Kriter > Dosya > Dosya / Terörsüz Türkiye |

PKK’nın Feshine Avrupa’dan Tepkiler ve Türkiye-Avrupa İlişkilerinin Geleceği


Türkiye, PKK’nın dağılmasının, Avrupa-Türkiye ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını araladığını ve kendi meşru çıkarlarının, yani ulusal güvenliğin korunması, bölgesel istikrarın sağlanması ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi gibi, bu süreçte merkezi bir rol oynadığının bilincindedir. Ancak, Avrupa’nın ideolojik saplantılı “Batı değerleri” kalkanı, Türkiye’nin meşru çıkarlarını gölgeleme riski taşıyabilir.

PKK nın Feshine Avrupa dan Tepkiler ve Türkiye-Avrupa İlişkilerinin Geleceği

Avrupa Birliği (AB) ve çeşitli Avrupa ülkeleri tarafından terör örgütü olarak tanınan PKK’nın, fesih ve silah bırakma kararı, Avrupa’da hem güvenlik hem de siyasi açıdan önemli tepkiler doğurdu. Özellikle Kürt diasporasının yoğun yaşadığı Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık, bu gelişmeyi genel olarak Avrupa ve Türkiye’nin ulusal güvenliğine katkı sağlayan bir adım olarak değerlendirirken, Avrupa’daki Kürt diasporasında da bu meseleye karşı kendi içinde ayrışmalar olduğu gözlemleniyor. PKK’nın dağılması, Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik tehditleri ortadan kaldırarak bölgesel istikrarı güçlendirmeye katkı sağlayacağına ve bu gelişmenin Avrupa ile ilişkilerde yeni bir iş birliği dönemi başlatacağına dair beklentileri yeşertmiştir. Bu çalışma, Avrupa’da kurum ve ülkelerin PKK’nın feshine yönelik tepkilerini ele alarak, Avrupa-Türkiye ilişkilerinin geleceğine dair bir öngörü sunmayı hedeflemektedir.

 

AB: Türkiye’nin Meşru Güvenlik Çıkarlarına Destek mi?

Türkiye, bölgesel istikrar ve güvenlik açısından kritik bir aktör olarak, PKK’nın AB tarafından 2002’den beri terör örgütü olarak tanınmasını, meşru çıkarlarına destek olarak görüyordu. Avrupa Birliği Polis Teşkilatı’nın (Europol) 2020 raporuna göre, PKK’nın Avrupa’daki finansman, propaganda ve terörist devşirme faaliyetleri yoğun bir şekilde izleniyordu.[1] PKK’nın dağılması, AB’nin güvenlik politikalarında Türkiye ile daha yakın iş birliği potansiyelini artırmıştır. Reuters’in 14 Mayıs 2025 tarihli haberine göre, Türkiye’nin bu süreçte Rusya-Ukrayna barış görüşmelerine ev sahipliği yapmasıyla eş zamanlı olarak PKK’nın dağılması, Türkiye’nin küresel ve bölgesel etkisini de büyütmüştür.[2]

AB’nin insan hakları odaklı söylemleri, Türkiye’nin terörle mücadelesinde, meşru güvenlik çıkarlarıyla çelişen süreçler yaşanmasına da yol açmıştır. Nitekim, günümüze kadar AB’nin insan hakları ve demokrasi konusundaki çifte standartlı Türkiye söylemleri, PKK ile Avrupa’da etkili mücadeleyi geçmişte sekteye uğratmış ve Türkiye tarafından iç işlerine müdahale olarak değerlendirilmiştir; örneğin Avrupa Parlamentosu, farklı dönemlerde, Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları durumuna ilişkin tek taraflı raporlarında, Türkiye’nin güvenlik politikalarını haksız yere eleştirmiştir.

Ankara, biraz farklı pencereden bakarak, PKK’nın dağılmasının, AB’nin kendi meşru çıkarlarını, yani ulusal güvenliği ve bölgesel istikrarı destekleme çabalarını daha net bir şekilde tanıması için bir fırsat yakaladığını belirterek, AB’nin Kürt meselesini yalnızca güvenlik perspektifinden değil aynı zamanda Türkiye’nin iç barış ve istikrar çabaları bağlamında değerlendirmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu minvalde Türkiye-AB ekseninde, başta güvenlik, savunma ve ekonomi olmak üzere farklı alanlarda iş birliğini artırma çabalarının, PKK’nın feshinin sağladığı istikrar ortamından olumlu etkileneceği öngörülmektedir. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın PKK’nın dağılması hususunda yaptığı açıklama, Türkiye’nin bu tezini desteklemektedir.[3] Bu gelişme ışığında Türkiye, AB'nin Türkiye’ye karşı taahhütlerini (Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, vize serbestisi) mümkün olan en kısa sürede yerine getirmesini beklemektedir.

 

Almanya: Türkiye’nin Güvenlik Çıkarlarına Katkı mı, Diaspora Dinamiklerinin Gölgesi mi?

Almanya, Avrupa’daki en büyük Türk ve Kürt diasporasına ev sahipliği yapan ülke olarak PKK’nın faaliyetlerini ulusal güvenliğine tehdit olarak değerlendirmiş ve 1993’te PKK’yı yasaklamıştır. Alman İçişleri Bakanlığı’na bağlı Anayasa Koruma Dairesi (İç istihbarat) her yıl yayınladığı raporlarda, PKK’nın Almanya’da propaganda, finansman ve militan devşirme faaliyetleri yürüttüğü tespitinde bulunmaktadır. Türkiye, Almanya’nın bu yasa dışı faaliyetlerini, özellikle haraç toplama, uyuşturucu ticareti, teröristlerin Avrupa’dan PKK’ya katılması ve silah ticareti gibi alanlarda yeterince engellemediğini Alman muhataplarına iletmiştir. Alman güvenlik birimlerinin, PKK’nın Almanya’da kabarık suç dosyalarına rağmen örgüte karşı etkili önlem alamaması soru işaretlerine sebebiyet vermiştir.

Merz hükümeti, 6 Mayıs 2025’te göreve başlamış ve dış politikada özellikle Avrupa güvenliği, NATO ittifakı ve bölgesel istikrarı önceleyen bir yaklaşım benimsemiştir. Friedrich Merz, Türkiye’nin jeostratejik önemine vurgu yapan, terörle mücadele kapsamında PKK karşısında duran bir siyasetçi profiline sahiptir ve Türkiye-Almanya ilişkilerini güçlendirmeyi hedefleyen bir duruş sergilemektedir. Federal Hükümet adına Alman Dışişleri Bakanlığı’nın X’teki hesabından yapılan açıklamada, “PKK’nın açıklaması, Türkiye ve bölgede on yıllardır devam eden terör ve şiddet sarmalını kırmak adına önemli bir adımdır” ifadesine yer verilmiştir.[4] Bu bağlamda, PKK’nın fesih kararı, Merz hükümeti için hem bir fırsat hem de hassas bir konu olarak yorumlanabilir. Merz’in dış politika çizgisi, CDU/CSU’nun muhafazakar duruşu ve Almanya’nın PKK’yı terör örgütü olarak tanıyan politikası göz önünde bulundurulduğunda, Alman hükümetin, bu kararı temkinli bir iyimserlikle karşılaması, ancak sürecin uygulanabilirliğini ve Türkiye ile ilişkileri yakından izlemesi muhtemeldir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AST zirvesinde
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile Birlik dışındaki Avrupa ülkelerinin oluşturduğu Avrupa Siyasi Topluluğunun (AST) 6'ncı zirvesinin açılışına katıldı. Erdoğan, burada Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile sohbet etti. (Erçin Ertürk / AA, 16 Mayıs 2025)

 

Fransa: Resmi Söylemler ve Pratikteki Çelişkiler

Fransa’nın PKK’nın feshi konusundaki tutumu, resmi söylemlerle eylemler arasındaki çelişkiler ve tarihsel bağlamda François Mitterrand döneminden gelen etkiler nedeniyle ikiyüzlü olarak tanımlanabilir. Fransa hükümetinin PKK'nın feshine yönelik açıklamasına dair bilgi, 14 Mayıs 2025 tarihinde Rudaw tarafından yayınlanan bir habere dayanmaktadır. Fransa hükümeti PKK’nın 12 Mayıs 2025 tarihli silahlı mücadeleyi bırakma ve kendini feshetme kararını memnuniyetle karşıladığını belirtmiş ve bu kararın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli mesajına dayandığını vurgulamıştır. Ayrıca, Fransa’nın bu kararın hukukun üstünlüğü ve demokrasi temelinde geniş bir siyasi sürece zemin hazırlamasını temenni ettiği ifade edilmiştir.[5] Bu bilgi, Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın resmi bir açıklaması olarak değil, bir Fransız diplomatik kaynağın Rudaw’a verdiği demeç olarak sunulmuştur. Fransa, AB’nin 2002’de PKK’yı terör örgütü listesine almasını gönülsüz desteklese de bu kararın uygulanmasında tutarsız bir tavır sergilemektedir.

Resmi olarak PKK’nın terör örgütü statüsünü kabul eden Fransa, pratikte örgüte dolaylı destek sağladığına dair eleştirilerle karşı karşıyadır. Özellikle Suriye’deki iç savaşta, Fransa’nın YPG’ye verdiği siyasi ve askeri destek, bu çelişkilerin merkezinde yerini almıştır. 2018’de Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un YPG temsilcileriyle Elysee Sarayı’nda görüşmesi, Türkiye tarafından PKK’ya dolaylı destek olarak yorumlanmıştır.[6] Macron’un YPG’yi DEAŞ’a karşı müttefik olarak tanımlaması, Fransa’nın PKK’nın feshi için somut adımlar atmaktan ziyade, stratejik çıkarlarını öncelediğini gösteriyor.

 

Mitterrand Faktörü

François Mitterrand’ın 1981-1995 arasındaki Cumhurbaşkanlığı dönemi, Fransa’nın PKK’ya yönelik politikalarının şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Mitterrand’ın eşi Danielle Mitterrand, Kürtçülere sempatiyle yaklaşan bir aktivist olarak biliniyordu ve PKK’ya yakın gruplarla açıkça ilişki kurmuştu. Danielle Mitterrand’ın Kürt hareketine verdiği destek, Fransa’nın resmi politikalarına dolaylı olarak yansıdı ve PKK’nın Avrupa’da propaganda ve finansal ağlarını güçlendirmesine olanak sağladı. Bu tarihsel miras, Fransa’nın günümüzdeki tutumunda da izler taşıyor; zira Mitterrand dönemi, Fransa’da Kürt diasporasının örgütlenmesine ve PKK’ya yönelik toleranslı bir ortamın oluşmasına zemin hazırladı. Fransa’nın iç politikası da bu iki yüzlü tavra katkı sağlamaya devam ediyor. Fransa, bu grupların gösteri ve propaganda faaliyetlerine genellikle göz yumuyor.

Sonuç olarak, Fransa’nın PKK’nın feshi konusundaki yaklaşımı, resmi söylemlerle eylemler arasındaki uyumsuzluk nedeniyle ikiyüzlüdür. AB’nin terör listesine rağmen PKK ile organik bağı olan YPG’ye destek vermesi ve PKK iltisaklı Kürt grupların faaliyetlerine tolerans göstermesi, Fransa’nın PKK’nın feshi konusunda samimi bir duruş sergilemediğini gösteriyor. Bu tutum, Türkiye ile ilişkileri gerginleştirirken Fransa’nın bölgesel güvenilirliğini de sorgulanabilir hale getiriyor.

 

Birleşik Krallık: Türkiye’nin Bölgesel Rolüne Destek mi Sağlıyor?

Birleşik Krallık’ın dış politikası, tarihsel olarak NATO ittifakı ve Avrupa güvenliği çerçevesinde, Türkiye ile yakın iş birliğine dayanmaktadır. Türkiye, NATO’nun ikinci en büyük ordusuna sahip bir müttefik olarak, Birleşik Krallık için stratejik bir ortak konumundadır. PKK’nın fesih kararı, Türkiye’nin iç güvenlik tehditlerini azaltarak bölgesel liderlik kapasitesini güçlendirebileceğinin bilincinde olan Birleşik Krallık’ın, bu süreçte Türkiye’yi Ortadoğu’da istikrar sağlayıcı bir aktör olarak destekleme eğilimini artırabilir. Birleşik Krallık Dışişleri Devlet Bakanı Stephen Doughty, bu minvalde açıklamalarda bulunmuştur.[7]

Birleşik Krallık’ın Türkiye ile ittifakını güçlendirme motivasyonu, bölgesel dinamiklerle de bağlantılıdır. Suriye ve Irak’taki istikrarsızlık, DEAŞ gibi tehditler ve İran’ın bölgesel nüfuz arayışı, Birleşik Krallık’ı Türkiye gibi güçlü bir müttefike yakınlaştırabilir. PKK’nın feshi, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarını azaltarak diplomatik ve ekonomik kaynaklarını bölgesel istikrara yönlendirmesine olanak sağlayabilir. Bu, Birleşik Krallık’ın Türkiye ile savunma, istihbarat paylaşımı ve ekonomik iş birliği alanlarında daha derin bir ittifak kurma çabasını destekleyebilir. Birleşik Krallık, bu süreçte Türkiye’nin bölgesel etkisini destekleyerek Ortadoğu’daki kendi çıkarlarını güvence altına almayı amaçlayabilir. Ancak, Birleşik Krallık’ın tutumu çelişkiler de barındırmaktadır. İngiltere, PKK’yı terör örgütü olarak tanırken, Suriye’de YPG’ye DEAŞ’a karşı mücadele bahanesiyle destek vermiştir. Bu durum, geçmişte Türkiye ile arasında gerilimlere yol açmıştır. PKK’nın feshi, YPG’nin geleceğine dair belirsizlikleri artırırken, Birleşik Krallık’ın Türkiye ile ilişkilerini güçlendirme çabası, YPG politikasında bir dönüşüm gerektirebilir. Ayrıca, Birleşik Krallık’ın iç politik dinamikleri, özellikle Kürt diasporasının etkisi, hükümetin Türkiye’ye tam destek sunmasını zorlaştırabilir. Buna rağmen, PKK’nın fesih kararı, Birleşik Krallık için Türkiye ile daha yapıcı bir ilişki kurma fırsatı sunmaktadır.

Birleşik Krallık, PKK’nın feshi ve silahsızlanma kararı bağlamında, Türkiye’nin bölgesel rolüne destek sağlayarak ittifakını güçlendirme eğilimindedir. Bu; NATO çerçevesindeki stratejik ortaklık, Ortadoğu’daki istikrar arayışı ve Türkiye’nin artan bölgesel etkisiyle motive edilmektedir. Ancak, YPG’ye geçmişteki desteği ve iç politik faktörler, bu sürecin önünde engeller oluşturabilir. Birleşik Krallık’ın Türkiye ile ittifakını derinleştirme çabası, bölgesel barış ve güvenlik için önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.

 

Türkiye’nin Meşru Çıkarlarına Dayalı Yeni Bir Başlangıç mı?

Türkiye, PKK’nın dağılmasının, Avrupa-Türkiye ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını araladığını ve kendi meşru çıkarlarının, yani ulusal güvenliğin korunması, bölgesel istikrarın sağlanması ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi gibi, bu süreçte merkezi bir rol oynadığının bilincindedir. Ancak, Avrupa’nın ideolojik saplantılı “Batı değerleri” kalkanı, Türkiye’nin meşru çıkarlarını gölgeleme riski taşıyabilir.

PKK’nın Mayıs 2025’te dağılması, Avrupa’da güvenlik ve istikrar açısından olumlu tepkiler getirmiş ve Türkiye’nin ulusal güvenliğine, bölgesel istikrarına ve uluslararası iş birliğine yönelik meşru çıkarlarını güçlendirme perspektifini sağlamıştır. AB, Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’ın, bu gelişmeyi, Türkiye’nin bölgesel liderlik rolüne katkı olarak değerlendirdiği bir süreç yaşanmaktadır. Avrupa-Türkiye ilişkileri, PKK’nın dağılmasıyla yeni bir ivme kazanabilir, ancak bu ivmenin sürdürülebilirliği, Avrupa’nın Türkiye’nin meşru çıkarlarına saygı göstermesine ve güvenlik odaklı iş birliğini önceliklendirmesine bağlıdır. PKK’nın feshi, Türkiye’nin bölgesel istikrar ve uluslararası iş birliği vizyonunda kilit bir dönüm noktası olabilir.

 

[1] EU Terrorism Situation and Trend Report 2020. The Hague, s. 42, 23 June 2020.

[2] https://www.reuters.com/world/middle-east/erdogans-global-peacemaker-spotlight-hides-tumult-within-turkey-2025-05-14/

[3] https://www.eeas.europa.eu/delegations/t%C3%BCrkiye/foreign-affairs-council-press-remarks-high-representative-kaja-kallas-upon-arrival_en

[4]https://x.com/auswaertigesamt/status/1921922471139197437?s=43&t=LNZCiTcQE715RxpdF-SOjQ

[5] https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/140520252

[6] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-43590985

[7] https://www.parallelparliament.co.uk/question/53113/pkk

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası