Kriter > Siyaset |

Terörsüz Türkiye Süreci: Tarihi Bir Fırsatın Eşiğinde


Sürecin temposu ile ritmi arasındaki ayrımı ele almak açıklayıcı olacaktır. Tempo açısından değerlendirildiğinde sürecin kayda değer adımlar içerdiği görülmektedir. PKK’nın kendini feshetmesi, silahların sembolik de olsa yakılması, komisyonun kurulması ve raporun yayımlanması bu adımların başında gelmektedir. Ancak bu ilerleyişe karşın sürecin ritminde bir bozulma yaşandığı da göz ardı edilemez. Bu bozulmanın temel kaynaklarından biri, komisyon raporunun öngördüğü sıralama ile PKK’nın talepleri arasındaki uyumsuzluktur.

Terörsüz Türkiye Süreci Tarihi Bir Fırsatın Eşiğinde

Terörsüz Türkiye süreci başlayalı bir yıldan fazla zaman geçti. Bu süreçte ortaya çıkan yorum çeşitliliği dikkat çekicidir. Kimileri sürecin durduğunu, kimileri yavaşladığını, kimileri ise normal seyrinde ilerlediğini savunmaktadır. Ancak genel tabloya bakıldığında sürecin ilerleyiş hızının beklentilerin gerisinde kaldığı görülmektedir. Kamuoyu araştırmaları da bu çerçevede sürecin tamamen durduğuna dair bir kanı oluşmadığını ancak sürecin yavaşladığı algısına işaret etmektedir.

Bu noktada sürecin temposu ile ritmi arasındaki ayrımı ele almak açıklayıcı olacaktır. Tempo açısından değerlendirildiğinde sürecin kayda değer adımlar içerdiği görülmektedir. PKK’nın kendini feshetmesi, silahların sembolik de olsa yakılması, komisyonun kurulması ve raporun yayımlanması bu adımların başında gelmektedir. Ancak bu ilerleyişe karşın sürecin ritminde bir bozulma yaşandığı da göz ardı edilemez. Bu bozulmanın temel kaynaklarından biri, komisyon raporunun öngördüğü sıralama ile PKK’nın talepleri arasındaki uyumsuzluktur. Raporda, yasal düzenlemenin, PKK’nın silah bıraktığının devletin ilgili kurumları tarafından tespit ve teyit edilmesinin ardından hayata geçirileceği açıkça ifade edilmektedir. PKK ise yasal düzenlemenin bu tespitlerden önce yapılması gerektiği tutumunu sürdürmektedir. Ritim senkronizasyonunun sağlanamamasının ardındaki diğer sebepler arasında toplumsal dinamikler ve hızla değişen bölgesel koşullar belirleyici bir yer tutmaktadır.

 

Süreci Zorlayan Dinamikler Nelerdir?

Süreç, iç ve dış olmak üzere iki eksenli bir gerilimle yüzleşmektedir. İç eksende, taraflar arasındaki öncelik tartışması belirleyici bir engele dönüşmüştür. Hükümet “önce silah bırakma, sonra yasa” derken, PKK ve DEM Parti “önce yasal güvence” tutumunu korumaktadır. Bu görüş ayrılığı, sürecin kritik kırılma noktalarından birini oluşturmaktadır. Bazı DEM Partililer ise rapor metninde yer almayan talepleri gündeme taşımaktadır. PKK’nın maksimalist talepleri, sürecin zeminine zarar verecek tartışma ortamını beslemektedir. Bu yüzden devletin süreç içerisinde ilgili adımları atmasıyla birlikte PKK’nın daha fazla gerekçe öne sürmeksizin silahları bırakması gerekmektedir. Öcalan’ın silah bırakma ve fesih çağrısı, örgüt içinde bağlayıcı bir çerçeve oluşturmuştur. Bu yüzden PKK, koşulları öne sürerek süreci erteleme yoluna gitmeden silahlarını tamamen bırakmalı ve bu tarihi adımı kararlılıkla hayata geçirmelidir.

PKK cephesinin hesabına bakıldığında ise daha karmaşık bir tablo ortaya çıkmaktadır. İstihbarat değerlendirmeleri, Kandil’deki bazı mevzilerin hâlâ boşaltılmadığına ve silah stoklarının tamamen teslim edilmediğine işaret etmektedir. Örgüt, yasal güvence olmadan silah bırakmayı varoluşsal bir risk olarak görmektedir. Örgüt, mağaralarını üç kademeli olarak konuşlandırmış, üçüncü kademedeki mevzileri boşaltmış, ancak diğerlerini korumaya devam etmektedir. Bu nedenle süreçte bir yavaşlama söz konusudur.

Dış eksende bölgesel tablo, süreci derinden sarsmaktadır. Bu tablonun iki temel bileşeni öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki Suriye’nin toprak bütünlüğü meselesi, ikincisi ise ABD-İsrail ile İran arasında patlak veren savaştır. PKK, bu iki gelişmeyi süreci yavaşlatmak için zemin olarak kullanmıştır.

Türkiye, sürecin başından itibaren Terörsüz Türkiye girişiminin bir boyutuyla terörsüz bir bölgeyi de kapsadığını açıkça ortaya koymuştur. Sürecin zaman zaman “Türkiye modeli” olarak anılmasının arkasında da bu kapsamlı vizyon yatmaktadır. Öte yandan PKK, Suriye’de üniter bir devlet yapısına karşı çıkmıştır. Bu tutumun yansıması olarak silah bırakan pek çok PKK mensubu, YPG saflarına katılmış ve merkezi Suriye yönetimiyle silahlı çatışmaya girmiştir.

PKK’nın Suriye üzerindeki hesabı açık bir stratejik amaca dayanmaktadır. Örgüt, YPG kontrolünde özerk bir yapı kurulduğunda Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD tarafından terör örgütü damgası taşıyan PKK adından sıyrılmayı ve bu devletler nezdinde meşru kabul edilen, belirli bir coğrafyayı fiilen yöneten YPG çatısı altında varlığını sürdürmeyi hedeflemiştir. Bu hesap, sahada tutunmayı ve uluslararası arenada yeniden konumlanmayı bir arada güdüleyen bir stratejiyi yansıtmaktadır.

Ancak yaşanan gelişmeler bu hesabı alt üst etti. Ocak 2026’da Suriye hükümet güçleri, YPG kontrolündeki toprakların neredeyse tamamını yeniden ele geçirdi. Bu hamle, PKK’nın yıllarca tampon bölge, kamp alanı ve siyasi vitrin olarak işlevlendirdiği Kuzeydoğu Suriye’yi fiilen kapattı. Kandil içinde bu gelişme, müzakere masasında varılan bir sonuç olarak değil, dayatılmış ve hazmedilmesi güç bir yenilgi olarak karşılandı.

PKK’nın süreci yavaşlatmasında belirleyici olan bir diğer dış etken, ABD-İsrail ile İran arasında patlak veren savaş oldu. PKK, bu savaşın ABD’nin 2003 Irak işgaline benzer bir seyir izleyebileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak sürece ilişkin atması gereken adımlarda yavaşlama yoluna gitti. Savaşın derinleşmesi durumunda İran’da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi benzeri bir yapı kurma teşebbüsünü gündemine aldı.

Bu hesabın somut bir yansıması savaşın hemen öncesinde kendini gösterdi. PJAK, PAK, Komala, İKDP ve Xebat örgütleri bir araya gelerek İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nu kurdu. PJAK yönetimi, bu koalisyonun silahlı bir yapıya evrilmesi gerektiğini açıkça savundu. Öte yandan silah bırakan bir kısım PKK militanının PJAK saflarına katıldığı bilinmektedir. Hem koalisyonun kuruluşunun hem de bu geçişlerin zamanlaması, PKK’nın bölgesel fırsatları örgütsel bir çıkara dönüştürme hesabı yaptığına işaret etmektedir.

Bunun yanı sıra Trump’ın bölgedeki Kürt gruplara çok sayıda silah temin ettiğini defalarca dile getirmesi, PKK’nın süreci yavaşlatmak için başvurduğu gerekçeler arasında yer almış olabilir. Hükümet ise bu gelişmeler karşısında Washington’a doğrudan ve net bir şekilde Terörsüz Türkiye süreci devam ettiği müddetçe PKK bağlantılı yapıların vekil güç olarak kullanılmasının Ankara tarafından kabul edilemez bir adım olarak değerlendirildiği mesajını iletmiştir.

Suriye ordusu arazi temizliğinde
Suriye ordusuna bağlı bomba imha ekipleri, ülkenin kuzeyindeki Rakka iline bağlı Arida köyünde, terör örgütü YPG tarafından ana yollar ve tarım arazilerine döşenen mayın ve el yapımı patlayıcıları kontrollü şekilde etkisiz hale getirdi. (Abdulrahman El Ali / AA, 17 Mayıs 2026)

 

Kamuoyu Sürece Nasıl Bakmaktadır?

Kamuoyu yoklamaları, Türkiye genelinde müzakere sürecine desteğin yüzde 55-65 aralığında seyrettiğini ortaya koymaktadır. Bu destek hem Türk milliyetçisi hem de Kürt seçmen kesimlerini kapsamaktadır. Hükümet, bu tablo sayesinde her iki cepheden gelen sert eleştirilere karşı belirli bir dayanıklılık alanına sahiptir.

Ne var ki aynı araştırmalar, yapısal bir kaygıyı da gözler önüne sermektedir. Görüşmeleri destekleyenlerin büyük çoğunluğu sürecin başarıya ulaşacağına inanmamakta, üçte birinden azı PKK’nın silahlı mücadeleyi gerçekten terk edeceğini düşünmektedir. Destek ile güven arasındaki bu derin uçurum, sürecin en kırılgan sosyolojik değişkeni olmaya devam etmektedir.

Bunun yanı sıra toplumsal dinamikler incelendiğinde Kürt toplumunun sosyolojisinde hızlı bir dönüşüm yaşandığı görülmektedir. Gençler arasında Kürt kimliğine sahip çıkma eğilimi güçlenirken, silahlı mücadeleye katılma iradesi belirgin biçimde zayıflamıştır. Kürtler artık siyasi yollarla mücadele edilmesini istemekte, ekonomik kaygılar ön plana çıkmaktadır. Bu anlamda gençler, silahlı eylemlerin bitmesi sonucunda bölgenin ekonomik anlamda önemli yatırımların merkezi haline geleceğini düşündüğünden süreci desteklemektedir.

Ülkenin diğer bölgelerinde ise PKK’ya duyulan güvensizlikten dolayı genelde “bekle-gör” stratejisi izlenmektedir. Bu kapsamda Terörsüz Türkiye sürecindeki yavaşlama, kamuoyunun sürece bakışını olumsuz etkilemektedir. Bu durumun temel nedeni, PKK’nın kendini feshetmiş olmasına karşın silah bırakma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydedilememesidir. PKK’nın bu konudaki yavaş tutumu ve önceki süreçlerde olduğu gibi örgütün her an geri adım atma ihtimali, belli bir seçmen kitlesinin sürece mesafeli yaklaşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu tablo, siyasi aktörlerin hesaplarını doğrudan şekillendirmektedir. Her siyasi parti kendi siyasal maliyetlerini gözettiği gibi iktidar da bu maliyeti titizlikle hesaplamaktadır. DEM Parti başta olmak üzere muhalif partiler de kendi siyasal çıkarları çerçevesinde adımlarını buna göre atmaktadır.

 

Sürecin Geleceği

Terörsüz Türkiye süreci, tarihi açıdan eşsiz bir ilk evreyi tamamlamıştır. PKK’nın resmen feshedilmesi, sembolik silah bırakma töreni ve çok partili komisyon çalışmaları, bu evrenin somut kazanımlarıdır. İkinci evre ise henüz açılmamıştır. Yasal düzenlemeler, toplumsal uyum ve kalıcı güven inşası bu evrenin önemli bileşenlerini oluşturmaktadır. Bu noktada hem PKK’nın hem de iktidarın sürecin ritminin bozulmaması için dikkat etmesi gereken hususlar bulunmaktadır.

PKK, İran savaşını ve bölgesel belirsizliği süreci yavaşlatmak için bir koz olarak kullanmaktan kaçınmalıdır. 2013-2015 döneminde Suriye’deki gelişmelerin bahane olarak öne sürülmesi ve sürecin çöküşüyle sonuçlanması, bu konuda çarpıcı bir örnek oluşturmaktadır. Benzer bir saptırma girişimi, bugün de sürecin kalıcı biçimde çıkmaza girmesine yol açar. Öcalan’ın fesih çağrısı, örgüt içinde bağlayıcı bir çerçeve oluşturmuştur. Bu çerçevenin tüm kadrolarca somut adımlarla hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda PKK’nın silah bırakması ve silah bırakan militanların örgütün diğer kollarına geçmemesi büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra PKK’nın maksimalist taleplerinden vazgeçmesi de sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından zorunlu bir koşuldur. Öcalan’ın fesih çağrısı metni, bu konuda son derece açık ifadeler içermektedir.

İktidar cephesinde ise atılabilecek somut bir adım öne çıkmaktadır. Hükümet, toplumsal uyum çerçevesinde hazırlayacağı geçici ve müstakil yasal düzenlemeleri, TBMM’de müzakereye açabilir. Bu adım, hem sürece olan kararlılığı kamuoyuna somut biçimde gösterecek hem de sürecin yavaşlamasına gerekçe olarak öne sürülen iddiaları geçersiz kılacaktır. Söz konusu yasa taslağının TBMM’ye sunulmasıyla birlikte PKK’nın silah bırakma sürecini hızlandırması gerekmektedir. Bu noktada DEM Parti Eş Başkanı Tuncay Bakırhan’ın da ifade ettiği gibi PKK’nın önünde başka bir seçenek bulunmamaktadır ve senkronizasyonu sağlamak, örgütün yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur.

Tüm bunların yanı sıra iktidar partisi açısından sürecin toplumsallaştırılması, kritik bir öncelik taşımaktadır. Hükümetin ve iktidar partisinin süreci kamuoyuna daha etkin biçimde aktarması, manipülasyonların önüne geçilmesi bakımından belirleyici bir işlev görecektir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası