Kriter > Dış Politika |

Vol. II: Yükselen Güçler için Güvenlik Politikası Stratejileri: Akıllı Uyum ve Esnek Rekabet


Yükselen güçlerin akıllı uyum ve esnek rekabet stratejileri çerçevesinde ortak güvenlik yapılarıyla olan bağlarını koparmaları elbette makul değil. Ancak milli güvenliklerini sağlama yolunda, tek başına bu yapılanmalara göre hareket etmeleri de yanlış olacaktır. Bunların yerine, bu devletlerin ittifaklar içerisinde konumlarını ve prestijlerini yükseltme yoluna gitmeleri evladır.

Vol II Yükselen Güçler için Güvenlik Politikası Stratejileri Akıllı Uyum

Uluslararası sistemin belirsizliği, artık mevcut düzende hegemonya sağlayan bir devletin yoksunluğundan çok, bu düzenin işlerliğinden memnun olmayan devletlerin politikalarının etkileriyle daha yüz yüzedir. Bu “rahatsız” devletler; dost-düşman gibi kavramların birbirinden ayrılamadığı, düzenin istikrarı yerine çatışmanın istikrarlı olduğu anarşik uluslararası yapının etkilerinden büyük ölçüde nemalanıyorken, aynı zamanda ciddi ulusal güvenlik sorunları da yaşıyor. Bölgesel güç, orta büyüklükteki güç (orta güç), yükselen güç ve ortaya çıkan güç gibi tanımlamalara ve gruplandırmalara muhatap olan bu devletler, özellikle jeopolitik tahayyül ve esaslarını ciddi bir şekilde dinamikleştiren, küresel yönetişime kimi zaman büyük devletler kadar etki edebilme kapasitesine de sahip olabilmektedirler.

Böylelikle, daha önceki çalışmada da ifade edildiği gibi birbirinin varoluş kaygılarını algılayan ve anlayan devletler, “rahatsızlık” paydasında bir araya gelirken, bu birliktelik genel olarak istikrar içinde kurumsallaşamamakta, konjonktüre göre değişmekte ve kısa soluklu olabilmektedir. Daha açık şekilde ifade edecek olursak; sistem kurmaya yönelik girişimlerden ziyade, olay odaklı birliktelikler ön plana çıkmaktadır. Bu durum, devletleri gri bir alanda strateji geliştirmeye sürüklerken, bir devletle olan diyalog hatlarının bazı noktalarında sıcak çatışmaya kadar varan sorunlar görülmekte, bazı alanlarda ise işlerlik bozulmadan devam edebilmektedir.

Peki bu belirsiz ve puslu ortamda yükselen güçlerin, güvenlik ve dış politika stratejileri nasıl kurgulanmalıdır? Bu devletlerin çok uluslu güvenlik yapılanmalarına dahil olmaları, milli güvenliklerini sağlamak adına yeterli ve yarayışlı mıdır? Bir sonraki başlıkta ayrıntılı şekilde açıklanacak olan esnek rekabet ve akıllı uyum kavramlarının bu soruya cevap olacağına inanıyoruz.

 

Akıllı Uyum ve Esnek Rekabet Stratejileri

Akıllı uyum kavramı, bir devletin ulusal güvenliğini sağlamak ve ulusal çıkarlarını ilerletmek için başka bir devlet veya devletler grubuyla ilişkilerinin yapısını ifade eder. Bu ilişki düzeni, devletlerin yakın müttefiklik ve/veya ittifak bloku olmaktan ziyade, ulusal güvenlik tehditlerine karşı koymak ve ulusal çıkarlarını geliştirmek için uluslararası sistemin yapısal değişimine göre şekillenen koalisyonlardır. Devletler ittifaklar kurarken, ulusal güvenliklerini ön planda tutarlarsa denge stratejisine yönelirler, ulusal çıkarlarını ilerletmek için revizyonist hareket edebilirler. Bu tür ilişki modellemelerinde, belirsizlik ve sürdürülebilirlik konuları ön plana çıkarken, uzun vadeli stratejiler yerine orta ve kısa vadeli stratejilere yönelme eğilimi olabilir. Ulusal güvenliğin ön planda tutulduğu bir ortamda, ittifak ilişkilerinin ve/veya ortaklık kurma çabalarının gelişmesi için gerekli zemin, Stephen Walt’ın tehdit dengesi teorisi ile açıklanabilir. Tehdit dengesi teorisi, devletlerin genellikle güvenliklerine yönelik büyük tehditleri dengelemeye çalıştıklarını belirtir. Devletler, milli güvenliklerini sağlamak ve diğer devletlerle ittifaklar oluşturmak için tehditlerin ortaklığına göre hareket ederler.

Ulusal çıkarların geliştirilmesinin ön planda tutulduğu bir ortamda, başka bir devlet ve/veya devlet grubuyla ortak hareket eden bir devletin ana dinamikleri, çıkar(lar) dengesi teorisiyle uyumludur. Çıkar(lar) dengesi teorisi, ittifakların yalnızca tehdit, korku ve tehlike tarafından motive edilmediğini, aynı zamanda ortaya çıkan fırsatlar ve kazançlar tarafından da yönlendirildiğini belirtir.

Esnek rekabet kavramı ise devletlerin ulusal çıkarları ile ulusal güvenlik saiklerinin örtüştüğü ve çatıştığı alanlardaki ilişkiyi ifade etmektedir. Olay ve duruma dayalı koalisyon ilişkilerinin yoğunlaştığı bu alandaki rekabette, askeri gücün karşılıklı kullanımı ertelenirken, birbirini caydırmak için daha savunmacı bir yol izlenebilir. Bu devletler, ilişkilerinin boyutlarını farklı alanlara genişleterek, daha fazla rekabet yerine mümkün olan her alanda uyumu tercih edebilirler. Diğer bir bakış açısıyla, iki devlet arasındaki kıyasıya rekabet, onları uluslararası sistemin ilerlemesinden mahrum bırakırsa ve rekabetin maliyeti kar ve zarar açısından avantajlı değilse, daha esnek bir rekabet modeline yönelebilirler.

NATO ülkeleri bayrakları

Ortak Güvenlik İttifaklarında Yükselen Güçlerin Yeri

Güvenlik yapılanmalarına dahil olan yükselen güçlerin serencamı, başlı başına bir konuyu teşkil etmektedirler. Hassaten de özel jeopolitik kodlara sahip olan ve tarihinde de yakın çevresine etki edebilmiş bu devletler, günümüzün belirsiz uluslararası sisteminde milli güvenliklerini ortak güvenlik anlayışıyla sağlamakta tereddüt etmektedirler. Bölgesel düzeyde etki alanlarını genişleten ve/veya genişletme potansiyeline sahip bu devletler, hem ortak güvenlik yapılanmalarına dahil olan diğer devletlerin ulusal çıkarları açısından “risk” oluşturabilirken, ortak güvenlik gündemi, bu devletlerin milli güvenlikleriyle de doğrudan ilintili olmayabilir.

Ortak güvenlik yapılanmaları ve buna bağlı düzenlemelerin evveliyatı aslında oldukça eskidir. 1815 tarihinde Napolyon Savaşları sonrası, dönemin büyük güçleri tarafından anlaşmaya varıldığı Viyana Kongresi’nin sonucu olan Metternich sistemi, Birinci Dünya Savaşı sonrası Milletler Cemiyeti, İkinci Dünya Savaşı sonrası Birleşmiş Milletler ve NATO’nun kurulması en temel tarihi örneklerdir. Bu güvenlik sistemlerinin işlerliğini sürdürmesi, ortak değerlerden çok ortak tehdide yoğunlaştığı için, tehdit ortadan kalktığında işlerlikleri de aynı oranda azalma eğilimi göstermiştir.

Ancak her iki durumda da belirsizlik ve sürdürülebilirlik konuları ön plana çıkarken, rekabetin istikrarlı bir seyirde ilerlememesi nedeniyle, ittifak içinde güvenlik sorunları ortaya çıkabilmektedir. Bu durumu en iyi açıklayan terimin, Jack Snyder’ın ifadesiyle “ittifakta güvenlik ikilemi” olduğu düşünülmektedir.

İttifak bağları, özellikle çok merkezli sistemlerde ulusal çıkarların güvence altına alınması ve ilerletilmesi bağlamında belirsizdir. İttifakta güvenlik ikilemi, bir devletin tehlikeye karşı korunmasının ittifaka dahil olan başka bir devlete karşı savunmasız hale gelindiğinde ortaya çıkar. Bu durumda savunulan devlet, milli güvenliğini sağlamak için diğer güçlü ittifak üyelerine doğal olarak daha bağımlı hale geldiğinden, zayıf olan devlet ittifak içinde savunmasız hale gelebilecektir. Aynı zamanda ittifak ortakları birbirlerini terk edebilir ve/veya onları istenmeyen bir savaşa sürükleyebilir. Örneğin Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (Договор о коллективной безопасности- ДКБ) yakın dönemde Kazakistan’da yaşanan olaylara Rusya öncüllüğünde müdahale ederken, örgüt üyesi Kırgızistan bu müdahaleye ortak olmak istememişti.

Aynı zamanda güvenlik örgütlerinin tehdit algısı da; tehdidin coğrafi yakınlığı, tehdit görülen devlet(ler)le olan ikili ilişkilerin boyutları gibi çoğaltabileceğimiz birçok nedenden dolayı ortak paydada buluşamayabilir. Bu nedenle tehdit tanımının somut, meşru ve ortak kabulü güvenlik yapılanmalarına dahil olan devletler için oldukça hayatidir. Tehdidin ortak kabul edildiği bir ortamda saldırı avantajlıysa, ittifaklar sıkı bir yapıda kalabilirken, savunma durumu avantajlıysa devletler sorumluluk alanlarını aşarak daha fazla pay almaya çalışabilir ve bu nedenle tehdidi dengeleme stratejisi başarısız olabilir.

Tüm açıklamalar dahilinde yükselen güçlerin akıllı uyum ve esnek rekabet stratejileri çerçevesinde ortak güvenlik yapılarıyla olan bağlarını koparmaları elbette makul değildir. Ancak milli güvenliklerini sağlama yolunda da tek başına bu yapılanmalara göre hareket etmeleri de yanlış olur. Bunların yerine, bu devletlerin ittifaklar içerisindeki konumlarını ve prestijlerini yükseltme yoluna gitmeleri evlâdır. Böylelikle bu devletlerle ittifak kurulma değeri artacakken, diplomatik bağlamda kazanım sağlanacaktır.

Akıllı uyum stratejisine yönelen bir devlet, ister devlet isterse de topluluk düzeyinde olsun elbette tavizler verecektir. Ancak bu tavizler, “benim güvenliğim” anlayışıyla lider bir devlet ve/veya devlet grubu tarafından güdülenen güvenlik yapılanmalarına karşı esnek rekabette bulunmasına da mani olmayacaktır.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası