Kriter > Dosya > Dosya / NATO Ankara Zirvesi |

Türkiye-ABD İlişkilerinde İsrail Faktörü ve NATO Zirvesinin Belirleyici Rolü


NATO zirvesi boyunca İsrail kanadının, yaptığı açıklamalar ile gündemi değiştirme ve zirvenin önüne geçme çabaları çok dikkat çekti. İsrail’i bu denli çileden çıkaran ve irrasyonel hamleler yapmaya iten en önemli sebep, İran savaşında yaşanan tıkanıklık ve vaat edilenin aksine şimdiye kadar mutlak bir zafer kazanılamamış olunması nedeniyle hem İsrail içinde hem de Amerikan kamuoyunda oluşan güvensizlik halidir. Bir de Türkiye ile Amerika arasındaki münasebetin İsrail-Amerika ilişkisinin önüne geçer hale gelmesi, İsrail’in tüm tuşlara aynı anda basmasına yol açan bir durumdu.

Türkiye-ABD İlişkilerinde İsrail Faktörü ve NATO Zirvesinin Belirleyici Rolü
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında yapılacak Kuzey Atlantik Konseyi toplantısı öncesinde ABD Başkanı Donald Trump'ı karşıladı. (Mehmet Ali Özcan / AA, 8 Temmuz 2026)

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen 36. NATO Zirvesi, ABD Başkanı Trump’ın sırf Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyduğu saygıdan ötürü zirveye katıldığını belirtmesi, NATO 3.0 söyleminin realize edilmesi ve bazı uzmanların beklentisinin aksine ittifakta herhangi bir kopma olmamasıyla birlikte, Türkiye’nin de mükemmel ev sahipliği nedeniyle hâlâ kendinden söz ettirirken, tüm zirve boyunca İsrail kanadının yaptığı açıklamalar ile gündemi değiştirme ve zirvenin önüne geçme çabaları da bir o kadar dikkat çekici olmuştur.

İsrail’i bu kadar çaresizce hamleler yapmaya iten ana faktör, Trump’ın zirve öncesinde yaptığı açıklamalarda, Türkiye’ye F-110 jet motorlarının ve 2019’dan itibaren alıkonulan F-35 5. nesil savaş uçaklarının verilebileceğine ve 2020’den beri uygulanmakta olan CAATSA’nın kaldırılabileceğine yönelik sözleri olmuştur. Diğer taraftan, Türkiye’nin böylesine kritik bir dönemde zirveye ev sahipliği yapması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da zirve marjında başta NATO üyesi ülkeler olmak üzere 40’tan fazla devlet ve hükümet başkanıyla görüşmesi ve tabii ki NATO tarihinde bir ilk olarak Türkiye’nin milli ve yerli savunma sanayii ürünlerinin sergilendiği savunma sanayii fuarının tertiplenmesi de İsrail’i çılgına çevirmiştir.

İsrail’i bu denli çileden çıkaran ve irrasyonel hamleler yapmaya iten en önemli sebep, İran savaşında yaşanan tıkanıklık ve vaat edilenin aksine şimdiye kadar mutlak bir zafer kazanılamamış olunması nedeniyle hem İsrail içinde hem de Amerikan kamuoyunda oluşan güvensizlik halidir. Buna mukabil, hem Türkiye’nin İran savaşındaki rolü nedeniyle İsrail’in başarıya ulaşamamasının müsebbiplerinden biri olarak görülmesi hem de Türkiye ile Amerika arasındaki münasebetin İsrail-Amerika ilişkisinin önüne geçer hale gelmesi, alarm zillerini çaldıran ve İsrail’in tüm tuşlara aynı anda basmasına yol açan bir gerekçe olarak görülmektedir.

Dolayısıyla Türkiye ile İsrail arasında Amerika ve Trump üzerinden yaşanan rekabeti ve İsrail’in Trump yönetiminin Türkiye’ye desteğini kesmek için başvurduğu yöntemleri ortaya koyarak, Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde İsrail faktörünü sergilemek faydalı olacaktır.

 

Türk-Amerikan İlişkileri İyileşirken İsrail’in Ayrıksı Tutumu

Türk-Amerikan ilişkilerinin kriz dönemi olarak kabul edilen Obama’nın ikinci dönemindeki kötü ilişkilerden sonra Trump’ın ilk dönemindeki iyileşmeye rağmen, Trump üzerindeki siyonist lobinin tahakkümü nedeniyle tam bir normalleşme sağlanamamıştı. Hatta ikili ilişkilerdeki tüm iyileşme iddialarına rağmen yaşanan rahip Brunson krizi, Halkbank krizi, ekonomik saldırı tehditleri ve F-35 programından çıkarılmasından sonra Türkiye’ye CAATSA uygulanmaya başlanması da Trump döneminde gerçekleşmişti. Türk-Amerikan ilişkileri bakımından gayet soğuk geçen Biden döneminden sonra, Trump’ın ikinci başkanlık dönemi hem Türkiye hem de İsrail açısından ziyadesiyle önemliydi ve her iki ülke de kendi zaviyesinden Trump’dan çok şey beklemekteydi.

Ancak Trump 2020’deki seçimi kaybetmesinden sonra yaşadıklarını unutmamış ve Netanyahu’nun Biden ile münasebetini ihanet olarak görerek, kamuoyuna karşı samimi görüntüler verse de perde arkasında Netanyahu’ya mesafeli davrandığı söylenmeye başlamıştı. Bu esnada Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sevgisini ve saygısını alenen açıklamaktan geri durmamış ve bu vesileyle Erdoğan ile Netanyahu arasında bariz bir ayrım yapmıştı. Bu ayrımın yansımalarını ise Netanyahu Suriye’deki gelişmeler nedeniyle Beyaz Saray’da Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Trump’a şikayet ettiğinde net bir şekilde gördük. Zira Trump’ın Netanyahu’ya, “sen de makul olmalısın” şeklindeki cevabı, İsrail tarafında büyük hayal kırıklığı oluştururken, Türkiye’de ise Trump’ın Türkiye’nin tarafında durduğu şeklinde yorumlanmıştır.

Keza Trump bir taraftan İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını desteklerken diğer taraftan da Türkiye’nin arabuluculuğuyla Gazze’de bir ateşkese ulaşılması konusunda da kayıtsız kalmamıştır. Benzer bir şekilde Suriye’deki gelişmeler konusunda da Türkiye’nin tezlerine yakın durmuş, İsrail’in tüm karşı çıkışlarına rağmen Ahmed Şara’yı muhatap kabul ederek Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlaması için gerekli desteği vermiştir.

Trump’ın Mayıs’taki Ortadoğu turunda ve Eylül’de Birleşmiş Milletler’in 80. Genel Kurul’unun açılışı münasebetiyle New York’ta bulunan Müslüman ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarıyla yaptığı toplantıda yaptığı konuşmalar ve verdiği sözler, bölgenin geleceğinde ABD’nin İsrail’den daha farklı bir yerde durduğunu göstermesi bakımından da önemlidir. Zira bu tarihten sonra Gazze’deki ateşkes süreci başlamıştır.

Gazze ve Suriye üzerinden Trump’ı etkileyemeyeceğini anlayan İsrail, İran kartını ileri sürerek Trump’ı yanına çekmeye çalışsa da, Haziran 2025’te 12 Gün Savaşı’nda Trump’ın İran’ın nükleer tesislerini vurma emrini vermesine rağmen savaşa müdahil olmamasıyla yine hayal kırıklığı yaşamıştır. Ancak ne yapıp edip 28 Şubat’ta ABD’yi İran ile savaşa sokan İsrail, bu sayede uzun zamandır hayalini kurduğu gibi İran’da bir rejim değişikliğini başaracağını ve böylelikle bölgeyi de kendi istediği gibi tanzim edeceğini ummuştur. Ancak İsrail’in planları tutmamış ve İran halkı dini liderin öldürülmesine ters tepki vererek yönetiminin arkasında durmuştur.

İran savaşındaki kilitlenme, bir taraftan ABD’nin bölgeye yönelik bakışını yeniden değerlendirmesine yol açarken diğer taraftan İsrail ile müttefiklik ilişkisinin de sorgulanmasına yol açmıştır. İşte böyle bir dönemde Türkiye tekrar devreye girmiş, Katar ve Pakistan ile birlikte müzakerelerin kapısını açarak ABD ile İran arasında ateşkesin sağlanmasını mümkün kılmıştır. İsrail ise savaşın devamını isteyen tek ülke olarak yalnız kaldığı gibi Lübnan cephesindeki saldırılarına devam ederek, ABD ile İran arasındaki ateşkesin bozulması için elinden geleni yapmaya başlamıştır.

İsrail’in bu tavrı gerek Trump gerekse de Başkan Yardımcısı JD Vance tarafından defalarca eleştirilmiştir. Bölgede yaşananlar, İsrail’in yıllardır bölgede kendisine tehdit olan unsurlar söyleminin de ne kadar boş olduğunu göstermesi bakımından ziyadesiyle manidardır. Zira bölgedeki bazı aktörlerin İsrail’e tehdit olmasını bırakın, İsrail’in tüm bölge için tehdit oluşturduğu ve bölgedeki istikrarı bozan yegâne aktörün İsrail olduğu inkâr edilemez bir şekilde ortaya çıkarmıştır.

Bu durum, İsrail ile ABD arasında var olduğu söylenen sarsılmaz müttefiklik söylemini de zora sokmuştur. Zira İsrail, özellikle Netanyahu liderliğinde sürdürdüğü saldırgan ve uzlaşmaz politikalar nedeniyle ABD için taşınması mümkün olmayan bir yük haline gelmiştir. Hal böyle olunca Trump yönetiminin Türkiye gibi güçlü, uzlaşmacı ve bölgenin istikrarını önceleyen bir aktörle yol yürüme tercihinde bulunması kaçınılmaz hale gelmiştir. Ancak bu durum, İsrail’i iyice zıvanadan çıkarmış ve ABD’nin bölgedeki yegâne müttefikinin kendisi olduğunu/olacağını düşünen İsrail, Türkiye gibi ABD’nin bölgedeki diğer müttefikini itibarsızlaştırmak, hatta güçsüz düşürmek için sonu gelmeyecek entrikalara başvurarak hem kendi ikbalini hem de bölgenin istikrarını ateşe atmıştır.

Netanyahu ve Trump
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmesi. (Amos Ben-Gershom (GPO)/Handout / AA, 29 Aralık 2025)

 

İsrail’in NATO Zirvesini Gölgeleme Hamleleri

Türkiye, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ve burada işlediği soykırım suçlarına en sert tepkiyi gösteren ülkedir. Bir taraftan kendi iç hukukundan yola çıkıp İsrail’e yönelik bazı yaptırımlar uygulayarak tepkisini somutlaştırırken diğer taraftan da hem Uluslararası Ceza Mahkemesi hem de Uluslararası Adalet Divanı nezdindeki süreçleri takip etmekte ve İsrail’in işlediği soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle yargılanıp gerekli cezayı alması için mücadele etmektedir. Bunlara ilave olarak Suriye’deki gelişmelerde Türkiye’nin pozisyonu ve İran Savaşındaki rolü de İsrail’in Türkiye’yi hedef almasına, “İran’dan sonra yeni hedef Türkiye” şeklinde bir söylemin tedavüle sokulmasına yol açmıştır.

İsrail’in Türkiye’yi yeni İran olarak konumlandırmaya çalıştığı böyle bir dönemde ve tam da kritik NATO zirvesi öncesi Trump’ın, Türkiye’ye; F-110 jet motorlarını ve F-35 savaş uçaklarının verileceğini ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını açıklaması, haliyle İsrail yönetiminin paniklemesine yol açmıştır. Bunun sonucu olarak zirve öncesinde bir türlü Trump’a ulaşamayan Netanyahu’nun da, zirvenin gerçekleştiği tarihlerde ABD kanallarına çıkıp, “Türkiye iyi bir müttefik değil, ABD’nin asıl müttefiki İsrail’dir, Türkiye’ye F-35 satılması İsrail’in güvenliğini ve bölgedeki diğer ABD müttefiklerini (buradan kasıt Yunanistan ve GKRY’dir) tehlikeye düşürür, Türkiye’ye uygulanan CAATSA asla kaldırılmamalıdır” şeklinde hadsiz ifadeler kullanarak, Amerikan kamuoyunu etkilemeye ve bu sayede Trump üzerinde baskı oluşturarak geri adım atmasını sağlamaya çalıştığı görülmüştür.

Tüm dünya Türkiye’nin ne kadar harika bir ev sahipliği yaptığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan sayesinde NATO’daki görüş ayrılıklarının zirveye yansımadığını ve nihayetinde sonuç bildirgesinde, NATO’nun tahkim edilmesi konusunda görüş birliği ortaya çıktığını konuşurken ve Türkiye övgüsü had safhadayken, İsrail ve Yahudi sermayesi tarafından fonlandığı aşikâr bazı gazetecilerin Türkiye’nin NATO’daki rolünü sorgulayan, zirvenin güvenliğine yönelik alınan tedbirleri eleştiren ve daha da kötüsü zirveyle hiçbir alakası olmamasına ve tamamen Türkiye’nin iç hukukuyla alakalı süreçleri gündeme getirerek, Türkiye’de demokrasi ve adil yargılama olmadığı algısını üretmeye matuf sorular sorduğu ve yazılar yazdığı görülmüştür.

Zirvenin hitamında ise, Trump’ın Ankara’ya gelişinde kullandığı, Katar’ın hediyesi olan yeni Air Force-1 uçağına yönelik saldırı olabileceğine yönelik sözde istihbaratın arkasından da İsrail’in çıkması, İsrail’in zirveyi gölgelemeye yönelik çabası olarak görülmüştür. Ayrıca bunu yaparak, hem Türkiye’nin güvenli olmadığı algısını yaymaya çalışmışlar hem de ABD ile İran arasındaki müzakereleri koparacak bir bahane ortaya sürerek, süreci sabote etmişlerdir. Unutulmamalıdır dünyada bu gibi saldırıları yapacak yegâne ülke İran’dan ziyade İsrail’dir ve tarih bunun örnekleriyle doludur.

İsrail’in tüm çabalarına, manipülatif eylemlerine ve düşmanca tavırlarına rağmen zirve başarıyla sonuçlanmış ve Türkiye hem gücünü hem de diplomatik kapasitesini göstererek bir kez daha kendini ispat etmiştir. İsrail ise Türkiye’ye yönelik kara propagandasından sonuç alamamış ve ne Trump yönetiminin ne de diğer NATO müttefiklerinin aklını çelememiştir. Zaten İsrail’in bu irrasyonel hamleleri Trump ve ekibini bile çileden çıkarmış olacak ki, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in zirve sonrasına planlı İsrail ziyareti de iptal edilmiştir. Zira İsrail, Amerikan yönetimini Türkiye konusunda o kadar zorlamıştır ki, bu koşullar altında Hegseth’in İsrail ile müzakere etme imkânı kalmamıştır.

Sonuç olarak, NATO 3.0’ın konuşulduğu ve bu kapsamda ABD’nin kendi kıtası dışındaki bölgelerde daha az görünür olmasının, bu boşluğu da Avrupa ülkeleriyle NATO’nun ikinci en büyük gücüne sahip olan Türkiye’nin doldurmasının değerlendirildiği bir ortamda; İsrail’in yalan ve iftiralara dayalı politikalarıyla Türkiye’yi itibarsızlaştırmaya çalışması, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump arasındaki muhabbeti zehirlemeye çalışmasının bir karşılığı olmadığı görülmüştür.

Zira hem ABD yönetimi hem de bölge ülkeleri İsrail’in sonu gelmez ihtiraslarından yorulmuş olup, artık bölgedeki savaşların sona ermesini ve bölgeye barış ve huzurun gelmesini arzu etmektedir. Türkiye de mevcut gücünü ve kapasitesini bu uğurda ortaya koyarak hem NATO’nun hem de ABD’nin yükünü hafifletmektedir. Dolayısıyla Türkiye, İsrail’in tüm manipülasyonlarına rağmen önümüzdeki dönemde de; hem ABD hem NATO hem de AB için en uygun ortak, müttefik ve üye olarak yoluna devam edecektir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası