Kriter > Dış Politika |

Türkiye’nin Suriye’de Asli Gayreti: Yeniden Yapılandırma


Suriyelilerin Türkiye’nin sağlamış olduğu imkanlardan bahisle Türk askerinin kendi bölgelerine de gelmesine yönelik gösteriler düzenlemesi Ankara’nın askeri stratejisi yanında yeniden yapılandırma stratejisinin de etkinliğine işaret etmektedir.

Türkiye nin Suriye de Asli Gayreti Yeniden Yapılandırma
Fırat Kalkanı Harekatı ile teröristlerden temizlenen Suriye'nin kuzeyindeki Cerablus ilçesinde hayat büyük oranda normale döndü, 13 Aralık 2017.

Yüzyılımızda çatışmaların şiddeti ve değişim hızında yaşanan ivme muharipler yanında sivil halkı her zamankinden daha fazla etkilemektedir. Aktörlerin ve faktörlerin karmaşıklaştığı günümüz çatışmalarında Hobbesçu anlayışın baskın hale gelmesiyle özellikle sivillerin korunmasına yönelik evrensel değerler “geri plan”a itilmiştir. Bu çerçevede Bosna, Afganistan, Irak ve nihayetinde Suriye gibi çatışma bölgelerinde sivil halk çatışmalar boyunca muharip unsurların insafına terk edilmiş, göçe zorlanmış veya göç etmek zorunda kalmış, insanlık dışı muameleye maruz kalmış, özellikle kadın ve çocuklar mağdur edilmiştir. Kendi topraklarında yaşamak arzusunda olanlar ise en temel ihtiyaçlarını karşılamaktan mahrum kalmıştır.

Çatışmaların yarattığı bölgesel insani dramlar devam ederken artan radikalliğin esiri haline gelen Batı dünyasında kriz bölgelerine ilgisizlik artmış, insani dramların önlenmesi yerine göçmenlerin kendi yaşadıkları coğrafyada izole edilmesi kaygısı yoğunlaşmış, ekonomik kriz beklentilerinin sonucu olarak insani maksatlarla yapılan yardımlar sınırlı kalmıştır. Bu çerçevede gelişmiş ülkeler çatışmaların sosyal sonuçlarını çatışma alanlarına hapsetme politikası izlemiş, küreselleşmenin belki de olumlu yanı olarak görülebilecek “insani etkileşim” alanında başarısız olunmuştur. Böylece söz konusu ülkeler mağdur ve korumasız sivillerin çatışma bölgelerinde veya çatışmalara komşu olan devletlerin sınırları içinde tutulması politikasını uygulamaya sokmuş, aralarında “göçmenleri kendi topraklarından uzak tutma” kavgasına tutuşmuşlardır. Göç karşıtı eylemler yanında sivil zayiatın “yancıl etki” şeklinde değerlendirilmesi neticesinde sivil insan kayıpları normalleştirilmiş, kimyasal silahların kullanılması gibi küresel anlamda gelenekselleştirilmek ve normalleştirilmek istenmeyen yöntemler dışındaki varil bombası kullanımı, sivil yerleşim yerlerinin tahrip edilmesi gibi şiddet araç ve yöntemlerine karşı sessiz kalınmıştır. Sonuçta çağımızın ulus devletleri insani duyarsızlıklarıyla, çatışmaların önlenmesi ve sonuçlarının yönetilmesinde düşük performanslarıyla dikkat çekmektedir.


Etiketler »