Kiptaş
Kriter > Dosya > Dosya / Belediyeciliğin Yeni Kodları |

Güvenli Kentler ve Kentsel Risklerin Yönetimi


Gecekondular altyapı ve planlı yerleşimin olmadığı yerleşim alanları olduğu için bu bölgelerde çarpık kentleşme ortaya çıkıyor. Ayrıca bu bölgelerde suç oranlarının yüksek olması gecekondu yönetimini önemli bir sorun haline getiriyor.

Güvenli Kentler ve Kentsel Risklerin Yönetimi

31 Mart 2019’da gerçekleştirilecek yerel seçimlere yaklaşıldıkça mevcut belediyelerin sorunlu alanları daha fazla gündeme geliyor. Bu sorunlu alanlardan birini de kent yönetiminde güvenlikle alakalı riskler ve bu risklerin giderilmesi meselesi oluşturuyor. Her ne kadar uyuşturucu, hırsızlık ve terör gibi kent güvenliği denildiğinde ilk akla gelen meseleler yalnızca belediyelerin sorumluluk alanlarına girmese de bu hususlarda belediye yönetimleri sorumlu paydaşlar arasında yer alıyor. Dolayısıyla siyasi partilerin seçim beyannamelerinde geniş bir şekilde yer verdiği güvenli kentlerin oluşturulması meselesi başarılı bir belediye yönetimi için kritik derecede önemli bir husus olarak karşımıza çıkıyor.

Geçmişten Günümüze Güvenli Kentler

Son dönemlerde AB ve BM’nin gündeminde daha fazla yer almaya başlayan güvenli kentler meselesinin ilk çıkış noktası çok daha eskilere dayanıyor. Esasında gerek modern dönemde gerekse de öncesinde kent yapılanmalarının ortaya çıkışının arkasında güvenlikle ilgili kaygılar olduğu biliniyor. Bu bağlamda modern anlamda kentlerin ortaya çıkışıyla güvenlik ihtiyacı arasında pozitif bir ilişki olduğunun en büyük örneklerinden birisi Paris’tir. Paris’in bugünkü görünümü ile 1870’lere kadarki hali arasında büyük bir fark bulunuyordu. Sürekli isyanlar çıkan ve dar sokakları sebebiyle devlet otoritesini ve güvenliği tesis etmenin zor olduğu Paris’te yönetim bu meseleyi çözmek için önemli çaba gösterdi. Vali Baron Haussmann’ın yirmi yıl içerisinde yaptığı köklü değişiklikler yalnızca şehrin çehresini değiştirip bugünkü Paris’i yaratmakla kalmadı aynı zamanda kenti daha güvenli bir yer haline getirdi.

Fakat zaman içerisinde Paris’tekine benzer bir mekansal düzenlemenin diğer kentlerde de uygulanmasıyla beraber kent güvenliğindeki sorunların azalmadığı, sadece biçim değiştirdiği anlaşıldı. Örneğin şehrin dışına itilen ve gettolarda yaşayan insanlarla beraber farklı bir fenomen ortaya çıktı. Sürekli değişen ve gittikçe daha da çeşitlenen sosyoekonomik düzen kentlerin de dahil olduğu mekanlarda önemli kırılma noktaları yarattı. Dolayısıyla modern kent yapılarındaki karmaşıklık yeni sorun alanları ve bunlara yönelik farklı çözümleri beraberinde getirdi.

Ön Plana Çıkan Hususlar

Günümüzde kentlerin yönetiminin ülke yönetiminden daha zor olduğuna yönelik yaygın bir kanaat bulunuyor. Türkiye’de “İstanbul’u yöneten Türkiye’yi yönetir” anlayışının temelini de oluşturan bu gerçeklik özellikle metropol kentlerin yönetimindeki sorunlu alanları işaret etmesi açısından önem taşıyor. Bu bağlamda pek çok uluslararası örgüt ve STK güvenlik meselesini de kapsayan hususlarda detaylı çalışmalar yapıyor. Her uluslararası örgüt ve STK’nın kent güvenliğini değerlendirmeye yönelik farklı kriterleri olduğu biliniyor. Örneğin Avrupa Kent Güvenliği Forumu kitlesel ve bireysel şiddet, organize suçlar, nefret suçları, cinsiyetçi suçlar, kaçakçılık, radikalleşme, madde bağımlılığı ve terörizm olarak sınıflandırdığı kriterlere göre dünyadaki mevcut kentlerin güvenlik haritasını çıkarıyor. BM ise Avrupa Kent Güvenliği Forumu’ndan farklı olarak hapishane reformu, entegrasyon, kara para aklamayı önleme, siber suçlarla mücadele ve uluslararası ulaşım noktalarının güvenliği gibi hususları da güvenli kentler için temel kriterler olarak sınıflandırıyor.

Dolayısıyla güvenli kentler ve kentsel risklerin yönetimi hususlarında farklı kriterler ve kategoriler ön plana çıkıyor. Fakat güvenli kentler meselesinde uluslararası örgüt ve STK’ların önemi üzerinde uzlaşıya vardığı bazı meseleler de bulunuyor. Örneğin güvenli kentler meselesiyle ilgili en büyük sorunlardan birini tüm dünya genelinde 1960’lardan itibaren yaygınlaşmaya başlayan gecekonduların yönetilmesi meselesi oluşturuyor. Rio de Janeiro’da Favela, Hindistan’da Dharavi ve Türkiye’de de Tarlabaşı gecekondu fenomeninin önde gelen örnekleri arasında yer alıyor. Gecekondular altyapı ve planlı yerleşimin olmadığı yerleşim alanları olduğu için bu bölgelerde çarpık kentleşme ortaya çıkıyor. Ayrıca bu bölgelerde suç oranlarının yüksek olması gecekondu yönetimini önemli bir sorun haline getiriyor.

Tüm sorunlarına rağmen gecekondu meselesinin çözülmesinin en zor alanlardan biri olduğu ve bu meselenin güvenlik-hak ikilemini beraberinde getirdiği bilinen bir gerçektir. Zira gecekondu sorununa getirilen çözüm bu bölgelerin boşaltılarak kentsel dönüşüme gidilmesidir. Gecekondu bölgelerinde kentsel dönüşüm güvenlik problemini ortadan kaldırsa da bu bölgelerde yaşayan insanlar için bir mağduriyet yarattığı ve kent merkezlerindeki sosyoekonomik çeşitliliği azalttığı dile getirilmektedir. Bu problemin çözümü için gecekondu bölgelerindeki kentsel dönüşümde bireylerin hak kaybına uğramamasına daha çok dikkat edilmesi önerilmektedir.

Gecekondu örneğinde görüldüğü gibi güvenli kentler meselesi bireysel güvenlikle ilgili sorunlu alanları da kapsıyor. Bu bağlamda güvenli kentlerin oluşturulmasında bir diğer sorun bireysel güvenliğin sağlanması noktasında artan riskler ve tehditlerdir. Özellikle metropol kentlerde yaşayan bireylerin kendilerini artan suç oranları ve sosyal sorunlar sebebiyle daha az güvende hissettikleri görülüyor. Bunun doğal sonucu olarak dünya genelinde güvenli sitelere yönelik talep artıyor. Türkiye’de pek çok ilde görüldüğü gibi güvenli site kavramının konut reklamlarında bolca kullanılması da bu durumu örneklendiriyor. Dış dünyayla bağlantının çok sınırlı olduğu ve gerek özel güvenlik personeli gerekse de kameralar aracılığıyla yirmi dört saat güvenliğin sağlandığı bu sitelerin bireylerin güvenlik ihtiyacının bir sonucu olduğu anlaşılıyor.

Güvenli kentler meselesiyle ilgili en büyük sorunu hiç kuşkusuz dünya genelinde metropol kentlerde uyuşturucu madde satışı ve kullanımının yaygınlaşması oluşturuyor. Bugün Türkiye’de de temel sorun alanlarından birisini oluşturan uyuşturucu madde kullanımı dünya genelinde gittikçe artan bir sosyal soruna dönüşüyor. BM’nin son raporunda 1990’larda 45 milyon civarında olan uyuşturucu madde bağımlısı sayısının günümüzde 63,7 milyona yükseldiği ifade edilse de gerçek durumun bu rakamların çok daha ötesinde olduğu tahmin ediliyor. Bu bağlamda kentlerin uyuşturucu madde bağımlılığı açısından risk haritaları çıkarılarak uyuşturucu madde kullanımının en yaygın olduğu kentlere özel politikalar geliştiriliyor. Örneğin ABD’de madde kullanımının en fazla olduğu eyaletlerin Washington D.C., Missouri, New Hampshire, Michigan ve West Virginia olması dolayısıyla bu eyaletlerdeki okul müfredatlarında madde kullanımının zararlarına özel olarak yer veriliyor. Ayrıca yine bu eyaletlerde çeşitli programlar aracılığıyla bu konuda gençlerin bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalar gerçekleştiriliyor.

Türkiye’de Kentsel Güvenlik Riskleri

Türkiye’de de güvenli kentlerin oluşturulması ve kentsel risklerin yönetimi meselelerinde sorunlu alanların olduğu biliniyor. Bu sorunlu alanların başında da uyuşturucu madde satışı ve kullanımının yaygınlaşması geliyor. Türkiye’de uyuşturucu madde kullanımının dünya genelindeki artış oranının üzerinde olduğu ve uyuşturucu madde kullanımı yaşının on yaşın altına düştüğü BM ve TÜİK verilerinde yer alıyor. Bu noktada Türkiye’deki kentlerin uyuşturucu madde satışı ve kullanımı açısından risk haritalarının çıkarılması bu konuda özel olarak yoğunlaşılması gereken kentleri ortaya koyuyor. Eroinde Ankara, Adana, Mersin ve Konya; esrarda İzmir, Adana, Diyarbakır, Gaziantep ve Bursa; bonzai ve kokainde de İstanbul satış ve kullanımın en yaygın olduğu kentler olarak ön plana çıkıyor. Dolayısıyla Türkiye’de güvenli kentler meselesinde madde kullanımı hususunda bu kentlere yönelik özel politikalar ve uygulamalar gerçekleştirilmesi gerektiği anlaşılıyor. Bunun yanı sıra terör ve gecekondu yapılanmaları meseleleri Türkiye’de güvenli kentler meselesinde üzerinde durulması gereken diğer alanlardır.

31 Mart seçimlerinde –tıpkı geçen seçimlerde olduğu gibi– partilerin seçim beyannamelerinde güvenli kentler meselesine de yer vermesi bekleniyor. Örneğin AK Parti’nin önceki yerel seçim beyannamelerinde suçu caydırma, suçla mücadele tedbirleri, kent güvenlik yönetim sistemleri, kent güvenliğinin sağlanmasında teknolojinin kullanımı ve organize suçlarla mücadele gibi hususlar üzerinde duruluyordu. CHP suç oranları ve plansız yapılaşma gibi hususlara yer verirken MHP de terörle mücadele bağlamında kent güvenliği meselesine değiniyordu. Geçen zaman içerisinde kentte yeni konuların ortaya çıkmasıyla süreçlerin daha karmaşık bir hale gelmesi siyasi partilerin bu seçimlerde güvenli kentler ve kentsel risklerin yönetilmesi meseleleri üzerinde yoğunlaşacağını gösteriyor.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası