Kriter > Dış Politika |

Terörle Mücadelede Önleyici Güvenlik Konsepti


Terörizm, darbe girişimi ve bölgesel/küresel saldırılar birbirinden bağımsız düşünülemeyecek kadar Türkiye’nin bekasına dönük eş zamanlı şiddet ve etki üretti.

Terörle Mücadelede Önleyici Güvenlik Konsepti

Türkiye’nin geçtiğimiz son üç yılda karşı karşıya kaldığı güvenlik tehditleri düşünüldüğünde şüphesiz terör saldırıları ve FETÖ darbe girişimi ilk sıralarda yer alır. Türkiye’ye karşı yürütülen jeopolitik sınamaların ürettiği stratejik riskler ise bu iki tehdidin arkasından kendine yer bulur. Terörizm, darbe girişimi ve bölgesel/küresel sınamalar birbirinden bağımsız düşünülemeyecek kadar Türkiye’nin bekasına dönük eş zamanlı şiddet ve etki üretti. Türkiye insanına, enerjisine, zamanına ve kaynaklarına mal olan çoklu tehdit sürecinden siyasi kararlılık ve istikrarlı hükümet politikaları sayesinde güvenle çıkılabildi. Bu dönemde yerinde ve zamanında verilen hassas siyasi kararların etkisi devlet kurumlarının koordineli bir şekilde çalışmasını sağlayarak PKK, DEAŞ, PYD, FETÖ ve DHKP-C gibi terör örgütleriyle istihbarat-harekat üstünlüğüyle, küresel ve bölgesel sınamalarla diplomasi üstünlüğüyle mücadele edebilme imkanı sundu. Bütün bunlarla beraber çoklu tehditle mücadelede uygulanan kararlılık, istikrar, milli ve yerlilik pratikleri Türkiye için yeni bir yönetim sisteminin gerekliliğini bir kez daha ortaya koydu ve ülke insanı Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini onaylayarak, siyasette kararlılık ve istikrarı kurumsallaştırarak kalıcı hale getirdi.

Türkiye için yeni olan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde PKK ile bundan sonra nasıl mücadele edecek? Bu sorunun cevabı PKK ile mücadelenin konumlandırılması, boyutlandırılması, hedeflendirilmesi ve yöntemlendirilmesinde aranmalıdır. Bu bakımdan PKK’nın Suriye, Irak ve İran’daki fiziki varlığının sonlandırılması öncelikli siyasi hedef olarak görülmektedir. Yeni hükümet Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin sunduğu avantajlarla birlikte sınır içinde ve yabancı ülke topraklarındaki PKK varlığına karşı daha koordineli bir eylem planı gerçekleştirebilecektir. Yeni hükümet döneminde PKK ile mücadelenin fiziki olarak Suriye, Irak ve İran’da askeri-diplomasi ekseninde, Avrupa’da diplomasi-kamu diplomasisi ekseninde, Türkiye’de ise kolluk/taktik askeri operasyonlar ve örgüt ideolojisi ve kamu diplomasisi şeklinde yürütüleceği görülmektedir.

Suriye’de PKK ile Mücadele

PKK’ya karşı Suriye’de verilen mücadele askeri bakımdan Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarıyla önemli sonuçlar vermiş ve halihazırda diplomatik mücadele aşaması yoğun bir şekilde sürdürülmektedir. ABD ile Menbiç ve Rusya ile Tel Rıfat konusunda yürütülen müzakerelerle Suriye’nin kuzeybatısındaki PKK varlığının tamamen sona erdirilmesi etki yaratmış durumdadır. Yeni hükümetin Suriye politikasındaki önceliklerinden birinin PKK’nın Fırat Nehri’nin doğusundaki varlığı olacağı da aşikardır. Yoğun diplomasi ve sınırlı askeri müdahalelerin karma uygulamalarını Suriye’de daha güçlü ve daha kararlı bir şekilde görmek şaşırtıcı olmayacaktır.

Irak’ta PKK ile Mücadele

Türkiye’nin PKK terörüne karşı mücadeleyi teröre sınır ötesindeki kaynağında doğrudan müdahale etmek suretiyle yürüttüğü görülmektedir. Siyasi kararlılıkla askeri kapasite uyumu harekat önceliğini şu sıralarda Irak’taki terör unsurlarına odaklamıştır. Yeni yönetim sistemiyle daha da kuvvetlenecek bu uyum PKK’nın Irak’ta yaşam alanı geliştirdiği Sinat, Haftanin, Metina, Zap, Avaşin, Basyan, Kani Reş, Hakurk, Gara, Kandil ve Asos bölgelerinde askeri uygulamalar şeklinde devam edecek. Ayrıca eş zamanlı olarak terör örgütü lider kadrolarının etkisiz hale getirilmesi, operatif ve taktik unsurları ile ikmal ve lojistik kaynaklarının ortadan kaldırılması sağlanacaktır. PKK’nın Irak’ta bütünüyle topraksızlaştırılmasıyla birlikte Irak merkezi hükümeti, bölgesel yönetim ve diğer yerel aktörlerle de iş birliği tesis ederek terör örgütünün yeniden bu bölgeleri işgal etmesinin önünü almak için Irak’taki meşru aktörlerin kapasite geliştirmelerine imkan sağlayacaktır.

İran’da PKK ile Mücadele

Irak’ın kuzeyinde Hakurk ve Kandil Dağı bölgesinde yürütülen kara ve hava harekatlarından kaçan çok sayıdaki PKK’lı teröristin Süleymaniye’nin 80 kilometre doğusunda bulunan ve İran’ın Merivan şehri sınırlarında yer alan Zağros Dağları bölgesine sığındığı bilinmektedir. Bu bölge Türkiye’nin harekat kabiliyetlerini mesafe bakımından sınırlandırsa da önemli fırsatlar da sunmaktadır. Washington’ın İran topraklarındaki PKK varlığını Ankara ile birlikte problemli hale getirerek hem Türkiye’yi ABD’nin İran’ı çevreleme stratejisine dahil etmeye çalışabileceği hem de Türkiye ile birlikte Irak’ın kuzeyiyle İran topraklarındaki PKK’ya karşı bir iş birliği geliştirerek Türkiye’yi memnun etme fırsatını kaçırmak istemeyeceği beklenebilir. Böylelikle ABD hem Suriye’de birleştirdiği PYD ile PKK arasında bir fark olduğunu ispatlamaya çalışarak PYD’yi bir bakıma dönüştürme şansı yakalayacak hem de Türkiye’nin Suriye’deki PYD’ye karşı yumuşamasını bekleyecektir.

Türkiye açısından bakıldığında ABD ile yapılacak böylesine bir iş birliğinin PKK’nın Irak’ın kuzeyinde ve İran topraklarında etkisizleştirilmesine katkı sağlayacağını beklemek taktik olarak akılcı görünmektedir. Ancak Türkiye PKK’yı etkisizleştirirken ABD’nin PYD’yi büyütmesini ve İran’ı istikrarsızlaştırmasını kendi güvenliği için kabul etmeyecektir. İran’daki PKK varlığı sadece Ankara için değil aynı zamanda Tahran’ın güvenliği için de tehdittir. Zira Türkiye ile yakınlaşma gayreti içinde olan ABD’nin İran’ı çevrelemek için İran’daki PKK varlığı geçerli bir nedene dönüşme potansiyeline sahiptir. O halde İran PKK konusunda daha sorumlu ve samimi bir tavır almaktan başka şansa sahip değildir. Türkiye’de yeni kurulacak hükümetin PKK terörüyle mücadele kapsamında yoğunlaşacağı temel alanlardan birisi İran ilişkileri olacaktır.

Irak’ın kuzeyinde PKK’ya karşı doğrudan müdahale yapılırken Tahran ile diplomatik, istihbarat ve zaman zaman da askeri iş birliği hem İran’ın istikrarı hem de Türkiye’nin güvenliği için daha kalıcı ve stratejik sonuçlar verebilecektir.

Türkiye’de PKK ile Mücadele

PKK ile mücadele boyutlandırıldığında göze çarpan üç unsurun örgütün “silahlı program”ı, “teşkilatlanma”sı ve “ideoloji”siyle mücadele olduğu görülür. Türkiye’nin geçtiğimiz üç yıl içinde yürüttüğü askeri ve kolluk operasyonları PKK’nın yurt içindeki silahlı programı ve örgüt teşkilatlarını hedef alarak terör örgütünün kapasite kaybetmesini sağladı. Yurt dışında yürütülen askeri-istihbari harekatlar da örgütün operatif ve lider kadrolarını önemli ölçüde etkiledi ve örgütün topraksızlaştırılmasını sağladı. Bu başarılara rağmen Türkiye’nin yurt içinde PKK ile mücadelesinde eksik kalan kısım PKK’nın ideolojisiyle mücadele etmek oldu. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte devlet kurumlarının daha koordineli bir şekilde çalışarak PKK’nın Güneydoğu, Doğu Anadolu ve büyükşehirlerdeki radikalleştirme süreçlerine odaklanacağı görülmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı, Aile Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının ilgili müsteşarlıklarının kolektif bir yöntemle PKK ideolojisine karşı bir program geliştirmesi beklenmektedir. Bununla birlikte meslek kuruluşları ve yükseköğrenim kurumlarının da bu sürece dahil edilmesi tıpkı FETÖ ideolojisiyle mücadelede olduğu gibi etki yaratacaktır. Türkiye’nin PKK ile askeri ve ideolojik mücadelesinin Türkiye topraklarında ve komşu ülkelerde orta vadede sonuç vereceği beklenmelidir. Bu başarının Avrupa’yı PKK için daha çekici bir yaşam alanı haline getireceği de göz ardı edilmemelidir.

Türkiye’nin PKK ile mücadelesi terör sorunu varlığını korudukça daha karmaşık hale gelmiştir. PKK’nın silahlı eylemlerine zemin sağlayan örgüt ideolojisi zamanla Türkiye’ye komşu bazı ülkeler ile Avrupa Birliği ülkelerinde sosyolojik ve jeopolitik bir tehdide evrilmiştir. PKK’nın silahlı, sosyolojik ve jeopolitik tehdit derinliği örgütle birçok devlet ve devlet dışı aktörün taktik ve operatif seviyede yakınlaşmasına neden olmuş ve Türkiye’nin PKK ile mücadelesini içinde bulunduğumuz yıla kadar oldukça güçleştirmiştir. PKK ile mücadele sadece terör örgütüne karşı yürütülen askeri ve kolluk mücadelesi değil aynı zamanda PKK’yı araç olarak kullanan devlet ve devlet dışı aktörler, terör örgütünü destekleyen siyasi partiler, PKK sempatizanları ve çıkar çevreleriyle de mücadeleyi gerektiren çok boyutlu ve karmaşık bir süreçtir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kurumlar arası koordinasyon kabiliyetine dayalı eş zamanlı eylem planlarıyla PKK başta olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı verilen karmaşık mücadeleyi kararlı, istikrarlı ve başarılı bir şekilde sürdürecektir. 16 Nisan 2017’den sonraki geçiş dönemi uygulamaları terörle mücadeledeki başarıyı gözler önüne koymuştur. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte yeni süreçte PKK’ya karşı daha etkin operasyonların yapılacağına yönelik önemli işaretler bulunmaktadır.


Etiketler »