"Savaş Bollywood filmlerine benzemez" dedi eski Hindistan Kara Kuvvetleri Komutanı General Naravane, Hindistan'ın Pakistan'a karşı neden tam kapsamlı savaşa girmediği konusundaki bir soruya yanıt verirken. Ve ekledi: "Savaşlar romantik değildir; ciddi bir iştir, pahalıdır ve sonrasında daha da pahalıdır." Evet savaş olmadı ancak 1971 savaşına ve 1999 Kargil çatışmasına benzer büyük bir çatışmaydı; iki nükleer güç Hindistan ve Pakistan’ın, bir kez daha uçurumun kıyılarında gezinip geri dönmeleri.
Ne Yaşandı?
22 Nisan'da Hindistan kontrolündeki Jammu ve Keşmir'in turistik Pahalgam Baisaran Vadisi'nde 4 teröristin gerçekleştirdiği saldırı sonucu 24'ü Hint, 1'i Nepal vatandaşı 25 Hindu turist ile saldırganlardan silah almaya çalışan, daha sonra kahraman ilan edilecek olan bir Keşmirli Müslüman rehber olmak üzere toplam 26 sivil yaşamdan koparıldı. Hindistan, teröristlerden ikisinin Pakistan uyruklu olduğunu ve hepsinin Pakistan'dan geçiş yaptığını öne sürerek terör saldırısını Pakistan'a bağladı. Pakistan suçlamayı reddetti, Hindistan kanıta gerek duymadı, diplomatik yaptırımlara başladı, ardından Pakistan'ın benzer misillemeleri geldi. Karşılıklı sınırlar ve hava sahaları kapatıldı, diplomatik misyon gücü düşürüldü, askeri ataşeler istenmeyen adam ilan edildi, vizeler iptal edildi, vatandaşlar sınır dışı edildi, ticaret durduruldu ve Hindistan, İndus Su Anlaşması'nı, Pakistan ise Shimla Anlaşması dahil tüm anlaşmaları askıya aldı. Aşina olunan diplomatik, ekonomik, psikolojik, anlatı savaşlarının ardından ise asıl beklenen kinetik savaş yani askeri eylemin olup olmayacağıydı.
7 Mayıs sabahı Hindistan, ortalama yarım saat süren Sindoor Operasyonu gerçekleştirdi. Sindoor, Hindu kadınların evliliğin simgesi olarak alın ve saç ayrımlarına sürdüğü, dul kaldıklarında sildiği, kırmızı vermilyon tozuna atıf yapıyor; Pahalgam'da çoğunlukla eşlerinin yanından alınarak öldürülenlerin hepsi erkek ve biri hariç hepsi Hindu’ydu. Hindistan, Pakistan kontrolündeki Azad Jammu ve Keşmir ile Punjab'da terör altyapısı olarak iddia ettiği 9 noktayı kendi hava sahasından fırlattığı füzelerle vurdu. Saldırı; hızlı, eş zamanlı, hassas, odaklı, ölçülü ama sertti. Sonra gözler Pakistan'a çevrildi. İki tarafın Keşmir semalarında dronlar, füzeler, savaş uçakları halihazırda uçuşurken Pakistan beklenen misillemeyi 10 Mayıs sabahı Bunyanun Marsus (Aşılmaz Duvar) Operasyonu'yla yaptı. Hindistan'dan yine yanıt geldi. İki taraf tırmanma merdivenini hızla tırmanırken artık vurulan yerler yalnızca terör altyapıları olarak iddia edilen mahaller değildi, askeri üsler de işin içine girmişti. Çatışma, tırmanma merdiveninin tam anlamıyla doruk noktasındaydı. Dört gece yaşanan ciddi hava çatışmaları sonrasında, nükleer silahların gölgesindeki tırmanma merdiveninden çıkış rampası arama niyetinde olan veya çatışmayı kontrollü tırmanıştan tam ölçekli sıcak savaşa döndürme niyetinde olmayan iki ülke, hem kendi iradeleri hem de başta ABD, İngiltere, BAE, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye gibi uluslararası arabuluculuk desteği veya yatıştırma teşviğiyle çıkış rampasını buldu. Çatışma, varılan mutabakat sayesinde yatıştı. Artçılar bir süre devam edecek olsa da en azından şimdilik silahlar sustu.
Zafer Kimin?
Hindistan ve Pakistan’ın çıkış rampaları, ya yabancı arabuluculuk yoluyla ya da bir durumun her iki tarafın da galibiyet iddia etmesini mümkün kıldığı zamanda geldi. Kargil'deki aylarca süren kinetik savaş ve 2001/2002 Parakram Operasyonu'yla uzun süreli askeri açmazdan sonra, dış arabuluculuk yoluyla çıkış rampası mümkün olmuştu. Veya Pulwama'yı düşünün. 2019'da Hindistan, Pakistan ana karasındaki terör üssü dediği yeri vurduğunda Pakistan bir pilotu savaş esiri olarak almış, bu pilotun Hindistan baskısıyla geri dönmesi, her iki taraf için de çıkış rampası olmuştu. 2025'e gelelim, iki ülkenin resmen nükleer devlet olmalarından bir yıl sonra gerçekleşen Kargil çatışmasından bu yana ilk kez benzer şekilde fiilen savaş pozisyonuna gelmeleri, Kargil'den bu yana nükleer caydırıcılığın en büyük testiydi. Tarihte ilk kez iki nükleer güç, birbirlerine SİHA'lar ve hava hücumlarının yanı sıra seyir ve balistik füzelerle saldırdı; hedef, terör altyapısı olarak işaretlenen noktalardan askeri üslere ve Keşmir topraklarından iç topraklara sıçradı.
Bu krizde de tanık olduğumuz gibi askeri tırmanış sırasında yapılması en zor şeylerden biri düşmanlara çıkış rampaları sağlamak. Hindistan mantığına göre Pakistan'dan gelen terör saldırılarına Hindistan'ın geleneksel tepkisinde, Pakistan bunu çıkış rampası olarak görmese dahi doğal bir çıkış rampası vardır. Hindistan-Pakistan tırmanış basamaklarının bu anlayışında, birinci perde terör saldırısıdır ve Hindistan'ın buna geleneksel tepkisi ikinci perdedir; bu noktada eylem-tepki dengesi vardır. Pakistan çıkış rampası istiyorsa, Hindistan'ın tepkisinden sonra düşmanlıkları durdurmak, bir çıkış rampasıdır. Ancak Pakistan, Hindistan'ın tepkisine yanıt verirse, eylemi tırmandırıcıdır ve Hindistan'ı tekrar yanıt vermeye zorlar. Üçüncü taraflar ise iki taraf da karşılıklı olarak kabul edilebilir bir çıkış rampasına ulaşamadığı için dahil olma eğilimindedir. Bu noktada, üçüncü tarafın dahil olması, her iki tarafın da üçüncü tarafın diğer tarafı geri çekilmeye zorladığını iddia edebilmesiyle çıkış rampası haline gelir.
Hindistan, bu krizde gösterildiği gibi müdahalenin teknik bir ateşkesi kolaylaştırmak veya düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik olması şartıyla dış arabuluculuğu kabul etmeye isteklidir. Bu anlamda Hindistan, üçüncü taraflarca arabuluculuk edilen gerginliğin azaltılmasını politik bir konu değil, tamamen teknik bir konu olarak görmektedir. Başka deyişle ABD Başkanı Trump, Hindistan ve Pakistan arasında ateşkesi sağladıktan sonra Keşmir sorununun çözümünden bahsetmiş olsa da Hint tarafı buna şiddetle karşı çıktı. Politika açıktı: Üçüncü taraflar konvansiyonel düşmanlıkları sona erdirmeye davetli ancak bundan sonra Hindistan ve Pakistan arasındaki siyasi ilişkiyi dikte etmeye davetli değil. Bu anlamda Hindistan'ın üçüncü taraflarca müzakere edilen ateşkesleri kabul etmesi, ülkenin dış baskı altına girdiğinin kanıtı olarak görülmez. Bunu doğru şekilde okumak için: Hindistan'ın amacı alt-konvansiyonel/melez bir saldırıya yani terör saldırısına yanıt olarak cezalandırıcı konvansiyonel saldırı gerçekleştirmek; düşüncesizce tırmandırmak değil. Öyleyse siyasi katılım olmadan üçüncü taraf müdahalesini Hindistan memnuniyetle karşılayabilir.
Silahların susmasının ardından kutlamalara ilk başlayan Pakistan oldu. Hindistan da "Tiranga Yatra" (Hindistan bayrağına atfen- Üç Renkli Tören) kutlamaları düzenledi. İki taraf da zafer ilan etti. Çatışma durumunda kayıplar olur, çatışmanın sisi altında bilgi manipüle edilir. Hindistan, teröristleri vurduğunu söylüyor. Pakistan, siviller diyor. Pakistan, Hint uçaklarını düşürdüğünü söylüyor. Hindistan reddediyor. Her şeyi yakında öğrenebileceğimiz söylenemez. Bazılarının yanıtını yıllarca hatta hiç öğrenemeyebiliriz. Örneğin Hindistan'ın 2019'daki çatışmalarda Pakistan F-16'sını düşürüp düşürmediği hâlâ benim için net değil. Dezenformasyon ve inkar elbette yeni değil ve elbette dezenformasyon yaygın tehdit, ancak Hindistan-Pakistan durumlarında aynı zamanda gerilimi azaltma şansı olabiliyor. Olayların farklı versiyonları sayesinde, her iki taraf da kazandığını iddia edebiliyor, halkının duymak istediğini söyleyebiliyor, intikam aldığını iddia ederek tırmanıştan geri adım atabilecek fırsatı oluşturmuş olabiliyor; gerilimi azaltmak adına mantıklı, hatta bazı başarılarını uydursa veya abartsalar dahi. Bu nedenle kim nereyi vurmuş, kim kaç uçak düşürmüş vs. gibi rakamsal, anlatısal, spekülatif, kanıta-teyide muhtaç, bir tarafın iddia ettiği diğer tarafın yalanladığı bulanık ayrıntılarda boğulmak yerine, gözlemlenebilen artılar eksiler tablosu çizmek daha tutarlı. Biz, burada Hint perspektifini ortaya koyacağız.
Kazanımlar, Kayıplar
İki ülkenin kendi hava sahasını ve topraklarını ve (sivil-asker) insanlarını birbirlerinin saldırı ve yıkımından koruma konusundaki temel görevini yerine getirememiş olmaları, tamamen bir kenara atılacak ve bahsetmeyi unutacakları bir konu. İki taraf hâlâ zafer iddiasında bulunuyorsa, bu yalnızca yanılgı.
Amaç Pahalgam'ın intikamını almaksa, Hindistan başarılıydı. Amaç gelecekteki terörist saldırılara karşı caydırıcılıksa, bunu sağlamak imkansız. Caydırıcılık en iyi zamanlarda dahi zordur, çünkü düşmanın maliyet-fayda hesaplamalarına dayanır. Güçteki asimetrilere karşın kararlı bir rakip yine de güç kullanmayı seçebilir. Pakistan'ın revizyonist hedefleri, ideolojik zihniyeti, yüksek risk toleransı ve ordusunun baskın rolü, onu caydırmayı özellikle zorlaştırıyor. Bu durum; konvansiyonel, vekalet veya nükleer olsun, birden fazla saldırı aracına sahip olduğunda özellikle geçerli. Her devlet doğası itibarıyla güç kullanmanın sonuçlarını, başkalarının algıladığı şekilde algılamaz.
Ama burada iki anahtar sorunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor: Acımasızca öldürmeleriyle her şeyi başlatan Pahalgam teröristleri nerede? Hindistan kendince Pakistan'ı cezalandırdı ama henüz asıl saldırganları bulup cezalandırmadı, intikam henüz alınmadı. İkincisi, ilk kez test edilen Genelkurmay Başkanlığı sisteminin reklamı yapıldığı gibi çalışıp çalışmadığı. Görevleri kim planlıyor ve “savaşı'” kim yürütüyordu? Entegre savunma personeli miydi yoksa Kara ve Hava Kuvvetleri bölgesel komuta karargahlarının başkomutanları mı sinerji oluşturuyorlardı? Çatışmaların kapsamı, hava sahasıyla sınırlı olsa da bu sorunun yanıtı Hindistan'ın daha yüksek savunma örgüt yapısının iddia edilen modernizesi/gücü ve gerçekte devam eden revizyonu için önemli bir girdi. Bir “savaş zamanı” potasından daha iyi bir deneyim her zaman bulunmaz.
Hindistan tek ses olarak birleşti, muhalefet hükümetle birlikteydi. Özellikle Jammu ve Kaşmir yöneticileri ve Tüm Hindistan Müslüman Meclisi Birliği (AIMIM) Başkanı Asaduddin Owaisi'nin Birlik hükümetiyle ortak iradesi önemliydi; bir anda tüm iç anlaşmazlıkların unutulması veya ikinci plana atılması ve yekpare birliğin sağlanması başarıydı.
Pakistan “savaş eylemi” olarak nitelese de Indus Su Anlaşması hâlâ askıda ve Hindistan, Pakistan'ın davranışına bağlı olarak yalnızca yeniden müzakere edecek. "Kan ve su bir arada akmaz" dedi Başbakan Modi, silahların susmasının ardından yaptığı ulusa seslenişteki zafer konuşmasında. Indus Su Anlaşması'nı sınır ötesi terörizme bağlamak ve terör sınır ötesinden durana kadar askıya almak, gerçekte Hindistan için politik hedefti. Bu fırsatı, kendi büyüyen ihtiyaçları doğrultusunda projelerini tamamlamak ve yenilerini yapmak için kullanacak. Zaten Pakistan'daki su baskısı sessizce artıyordu. Hindistan'ın 2016'dan beri İndus kollarına barajlar inşa ederek aşağı akıştaki akışı etkileme yeteneğini artırdığının farkında olan çok az kişi var. Pakistan'ın ekonomik ve politik açıdan en önemli iki eyaleti Sindh ve Punjab'dan geçen İndus nehri, Pakistan'ı besliyor, ancak kaynakları ve kolları Hindistan'da bulunuyor. 1960'ta iki ülke, her iki tarafın ne kadar su alacağını düzenleyen İndus Su Anlaşması'nı imzaladı. Dünya Bankası'nın arabuluculuğunda imzalanan bu anlaşmaya göre Pakistan'ın bundan sonra Dünya Bankası dahil dünya örgütlerinde protesto gösterisi yapması muhtemel, ancak nihayetinde Hindistan'ın anlaşmayı askıya almasını ve yeni barajlar inşa etmesini yasal olarak engelleyemez.
Hindistan hem Pakistan'ın çatışmada kullandığı Çin jetlerini deneyimledi hem de yerli savunma üretimlerinin denemesini yaptı. Birincil rakibi Çin olduğu için bu noktada bir şeyler öğrenmesi kazanım. Yerel savunma ürünlerini başarılı olarak yansıtsa da mutlaka eksikliklerini tespit etmekle beraber, operasyonel tanıtım yapma fırsatını kullandı. Savunma hazırlığının ve mevcut finansman düzeyinin yetersizliğini ve özellikle özel sektör olmak üzere yerel kapasiteyi inşa etmesi gerektiğini anladı. Maddi açıdan görece ucuz bir çatışmada, operasyonel koşullarda değerli dersler öğrendi. Bu daha büyük bir çatışmaya hazırlanmasına yardımcı olacaktır.
Pakistan ilişkilerinde belirlediği “yeni normal” çerçevesinde, Hindistan'ın Keşmir'deki her terör saldırısının bundan sonra bir “savaş eylemi” olarak görüleceği duyurusu, tehlikeli bir politika. Hindistan bu politikayı izleyerek dünyaya Pakistan'la sık sık savaşta olabileceğini ve ordusunun her zaman savaşa hazır olması gerektiğini söylüyor. Hindistan'ın orantılı bir misillemeyle karşılaşmadan Pakistan'a periyodik olarak saldırma modeli oluşturabileceği fikri, yalnızca hatalı değil, aynı zamanda tehlikeli derecede yanıltıcı.
Hindistan'ın cezalandırıcı saldırılarının getireceği beklenti yükü, gelecekte daha fazla baskı ve izleyici maliyeti oluşturacak. Hindistan'daki milliyetçiler ve sertlik yanlıları, ateşkesi, Pakistan'a karşı kesin bir zaferin eşiğinde Hindistan'ın taktik avantajının teslimi olarak ilan etti. Hindistan Ulusal Kongresi gibi merkez sol siyasi partiler ise Indira Gandhi'nin 1971'de yaptığı gibi Amerikalılara karşı çıkmadığı için başbakanla alay etti. Hindistan hükümetinin saldırganlığındaki ani düşüşün nedeni, tarihin en büyük gizemi olacak.
Şahsen bunun çok önemli olduğunu düşünmüyorum ancak insanlar, ABD'nin ateşkese arabuluculuk edip etmediği veya yalnızca açığı kapatıp ikisini konuşmaya teşvik edip etmediği konusunda çok fazla kafa yoracak. Trump, Keşmir sorununa çözüm aramak için Hindistan ve Pakistan'la çalışacağını söyledi. Bu onun ilk döneminde her iki tarafın da istemesi halinde Keşmir konusunda arabuluculuk yapma yönündeki tekliflerinden daha ileri adımdı. Uluslararası sonuçlar açısından görünen tablo şu: Hindistan, ABD'nin iknasıyla Sindoor Operasyonu'nu yalnızca dört günlük askeri operasyondan sonra iptal etmeyi kabul ederek, uluslararası ilgiyi iddia ettiği şekliyle Pakistan'ın krizi tetikleyen sınır ötesi terörizmine değil, Keşmir anlaşmazlığına çekti. Bu, Hindistan'ın 2019'da anayasa değişikliğiyle Keşmir'in özel-özerkliğini ortadan kaldırılmasının ardından ana karaya tam entegre etmesine ilişkin normalleşme anlatısına ilk ve büyük darbeydi.
Bu çatışma, Hindistan için ters tepti: Pakistan'a karşı caydırıcılık kurmak istiyordu, başarısız oldu; uluslararası destek istiyordu, başarısız oldu. En azından kısa vadede Keşmir fiilen uluslararasılaştı. Belki de Hindistan, Pakistan'ın artık Keşmir yerine Indus Su Anlaşması'na odaklanmak zorunda kalmasıyla Keşmir'i müzakere masasından ustalıkla kaldırmış da olabilir. Ancak Hindistan'ın yalnız kaldığı gerçeği çok açıktı. Çatışmada, diplomaside, anlatılar oluşturmada, hiçbir büyük güç Hindistan'ın yanında açıkça durmadı. Ne kadim dostu Rusya, ne en yakın ortağı ABD. Şu da çok açıktı: Güçteki asimetri açıkça görülse de Pakistan kolay lokma olmadığını ve direnmek için askeri ve diplomatik kapasitelere sahip olduğunu gösterdi. Hindistan 1,4 milyonluk ordusu, uçak gemileri ve ekonomik gücüyle üstün; Pakistan ise 650 binlik ordusu, modernize hava güçleri ve Çin jetleri ile Türk sihaları gibi desteklerle dirençli.
