İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla birlikte Filistin halkına karşı yürütülen soykırım, çağımızın en vahim insanlık suçlarından biri olarak tarihe geçmektedir. Dünya hükümetlerinin bu katliamı durdurmak için adım atmaması, uluslararası toplumun etik ve politik sorumluluklarını gözden geçirmemizi zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, devletlerin sessizliğinin karşısında halkların dayanışması öne çıkmakta sivil toplumun, uluslararası dayanışma ağlarının ve taban hareketlerinin rolü her zamankinden daha kritik bir önem taşımaktadır.
Gazze’ye yönelik İsrail ablukası yıllardır devam etmekte ve uluslararası hukukun temel ilkelerini ihlal eden, sivil nüfusu hedef alan bir uygulama olarak sürdürülmektedir. Gıda, ilaç, su, barınma, hareket özgürlüğü gibi en temel insani ihtiyaçların sistematik biçimde engellenmesi, yalnızca bir bölgenin değil, tüm insanlığın vicdanını sınayan bir gerçeklik hazırlamıştır. Dünya kamuoyu, bu süre zarfında kitlesel gösteriler, boykot kampanyaları ve diplomatik baskılar yoluyla İsrail’in ablukasını sonlandırma yönünde irade göstermiş ancak tüm bu çabalar, somut adımlar atmaya zorlamada yetersiz kalmıştır.
Bu koşullar altında, Filistin halkının yaşadığı insani krizi hafifletmeye yönelik kara, deniz ve hava yolu ile gerçekleştirilen çok sayıda yardım girişimi ya engellenmiş ya da doğrudan saldırıya uğramıştır.
Tam da bu bağlamda ortaya çıkan Küresel Sumud Filosu, sadece bir yardım girişimi değil küresel ölçekte vicdanın kurumsallaşmış bir eylem biçimi olarak dikkat çekmektedir. Ablukayı fiilen ve sembolik olarak delmeyi hedefleyen, dayanışma ve insanlık değerlerini taşıyan bu filo, sivil nüfusu hedef alan insanlık dışı kuşatma gerçeğini gözler önüne sermektedir.
“Sumud”, yani Arapça’da “sebat” ve “direniş” anlamına gelen kavram, bu bağlamda bir fikirden fazlasına dönüşmüş insan onurunun, dayanışmanın ve adalet arayışının somut bir simgesi haline gelmiştir. Küresel Sumud Filosu’nun önemli bir özelliği de dört büyük uluslararası hareketin birleşiminden oluşmasıdır: The Global Movement to Gaza, Freedom Flotilla, Sumud Nusantara ve Kuzey Afrika Filistin Dayanışma Örgütü. Bu birleşim, farklı coğrafyalardan gelen dayanışma pratiklerinin ortak bir hedefte buluşmasını simgelemekte ve hareketin küresel niteliğini güçlendirmektedir.
Filonun temel hedefi, İsrail ablukasını kırarak Gazze’ye insani yardım ulaştırmaktır. Gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçları taşıyan bu filo, Filistin halkının yaşadığı ablukayı fiilen delmeyi ve bu yolla hem insani ihtiyaçları karşılamayı hem de uluslararası kamuoyunun dikkatini Gazze’ye çekmeyi amaçlamaktadır.
Geçmiş Girişimler
Gazze Şeridine yönelik filo girişimleri, 2008’den bu yana uluslararası sivil toplumun İsrail ablukasına karşı geliştirdiği en dikkat çekici direniş biçimlerinden biri olmuştur. Ağustos 2008’de Free Gaza ve Liberty iki küçük sivil teknenin ablukayı delerek Gazze kıyılarına ulaşmasıyla somutlaşmıştır. İlk kez bir sivil geminin Gazze’ye varabilmesi, İsrail’in uyguladığı deniz ablukasına yönelik açık bir meydan okuma niteliği taşımış ve kararlılığın, zaman zaman güç kullanımının önüne geçebileceğini ortaya koymuştur. Ancak 2008 ile 2016 arasında gerçekleştirilen otuzdan fazla benzer girişimden yalnızca birkaçının Gazze’ye ulaşabilmiş olması, ablukayı aşmanın sistematik biçimde zorlaştırıldığını göstermektedir. 2010’da Mavi Marmara’ya yönelik saldırı, uluslararası sularda on aktivistin öldürülmesiyle sonuçlanmış ve İsrail’in uluslararası hukuku göz ardı eden tavrını açık biçimde ortaya koymuştur. Bu saldırı, kolektif hafızaya, sivilleri taşıyan gemilerin uluslararası sularda dahi ölümcül güçle karşılaşabileceği gerçeğini kazımıştır. Sonraki yıllarda Zaytouna-Oliva (2016), al-Awda (2018) gemilerine İsrail güçleri tarafından el konulmuştur.
2025 yazında ise Gazze’ye gitmek üzere yola çıkan Madleen ve Hanzala gemileri de benzer şekilde denizde durdurulmuştur. Tüm bu örnekler, ablukayı aşmaya yönelik sivil inisiyatiflerin temel olarak birer vicdan ve dayanışma eylemi niteliği taşımasına rağmen, İsrail’in bunlara verdiği yanıtın çoğunlukla baskınlar ve cezalandırıcı misillemeler şeklinde gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.
Dayanışmanın Politik ve Sembolik Önemi
Küresel Sumud Filosu’nun önemi, yalnızca insani yardım taşımasından kaynaklanmamaktadır. Filo, aynı zamanda Filistin’de yaşanan soykırımın görünür kılınması ve uluslararası kamuoyunun gündemine taşınması açısından da kritik bir rol oynamaktadır. Hakikatin görünmez kılınmaya çalışıldığı bir ortamda Sumud Filosu gibi halk temelli girişimler, Filistin’deki gerçeklerin dünya çapında konuşulmasını sağlamaktadır.
Sumud Filosu, önceki girişimlerden farklı olarak hem ölçeği hem de uluslararası bağlamı itibarıyla yeni bir aşamayı temsil etmektedir. 44 ülkeden gelen delegasyonların ve 50’den fazla geminin katılımıyla yola çıkan filo, bugüne kadar organize edilen en büyük sivil deniz dayanışmasıdır. Aktivistlerden doktorlara, sanatçılardan siyasetçilere uzanan geniş bir katılımcı profili, girişimin “Gazze yalnız değil” mesajını güçlendirmekte ve onun evrensel niteliğini pekiştirmektedir.
Ayrıca, 7 Ekim sonrasında Gazze’de yaşanan insani felaketin ulaştığı boyut, aç bırakma politikasının bir savaş suçu olduğu yönündeki tartışmaları daha da yaygınlaştırmıştır. Bu bağlamda Sumud, sadece insani yardım taşıyan bir filo değil soykırım karşısında küresel vicdanın kurumsal bir eylemi olarak da değerlendirilmektedir. 2010’da Mavi Marmara olayında olduğu gibi müdahalelerin gizlenmesi artık mümkün değildir; canlı yayınlar, otomatik gemi takip sistemleri ve uluslararası mürettebatın varlığı, her türlü müdahalenin küresel kamuoyunda yankı bulmasını kaçınılmaz hale getirmektedir.
Sumud Filosu’nun en güçlü yönü, hiç kuşkusuz, taşıdığı ahlaki ve vicdani anlamdır. Bu girişim, yardım malzemelerinin yanı sıra insanlığın ortak vicdanını taşımaktadır. Katılımcılar, zulme karşı sessiz kalmamak adına büyük kişisel riskler üstlenmekte; Gazze’de yaşananların yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını, her birinin gerçek hayatlara ve trajedilere işaret ettiğini dünyaya hatırlatmaktadır. Küçük teknelerin büyük savaş gemileriyle karşı karşıya gelmesi, bu asimetrik mücadelenin içinde ahlaki üstünlüğü temsil eden güçlü bir sembol haline gelmiştir.
Bu tür girişimler, kuşatma altındaki insanlar açısından sadece bir yardım faaliyeti değil dünyadan gelen bir hatırlatma ve dayanışma mesajıdır. Dünyanın dört bir yanından gelen gönüllülerin onlar için risk alması, Gazze halkı için önemli bir psikolojik destek kaynağıdır. Ayrıca bu filolar, sessiz kalmayı reddederek uluslararası kamuoyuna da bir ayna tutmakta ve “görmezden gelme” konforunu sorgulamaya zorlamaktadır.
Uluslararası Hukuk, Siyaset ve Devletlerin Sorumluluğu
Sumud Filosu, bir sivil toplum hareketi olmanın ötesinde uluslararası hukuk ve uluslararası toplum açısından bir sınav niteliği taşımaktadır. Uluslararası Adalet Divanı’nın 26 Ocak, 28 Mart ve 24 Mayıs 2024 tarihli kararlarında İsrail’in insani yardımın ulaştırılmasını engellememesi gerektiği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, uygulamada bu kararların sistematik biçimde ihlal edildiği görülmektedir. Bu durum, devletlerin yalnızca kınama açıklamalarıyla yetinmesinin yetersiz olduğunu, uluslararası hukukun etkinliğinin sağlanabilmesi için daha somut, bağlayıcı ve caydırıcı mekanizmaların devreye sokulması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede, uluslararası toplumun üstlenebileceği başlıca sorumluluklar açıkça tanımlanmış insani yardım konvoylarına yönelik her türlü müdahalenin yaptırımlarla sonuçlanacağını açık biçimde ilan etmek, aç bırakma ve ablukayı toplu cezalandırma ve savaş suçu kategorisinde değerlendirmek ve kara, deniz ve hava koridorlarının eşzamanlı ve güvenli biçimde işletilmesini garanti altına almaktır. Böylesi adımlar hem mevcut insani kriz karşısında uluslararası toplumun yükümlülüklerini yerine getirmesi bakımından hem de uluslararası hukukun normatif gücünün yeniden tesis edilerek benzer ihlallerin gelecekte önlenebilmesi açısından hayati önem taşımaktadır.
Sonuç
Sumud, yani sebat ve direniş anlamına gelen kavram, bugün bir düşünceden ibaret olmaktan çıkmış; insanlık onurunu, dayanışmayı ve adalet arayışını taşıyan somut bir filoya dönüşmüştür. Bu filo, sadece temel insani yardım malzemelerini Gazze’ye ulaştırmayı değil insanlığın vicdanını ve sessiz kalmama iradesini dünyaya hatırlatmayı da amaçlamaktadır. Yardımların engellenmesi bu çabanın etkisini azaltmaz aksine zulmün boyutlarını ve uluslararası toplumun bu konudaki sınavını daha görünür hale getirir.
Sumud Filosu, küresel sessizliğe meydan okuyan bir vicdan çağrısıdır. Küçük teknelerle ağır silahlarla donatılmış güçlerin karşısına çıkan bu girişim, uluslararası siyasi mekanizmaların yetersizliğini açığa çıkarırken, kolektif vicdanın hâlâ diri olduğunu hatırlatır. Somut yardım ulaştırma ihtimali sınırlı olsa bile, bu eylemin sembolik ve siyasi etkisi büyüktür. Gelecek kuşaklara bırakılacak en önemli miraslardan biri, zulüm karşısında ses çıkaranların var olmuş olması ve insanlığın en karanlık anlarında dahi vicdanın yol göstermeye devam ettiğinin hatırlanmasıdır.
Abluka altındaki Gazze’ye temel insani yardım ulaştırmak, sivillerin yaşam hakkını korumak ve uluslararası hukukun öngördüğü yükümlülükleri hayata geçirmek bu girişimin özünü oluşturmaktadır. Barışçıl seyrüsefer hakkı, sivillerin korunması ilkesi ve insani yardıma erişimin sağlanması yükümlülüğü çerçevesinde meşruiyet kazanan Sumud Filosu, bir insani yardım girişimi olmanın ötesinde insanlık onurunun ve direnişin denizlere kazınmış bir sembolüdür.
Sonuç olarak Sumud, Filistin’in değil, tüm insanlığın ortak değerlerini hatırlatan bir çağrıdır. İnsan onuruna, adalete ve yaşam hakkına dayalı bir dünya düzeni talebi, bugün Akdeniz’in sularında ilerleyen sivil bir konvoyda yeniden somutlaşmaktadır. Bu konvoy, sömürgeci tahakküm karşısında kök salan bir direniş geleneğini ve sessiz kalmama iradesini geleceğe taşımaktadır.
