Kriter > Dosya > Dosya / Küresel Siyaset |

G20 ve Bağlantısallık: Yeni Bir Dünya Kurulurken G20 Nasıl Bir Rol Üstlenebilir?


G20; temsil, kurumsal tasarım ve norm üretme kapasitesi bakımından oldukça yetersiz bir yapıya sahip. Ancak tüm bunlara rağmen parçalanmış dünyada halen bir işlev üstelenebilir. Zira G20’nin değeri artık büyük anlatılar veya uzlaşılardan ziyade, karşılıklı bağımlılığın –dijital, fiziksel ve finansal düzeyde– etkileşiminde yatıyor. Nitekim G20, büyük ve orta güçlerin ya da küresel merkez ve çevrenin etkileşime girebildiği az sayıdaki platformdan biri olmaya devam ediyor.

G20 ve Bağlantısallık Yeni Bir Dünya Kurulurken G20 Nasıl Bir

G20’yi küreselleşmenin parlak günlerinden hatıra kalmış, artık pek işe yaramayan bir “neo-liberal sistem kulübü” olarak görme eğilimi giderek yaygınlaşıyor. Zira platform, büyük güç rekabetiyle felç olmuş, 2008 küresel finans krizindeki aciliyet ve amaç duygusundan epeyce uzaklaşmış ve stratejik konularda kapsayıcı norm üretme kabiliyetini yitirmiş bir durumda. Ancak bu tespit veya eleştiri, haklı olmakla birlikte, G20’de yaşanabilecek derin dönüşümü ıskalıyor. G20, artık küreselleşmiş bir dünya ekonomisinin neo-liberal kurallara bağlı bir “yürütme kurulu” olarak güçlü bir işleve sahip olmasa da küresel güç rekabetinin ve bağlantısallığın yeni etkileşim platformuna dönüşebilir. Bu sene ABD, Çin ve Rusya liderlerinin katılmadığı düşünüldüğünde dahi bu potansiyel, özellikle orta büyüklükteki güçler için oldukça kritik.

G20; temsil, kurumsal tasarım ve norm üretme kapasitesi bakımından oldukça yetersiz bir yapıya sahip. Ancak tüm bunlara rağmen parçalanmış dünyada halen bir işlev üstelenebilir. Zira G20’nin değeri artık büyük anlatılar veya uzlaşılardan ziyade, karşılıklı bağımlılığın –dijital, fiziksel ve finansal düzeyde– etkileşiminde yatıyor. Nitekim G20, büyük ve orta güçlerin ya da küresel merkez ve çevrenin etkileşime girebildiği az sayıdaki platformdan biri olmaya devam ediyor.

 

G20’nin Dönüşümü

G20’nin meşruiyeti, sayısal ağırlığı ve işlevi üzerinden inşa edilmişti. Zira üyeleri, küresel GSYH’nin yaklaşık yüzde 85’ini, ticaretin yüzde 75’ini ve dünya nüfusunun üçte ikisini temsil ediyor. 2008–2010 arası dönemde bu ekonomik ağırlık, küresel krizin atlatılması noktasında koordineli mali genişleme, finansal sektör reformu ve korumacılığa karşı ortak bir taahhüt üretmişti. Temelinde ise neo-liberal sistemin mevcut hegemonyasının vazgeçilemez olduğuna yönelik temenni ve inanç vardı.

Ancak bugün söz konusu inanç büyük ölçüde aşınmış durumda. ABD–Çin stratejik rekabeti, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve buna eşlik eden yaptırımlar, birer silah haline getirilen enerji ve gıda tedariki ile tedarik zincirlerinin siyasallaşması gibi gelişmeler, G20’nin rolünü değiştirdi. Platform artık ortak küreselleşme projesini destekleyen bir mekanizma olmaktan ziyade küresel düzen tahayyüllerinin ve bağlantısallık vizyonlarının rekabet ettiği bir alan haline geldi. Üyeler üretim, hammadde, sermaye, veri ve teknoloji gibi konularda hâlâ birbirlerine aşırı düzeyde bağımlı olsa da söz konusu bağımlılığının nasıl yönetileceği ve kimlerin lehine çalışacağı konusunda giderek daha fazla ayrışma yaşanıyor.

Tam da bu nedenle “bağlantısallık” kavramı analitik açıdan oldukça önemli. Zira yeni dönemi anlamak için karşılıklı bağımlılığa ve dolayısıyla da rekabete şekil veren dinamikleri anlamak gerekiyor. Denizaltı kabloları ve 5G ağları, dijital ödeme sistemleri ve bulut hizmetleri, enerji hatları, limanlar ve demir yolu koridorları, kalkınma bankaları ve iklim fonları gibi konular, bağlantısallığın ve dolayısıyla da jeopolitik rekabetin en önemli sahaları haline geliyor. G20 ise işte tam bu noktada önemli bir işlev üstlenebilir: Birbirine rakip bağlantı projelerinin etkileşime geçtiği, tartışıldığı ve zaman zaman şekil değiştirdiği bir platform haline gelebilir. Bu noktada üç ana başlık, G20 ve bağlantısallık rekabetinde sacayakları haline gelmiş durumda: i) dijitalleşme ve veri, ii) alt ve üstyapı, iii) finans ve ekonomi.

G20 Liderler Zirvesi, Güney Afrika Cumhuriyeti
G20 Liderler Zirvesi, "Dayanışma, Eşitlik ve Sürdürülebilirlik" temasıyla Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Johannesburg kentindeki NASREC Expo Merkezi'nde düzenlendi. (Amiri Diwan of the State of Qatar / AA, 22 Kasım 2025)

 

Dijital Bağlantısallık: Teknolojik Rekabet ve Veri Egemenliği

Rekabetin en çıplak ve kritik hali aslında dijital alanda görülüyor. Bir tarafta –büyük ölçüde G7 ekseninde kümelenen– sınırlar ötesi veri akışını, özel sektör öncülüğünde inovasyonu ve çok paydaşlı internet yönetişimini savunan Batılı devletler var. Diğer tarafta ise siber egemenliği, veriyi yerelleştirmeyi ve dijital altyapı üzerinde güçlü devlet denetimini önceleyen yaklaşım bulunuyor. G20’nin içinde her iki kamp da mevcut; bunlara ek olarak iki kutup arasında konumlanan “gelgit ülkeler” var.

Bu nedenle dijital ekonomi, yapay zekâ, sınır ötesi veri aktarımı, dijital kamu altyapısı ve dijital kurumların vergilendirilmesi, hukuki ve ticari düzenlemeler hakkındaki tartışmalar, son dönemde G20 gündeminin merkezine yerleşti. Söz konusu tartışmalar, çoğu zaman teknokratik bir dille ifade edilse de mahiyetleri itibariyle siyasi konular. Zira veriyi kimin kontrol edeceği, dijital değer ve üretim zincirlerinden kimin yararlanacağı ve hangi düzenleyici modelin fiili küresel standart hâline geleceği jeopolitik rekabeti de doğrudan etkileyecek.

G20 ise burada kırmızı çizgilerin netleştiği ve asgari düzeyde birbirine uyumluluğun müzakere edildiği bir alan işlevi görebilir. Güvene dayalı veri akışları, dijital güvenlik ve kapsayıcı dijitalleşme üzerine –ne kadar muğlak olursa olsun– bazı taahhütler ve asgari uzlaşı üretebilir. Aksi takdirde teknoloji şirketleri ve devletler için karşılıklı şekilde uyumsuz ve hatta kopuk, dijital anlamda da parçalanmış bir dünya ortaya çıkabilir.

 

Koridorlar ve Kalkınma Rekabeti

Benzer bir durum alt ve üstyapılar, özellikle büyük ölçekli bağlantı projeleri için de geçerli. Çin’in Kuşak-Yol Girişimi, Batı destekli “nitelikli altyapı” programları, Kalkınma Yolu gibi bölgesel girişimler ve Asya, Ortadoğu, Afrika ve Avrupa’yı birbirine bağlayan ekonomik koridorlar, yeni nesil kalkınma rekabetinin pratiği haline geldi. Ancak bunların ötesinde söz konusu bağlantı projeleri, ticareti etkileyen, kaynaklara erişimi güvence altına alan ve siyasi nüfuzu kalıcılaştıran jeopolitik enstrümanlar olarak stratejik öneme sahip.

G20’nin buradaki rolü kısıtlı da olsa önemli; zira özellikle finansman temelli meseleler; borç sürdürülebilirliği, şeffaflık, çevresel ve sosyal güvenceler, yerel içerik ve ihale kuralları gibi teknik normların tartışılmasına ve ilkesel anlamda bu normların üzerinde uzlaşılmasına olanak sağlıyor. G20’de üretilen söz konusu ilke setleri hem borç alan ülkelere hem de rekabet hâlindeki kreditörlere hangi uygulamaların “meşru” sayıldığına ilişkin bir çerçeve sunuyor. Bu ilkeler daha sonra somut projelere ilişkin müzakerelerde referans noktası haline gelebiliyor.

Küresel anlamda orta büyüklükteki çevre devletler açısından bu husus, önemli bir fırsat oluşturuyor. Nitekim bu tür ilke setleri ve norm çerçeveleri, büyük ekonomiye sahip devletlerden daha iyi koşullar, daha fazla sürdürülebilirlik ve daha adil risk paylaşımı talep etmek için önemli bir araç sağlayabiliyor. G20 bu anlamda, yükselen güçlerin hem bu “standartları” tartıştığı hem de kendi bölgesel bağlantısallık gündemlerini seçici biçimde sahiplenebildiği bir sahne işlevi görüyor. Ayrıca stratejik otonomisini korumak isteyen orta büyüklükteki devletler açısından bu durum, kendi projelerini üretme veya üretilen projeler arasında seçim yapabilme imkanı sağlıyor.

 

Finansal Bağlantısallık: Yaptırımlar, Dolar Hakimiyeti ve Alternatif Arayışları

Bağlantısallığın en az görünen ama belki de en önemli yapısal boyutu finansal konumlanıyor. ABD doları merkezli sistem –küresel ödeme ağları, bankacılık ve rezerv paralar dahil– halen uluslararası finansın belkemiğini oluşturuyor. Ancak son krizler bu altyapının ne kadar siyasi olduğunu da açığa çıkarmış durumda. Yaptırımlar, varlık dondurmaları ve ödeme kanallarına erişimin kısıtlanması, finansal altyapıların “tarafsız” kanallar olmaktan ziyade, devletlerin zorlayıcı ve siyasallaştırılabilecek araçları olabileceğini gösterdi.

G20 içinde de bu durum birkaç tartışmayı tetikledi. İlk tartışma IMF, Dünya Bankası gibi neo-liberal sistemin hegemonya aracı haline dönüşen finans kurumlarının reformu etrafında şekilleniyor. İkincisi ise çeşitlenme ve finansal egemenlik arayışıyla alakalı. Özellikle bölgesel finansal düzenlemeler, ulusal para cinsinden ticaret, alternatif ödeme sistemleri ve merkez bankası dijital paraları gibi arayışlar ön plana çıkıyor. Bu girişimler kısa vadede dolar hakimiyetini ortadan kaldırmasa da daha çoğulcu bir finansal bağlantısallık rejimine doğru kademeli bir hareketi işaret ediyor.

G20 burada da yeni bir finansal düzen inşa etmiyor. Fakat rezerv para ihraç eden başat aktör ABD ve yükselen güç Çin ile piyasa borçlusu ve alternatif finansör ülkelerin aynı masaya oturabildiği yegâne platform olarak bazı riskleri yönetmede kritik rol oynayabilir. Dolayısıyla aşırı siyasallaşmış finans çağında olası anlaşmazlıkların çözümünde dolaylı bir işlev üstelenebilir.

 

G20 ve Yapısal Sorunlar

Bağlantısallık her ne kadar G20’nin hâlâ bir işlevi olabileceğini anlatsa da temsil tartışmaları da kısıtlarını bize gösteriyor. Nitekim platform, G7’ye kıyasla daha kapsayıcı, fakat yine de dünya devletlerinin büyük kısmını dışında bırakan kapalı bir yapıya sahip. Öyle ki uzun bir süre boyunca Afrika kıtasının bütününü temsil eden kalıcı bir koltuk yoktu. Ayrıca küçük devletler ve küçük ölçekli ekonomiler hâlâ dolaylı temsil yollarına mahkum. Bu durum özellikle iklim, gıda güvenliği ve borç krizi gibi söz konusu devletlerin en çok etkilendikleri alanlarda meşruiyet açığı doğuruyor.

Buna rağmen G20, “orta güçler” ve küresel alternatif koalisyonlar için önemli bir sahneye dönüşmüş durumda. Küresel çevreden gelen ülkeler, kendi dönem başkanlıklarını ve gündem belirleme imkanını, yine kendi önceliklerini öne çıkarmak için kullanabiliyor. Dolayısıyla platform hem kısıt hem de imkan üretiyor. Kısıt, daha küçük ve yoksul devletlerin yapısal olarak eksik temsil edilmesinden kaynaklanıyor. İmkan ise küresel merkez-çevre rekabetinde büyük ve orta güçlerin aracı kurumlara ihtiyaç duymadan kritik konuları doğrudan müzakere edebildiği nadir alanlardan biri olmasında yatıyor.

 

Sonuç: Azami Çatışma Çağında Asgari İş Birliği

G20’yi ortaya çıkaran dünya artık yok. Küreselleşmenin kaçınılmaz ve arzu edilir olduğu varsayımı, platformun ortak zemini olmaktan uzun zaman önce çıktı. Bunun yerine G20, stratejik rekabetin, tartışmalı karşılıklı bağımlılığın ve küresel anlamda çevre ülkelerden gelen adalet taleplerinin arttığı bir çağda faaliyet gösteriyor. Böyle bir ortamda, G20’den her yıl kapsamlı veya dönüştürücü “büyük anlaşmalar” üretmesini beklemek rasyonel değil. Dolayısıyla G20’nin bilindik anlamıyla artık önemli olmadığı sonucuna varmak oldukça haklı bir tespit. Fakat burada farklı bir potansiyel de mevcut.

Zira kuruluş aşamasının henüz çok başlarında olan yeni dünya düzeninde ve yeni dönemdeki jeopolitik rekabette küresel bağlantısallık büyük önem taşıyor. G20, söz konusu bağlamda birbirine entegre altyapılara sahip rakip düzen ve blokların uyumsuz alanlara dönüştüğü, karşılıklı bağımlılığın silah haline getirildiği ve yönetilmeyen bir parçalanmışlığa sürüklenen dünyada kendine kısıtlı ancak anlamlı bir rol bulabilir. Eskiden yeniye geçişte dağınık da olsa en azından asgari düzeyde bir uyum yakalanabilmesi için aktörler ve bloklar arasında müzakere zemini oluşturabilir. Dolayısıyla tüm kusurlarına rağmen G20, bir platform olarak sağlıklı bir bağlantısallık üretebilir. Diğer bir ifadeyle her ne kadar ABD merkezli liberal hegemonyanın bir ürünü olarak bilindik anlam ve işlevini yitirmiş olsa da yeni uluslararası düzenin inşasında bağlantısallık siyasetinin gereklerine adapte olduğu takdirde yeni, kısıtlı ancak kritik bir rol üstelenebilir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası