Kriter > Dış Politika |

YPG Meselesi ve Suriye’de Siyasi Çözüm Arayışları


Suriye ordusunun sınır hattında hareketlenmesi, TSK’nın Suriye ile imzaladığı askeri iş birliği anlaşmaları ve müteakip olarak eğitim ve zırhlı araç temini hususunda düğmeye basılması, YPG’nin güvenlik endişelerini hızlı bir şekilde artırmıştır. Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımların kalkması ve Türkiye-ABD-Katar-Suudi Arabistan şirketlerinin öncülük ettiği milyar dolarları bulan muhtelif yatırım anlaşmalarının imzalanması, Şam’ın güvenlik ve istikrarının küresel sermaye için de önemli hale gelmeye başlaması anlamına gelmektedir.

YPG Meselesi ve Suriye de Siyasi Çözüm Arayışları
Suriye ordusunun, terör örgütü PKK/YPG hareketliliğine karşı Halep ilinin doğusundaki Deyr Hafır bölgesine takviye asker gönderdiği bildirildi. (Muatz Hac Muhammed / AA, 19 Temmuz 2025)

2025, Türkiye’nin onlarca senedir büyük bir sorun olarak uğraştığı terörü nihayete erdirmek adına “Terörsüz Türkiye” hedefine yönelik adımlar attığı bir sene olurken, bu adımların hızlı ve kararlı şekilde atılabilmesinde Suriye’de 2024’ün son günlerinde gerçekleşen rejim değişikliği önemli rol oynamıştır. Beşar Esed’in devrilmesi, onunla beraber savaş sahasında hakim olan Rus-İran blokunun da yenilgisi anlamına gelmiş ve yeni hükümet ile bölgede yeni dengeler oluşmaya başlamıştır. Avrupa’nın hızlı bir şekilde Ahmed Şara yönetimi ile temasa geçerek rejim değişimini tanıması, bölge ülkelerinin de Şam’daki değişim trenini kaçırmamak adına Körfez ülkeleri başta olmak üzere Suriye ile ilişkilere odaklanması, Suriye muhalefetinin 15 yıldan bu yana destekçisi olan Türkiye için oldukça olumlu bir süreç doğurmuştur. ABD’nin de Avrupa kadar hızlı şekilde olmasa da yavaş ve temkinli adımlarla Şara ile temasa geçmesi ve günün sonunda Şara-Trump zirvesi ve Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırılması, bölgesel dengeleri Şam-Ankara hattının lehine çeviren nihai gelişme olmuştur. Tüm bu dönüşüm, Türkiye’yi Suriye’de avantajlı bir konuma getirirken, bölgede uzunca bir süredir süren iç savaş ve otorite boşluğundan faydalanarak varlığını sürdüren YPG için ise olumsuz bir süreç olmuştur. YPG, bölgede hem Rusya’yı hem de ABD’yi Türkiye ve muhaliflere karşı bir koruma kalkanı, caydırıcı bir aktör olarak kullanmaya çalışmaktaydı. Devrim sonrası süreçte, Moskova ve Washington’ın Şara ve Türkiye’ye yönelik yaklaşımları ise YPG’nin bilhassa Türkiye’nin dahil olduğu olası bir çatışmada, 2025 öncesindeki gibi bir kalkana sahip olması ihtimalinin oldukça zayıfladığını göstermektedir.

Suriye'nin güneyi
Suriye'nin güneyindeki Süveyda ilinde, Bedevi Araplar ile bazı Dürzi silahlı gruplar arasında çatışmalar devam ederken, kent merkezi ve kırsalında yoğun çatışmalar yaşanıyor. Suriye Cumhurbaşkanlığı, hassas koşullar nedeniyle sivillerin korunması, toprak bütünlüğü ve kamu güvenliği için derhal ve kapsamlı ateşkes ilan edildiğini, güvenlik güçlerinin yeniden konuşlanmaya başladığını açıkladı. (İzettin Kasım / AA, 19 Temmuz 2025)

 

Dürzi Ayaklanmalarının Etkileri

Gerek Pentagon içerisinde hakim YPG yanlısı ve Türkiye karşıtı pozisyona sahip kliklerin varlığı gerekse de İsrail’in Suriye’ye yönelik tacizkar hamleleri, terör örgütü YPG’nin müzakere masasına samimi şekilde oturmasına engel teşkil etmektedir. İsrail’in, eski rejim artığı unsurlar tarafından organize edilen Dürzi ayaklanmasını bahane ederek Dürzilere hamilik rolüne soyunması ve hava saldırılarıyla Şam ile Suveyda’daki çetelerin çatışmasına taraf olması, YPG’ye de benzer şekilde destek olunabileceği şeklindeki senaryoları kuvvetlendirmiştir. Ama hem YPG’nin varlık sahasının Suveyda bölgesinin aksine Türk sınır hattında olması ve doğrudan TSK müdahalesine açık olması hem de YPG’nin bölgedeki çatı yapılanması SDG’deki yoğun bedevi Arap milis gücünün olası taraf değiştirme ihtimali gibi YPG aleyhine dezavantajlar bulunmaktadır.

Yine de YPG’nin irrasyonel sayılabilecek bir inat ile kurulan müzakere masasında ayak direttiği görülmektedir. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Suriye meselesinde son dönemde ABD’nin vitrin yüzlerinden biri haline gelirken yeni Şam yönetimi ile ABD arasında sağlıklı bir iletişim ve güçlü ilişkiler kurulmasına yönelik adımlar atmaktadır. Bu adımların bir çıktısı olarak da Şam ile YPG’nin arasında bir diyalog başlamasına öncülük etmiş ve Şara ile Abdi’nin doğrudan temaslarında arabulucu olmuştur. Öte yandan ABD’nin yeşil ışığına eş zamanlı olarak Fransa da YPG ile Suriye hükümetinin çatışmasız bir çözüme ulaşabilmesini amaçlayan bir Paris toplantıları süreci başlatmak istemiştir.

Tüm bu uluslararası çabalara karşın Dürzi ayaklanmasından kısa bir süre sonra Paris görüşmelerinin arifesinde YPG tarafından Haseke’de Dürzi ve Nusayri toplumundan siyasi/dini figürlerin de katılım sağladığı bir konferans düzenlenmiştir. Bu konferans, Şam’ın merkezi otorite iddiasına yönelik meydan okuyan mesajlarıyla ses getirmiştir. Dürzi kitle adına İsrail yanlısı figürlerin konuşarak İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarının övülmesi, Nusayri kitle adına katılımcılar arasında eski rejimin propagandistleri ve hatta eski rejim unsurlarının olması da Suriye kamuoyunda büyük tepki doğurmuştur. YPG’nin sergilediği bu akıl dışı tutum, YPG ile müzakereye oturma hususunda Batılı aktörlerden dönem dönem baskı hisseden Şam’ın elini rahatlatmış ve bu skandal konferans, Paris görüşmelerine Şam’ın katılmamasına sebep olmuştur.

Suriye ordusunun sınır hattında hareketlenmesi, TSK’nın Suriye ile imzaladığı askeri iş birliği anlaşmaları ve müteakip olarak eğitim ve zırhlı araç temini hususunda düğmeye basılması, YPG’nin güvenlik endişelerini hızlı bir şekilde artırmıştır. Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımların kalkması ve Türkiye-ABD-Katar-Suudi Arabistan şirketlerinin öncülük ettiği milyar dolarları bulan muhtelif yatırım anlaşmalarının imzalanması, Şam’ın güvenlik ve istikrarının küresel sermaye için de önemli hale gelmeye başlaması anlamı taşımaktadır. Bir başka ifadeyle YPG’nin bölgede çıkarabileceği büyük bir çatışma, sadece Şam’ın değil bölgeye yatırım yapan bölgesel ve küresel aktörlerin maddi menfaatlerine de zarar verebilir ve bu durum YPG aleyhine doğrudan bir caydırıcılık oluşturma potansiyeline sahiptir.

Suriye ordusu tedbiri
Suriye ordusunun, terör örgütü PKK/YPG hareketliliğine karşı Halep ilinin doğusundaki Deyr Hafır bölgesine takviye asker gönderdiği bildirildi. AA muhabirinin askeri kaynaklardan edindiği bilgiye göre, Suriye güvenlik güçleri, terör örgütü PKK/YPG'nin 15 Temmuz'da Deyr Hafır'da Suriye ordusuyla çatışmasının ardından bölgeye takviye unsurlar göndermesi üzerine tedbir aldı. (Muatz Hac Muhammed / AA, 19 Temmuz 2025)

 

Çatışma İhtimali Üzerine

YPG, ABD’den 2025 öncesinde olduğu kadar net ve doğrudan bir “koruma desteği” sözünü henüz alamamışken İsrail’in de bölgedeki Bedevi Arapları mobilize eden Dürzi kalkışması sonrası SDG üzerinden bölgeye müdahil olarak başarıya ulaşması oldukça düşük bir yol gibi gözükmektedir. YPG tehdidinin bertaraf edilmesi, Ankara için “Terörsüz Türkiye” hedefinin asli amaçlarından biriyken Şam için de yer altı kaynaklarına ulaşım ve ulusal sınırlarda tam hakimiyet kurmak adına en önemli engeldir. Son süreçte Türkiye’nin başta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan olmak üzere yetkili ağızlarının YPG’ye rasyonel davranması, aksi halde bedelinin olacağı şeklinde ciddi tehditleri olurken Şam ise gerek Cumhurbaşkanı Şara gerekse de Dışişleri Bakanı Şeybani üzerinden “müzakerelerin olumlu yönde ilerlediği” şeklinde mesajlar vermektedir. Şara ve kurmayları, siyasi bir çözüm ve kurulacak mekanizmalar ile bu yol haritasının uygulanacağına dair sinyaller gönderirken, YPG’nin Şam’a yönelik mesajlarında ise bir kafa karışıklığı görülüyor: Bir yandan ABD’nin baskısı hasebiyle siyasi çözüme yönelik temaslarda bulunulduğu ve bunun Suriye’nin geleceği adına “yapıcı” bir rol olduğu YPG söylemine yansırken öte yandan Deyrezzor ve Rakka kırsalında hükümet güçleriyle küçük çaplı da olsa sınır çatışmaları yaşanıyor. Buna ek olarak PKK yöneticilerinden Duran Kalkan da Ağustos içerisinde yaptığı bir açıklamada, Suriye’nin kuzeyinde TSK ve Suriye Ordusu’nun YPG’ye saldırmak için hazırlık içinde olduklarını ve bir çatışma beklediğini ifade etmiştir.

Tüm bu gelişmeler ışığında YPG’nin, bölgesel ve küresel aktörlerin Suriye’de artık bir istikrar ve çatışmasızlık isteğinden rahatsız olduğunu görmekteyiz. Zira kaos, YPG’nin varlığı ve dış desteği için meşru bir zemin hazırlamaktaydı. Suriye’ye yapılacak her yeni ekonomik yatırım ve her yeni siyasi/askeri iş birliği anlaşması, YPG’nin manevra alanını daha da azaltacaktır. Örgüt, İsrail ve ABD güvenlik bürokrasisindeki pro-İsrail cenah üzerinden bir caydırıcılık inşa etmek istese de rasyonel çözüm, ABD’nin desteğiyle Şam ile anlaşması ve askeri yapıyı tasfiye ederek siyasete girmesi olacaktır. Aksi halde Şam güçleri ve TSK arasında konumlanan, coğrafi olarak gerilla savaşına uygun olmayan bir alanda var olan YPG’nin hele de demografik olarak ekseriyetle Arapların yaşadığı bölgeleri yönettiği de göz önüne alınırsa Ankara-Şam ortak askeri harekatına karşı ayakta kalabilmesi mümkün değildir. YPG’nin rasyonel davranmayacağı senaryoda, Türkiye ve Şam’ın ilk hedefinin ise örgütü Arap nüfusun hakim olduğu Rakka ve Deyrezzor hattından sökerek kuzey şeridine sıkıştırmak olması beklenmektedir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası