İstanbul Şehir Hatları
Kriter > Dış Politika |

İsrail’in Suriye’deki Kırmızı Çizgileri


Suriye bağlamında son zamanlarda adından sıkça bahsedilse de İsrail geçtiğimiz yedi sene boyunca Suriye tartışmalarının merkezinde yer almadı. Suriye’deki gelişmeleri yakından takip etti, ihtiyaç gördüğünde müdahale etmekten kaçınmadı ve kendi önceliklerine göre ülkenin özellikle İsrail sınır hattını şekillendirmeye çalıştı.

İsrail in Suriye deki Kırmızı Çizgileri

Suriye bağlamında son zamanlarda adından sıkça bahsedilse de İsrail geçtiğimiz yedi sene boyunca Suriye tartışmalarının merkezinde yer almadı. Suriye’deki gelişmeleri yakından takip etti, ihtiyaç gördüğünde müdahale etmekten kaçınmadı ve kendi önceliklerine göre ülkenin özellikle İsrail sınır hattını şekillendirmeye çalıştı.

İsrail Mart 2011’den beri Suriye’de iki temel önceliğe sahip oldu: Birincisi Hizbullah’ın İran’dan “oyun değiştirecek” mahiyette silahlara ve teknolojiye sahip olmasını engellemek. Bu doğrultuda Suriye’de başkent Şam da dahil olmak üzere birçok noktaya hava saldırıları düzenledi. Bir taraftan mevcut konuşlanmaları hedef alarak Hizbullah ve İran’ın güdümündeki milislerin askeri kapasitelerinin İsrail’e yönelik tehdit açısından sınıf atlamasını engellemeye çalıştı. Zira 2011’e kadar İsrail, İran kaynaklı tehdidi Lübnan sınırından ve Hizbullah’ın sınırlı askeri kapasitesinden algılıyordu. İsrail, İran’ın Hizbullah’a teknoloji transferinin faturasını 2006’daki Lübnan Savaşı’nda ağır bir şekilde ödedi ve savaşın seyrini değiştirecek şekilde çok sayıda askeri araç kaybetti. Bu sebepten benzer bir durumun ortaya çıkmasını engellemek İsrail’in Suriye’deki en öncelikli amaçlarından birisi olageldi.

İkinci öncelik ise İsrail-Suriye sınır hattı boyunca İran güdümlü bir yapının toprak hakimiyetine sahip olmasını engellemekti. İsrail’in 80’lerden beri en güvenilir sınırı Suriye hattı oldu. Her ne kadar iki devlet arasındaki savaş kağıt üzerinde devam ediyor ve İsrail Suriye topraklarını (Golan) işgal ediyor olsa da Esed rejimi İsrail’e yönelik kendi toprakları üzerinden saldırgan bir politika izlemedi. Sızmalar ve tacizler bizzat Mahir Esed’in komutanlığındaki birlikler tarafından engellendi. Diğer taraftan ise İsrail Hermon Dağı’ndaki gözetleme ve radar sistemleriyle Suriye’ye karşı kritik bir stratejik üstünlük sağladı. Bu yolla Şam’daki askeri hareketlenmeler gerçek zamanlı olarak gözlemlendi. Fakat Mart 2011 sonrasında rejimin sınır hattındaki toprak hakimiyetini kaybetmesi ve İran’ın güdümündeki çok sayıdaki milisin Suriye’ye akın etmesi aynı zamanda muhalif grupların sınır hattını kontrol etmeye başlamasıyla İsrail’in hesapları değişti. “Tanıdıkları şeytan” olan Esed rejimini tanımadıkları muhalif gruplara tercih eden İsrail, rejimin hakimiyetinin kırılmasıyla birlikte önceliği Suriye-İsrail sınırında fiili bir tampon bölge oluşturmaya verdi.

Suriye’ye Sınırlı Müdahale

İsrail’in mezkur önceliklerini hayata geçirmek için aldığı askeri tasarruflara rağmen Esed rejimi İsrail’i tamamen karşısına alacak bir mukabeleden sürekli kaçındı. İsrail’in defalarca hava saldırısı düzenlemesine ve bu saldırılarda sadece İran ve Hizbullah’ı değil bazen de rejimi hedef almasına rağmen Suriye sessiz kalmayı tercih etti. Daha doğrusu söylemsel tepkileri askeri tasarruflara dönüştürmedi. Bunun iki ana sebebi vardı: Birincisi yukarıda da bahsedildiği gibi muhaliflerle uğraştığı ve Rusya’nın müdahalesine kadar hakimiyetinin iyice eridiği bir denklemde İsrail gibi güçlü bir aktörü karşısına almak istememesiydi. İsrail’in Suriye’nin özellikle hava kabiliyetine zarar vermesi, rejimi muhaliflere karşı çok zor durumda bırakabilirdi. İkincisi ise normal şartlar altında rejimin müttefiki olan ve hatta ayakta kalmasının başlıca sebebi olan Rusya’nın İsrail’e yönelik saldırılara müsaade etmemesiydi. Nihayetinde İsrail’in hava saldırılarını bloke edecek ve ona zarar verecek hava savunma sistemlerinin kontrolü Ruslardaydı. Bu sebepten İsrail’in hava saldırıları karşılıksız kaldı.

Oysa Suriye’de İsrail-İran gerginliği dondurulmuş çatışmalardan biriydi. İsrail İran’ı kendisi için varoluşsal bir tehdit olarak görmeye devam ederken İran’ın Suriye’de zemin kazanması karşısında küresel ve bölgesel birtakım ittifak arayışına girdi. Çünkü daha önce sadece Hizbullah üzerinden İran’a “komşu” olan İsrail artık Suriye’deki güçlü İran varlığıyla da yüzleşmek zorundaydı. Bu noktada en kritik gelişme ABD’de başkanlık koltuğuna Trump’ın oturması ve İsrail-ABD ilişkilerinin özel bir döneme girmesi oldu. Her iki devlet de henüz somut bir stratejiye dökmeseler de İran’ın bölgesel nüfuzunun sınırlandırılmasını kendilerine öncelik olarak belirlediler. ABD’nin de aktif katılımıyla İran’a karşı bölgesel bir anlayış oluşturma çabası ortaya koyuldu. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başını çektiği Körfez ülkeleri de bu anlayışa dahil oldular.

Fakat bu anlayışın Suriye coğrafyasında herhangi bir somut girdi oluşturduğunu söylemek mümkün değil. Ülkeler arasındaki öncelik farklılaşması, strateji yoksunluğu ve ideolojik bağnazlık İran’ı sınırlandırma önceliğinin boyut ve form değiştirmesine sebep oldu. ABD PKK ile iş birliği yaparak Suriye’de İran’ı sınırlandırabileceğini düşünürken Zeytin Dalı Harekatı ile bu düşünce iyice anlamsızlaşmaya başladı. Körfez ülkeleri Suriye odağını tamamen kaybetti. İsrail ise bu anlayışın Suriye’de somut bir iradeye dönüşmemesiyle birlikte yukarıda sıralanan önceliklerini kendi kapasitesiyle gerçekleştirme gayreti içerisine girdi.

Kırmızı Çizgi: Suriye-İsrail Sınırı

Her ne kadar istisnai bir şekilde bir F-16’sı Suriye rejimi tarafından düşürülse de İsrail daha önce sahip olduğu düşük profilli fakat etkin tepkisini değiştirmedi. Diğer bir deyişle İsrail ve İran arasında F-16’nın düşürülmesi sonrasında ciddi bir tırmanış beklenirken hem İsrail hem de İran (ve Esed rejimi) bu yönde bir tırmanışı engelledi. İsrail tırmanıştan ziyade gerekli gördüğü stratejik noktaları, Hizbullah’ın askeri kapasitesine çağ atlatmayacak ve sınır hattından İran ve türevlerini uzak tutacak şekilde bombalamaya devam etmeyi tercih etmektedir. An itibarıyla Esed rejiminin daha önce olduğu gibi İsrail hava saldırılarına ciddi bir yanıt vermeyeceğini düşünmektedir. Bu hesaplamadan hareketle müdahale hakkını saklı tutmaktadır.

Aynı zamanda ise uzun süredir fiili olarak var olan tampon bölgeyi de ihtiyaç duyduğu takdirde somutlaştıracak arka planı hazırlamaktadır. İsrail-Suriye sınır hattında rejim ve İran destekli grupların yaklaşmasını bir kırmızı çizgi olarak belirleyen Tel Aviv’in bu alandaki bazı muhaliflerle ilişkisini derinleştirme çabası içerisinde olduğu bilinmektedir. Rejim ve İran’ın da bu kırmızı çizgiyi ihlal etmemek adına özel çaba gösterdiği de dikkatlerden kaçmamaktadır. Ürdün’ün Dera’da kurduğuna benzer bir fiili tampon bölgenin muhafaza ve tahkim edilmesi İsrail’in bundan sonra da Suriye’ye dair stratejik önceliklerinden birisi olmaya devam edecek.

Önümüzdeki dönemde İsrail’in Suriye’ye yönelik nokta atışlarının devam ettiğini, Suriye-İsrail sınırıyla birlikte Suriye-Lübnan geçişlerine de yoğunlaştığını göreceğiz. İsrail bir taraftan kendi imkanlarıyla Suriye’de İran’ı sınırlandırmaya çalışırken diğer taraftan da özellikle ABD’nin daha kapsamlı bir İran’la mücadele projesine hayat vermesini beklemeye devam edecek. Çünkü İsrail’in Suriye’deki sınırlı müdahaleleri İran’ın artan nüfuzunu gerçek manada durdurmaya yetmeyecek.


Etiketler »