Kriter > Dış Politika |

NSU’dan AfD’ye: Almanya’nın Aşırı Sağ ile Sınavı


NSU terör örgütünün ortaya çıkmasından 15 yıl sonra bile örgütün varlığına ilişkin açıkta kalan sorular mevcut. Pek çok araştırma ve soruşturma komisyonu raporlarına ve NSU davasının sonuçlanmasına rağmen, kamuoyu halen durumdan rahatsız. Bu rahatsızlığın temelinde, NSU terör örgütünün görünenden daha büyük kompleks bir yapı olduğu düşüncesi ve NSU’nun kamu kurumlarında, özellikle iç istihbarat ve güvenlik birimlerindeki destekçilerinin yeterince araştırılmadığı fikri yatıyor.

NSU dan AfD ye Almanya nın Aşırı Sağ ile Sınavı
Almanya'da 2000-2007 arasında 8'i Türk 10 kişiyi katleden NSU teröristin erken tahliye edilmemesi için toplanan imzalar, Federal Meclis milletvekillerine teslim edildi. (Halil Sağırkaya / AA, 17 Ekim 2025)

“Halit’imden ne istediniz?” Bu soru, Almanya’daki ırkçı terör örgütü NSU’nun tek üyesi Beate Zschaepe’nin yargılandığı NSU davasında, terör örgütünün kurbanı 21 yaşındaki Halit Yozgat’ın gözü yaşlı babası İsmail Yozgat’ın mahkemede sorduğu soruydu. Halit Yozgat, ırkçı terör örgütü NSU’nun Kassel şehrinde katlettiği dokuzuncu kurbandı.

NSU terör örgütünün diğer kurbanlarından farklı olarak, Halit Yozgat cinayetinde ilk baştan itibaren elde edilen bulgular, soruşturmanın yönünü ırkçı gruplara doğru yönlendirse de Alman güvenlik birimlerindeki anlaşılmaz tutum sebebiyle, bu olayda da klasik söylemden hareket edilmiş, cinayet ilk baştan itibaren diğer olaylar gibi mafya hesaplaşması olarak ele alınmıştı.

 

Güvenlik Güçlerinin Zafiyeti

Irkçı terör örgütü NSU seri cinayetleri ve bu terör örgütü tarafından yapılan eylemlerin neler olduğu, örgütün kendini ifşasının ardından sonra ortaya çıkarılabilmişti. Irkçı terör örgütü NSU, ilk yer altına indiği 1998’den ortaya çıktığı 2011’e kadar biri polis olmak üzere 10 cana kıymış, sayısız banka soygunu ve değişik yerlerde bombalama eylemleri gerçekleştirmişti. Terör örgütü, adeta elini kolunu sallaya sallaya Almanya’da eylem yapmış, kimsenin ruhu duymamıştı.

İşlenen cinayetlerin; Türk asıllılara karşı gerçekleştirilmiş olması, hepsinin küçük işletme sahibi olması, en üst düzeyde resmi ağızlardan bile cinayetlerin ve bombalama eylemlerinin mafya hesaplaşması ya da Türklerin kendi aralarındaki hesaplaşmaları olarak tanımlanması, güvenlik güçlerinin de soruşturmaları bu yönde ele alması; ırkçı NSU örgütüne adeta bir dokunulmazlık zırhı bahşetmişti. Cinayetlerdeki tek ortak nokta, tüm cinayetlerin aynı silahla işlenmiş olmasıydı. Ki bu silah, örgütün 2011’de ortaya çıkmasıyla tesadüfen Eisenach’taki olay yerinde yangın kalıntılarının arasında bulunmuş ve böylece ırkçı terör örgütüne ulaşılabilmiştir.

Esasen terör örgütünün işlediği dokuzuncu cinayet olan Halit Yozgat cinayetinde, güvenlik güçlerinin soruşturmanın yönünü değiştirmeleri gerekirken, ısrarla mafya hesaplaşması ya da önceki olaylara verilen “dönerci cinayeti” olarak adlandırmaya devam etmesi hayli düşündürücüdür.

Sadece Halit Yozgat cinayetinde değil, NSU terör örgütünün işlediği diğer cinayetlerde de güvenlik güçleri ve savcılıklar, yanlışta ısrar ederek soruşturmaların çıkmaza sürüklenmesine sebep olmuşlardır. Enver Şimşek ve Mehmet Kubaşık cinayetleri de, sonrasında mafya hesaplaşması ya da Türkleri damgalayıcı ve ön yargılı bir şekilde “dönerci cinayetleri” olarak tanımlanmıştır. Hatta Bavyera polisi, 6-7 ay boyunca Nürnberg’te dönerci dükkanı işletmiş; cinayetlerin, faturaların ödenmemesi sebebiyle işlendiğini düşünerek bilinçli şekilde faturaları ödemeyerek, Türklerin üzerinde soruşturmaları yoğunlaştırmıştır. Buralardan sonuç alınmayınca, bu defa aile bağları üzerinden gidilmiş, maktullerin yakınları baskı altına alınarak, zorla itiraflar alınmak istenmiştir. Soruşturmalarda, sağcı ve ırkçı gruplara yönelen tüm şüpheler ise bir şekilde bertaraf edilmiş, şüpheler hep başka yöne çekilmiştir.

Irkçı NSU terör örgütünün hanesine yazılan, ancak olayın gerçekleştiği tarihte, en üst düzey ağızdan, Federal İçişleri Bakanı Otto Schilly tarafından yine mafya hesaplaşması olarak ifade edilen başka bir olay ise “Köln Keup Strasse Bombalama Olayı”dır. 2004’te gerçekleştirilen saldırıda 22 kişi yaralanmış, dönemin Federal İçişleri Bakanı olan Otto Schilly’nin, olayda aşırı sağcı saik görülmediğini, Türklerin arasında bir hesaplaşma ya da mafya hesaplaşması olabileceğini ifade ettiği bombalamanın, daha sonra elde edilen deliller sayesinde NSU terör örgütü üyesi ırkçı katiller tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.

 

NSU Davası: Dağ Fare Doğurdu

Irkçı terör örgütü elemanlarının, Eisenach’ta banka soygunu sonrası kaçmaya çalışırlarken, yakalanacaklarını anlayınca intihar etmeleri ve öncesinde de delilleri yok etmek için bulundukları karavanı ateşe vermeleriyle kendilerini ele vermeleri, Almanya tarihinin, Nüremberg mahkemeleri sonrasında belki de en kapsamlı yargılamasının başlamasına yol açtı.

Yargılama, daha soruşturma aşamasında resmi kurumların delillere erişime getirdikleri uzun süreli engellerle tartışmalı başladı. Yargılama sırasında şahitlerin şüpheli ölümleri, mahkeme salonunda ırkçıların adeta gövde gösterisiyle duruşmalara gelmeleri ya da davanın görüldüğü Münih mahkeme binası önünde toplanmaları, hepsi ayrı birer tartışma konusu oldu. 2013’te başlayan yargılama süreci 2018’de kararla neticelendi. 438 duruşma yapıldı. On binlerce sayfa evrak, yazılı delil ve ifade, müdahil avukatlar tarafından değerlendirildi.

Müdahil avukatlarının, ırkçı NSU terör örgütünün, devlet içerisinde ve dışarıda bilinenden çok daha büyük kompleks bir yapısı olduğuna yönelik iddiaları, mahkeme tarafından değerlendirilmeden, kimlerin devlet içerisinde bu ırkçı yapıya destek verdiği yeterince araştırılmadan karar verildiği, uzmanlarca da ifade edilmektedir. NSU davası boyunca en çok konuşulan konulardan biri, Alman kurumları içerisindeki kurumsal ırkçılığın ciddi boyutlarda olduğuydu.

Seri cinayetler boyunca, yanlış yere fail olarak gösterilen kurban ailelerinden ya da cinayetlerin üzerine yıkıldığı Almanya Türk toplumundan şimdiye kadar resmi ağızdan üst düzey bir özür bile dilenmedi. Aileler yaşadıkları haksızlıklarla adeta yüzüstü bırakıldılar. Bu durum aşırı sağcıları oldukça cesaretlendirmiştir.

Almanya'da öldürülen Türk törenle anıldı
Aşırı sağcı "Nasyonal Sosyalist Yeraltı" terör örgütü tarafından Almanya'nın Kassel kentinde 6 Nisan 2006'da öldürülen Halit Yozgat düzenlenen törenle anıldı. Anma töreni, Yozgat'ın 20 yıl önce öldürüldüğü internet salonunun karşısındaki Halit Meydanı'nda yapıldı. Törene, eski Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff, Türkiye'nin Kassel Başkonsolosu Erdinç Evirgen, Kassel Belediye Başkanı Sven Schoeller, Yozgat'ın babası İsmail ve annesi Ayşe Yozgat ile çok sayıda Alman ve Türk vatandaşı katıldı. (Kassel Başkonsolosluğu / AA, 7 Nisan 2026)

 

Irkçılık ve Aşırı Sağ Zirvede

Sadece NSU yargılama sürecinde yaşananlar değerlendirildiğinde, Almanya’da kurumsal ve aşırı sağcı doğrultuda yapısal bir ırkçılığın başta güvenlik kurumları olmak üzere, devlet yapısı içerisinde yerleşik olduğunu ifade etmek mümkündür. Bu durum, NSU terör örgütünün ortaya çıkması sonrasında Federal Parlamento dâhil pek çok eyalet parlamentosunda bu olayın boyutlarını ortaya koymaya çalışan araştırma ve soruşturma komisyonları raporlarında tespit edilmiş, ancak yapısal sorunları giderici alınan tavsiye kararları yeterince uygulanmamıştır.

NSU terör örgütünün yapısına ilişkin bir bilgi sahibi olunmamakla ve örgütün ne yapıda olduğu bilinmemekle birlikte, benzer hücre yapılarının, ırkçı ağların dahada güçlü bir şekilde var olduğu endişeleri yüksek sesle dile getirilmektedir. Bunun son örneği NSU davasındaki müdahil avukatlara yönelik olarak tehdit mektupları gönderen NSU 2.0 örgütüdür.

Nisan 2026 tarihinde NSU kurbanlarından Halit Yozgat ve Mehmet Kubaşık’ın ırkçı terör örgütü tarafından katledilmelerinin üzerinden 20 yıl geçmişti. Aynı günlerde Federal İçişleri Bakanlığı tarafından suç istatistikleri açıklandı. Geçmişte yaşananlardan ders alınıp ırkçı saikle işlenen suçlara karşı gerekli tedbirler alınması gerekirken, ırkçı ve aşırı sağcı saiklerle işlenen suçlarda büyük bir artış görülmesi, başta siyasiler olmak üzere her kesimde endişelere yol açtı.

Irkçı terör örgütünün ortaya çıkarıldığı 2011’de yaklaşık 17 bin aşırı sağcı saikle işlenen suç kayıtlara geçmiş durumdayken, 2025’te bu sayının 42 bini aştığı görülmüştür. Siyasi saikle işlenen bu suçlarda şiddete başvurma, yaralama gibi olaylarda da büyük bir artış görüldüğü açıklandı. Bu sayının 2025 için bin 500’ü aştığı ifade edildi. Aşırı sağcı saiklerle işlenen suçlarda haklarında işlem yapılan genç sayılarında da artış gözlemlendi. Faillerden yaklaşık 3 bin 600’ü 14-17 yaş arası gençlerden oluşuyordu.

Aşırı sağcı hareketlerin suç potansiyeli açısından, Alman demokrasisi açısından büyük bir tehlike ve tehdit oluşturduğu artık açıkça görülüyor ve bu durum yetkili ağızlardan dile getiriliyor. Ancak yanlış bir şekilde sorun halen, bireysel ve marjinal hareketler olarak görülüyor, kurumsal ve yapısal boyutu ciddi bir şekilde ele alınmıyor.

Şubat 2026’da açıklanan ve üç yıl boyunca Leipzig Üniversitesi tarafından yürütülen bir başka araştırmanın (InRa Studie) sonuçlarına göre, Alman kurumlarında ırkçı saikle gerçekleştirilen ayrımcılığın, bireysellikten uzak yapısal bir fenomen olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle yabancılar dairesi, polis, gümrük daireleri, adli kurumlar ve gençlik dairelerinde yapısal bir ırkçılığın yerleşik bir hal aldığını ortaya koymuştur.

NSU terör örgütünün ortaya çıkarılmasından iki yıl sonra 2013’te kurulan Aşırı Sağcı AfD partisi, 2025’te yapılan federal parlamento seçimlerini ikinci sırada tamamladı ve çıkardığı temsilci sayısıyla da mecliste ana muhalefet pozisyonunda. Son yapılan kamuoyu araştırmalarında ise AfD, yüzde 28 oy potansiyeli ile birinci sırada görünmektedir. AfD, parti politikası olarak, her fırsatta İslam ve göçmenlere karşı tutumunu sertçe göstermekte, İslam dinini ve göçmenleri Almanya için bir tehdit olarak görmektedir. İktidara gelince de Alman kurumlarının bir Türk kuruluşu olan DİTİB ile olan çalışmalarına son vereceğini her fırsatta dile getirmektedir.

 

Tehdit Devam Ediyor

NSU terör örgütünün ortaya çıkarılmasından 15 yıl sonra bile örgütün varlığına ilişkin açıkta kalan sorular mevcut. Pek çok araştırma ve soruşturma komisyonu raporlarına ve NSU davasının sonuçlanmasına rağmen, kamuoyu halen durumdan rahatsız. Bu rahatsızlığın temelinde, NSU terör örgütünün görünenden daha büyük kompleks bir yapı olduğu düşüncesi hakim ve NSU’nun kamu kurumlarında, özellikle iç istihbarat ve güvenlik birimlerindeki destekçilerinin yeterince araştırılmadığı fikri yatmakta.

Federal savcılığın yakın zamanlarda, Reichsbürger, Prinz Reuss ve NeoNazi grubu “Son Savunma Hattı” gibi örgütleri ortaya çıkarması, kamuoyu tarafından dikkat çekici bir olay olarak değerlendiriliyor. Ancak aşırı sağcı ve ırkçı saikle işlenen suçlardaki artış, NSU benzeri kompleks yapıların varlığını devam ettirdiği düşüncesini de kamuoyunun zihninde pekiştiriyor. Geçen zaman, durumu iyileştireceği yerde kötüleştirmiştir.

Hanau’da yaşananlar, Halle’de yaşananlar, Kassel’deki Walter Lübcke cinayeti, NSU terör örgütünün yöntemlerini ve ideolojisini kullanarak gerçekleştirilen ırkçı eylemlerdir. NSU 2.0 benzer bir örgüt olarak ortaya çıkmıştır. Tehlike devam etmektedir. Siyasi anlamda Alman toplumunun sınavı da gittikçe zorlaşmaktadır. Aşırı sağ ve ırkçılık, Alman demokrasisi için çok yakın bir tehdit haline gelmiştir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası