Kriter > Dış Politika |

Gazze’de Ateşkesin İkinci Safhasına Doğru: Beklentiler ve Zorluklar


İsrail, ateşkesin kendine yüklediği sorumlulukları ya hiç yerine getirmemiş ya da tercihli olarak bazılarını görmezden gelmiştir. HAMAS’ın ölü rehine bedenlerini zamanında teslim etmediği, silah bırakmadığı, insani yardımları çaldığı veya sarı hatta yönelik saldırılar gerçekleştirdiği gibi tamamen uydurma gerekçelerle ateşkes sürecini sabote etmeye çalışan İsrail’in, ikinci safhaya geçilmesinin önünü tıkayan son itirazı ise Türkiye’nin kurulacak istikrar gücünde yer almasına yönelik olmuştur.

Gazze de Ateşkesin İkinci Safhasına Doğru Beklentiler ve Zorluklar
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Gazze kentinde yaşayan Filistinliler, İsrail saldırılarının geride bıraktığı enkazın ortasında zorlu koşullar altında günlük yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. (Saeed M. M. T. Jaras / AA, 19 Aralık 2025)

ABD Başkanı Trump’ın girişimiyle ve Türkiye ile birlikte Katar ve Mısır’ın da arabuluculuğu sayesinde mümkün olan 20 maddeli Gazze Ateşkes Planı’nın ilk safhası 10 Ekim 2025 tarihinde başlamıştır. 13 Ekim’de Şarm El-Şeyh’te arabulucu ve garantör ülkelere eşlik eden 35’ten fazla ülke ve uluslararası kuruluşun temsilcilerinin de şehadetiyle imzalanan niyet belgesiyle resmileşen ateşkes anlaşması, 17 Kasım’da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından da kabul edilmiş ve 2803 sayılı karar olarak yürürlüğe girmiştir.

İsrail’in saldırılarını durdurması, İsrail askerlerinin belirlenen sarı hattın gerisine çekilmesi ve sınır kapılarını açarak Gazze’ye insani yardımların girmesine izin vermesine karşılık, HAMAS’ın önce elindeki 20 canlı rehineyi serbest bırakıp ardından da 28 ölü rehine bedenini de teslim etmesini öngören birinci aşamada; HAMAS üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen, İsrail’in hem saldırılarını tam olarak durdurmadığı hem de insani yardımların serbestçe girişine izin vermediği görülmüştür. Buna rağmen HAMAS, tekrar saldırıların başlamaması için İsrail’in ateşkes ihlallerini sineye çekmiş ve elindeki tüm rehineleri teslim edip bir an önce anlaşmanın ikinci aşamaya geçmesi için gayret göstermiştir.

Aslında aradan geçen iki yılın sonunda, tarafların bu ateşkesi kabul etmesi bile büyük başarıyken, bütün sorunlara rağmen anlaşmanın birinci safhasının tamamlanmış olması da fevkalade önemlidir. Ancak İsrail askerlerinin Gazze’den çekilmesini, Gazze için görev yapacak barış kurulunun belirlenip, ona bağlı Filistinli teknokratlardan müteşekkil geçici yönetimin ve uluslararası istikrar gücünün teşkil edilerek göreve başlamasını ve her şeyden önemlisi Gazze’nin yeniden inşasını öngören ikinci safhaya geçilmesi daha da büyük bir önem arz etmektedir.

 

İkinci Safhaya Geçilmesi İçin Gerekli Koşullar

Hatırlanacağı üzere Trump, yeniden başkan seçilmesinden sonra, hatta henüz göreve başlamadan İsrail’e ateşkesi kabul etmesi için baskı yapmış ve bunun sonucunda 19 Ocak 2025’te üç aşamalı Gazze ateşkes planı yürürlüğe girmişti. Ancak İsrail o zaman da karşılıklı olarak belirli sayıda rehine ve esirin serbest bırakılmasını öngören birinci aşamanın tamamlanmasını beklemiş ancak Gazze’den çekilmeyi ve Gazze’nin yeniden inşasını öngören ikinci ve üçüncü aşamalara geçilmesine izin vermeyerek, 60 günün sonunda 18 Mart 2025’te HAMAS’ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiğini ileri sürerek, Gazze’ye saldırmış ve ateşkesi kadük bırakmıştı.

Bugün de benzer sürecin yaşandığı, İsrail’in yine HAMAS’ı suçlayarak ateşkesi bozmaya çalıştığı ve Gazze’nin yeniden inşasına cevaz verecek, hatta iki devletli çözüm planının yolunu açacak herhangi bir girişime izin vermek istemediği görülmektedir.

Ateşkesin birinci safhası pek çok zorluğa rağmen başarı ile tamamlamış olup artık ikinci safhaya geçilmesi gerekmektedir. Ancak ne Trump’ın 20 maddeli planında ne de BM Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen 2803 sayılı kararda ateşkes anlaşmasının safhaları takvimlendirilmemiş, hangi safhanın ne zaman başlayıp nerede biteceği ve bir sonraki aşamaya ne zaman geçileceği net bir şekilde tanımlanmamıştır. Aslında sahadaki koşullar bir an önce ateşkesin ikinci safhasına geçilmesini gerekli kılmakta olup, uluslararası toplumun da bu konuda büyük bir beklenti içerisine girdiği görülmektedir. Fakat İsrail’in tüm bu beklentilere rağmen mevcut statükoyu devam ettirmek istediği ve muhtelif sebeplerle ipe un sererek, anlaşmanın ikinci safhasına geçmeyi geciktirmeye çalıştığı görülmektedir.

 

İsrail Neye İtiraz Ediyor?

Ateşkesin yürürlüğe girmesi, İsrail üzerindeki uluslararası baskıyı azaltıp, nispeten de durdururken, Tel Aviv bundan ziyadesiyle istifade etmiştir. En önemli kazanımı muhakkak ki bir türlü kurtaramadığı rehinelerin serbest bırakılması olmuştur. Ancak İsrail, ateşkesin kendine yüklediği sorumlulukları ya hiç yerine getirmemiş ya da tercihli olarak bazılarını görmezden gelmiştir. HAMAS’ın ölü rehine bedenlerini zamanında teslim etmediği, silah bırakmadığı, insani yardımları çaldığı veya sarı hatta yönelik saldırılar gerçekleştirdiği gibi tamamen uydurma gerekçelerle ateşkes sürecini sabote etmeye çalışan İsrail’in, ikinci safhaya geçilmesinin önünü tıkayan son itirazı ise Türkiye’nin kurulacak istikrar gücünde yer almasına yönelik olmuştur.

Netanyahu, Gazze’de hiçbir şekilde Türk askerine izin vermeyeceklerini söyleyerek, bunun kendilerinin kırmızı çizgisi olduğunu ifade etmiştir. Buna rağmen hem Trump’ın hem de Katar Emiri El-Sani’nin ısrarla Türkiye’nin de istikrar gücünde yer almasını istemesi, İsrail’in hesaplarını alt-üst etmiştir. Buna mukabil, resmi olarak ateşkesi bozmaları halinde, Trump’ın gazabına uğrayacaklarını değerlendirdiklerinden, tüm itirazlarına rağmen ateşkesi devam ettirmek durumunda kalmışlardır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump arasındaki yakın ilişkiyi bozarak, Trump’ın Türkiye’ye karşı pozisyon almasını sağlamaya çalışan İsrail, bunun için Türkiye’yi Ortadoğu’daki barış ve istikrarı (!) tehdit eden yeni İran olarak resmetmeye çalışmaktadır. Böylelikle bir taraftan Türkiye’yi Gazze’ye sokmayarak kendi ilhak ajandasını realize etmeye, diğer taraftan da Türkiye’yi Suriye’den çıkartıp, Suriye’yi istikrarsızlaştırmaya çalışmaktadır.

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Gazze'ye saldırılar düzenlemeye devam ediyor, AA İNFO
İsrail ordusunun ateşkese rağmen Gazze’ye saldırılarında hayatını kaybeden Filistinli sayısı 70 bin 937'ye yükseldi. (Bedirhan Demirel / AA, 23 Aralık 2025)

 

İkinci Safhanın Uygulanmasına Yönelik Beklentiler ve Zorluklar

Ateşkesin ikinci safhasına geçilebilmesi için önce Trump’ın başkanlık edeceğini açıkladığı “Barış Kurulu”nun belirlenmesi ve bu kurul altında görev yapacak Filistinli teknokratlardan oluşacak alt yönetimin ve uluslararası istikrar gücünün yapısının ve niteliğinin ortaya çıkması gerekmektedir. Zira bu kurullar Gazze’nin geçiş ve yeniden inşa sürecini yönetecektir. Ancak bu konuda gözden kaçan en önemli husus, İsrail’in tamamen saldırılarını durdurup Gazze’den çekilmesinin ve insani yardımların girişine uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasının gerekliliğidir. Zira İsrail saldırılarını ve işgalini devam ettirdiği ve insani yardımların girişine izin vermediği sürece HAMAS’ın taahhüt ettiği şekilde silah bırakması ve yönetimi devretmesi söz konusu olmayacaktır. Bu nedenle ABD yönetimi bir taraftan Barış Kurulu’nu ve istikrar gücünü teşkil etmeye çalışırken, diğer taraftan da İsrail’in taahhütlerine uygun hareket etmesini sağlamaya çalışmalıdır.

Fakat tarafların ikinci safhadan beklentilerinin de farklı olduğu ve bu farkı kapatarak iki taraf arasında bir uzlaşı oluşturmanın da zor olduğu gözükmektedir. İsrail hem Barış Kurulu’nun hem de istikrar gücünün kendi istediği kişilerden ve ülkelerden oluşturulmasını talep etmekte, böylelikle kontrolü elinde bulundurmak istemektedir. Hatta istikrar gücünün HAMAS’ın silahsızlandırılması sürecinde görev yapmasını ve gerekirse HAMAS ile çatışmaya girmesini arzu etmektedir. HAMAS ise istikrar gücünün Gazzelileri İsrail askerlerinden koruyacak şekilde konumlanmasını ve gerekirse İsrail’in saldırılarını önleyecek şekilde yapılandırılmasını istemektedir. Bundan dolayı da başta Türkiye olmak üzere Müslüman ülkelerin askerlerinin bu güçte yer almasını arzu etmektedirler. Böylelikle daha önceki anlaşmalarda olduğu gibi, tüm yapının İsrail yanlısı olmasını engellemek ve İsrail’in süreci sabote etmesinin önüne geçmek istemektedirler.

Ancak mevcut konjonktür ve BM barış gücü uygulamaları her iki talebi de karşılamaktan uzaktır. Yani kurulacak istikrar gücü, ne HAMAS’ın silahsızlandırılmasında fiili olarak görev alacak, ne de Gazzelileri İsrail ordusundan koruyacak bir güç olabilir. Şimdiye kadar ki barış güçleri, genellikle çatışmalı taraflar arasında bir tampon bölge oluşturup, tarafların doğrudan temaslarını engelleyecek ve sadece bu güce yönelik fiili bir taarruz olursa buna mukabele edecek şekilde tanzim edilmişlerdir.

Dolayısıyla Gazze’de görev yapacak istikrar gücünün önceki örneklerden farklı bir yapıda olması, son iki yıldır soykırıma maruz kalan Gazzelileri İsrail ordusundan koruyacak bir mahiyette olması gerekmektedir. Fakat şimdiye kadar bu güce hangi ülkelerin, ne kadar katkı yapacağı bir türlü netleştirilememiştir. Bu konuda İsrail’in özellikle Türkiye’ye yönelik rezervi etkili olmakta olup, ABD’nin tüm baskı ve ısrarına rağmen İsrail ikna edilememektedir. Bunun sebebinin ise Şarm El-Şeyh’de imzalanan anlaşmada daha kapsayıcı ve tüm garantör ülkelere sorumluluk yükleyen bir dil kullanılırken, BMGK’nın kabul ettiği 2803 sayılı kararda istikrar gücünün yapısının Mısır ve İsrail ile koordine edildikten sonra belirleneceğine atıf yapılmasıdır. İki metin arasındaki farklılık ve tutarsızlık, İsrail’in elini güçlendirmekte ve İsrail de bunu manipüle ederek süreci geciktirmektedir.

 

İkinci Safhaya Geçilmesi İsrail’i Nasıl Etkiler?

Her ne kadar Trump, Şarm El-Şeyh’te icra edilen imza töreni öncesi İsrail’e uğrayıp Knesset’te bir konuşma yaparak, ateşkesi İsrail için büyük bir zafer olarak pazarlamaya çalışsa da, bunun İsrail siyasetinde pek karşılık bulmadığı görülmüştür. Zira muhalefet daha önce rehinelerin kurtarılması için savaşın bitirilmesini talep ederken, Trump’ın zoruyla bir ateşkese razı olunmasını zafiyet olarak algılamış ve bu kararın Netanyahu’nun acizliğini ortaya koyduğunu ifade etmiştir. Koalisyon kanadında ise genel olarak ateşkes desteklenmekle beraber, farklı görüşler de ortaya çıkmış, başını Ben Gvir ile Smotrich’in çektiği aşırı sağ ortaklar, rehineler serbest bırakıldıktan sonra yeniden savaşa dönülmesini ve HAMAS tamamen ortadan kaldırılana kadar da savaşa devam edilmesini talep etmişlerdir.

Ben Gvir ve Smotrich’in şimdiye kadar taleplerini sadece söylem düzeyinde tutmaları sebebiyle hükümet kompozisyonunda bir değişiklik yaşanmasa da, ateşkesin ikinci safhasına geçilmesi halinde bu tehditlerin realize edilebileceği ve hükümetin meclisteki çoğunluğunu kaybedebileceği değerlendirilmektedir. Bu durumda da, muhtemel bir erken seçimin gündeme geleceği ve hükümetin değişebileceği tahmin edilmektedir.

Bu durumun ateşkesin ikinci safhasını nasıl etkileyeceği ise şimdilik belirsizdir. Zira bu hususta ABD yönetiminin nasıl bir pozisyon alacağı belirleyici olacaktır. Trump’ın Netanyahu’ya yönelik desteğinin İsrail halkında nasıl bir karşılık bulacağı ise tamamen kampanya dönemindeki gelişmelere bağlı olarak şekillenecektir. Zira Trump’ın ilk döneminin sonunda Netanyahu’ya açık destek vermesi ve Netanyahu’nun da bu desteği kampanya malzemesi olarak kullanması olumsuz sonuç vermiş ve Netanyahu’nun partisi seçimi birinci sırada tamamlasa da hükümeti kuramamıştır. Dolayısıyla ABD yönetiminin ateşkesin ikinci safhasına geçilebilmesi için İsrail’deki muhtemel hükümet değişikliği senaryolarını da hesaba katarak, her halükarda süreci devam ettirecek aktörleri desteklemesi gerekmektedir. Aksi takdirde, ateşkese ve Gazze’nin yeniden inşasına karşı bir hükümetle yol yürümek mümkün olmayacak ve tüm süreç boşa gidecektir.

Sonuç olarak, büyük zorluklar ve ağır bedeller ödenerek sağlanan Gazze ateşkesi, Trump’ın Ortadoğu’ya barış getirme vizyonu kapsamında mutlaka ayakta tutulmalı ve bir an önce planın ikinci safhasına geçilmelidir. Bu kapsamda bütün arabulucu ve garantör ülkeler sürecin içerisinde yer almaya devam etmeli, özellikle sırf İsrail istemiyor diye Türkiye’nin barış kurulu veya istikrar gücünden dışlanmasına izin verilmemelidir.

Barış kurulunda Tony Blair gibi karanlık geçmişi olan isimlere yer verilmemeli, barış kurulunun Gazze’yi sadece bir emlak projesi gibi ele almasına müsaade edilmemelidir. Gazze’nin mutlaka Filistinliler tarafından yönetilmesi sağlanmalı ve bu sürecin iki devletli çözümle sonuçlanması ana gaye olmalıdır.

Gazze’de bir an önce istikrarın sağlanması ve bu sayede HAMAS’ın da silah bırakmasının mümkün hale getirilmesinin yegane koşulu, kurulacak istikrar gücünün mümkün mertebe Müslüman ve Arap ülkelerinin askerlerinden oluşturulmasıdır. Bu gücün HAMAS’ı silahsızlandırmak için değil, bilakis Gazzelileri korumak için yapılandırılması ve yetkilendirilmesi sağlanmalıdır. Zira ancak bu şekilde Gazze’deki soykırımın önüne geçilebilir.

Tüm bunlara ilave olarak, ateşkes anlaşmasının İsrail’in işlediği savaş suçları ve soykırım suçlarının üzerini örtmesine, İsrail’e bir dokunulmazlık sağlamasına asla izin verilmemelidir. İsrail’in bu suçlardan dolayı yargılanıp gerekli cezayı çekmeden, hiçbir şey yapmamış gibi yeniden uluslararası topluma entegre olması, bundan sonra yaşanabilecek soykırım girişimlerini cesaretlendirecek olup, bu durumda uluslararası hukuk ortadan kalkacak ve Filistinlilerin ödediği bedelin hiçbir anlamı olmayacaktır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası