Kriter > Dosya > Dosya / ABD/İsrail-İran Savaşı |

Savaşların Gölgesinde Meşruiyet İnşası: ABD-İsrail Saldırıları ve Mücteba Hameney’in Devrim Rehberliği


Ali Laricani gibi "sistem adamı" rollerini üstlenen isimler, 28 Şubat saldırısının ardından suikastlarla sarsılan savunma piramidinde bir denge unsuru olmaya çalışmıştır. Ancak Laricani’nin de öldürülmüş olması, Mücteba Hamaney’in önündeki potansiyel "dengeleyici" engelleri de trajik bir biçimde kaldırmıştır. Hasan Humeyni gibi devrimin kurucu ailesini temsil eden ve Hasan Ruhani gibi devrim rehberliği için adaylığı konuşulan kişilerin bu süreçteki sessizliği de bir rızadan ziyade "safları sıklaştırma" zorunluluğundan kaynaklanmaktadır.

Savaşların Gölgesinde Meşruiyet İnşası ABD-İsrail Saldırıları ve Mücteba Hameney in
İran’ın başkenti Tahran’da yer alan Veliasr Meydanı’nda, Ayetullah Ali Hamaney’in ardından İran’ın yeni dini lideri olan Mücteba Hamaney’e destek afişi asıldı. (Fatemeh Bahrami / AA, 10 Mart 2026)

1989’da İran İslam Devriminin kurucu lideri Ayetullah Humeyni’nin ölümünden sonra Devrim Rehberliği makamına oturan Ayetullah Ali Hamaney, otuz yedi yıl boyunca ülkeyi yönetmesinin ardından 28 Şubat 2026 tarihinde ABD ile İsrail’in ortaklaşa düzenledikleri saldırı sonucu hayatını kaybetti. Hamaney sonrası devrim rehberinin kimin olacağına dair tartışmalar, son on beş yıldır daima gündemdeydi. Hamaney’in halefi olarak zikredilen Mahmud Haşimi Şahrudi ve İbrahim Reisi gibi isimlerin Hamaney’den önce hayatlarını kaybetmiş olmaları, başka isimleri de gündeme getirdi. Bu isimler arasında en güçlü olanı, uzun yıllardır Ali Hamaney’in ofisini yönettiği söylenen ve birçok kararın alınmasında perde arkasındaki isim olduğuna inanılan Mücteba Hamaney’di. Ali Rıza Arafi, Hasan Ruhani ve Hasan Humeyni gibi isimler de ön plana çıkmasına rağmen, Uzmanlar Meclisi tarafından yapılan seçimde, uzun yıllardan bu yana dillendirilen Mücteba Hamaney, Devrim Rehberi olarak seçildi.

Bir taraftan ABD-İsrail saldırıları devam ederken diğer taraftan da yeni devrim liderini seçmek oldukça zorlu bir süreçti İran için. İsrail, seçim sürecinde hem Tahran hem de Kum şehrindeki Uzmanlar Meclisi’nin toplantılar yaptığı binaları bombaladı. Seçim sürecinde İran yönetimi içindeki elit kavgası, savaş ortamı olması sebebiyle çok fazla ön plana çıkmasa da hem reformcu olarak adlandırabileceğimiz kanat, hem muhafazakâr kanat hem de ultra muhafazakârlar olarak bilinen Paydari Cephesi taraftarları, kendi adaylarının seçilmesi için kulis çalışmaları yaptılar. Savaş ortamında çok açık konuşmasalar da satır aralarında bu rekabet görülebiliyordu. Mücteba Hamaney’in seçilip seçilmediği henüz kamuoyuna açıklanmamışken özellikle Paydari Cephesinin önde gelen isimleri, seçimi bir oldubittiye getirmek istercesine yeni devrim rehberinin adının bir an önce ilan edilmesi yönünde çağrılar yaparak kamuoyu baskısı oluşturmak istediler. Öte yandan reformcu kanada yakın bazı isimler ise seçim hususunda acele edilmemesi gerektiğini dile getirerek muhtemelen zaman kazanmak ve kulis faaliyetleri yürütmek arzusundaydılar.

Aslında Ali Hamaney’den sonra rehberlik makamına kimin geçeceğini seçecek olan Uzmanlar Meclisi üyeleri, en son 2024’te yapılan seçimlerde bir mühendislik ile belirlenmiş, müesses nizamın öngördüğü adaylar dışındaki isimlerin adaylıkları veto edilmişti. O dönem yapılan tartışmalarda, oluşan tablonun Mücteba Hamaney’in seçilmesi amacıyla oluşturulan bir tablo olduğu dile getirilmişti zaten. Sonuçta beklenen oldu ve Mücteba Hamaney, Ruhullah Humeyni ve Ali Hamaney’in ardından İran’ın üçüncü Devrim Rehberi olarak seçildi. Ali Hamaney, savaş konjonktürü dışında normal bir dönemde hayatını kaybetmiş olsaydı, muhtemelen Mücteba Hamaney’in Devrim lideri olarak seçilmesi, bazı tartışmalara hatta geniş çaplı protestolara yol açabilirdi.

Tahran'daki İnkılap Meydanı
İsrail saldırısında hayatını kaybeden İran Ulusal Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Besic gücü komutanı Gulam Rıza Süleymani ve ABD saldırısında ölen İran Deniz Kuvvetleri'nde görevli 84 asker için başkent Tahran'da cenaze töreni yapıldı. Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda Laricani, Süleymani ve 84 asker için düzenlenen cenaze törenine binlerce İranlı katıldı. (Fatemeh Bahrami / AA, 18 Mart 2026)

 

Mücteba Hamaney ve Güç Dengeleri

Mücteba Hamaney’in İran siyasetinde görünür hale gelmesi ve siyasete müdahalesi hakkındaki ilk tartışmalar, yaklaşık yirmi yıl önce Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanı olarak seçildiği 2005’e kadar gitmektedir. Dönemin bazı siyasetçileri Ali Hamaney’e mektup yazarak Mücteba’nın seçimlere müdahale ettiğine dair şikayetlerini bildirmişlerdi. Benzer bir şekilde 2009 seçimleri ve Yeşil Hareket protestolarında, Mücteba’nın protestoların bastırılmasında ön planda olduğuna dair yazılar yazılmıştır. Ta o zamanlar protestolarda “Mücteba öleceksin, rehberliği görmeyeceksin” şeklinde sloganlar atılıyordu.

Aslında Mücteba Hamaney’in uzun yıllardan bu yana rehberlik ofisinde oluşturmuş olduğu yakın çevresi, İran-Irak savaşı dönemindeki arkadaş çevresine dayanmaktadır. Henüz 17 yaşındayken İran-Irak Savaşı sırasında cepheye gitmiş ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı 27. Muhammed Resulullah Tümeni içinde yer alan Habib bin Mezahir Taburu’nda görev yapmıştır. Cephede birlikte savaştığı dostlarından oluşan ve “Halka-yı Habib” olarak adlandırılan grup üyeleri ile irtibatı hiç kesilmemiş ve bu kişiler savaş sonrası İran’ın istihbarat ve güvenlik yapılanmasının önemli isimleri haline gelmiştir.

Haziran’da İsrail tarafından DMO komutanlarının öldürülmesinin ardından Ali Hamaney, onların yerlerine hemen yeni isimler atamıştı. Ali Hamaney’in de hayatını kaybettiği 28 Şubat ve sonrasında yapılan saldırılarda yine İran savunma piramidinin, Ali Şemhani ve Ali Laricani gibi, devrimin birinci neslinden kalan askeri bürokratları öldürülmüştür. Burada akla ister istemez, Mücteba Hamaney’in seçilmesi ve daha sonra savaş sürecinde alınan kararlar; nerede, kim tarafından alınıyor sorusu geliyor. Gelinen noktada önümüzde şöyle bir tablo var: İran’da savaş sürecinin, Mücteba Hamaney’in başında olduğu bir sistem ve DMO komutanlarından oluşan bir askeri yapı ve yine Muhsin Rızai, Muhammed Bakır Kalibaf ve Muhammd Bakır Zülkadir gibi eski DMO komutanlarından oluşan bir ekip tarafından yönetildiği düşünülüyor.

28 Aralık 2025 tarihinde başlayan ve Ocak 2026 boyunca devam eden sokak protestoları ile rejim tartışmaları yapılan İran’da, tam iki ay sonra 28 Şubat 2026 tarihinde ABD ile İsrail’in ortak saldırısı sonrası farklı bir süreç başladı. Mücteba Hamaney’in Devrim Rehberi olarak seçilmesi ile ülke yönetimi, büyük oranda DMO kontrolüne geçmiş oldu. Savaşın başlaması ile birlikte rejim destekçilerinin her akşam meydanlara çağrılarak büyük kitlesel gösteriler yapılması, muhaliflerin sokağa çıkmasını da zımnen engellemiş oldu.

Mücteba’nın yükselişi, rejim içindeki "eski tüfekler" ve bürokratik elitler için bir test niteliğindedir. Ali Laricani gibi "sistem adamı" rollerini üstlenen isimler, 28 Şubat saldırısının ardından suikastlarla sarsılan savunma piramidinde bir denge unsuru olmaya çalışmışlardır. Ancak Ali Laricani’nin de saldırılarda öldürülmüş olması, Mücteba’nın önündeki potansiyel "dengeleyici" engelleri de trajik bir biçimde kaldırmıştır. Hasan Humeyni gibi devrimin kurucu ailesini temsil eden ve Hasan Ruhani gibi devrim rehberliği için adaylığı konuşulan kişilerin bu süreçteki sessizliği, bir rızadan ziyade "safları sıklaştırma" zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Mücteba Hamaney’in seçilmesinin ardından hem Hasan Humeyni’nin hem de Hasan Ruhan’nin yayınladıkları tebrik mesajları, “mış gibi” izlenimi vermiştir. Tahran’ın kapalı kapıları ardında, Mücteba’nın meşruiyeti için "acil durum" kartı kullanılmış, elitler arasındaki rekabet "beka" söylemiyle bastırılmıştır. ABD’nin Irak işgali sonrası yeniden yapılandırılan, Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığının ardından ekonomik alanlarda da söz sahibi olmaya başlayan ve giderek iç politikayı da kontrol altına almayı başaran DMO, Mücteba Hamaney’in seçilmesi ve savaş ile birlikte İran’da devrimle başlayan ulema hâkimiyetini kısmen zayıflatmış görünmektedir.

28 Aralık 2025’te başlayan ve Ocak 2026 boyunca devam eden protestolar, İran halkındaki derin ideolojik yorgunluğu ve ekonomik yıkımın getirdiği öfkeyi gözler önüne sermişti. Mücteba Hamaney’in görevi devralması, halk nezdinde "devrimin saltanata dönüşmesi" olarak yorumlanabilirdi ancak savaş hali, sokağın bu tepkisini dondurmuştur. DMO’nun sokak hâkimiyeti ve her akşam düzenlenen kitlesel "direniş" gösterileri, muhaliflerin sesini zımnen boğmaktadır. Rıza Pehlevi gibi figürlerin Ocak 2026’ta yükselen popülaritesi, rejimin "dış tehdit" anlatısı altında kriminalize edilmiştir. Halk, ekonomik yıkım ve savaş korkusu arasında sıkışırken, Mücteba Hamaney yönetimi, meşruiyetini "halkın rızasından" ziyade "devletin ayakta kalması" ve “beka” üzerinden kurgulamaktadır.

 

Mücteba Hamenay Dönemi: İntikam ve İnziva Arasında Bir Yol Ayrımı

Mücteba Hamaney yönetimindeki İran, bugün tarihi bir kavşaktadır. 28 Şubat saldırısının intikamını almak isteyen DMO kanadını dengeleyebilecek ve ülkenin topyekûn imhasını önlemeye çalışan pragmatist bürokrasi bulunmamaktadır. Türkiye, Pakistan ve diğer bölge ülkeleri üzerinden gelen "gerilimi düşürme" sinyalleri, Mücteba’nın yeni liderlik döneminde bir "nefes alma" alanı oluşturup oluşturamayacağını belirleyecektir. Ancak kesin olan şudur: Mücteba Hamaney’in İran’ı, babasının döneminden çok daha fazla askeri karakterli ve meşruiyetini savaş konjonktüründen devşiren bir yapıya bürünmüştür. Bu yeni dönem, İran için ya mutlak bir inziva ya da bölgeyi bütünüyle içine alacak büyük bir hesaplaşmanın başlangıcı olacaktır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası