Kriter > Dosya > Dosya / Amerikan Seçimleri |

ABD Yakın Tarihinin En Önemli ve “Kaotik” Başkanlık Seçimi


Halihazırda birçok sorunu ve potansiyel kriz başlığını sırtında taşıyan Türk-Amerikan ilişkilerinin S-400, Doğu Akdeniz ve Suriye başlıklarında ne gibi çözüm yolları bulacağı, yeni başkan ve onun kabinesine göre şekillenecektir. Elbette Ankara her iki senaryoya göre hazırlığını yapmaktadır ve kim seçilirse seçilsin ona göre adımlarını atacaktır.

ABD Yakın Tarihinin En Önemli ve Kaotik Başkanlık Seçimi

3 Kasım Salı günü yapılacak başkanlık seçimlerine günler kala ABD’de olduğu kadar dünyada da nefesler tutulmuş durumda. Yakın tarihin en önemli seçimleri olarak kabul edilen 3 Kasım seçimleri, 80 milyon civarında kişinin posta yoluyla oylarını kullanacak olması sebebiyle kaotik bir seçim olmaya şimdiden aday. Yeni başkanın kim olacağının seçim gecesi netleşmeme ihtimali, Donald Trump ile Joe Biden arasındaki yarışın hayli yakın seyretmesi ve sonuçlara ilişkin muhtemel suçlamalar, Amerikan demokrasisini güçlü şekilde sınıyor. Her iki tarafın da rakip adayın kazanması durumunda “bildiğimiz Amerika’nın sonu gelir” perspektifiyle baktığı başkanlık seçimlerine rekor düzeyde katılım bekleniyor. Bunda özellikle Trump döneminde artan siyasal ve toplumsal kutuplaşmanın önemli etkisi bulunuyor. Tipik bir başkanlık seçimlerinden ziyade “Trump’ı çok sevenler” ile “Trump’tan nefret edenlerin” karşı karşıya geldiği bir sürecin gelecek 4 yıldaki seyrini belirleyecek 3 Kasım seçimleri, Türk-Amerikan ilişkileri açısından da hayati derecede önem arz ediyor.

 

Anketlerde Biden Önde

Yaklaşık 1 yıldır seçim sathı mahallinde olan ABD’de gerek ülke geneli anketlerde, gerekse asıl seçim sonuçlarını belirleyecek 6 kritik eyaletin (swing states) 5’inde Demokrat Biden, Cumhuriyetçi rakibinin önünde gözüküyor. ABD’de güvenilir seçim anketlerini derleyen “Real Clear Politics” adlı siyasi analiz sitesindeki verilere göre Biden, ülke geneli anketlerde Trump’ın yaklaşık 7 puan önünde. Buna göre ülke genelinde Biden 50 puan barajının hemen üstünde yer alırken, Trump ise 43 puan seviyelerinde bulunuyor.

Ancak “Electoral College” (Seçiciler Kurulu) adı verilen ve en çok oyu alan değil, en fazla delegeyi kazanan adayın başkan olduğu seçim sisteminde kritik eyaletleri kazanmak her zaman daha önemli. Bu seçimlerde başta Florida ve Pennsylvania olmak üzere Wisconsin, Michigan, Arizona ve Kuzey Carolina kritik eyaletler olarak nitelendiriliyor. 29 delegeye sahip Florida anketlerinde birkaç gündür atağa kalkıp öne geçen Trump, son anketlerin ortalamalarında Biden’ı 0.3 puanla geçmiş gözüküyor. Öte yandan belki de seçimin kaderinin belirleneceği 20 delegeli Pennsylvania’da Biden, 3.8 puan önde gözüküyor. Biden, 16 delegeli Michigan’da 9, 10 delegeli Wisconsin’de 5.5, 11 delegeli Arizona’da 2.4 ve 15 delegeli Kuzey Carolina’da sadece 0.7 puanla yarışı önde götürüyor.

Bu kritik eyaletlerdeki mevcut 3.5 puan olan ortalama farkın önceki aylarda 5-6 puan bandına kadar çıktığı düşünülürse, Trump’ın her geçen hafta farkı yavaş yavaş kapattığı ortaya çıkıyor. 2016’da Hillary Clinton’ın anketlerde açık ara favori olduğu ancak Trump’ın kazandığı yarışın acısını hala hatırlayan uzmanlar, mevcut anketlere bakarak “Biden kazanır” demekten biraz çekiniyorlar. 1 oy farkla olsa bile bir eyalette kazanan adayın o eyaletteki tüm delegeleri aldığı sistem (winner-take-all), 2016’da Trump’a başkanlığı getirmişti, 3 Kasım’da da getirebilir. Ancak anketlerdeki Biden üstünlüğüne karşın Trump’ın sahadaki olağanüstü enerjik performansına bakıldığında adaylar arasında oldukça yakın bir yarışın olacağını söylemek mümkün. Dolayısıyla Biden’ın kazanması ne kadar sürpriz olmayacaksa, Trump’ın kazanma ihtimali de hala o kadar mevcuttur.

 

Adayların Düellosu

ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Adayı Joe Biden, 3 Kasım seçimlerinden önce son kez karşı karşıya geldi, 22 Ekim 2020

 

Postayla Kullanılan Oylar Seçimin Kaderini Belirleyecek

Kuşkusuz 2020 başkanlık seçimlerini tarihi ve biraz da kaotik kılan ana unsur, 240 bin civarında Amerikalının ölümüne neden olan küresel koronavirüs salgını. Yaklaşık 80 milyon kişinin posta yoluyla oy kullanması beklenen seçimler, ülkedeki ciddi siyasi kutuplaşmayla da birleşince, “Acaba sonuçlara hile mi karıştırılacak?”, “Demokratlar posta oylarında usulsüzlük mü yapacak?”, “3 Kasım’da kazanan belli olmazsa ne olacak?” şeklindeki sorular kaçınılmaz oldu. Trump’ın seçimleri az farkla kaybetmesi durumunda sonuçları Yüksek Mahkeme’ye kadar taşıyacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu yönüyle henüz yemin edip görevine başlayan yeni yargıç Amy Coney Barrett’ın seçim sonuçlarına ilişkin böyle bir muhtemel senaryoda hayati bir karar vermesi gerekebilir. Uzun yıllardır ABD’de postayla oy kullanma yönetiminin uygulandığını vurgulayan uzmanlar ise posta oylarında usulsüzlükten ziyade bu oyların sayımında ortaya çıkacak gecikmelere kamuoyunun hazırlanması gerektiğini belirtiyor.

Örneğin seçimin en kritik iki eyaletinden biri olan Pennsylvania’da 6 Kasım’a kadar (zamanında kullanılmış) oylar sayılacak. Bu da eğer bu eyalette Trump ile Biden birbirine yakın seyrederse Pennsylvania sonuçları için 6 Kasım’a kadar beklememiz gerekebileceği anlamına geliyor. Diğer kritik eyaletlerden Wisconsin ve Arizona'da 3 Kasım'dan sonra ulaşan oy pusulaları kabul edilmezken, Kuzey Carolina 6 Kasım'a, Michigan'da ise 17 Kasım'a kadar ulaşan oy pusulaları geçerli sayacak. Benzer şekilde farklı eyaletlerdeki oy sayımına ilişkin farklı uygulamalar, seçim günü ve gecesinde bazı belirsizlikleri ortaya çıkarabilir. ABD tarihinde fazla örneği olmayan bu tür bir durumda Trump’ın nasıl bir tepki vereceği henüz bilinmiyor. Seçim gecesi yeni başkanı öğrenmeye alışmış Amerikan toplumunun bu yeni durumu nasıl karşılayacağı da bilinmiyor. Normal zamanda evlerinde sakin bir şekilde sonuçları takip etmesi beklenen Amerikalıların, mevcut siyasi kutuplaşmada bu durumu nasıl ele alacakları da bilinmiyor. Ancak ufak farklarla kaybetmesi, herhangi bir yerde Trump damgalı oy pusulalarının çöpten çıkması vs. gibi haberler hem Trump’ı hem de Trump taraftarlarını harekete geçirebilir. Muhtemel sokak olayları için FBI ve diğer güvenlik güçleri şimdiden hazırlıklar yaparken, herkes seçimlerin olaysız atlatılması için adeta dua ediyor.

Postayla ya da sandık başına giderek erken oylarını kullanan Amerikalıların sayısının 60 milyonu bulduğu ülkede, 150 milyon civarında oy kullanılması bekleniyor. Bu sayı gerçekleşirse seçimlere katılım oranı yüzde 65 civarına yükselmiş olacak ve bu da ABD siyasi tarihinde 1908 seçimlerinden sonraki rekor olarak kayıtlara girecek.

 

3 Kasım Sonrasında Süreç Nasıl İşliyor?

3 Kasım’da ABD Başkanı’nın yanı sıra Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve Senato’nun 3’te 1’i (35 sandalye) için de seçim yapılacak. Seçimlerin ardından ABD’yi aslında uzun bir süreç bekliyor. Tarihler eyaletlere göre farklılık gösterse de tüm eyaletlerin 10 Kasım-11 Aralık arasında seçim sonuçlarını resmen onaylaması gerekiyor. 8 Aralık'a kadar eyaletler, hangi adayın delege oylarını kazandığını belirleyecek. 14 Aralık'a kadar her eyaletin Seçiciler Kurulu üyelerinin oyları başkent Washington'a gönderilecek. Gönderilen oyların en geç 23 Aralık'a kadar ABD Kongresi’ne ulaşması gerekiyor. 3 Kasım'da yapılacak seçimlerde görevine seçilen Temsilciler Meclisi ve Senato üyeleri, 3 Ocak'ta yemin ederek görevlerine başlayacak. 6 Ocak'ta ise hem Temsilciler Meclisi hem de Senato Üyeleri, Temsilciler Meclisi Genel Kurulu salonunda bir araya gelecek ve delege sayılarını ve kimin başkan olduğunu Genel Kurul’da ilan edecek. Bu takvimin normal olarak işlemesi durumunda, ABD'nin yeni başkanı 20 Ocak 2021 günü düzenlenecek yemin töreniyle görevine resmen başlayacak.

 

Türk-Amerikan İlişkileri Açısından Trump, Biden’ın Bir Adım Önünde

3 Kasım’da başkanlık koltuğuna oturmak için yarışan Trump ile Biden'ın Türkiye'ye ilişkin yaklaşımlarında kayda değer farklılıklar bulunuyor. Yaklaşık 4 yıldır başkanlık koltuğunda oturan Trump'ın Türkiye'ye bakışına ilişkin pek çok veri halihazırda önümüzde bulunuyor. Türk-Amerikan ilişkilerinin oldukça dalgalı seyrettiği bir dönemde Trump, gerek kriz anlarındaki olumlu-olumsuz açıklamaları, gerekse ikili ilişkilerin seyrine doğrudan etki eden kararlarıyla (tüm öngörülemezliğine karşın) Ankara'nın ve özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakından tanıdığı bir isim konumunda. Bu bakımdan Trump'ın muhtemel 2. döneminde Türk-Amerikan ilişkilerinin nasıl seyredebileceğini öngörmek daha mümkün gözüküyor.

Suriye'den asker çekme ve "Rahip Brunson olayı" dışında genel olarak Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iyi ilişkileri olduğunu vurgulayan Trump, Kongre'deki Türkiye karşıtı havaya rağmen büyük oranda bu çizgisini korudu. Başkanlık dönemi S-400 ve YPG/PKK sorunlarının gölgesinde geçen Trump, her iki konuda da Erdoğan ile yakın temas halinde oldu ve zaman zaman Türkiye'ye hak veren önemli açıklamalarıyla Washington'daki Türkiye karşıtı korodan ayrıldı. Hem CAATSA Yasası'nın uygulanmasını hem de Türkiye'ye karşı ayrıca yaptırımlar getirilmesini isteyen ve buna yönelik çok sayıda tasarıyı kabul eden Kongre'nin adımlarına Trump destek vermedi.

Trump’ın aklını okumak mümkün olmayabilir ancak son dönemdeki açıklamalarına bakıldığında onun “güçlü liderler” kategorisinde Vladimir Putin, Şi Cinping ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı koyduğunu anlamak mümkün. Trump kendisi dışında dünya meselelerinde güçlü olarak değerlendirdiği isimlerle daha iyi çalışabildiğini, onlarla siyasi anlamda daha iyi “pazarlık” yapabildiğini övünerek dile getiriyor. Trump’ın siyaseti ve diplomasiyi “pazarlık alanı” olarak gören bu yaklaşımı uluslararası camiada çok itibar görmüyor olabilir, ancak Trump’ın bu yaklaşımla birçok konuda somut adımlar attığını da unutmamak gerekiyor.

Postayla Oy Kullanımı, ABD

Washington’da bir ABD vatandaşı yeni başkanı belirlemek için posta yoluyla oy kullanıyor, 22 Ekim 2020

 

Biden’ın Negatif Açıklamaları Tepki Çekti

Öte yandan 2008-2016 arasında Barack Obama'nın başkan yardımcılığını yapan ve genelde Obama’nın gölgesinde kalan Biden'ın Türkiye'ye yönelik yaklaşımlarını anlamak için elimizde güncel açıklamaları dışında somut fazla veri bulunmuyor. Biden'ın seçimleri kazanması halinde oluşturacağı kabinedeki isimler, özellikle de ulusal güvenlik danışmanı ile dışişleri ve savunma bakanları, onun Türkiye politikasına ilişkin en önemli ipuçları olacaktır.

Biden'ın Ocak 2020’de New York Times gazetesinin yayın kuruluyla yaptığı bir röportajda sarf ettiği sözler, başkan seçilmesi halinde Türk-Amerikan ilişkilerindeki ilk gerginlik konusu olacaktır. Biden bu röportajında, "Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında seçim yoluyla muhalefeti iktidara taşıma" niyetinden söz ederken, "S-400'ler konusunda Türkiye'ye bedel ödetmekten" de bahsediyordu. NYT dışında kameralar önünde dış politika konusunda hemen hiç açıklaması olmayan Biden’ın son birkaç aydır yaptığı yazılı açıklamalarda Türkiye’ye yönelik negatif söylemleri dikkat çekiyor.

Dağlık Karabağ konusunda Türkiye'yi "Azerbaycan'a silah göndererek çatışmaları körüklemekle" suçlayan Biden, benzer şekilde Doğu Akdeniz'deki Yunanistan gerginliğinde de yine Türkiye'yi suçladı. Biden'ın "Ayasofya yeniden müzeye çevrilmeli" şeklindeki açıklaması da yine önemli bir “gösterge” olarak not edilebilir. Ancak tüm bu söylemler bir yana, Biden'ın seçim öncesindeki Türkiye'ye yönelik negatif açıklamalarının başkan seçilmesi durumunda politikaya ne şekilde yansıyıp yansımayacağını görmek için beklemek gerekiyor.

 

Seçimlerden Sonrası Ne Olur?

Yeni başkan kim olursa olsun, öncelikli işi Covid-19 salgını ve buna bağlı olarak ekonomik sıkıntılarla uğraşmak olacaktır. Dış politikada salgının kaynağı olarak gösterdiği Çin'le hesaplaşması beklenen Trump’ın, Türk-Amerikan ilişkileri bakımından son 1-2 yıldır sürdürdüğü çizgiyi devam ettireceği tahmin ediliyor. Bu noktada, Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kurmuş olduğu yakın diyalogun ve iki lider arasındaki karşılıklı anlayışın, ikili ilişkilerin kriz anlarında “çözümün anahtarı” olmaya devam edeceği söylenebilir. Son 4 yıldır Trump ile hangi konularda nasıl konuşulacağını bilen Ankara’nın Trump’ın ikinci döneminde daha öngörülebilir bir seyir içinde ikili ilişkileri yönetebilmesi mümkündür.

Öte yandan gerek Demokratların genel çizgisi gerek Obama döneminde Türk-Amerikan ilişkilerinin aldığı ağır yaralar ve gerekse Biden’ın son dönemdeki açıklamaları alt alta yazıldığında Biden’lı yeni bir dönemde çok sayıda soru işaretinin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Kuşkusuz seçilmesi halinde Biden’ın yeni kabinesi Türk-Amerikan ilişkilerinin yeni rengini önemli ölçüde belirleyecektir; ancak kulislerde dolaşan Susan Rice, Antony Blinken, Chris Coons, Michel Flournoy ve Brett McGurk gibi Obama döneminin adeta gölgeleri olan isimler, Biden’ın dış politika önceliklerine ve tercihlerine ilişkin önemli ipuçları veriyor.

Halihazırda birçok sorunu ve potansiyel kriz başlığını sırtında taşıyan Türk-Amerikan ilişkilerinin S-400, Doğu Akdeniz ve Suriye başlıklarında ne gibi çözüm yolları bulacağı, yeni başkan ve onun kabinesine göre şekillenecektir. Elbette Ankara her iki senaryoya göre hazırlığını yapmaktadır ve kim seçilirse seçilsin ona göre adımlarını atacaktır. Biden’ın “iktidar değişimi isteyen” söylemine karşılık Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la kurduğu “çözüm odaklı diyalogun” Ankara’da daha fazla benimsendiğini söylemek mümkündür. Ancak tabi bunun için öncelikle 3 Kasım’da, ya da o hafta, ya da eğer yargıya taşınırsa birkaç ay sürebilecek tartışmaların sonunda ABD’nin yeni başkanını öğrenmemiz gerekiyor.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası