Türkiye-Mısır ilişkilerinde son dönemde yaşanan yakınlaşma süreci, karşılıklı ziyaretler ve farklı alanlara yayılan iş birlikleriyle kendisini daha fazla göstermektedir. Geçtiğimiz yıl iki ülke Cumhurbaşkanlarının ziyaretlerinin gerçekleşmesinin ardından ilişkiler yeni bir dinamizm kazanırken, bunun sonucunda somut çıktılar da ortaya çıkmaya başlamıştır. İsrail’in Gazze’deki saldırılarına yönelik iki ülkenin ortak tavrı; Libya, Sudan ve Somali gibi kriz alanlarında ortak dış politika hamleleri, ekonomik ve toplumsal etkileşimlerde yaşanan artış ve son olarak savunma sanayii alanında ivme kazanan iş birlikleri, önemli somut çıktılar olarak değerlendirilebilir.
Bakanlık Düzeyinde Türkiye’nin Ziyareti
Öte yandan bu sürecin dinamizmini koruması konusunda, özellikle diplomasi aktörlerinin yoğun çaba sarf ettiği de görülmektedir. Bu kapsamda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, son bir yıl içerisinde Mısır’ı üç kez ziyaret ederek Türkiye’nin ilişkileri geliştirme konusundaki kararlılığını ortaya koymuştur. Bu ziyaretlerden sonuncusu Ağustos 2025’te gerçekleşti. Ziyaret kapsamında Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi tarafından kabul edilen Hakan Fidan, Mısırlı mevkidaşı Bedir Abdulati ve Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile de bir araya gelerek Gazze başta olmak üzere bölgesel konular ve ikili ilişkiler bağlamında temaslarda bulundu.
Fidan’ın ziyaretinin ana gündemi, şüphesiz İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamlarının durdurulmasıydı. Mısırlı mevkidaşı Abdulati ile yaptığı basın açıklamasında, İsrail’in Gazze’yi tamamen işgal etme niyetinin soykırımın yeni bir aşaması olacağını ifade eden Fidan, bu planı reddettiklerini vurguladı. Dışişleri Bakanı Fidan açıklamasında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu da hedef alarak “Zalim zulmüyle beraber tarihten silinecektir. Yani bunun Netanyahu’nun da başına geleceğini göreceksiniz. Açlığa mahkum ettiği, öldürdüğü, zevk olsun diye her gün belli kotalarla keskin nişancılara hedef aldırttığı insanların kanının onu boğacağını göreceksiniz.” ifadelerini kullandı. Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati’nin de benzer şekilde İsrail’in katliamlarının son bulması ve ateşkesin derhal uygulanması gerektiğini vurgulaması, Kahire yönetiminin de krizin sona erdirilmesi konusunda kararlılığını göstermektedir.
İsrail’e Karşı Ortak Tutum
İki bakanın açıklamalarındaki İsrail karşıtı tutum, Türkiye ve Mısır’ın bu konuda ortak bir politika benimsediklerini ortaya koymaktadır. Nitekim Ankara ve Kahire, Körfez ülkelerinin görece tepkisiz kaldığı bir süreçte ve ABD’nin de İsrail’e tam destek verdiği bir dönemde, Filistinlilerin haklarının korunmasında başat aktörler olarak görülmektedir. Bu konu özellikle Türkiye açısından çok daha kritik önem arz ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e karşı aldığı net pozisyon bu durumun açık bir göstergesi. Bu noktada Türkiye’nin gerek bölgedeki diğer Arap ülkeleri gerekse de diğer İslam ülkeleri ile iş birliğini yoğunlaştırarak İsrail’i durdurma yönündeki çabaları dikkat çekmektedir.
Öte yandan Mısır ise Gazze’deki insani krizin derinleşmesi nedeniyle hem iç hem de bölgesel kamuoyu tarafından Filistin konusunda daha aktif olmaya zorlanmaktadır. İsrail yönetiminin ABD Başkanı Donald Trump’ın da desteğini alarak Gazze nüfusunu Mısır’a göçe zorlama planları, Kahire yönetimi üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır. Bu baskıyı giderek daha fazla hisseden Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, ABD ve Körfez ülkeleri ile olan yakın ilişkilerine hasar gelmemesi adına daha temkinli hareket etmek durumunda kalmaktadır. Diğer taraftan Sisi yönetimi, Türkiye ile birlikte hareket ederek İsrail’e karşı ortak bir cephe oluşturmaya da çalışmaktadır.
Ekonomik ve Savunma Sanayii İlişkileri
Mısır ile Türkiye arasındaki iş birliği ve yakınlaşma süreci, sadece Filistin meselesiyle sınırlı değildir. Ekonomik açıdan kırılgan bir dönemden geçen Mısır, Türkiye ile ticari ilişkileri ilerleterek yatırım çekmek ve ihracatını artırmayı hedeflemektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Fidan’ın Mısır ile yeni iş birliği mekanizmalarını hayata geçirme çabalarının da etkisiyle iki ülke arasındaki ticaret hacmi, tarihin en yüksek noktasına ulaşmış ve 8.8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Ekonomik ilişkilerdeki bu hızlı ivme, iki ülke liderleri tarafından belirlenen 15 milyar dolarlık ticaret hacmine yakın gelecekte ulaşılabileceğini ortaya koymaktadır.
İlişkilerde son dönemde öne çıkan bir başka boyut ise savunma sanayii alanındaki iş birlikleridir. Dünyanın en kalabalık ordularından birisine sahip olan Mısır’ın, savunma sanayii teknolojileri ve askeri envanter anlamında aynı kapasitede olmadığı söylenebilir. Bunda dış politika anlaşmazlıkları nedeniyle yaşanan tedarik problemleri, ekonomik kaynakların kısıtlı olmasından doğan zorluklar ve modernizasyon güçlükleri etkili olmaktadır. Bu noktada özellikle ABD ile zaman zaman yaşanan siyasi anlaşmazlıklar, Washington’ın Kahire açısından güvenilir bir askeri ortak olup olmadığının sorgulanmasına yol açmaktadır. Bu durum, Mart 2025’te ABD yönetiminin Gazze konusundaki fikir ayrılıklarından dolayı Kahire’ye askeri yardımları azaltacağını duyurmasıyla yeniden gün yüzüne çıkmıştır. Trump yönetiminin 2026’da hayata geçirilecek olan bu kararının arkasında, Mısır’daki Sisi hükümetinin Gazze nüfusunun yerinden edilmesine karşı çıkması gerekçe olarak gösterilmiştir.
Bu noktada, Mısır ile Türkiye arasında savunma sanayii alanında stratejik iş birliği olasılığı daha belirgin hale gelmektedir. İlk olarak Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi’nin Eylül 2024’teki Türkiye ziyaretinde dile getirdiği Türkiye’nin yerli ve milli beşinci nesil savaş uçağı KAAN’ın ortak üretimi ve kullanımı konusunda iş birliği yapılması fikrinde yakın dönemde ciddi ilerlemeler kaydedilmiştir. İki ülke askeri kurmaylarının temaslarının ardından geçtiğimiz Mayıs’ta Türkiye’yi ziyaret eden Mısır Genelkurmay Başkanı Ahmed Halife, başta KAAN projesi olmak üzere Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki ileri teknoloji ürünlerini yerinde incelemiştir. Ziyaret sonrasında devam eden temaslar, iki ülkenin hem KAAN hem de diğer askeri ekipmanların ortak üretimi konusunda iş birliğini yoğunlaştırma sürecini hızlandırmıştır. Bu alanda resmi anlaşmaların 2025 bitmeden imzalanabileceği iddiaları, uluslararası medya kuruluşlarının haberlerinde yer almıştır.
Bu gelişmeler, Türkiye ve Mısır’ın özellikle savunma sanayii alanında dışa bağımlığını azaltırken, bir taraftan da savunma ürünleri ihracatçısı olma konumlarını pekiştirmek istemeleriyle de yakından ilgilidir. Bu anlamda, son yıllarda ciddi aşamalar kaydeden Ankara’nın bu performansı, özellikle bölgede ekonomik çeşitlendirme girişimlerini önceleyen ülkelerin de dikkatini çekmektedir. İHA ve SİHA konusunda dünyanın önde gelen ihracatçılarından biri olan Türkiye; insansız deniz araçları, askeri kara araçları ve diğer savunma sanayii ürünleri ihracatında da önemli bir aktör haline gelmiştir. Beşinci nesil savaş uçağı projesiyle ABD, Rusya ve Çin’den sonra bu teknolojiyi milli imkanlarıyla üretebilen dördüncü ülke olmayı hedefleyen Türkiye, KAAN projesine büyük önem vermektedir.
Türkiye ve Mısır arasında bu alanda yapılacak iş birliği, bölgesel ittifak yapılanmalarında yeni bir dönemi başlatabileceği gibi bölgede birçok aktör tarafından tehdit olarak görülen İsrail’e karşı da caydırıcı bir siyasi iradenin ortaya çıkmasına öncülük edebilir. Nitekim İsrail’in Gazze’deki katliamları, Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri ve Suriye’deki agresif politikaları, sadece bölgesel değil küresel birçok aktörün de tepkisini çekmekte ve Tel-Aviv’in politikalarını değiştirmesi için uluslararası baskının artırılması konusunda girişimler başlatılmasına neden olmaktadır. Bu noktada Türkiye, başta Mısır olmak üzere Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Pakistan ve İspanya gibi ülkelerin de desteğini alarak İsrail’e karşı daha caydırıcı tedbirler almayı hedeflemektedir. Bunun yanında beşinci nesil savaş uçağı projesi KAAN ve SİPER gibi hava savunma sistemleri geliştirerek Ankara, İsrail’in gelecekte doğrudan tehdit olabilmesinin önüne geçmeyi de amaçlamaktadır.
