke arasında hem bir köprü hem de siyasi gerilim kaynağı oluyor. Cezayir kökenli diaspora, Fransa’nın en büyük göçmen topluluklarından biri. Bu durum, tarihten gelen sömürge ilişkilerinin bir sonucu olarak görülse de günümüzde sosyoekonomik ve siyasi açılardan yeni sorun alanları doğurmuş durumda. Fransa, yasa dışı göçmen akışını engellemek ve Cezayir asıllı bazı radikal unsurları sınır dışı etmek isterken, Cezayir hükümeti, Fransa’nın zaman zaman aldığı sert önlemleri, aşağılayıcı veya haksız bulmaktadır. Mesela Fransa’nın 2021’de Cezayir’in geri kabul etmediği düzensiz göçmenler gerekçesiyle vize kotalarını ciddi ölçüde düşürmesi, Cezayir’de tepkiyle karşılanmıştı.
Cezayir rejimi, kendi açısından Fransa’daki diasporası üzerinde nüfuzunu korumaya çalışıyor. Bu kapsamda muhalif isimlerin iadesini talep etme veya diaspora üzerindeki istihbarat faaliyetleriyle eleştiriliyor. Nisan 2025’teki influencer Amir DZ olayı tam da bu kesişimde ortaya çıktı. Fransa’da yaşayan muhalif bir Cezayirli, iddialara göre Cezayir’in güvenlik ağları tarafından hedef alındı ve bu durum, egemenlik ihlali olarak görülen ciddi bir krize dönüştü. Göç ve diaspora bağlamındaki politikalar, iki ülkenin egemenlik hassasiyetlerini ve güvenlik endişelerini sık sık tetikleyerek ilişkilerin kırılganlığını artırıyor.
Afrika’da Güç Rekabeti ve Yeni İttifaklar
Tüm bunların ötesinde, Fransa-Cezayir gerginliği, Afrika’daki güç dengeleri açısından, daha da geniş bir resmin parçasıdır. Fransa, eski bir kolonyal güç olarak özellikle Frankofon Afrika’da uzun yıllar baskın nüfuzunu sürdürmüştür. Ancak son dönemde Sahel başta olmak üzere Kıta’nın çeşitli bölgelerinde Fransız etkisi geriliyor. Mali, Burkina Faso, Orta Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerde Fransa karşıtı tepkilerin artması ve Rusya, Çin ve Türkiye gibi aktörlerin bölgede alan kazanması, Fransa’yı Afrika stratejisini yeniden gözden geçirmeye zorluyor.
Cezayir ise Afrika ve Akdeniz’in kesişimindeki konumu ve askeri gücüyle bölgesel bir oyuncu olarak daha görünür hale gelmiştir. Özellikle komşusu Libya ve Sahel güvenliği konularında Cezayir’in rolü artarken, Fransa ile çıkarları da daha sık çakışmaktadır. Cezayir, AfB ve Arap Birliği gibi platformlarda, sömürgecilik sonrası düzenin savunucusu olarak sesini yükseltirken, Fransa genellikle statükoyu ve kendi müttefiklerini koruyan bir tutum benimsemektedir. Bu açıdan bakıldığında, iki ülkenin Afrika’da nüfuz mücadelesi verdiği bile söylenebilir.
Muhtemel Senaryolar
Mevcut kriz ışığında, önümüzdeki dönem için kısa, orta ve uzun vadeli senaryolar mevcuttur. Bu kapsamda kısa vadede, karşılıklı hamlelerin oluşturduğu güvensizlik ortamının devam etme riski bulunuyor. Diplomatik temsil düzeyinin bir süre düşerek, büyükelçilerin bir süre daha merkezlerinde bekletilmesi olası görünüyor. İki taraf da kamuoyu önünde tavizsiz bir tutum sergilese de kapalı kapılar ardında gerginliği tırmandırmama yönünde çaba gösterilebilir. Zira tam bir kopuş, ekonomik ve insani alanlarda iki tarafa da zarar verecektir.
Orta vadede, bazı şartlı normalleşme adımları gündeme gelebilir. Hafızayı ve güveni tamir etmek zor olsa da en azından iletişim kanallarının yeniden açılması, istişare mekanizmalarının kurulması beklenebilir. Özellikle Avrupa’nın enerji ihtiyacı ve terörle mücadele gibi konularda iş birliği gerekliliği, tarafları yeniden diyaloga itebilir. Ancak yapısal sorunlar çözülmediği takdirde ilişkilerde kırılganlık sürecektir. Olası bir siyasi liderlik değişimi veya bölgesel bir gelişme, orta vadede dengeleri etkileyebilecek faktörler arasındadır.
Uzun vadede ise iki senaryodan bahsetmek mümkündür. Birincisi bu yapısal ayrışma, kalıcı hale gelerek Fransa-Cezayir ilişkileri soğuk bir çatışma şeklinde durağanlaşacak ya da karşılıklı çıkarların zorlamasıyla kademeli bir uzlaşma zemini bulunacaktır. İlk senaryoda, her iki ülke de birbirini stratejik rakip olarak görmeye devam edecektir. Fransa, Cezayir’i Rusya-Çin eksenine yakın bir meydan okuyucu olarak değerlendirilebilir. Cezayir ise Fransa’yı bölgesel egemenliğine karışan yeni sömürgeci bir güç olarak tanımlamayı sürdürebilir. Bu durumda, diplomatik temasların asgari düzeyde tutulması ve krizlerin dönemsel olarak tekrarlanması beklenmelidir. İkinci ve daha iyimser senaryoda ise zaman içinde nesillerin değişmesi ve yeni gerçekliklerin oluşmasıyla daha pragmatik bir ilişki modeli ortaya çıkabilir. Düşük ihtimal olsa da Fransa geçmişe dair daha açık bir yüzleşmeye gidebilir. Ayrıca Cezayir de karşılıklı bağımlılık unsurlarını öne çıkararak iş birliğine yanaşarak karşılıklı güven inşa edilip jeopolitik görüş ayrılıkları yönetilebilir hale gelebilir. Ancak günümüz şartlarında bu uzun vadeli iyileşme senaryosunun hayata geçmesi, mevcut kriz dinamiklerinin aşılması kadar bölgesel ve küresel konjonktürün de uygun olmasını gerektirecektir.
Kısacası kısa vadede tansiyonun düşürülmesi mümkün olsa bile, yapısal meseleler giderilmeden ilişkilerde kalıcı bir güven tesis etmek oldukça zor görünüyor. Fransa-Cezayir ilişkilerinin geleceği, büyük ölçüde her iki tarafın da bu ayrışmayı yönetme kapasitesine bağlı olacaktır. Eğer taraflar geçmişin yüklerini hafifletip karşılıklı saygıya dayalı yeni bir çerçeve geliştiremezlerse benzer krizlerin ileride tekrar etmesi kaçınılmazdır. Bu anlamda Nisan 2025 krizi, anlık bir diplomatik kavganın ötesinde, derin bir jeopolitik ayrışmanın alarmı olarak görülmektedir.
