Bu yazımızda, 2020 pandemi döneminde dijitalleşmeyle birlikte toplumsal düzeyde inşa edilen “kolay para kazanma” vibe’ı ve bu vibe’ın arka arkaya tetiklediği ekonomik-psikolojik kırılmaları ele almaya çalıştık. Pandemiyle birlikte hızla büyüyen kripto para ekosistemi, yalnızca teknik bir yenilik olarak değil, küresel para akışını yeniden biçimlendiren bir sermaye transfer mekanizması olarak işlemiştir. Yazıda; nicel araştırma verileri, nitel gözlemler ve yüz yüze yapılan dört görüşmeyle desteklenen bir zincir analizi sunulmaktadır: Dijitalleşmeden ‘coin’e, ‘coin’den kaldıraca, kaldıraçtan sanal kumara uzanan bu zincirin her halkası, toplumsal bir yıkımın ayrı bir katmanını oluşturmaktadır.
Pandemi Dönemi ve Dijitalleşme
Mart 2020’de tüm dünyada eş zamanlı kapanmalar başladığında, ekonomistlerin öngördüğü kriz senaryoları büyük ölçüde gerçekleşti: İşsizlik arttı, tüketim daraldı, tedarik zincirleri koptu. Ama aynı süreç, beklenmedik bir dönüşümü de hızlandırdı. İnsanlar evlerine kapanırken hem iş hem sosyal yaşam hem de para, ekranın arkasına taşındı. Bu taşınma salt pratik bir uyum değil, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin kökten yeniden düzenlenmesiydi.
Küresel internet trafiği, 2020'nin ilk yarısında ortalama yüzde 40 artış kaydetti. Video konferans platformları, e-ticaret siteleri ve dijital finans uygulamaları milyonlarca yeni kullanıcı kazandı. McKinsey Global Institute'un raporuna göre pandemi, birçok sektörde dijital dönüşümü 5 ila 7 yıl öne çekti. Fakat bu hızlanma, kontrollü ve planlı bir geçişin ürünü değildi, zorunluluktan doğan bir sıçramaydı. Dolayısıyla beraberinde getirdiği fırsatlar kadar açıkları da büyüktü.
Dijital finansın bu denli hızlı yaygınlaşması, insanların parayla kurdukları ilişkiyi derinden sarstı. Bankaya gitmek, broker aracılığıyla işlem yapmak, evrak doldurmak gibi geleneksel finansal eylemler yerini anlık, görünmez, eforsuz işlemlere bıraktı. Para, ekranda bir basamak haline geldi. Bu soyutlaşma, beraberinde bir kolaylık yanılsaması da getirdi: Paranın kazanılması da harcandığı kadar eforsuz, hatta eğlenceli görünmeye başladı.
Nörobilim açısından bakıldığında bu süreç, insan zihninin risk algısıyla doğrudan ilgilidir. Stanford Üniversitesi'nden araştırmacıların yürüttüğü çalışmalar, finansal kararların somut ortamlarda değil dijital arayüzler üzerinden alındığında kayıp versiyonunun zayıfladığını göstermektedir. Fiziksel para, plastik kart ve sonunda soyut sayılar şeklinde ilerleyen bu spektrum boyunca insanlar giderek daha yüksek risk almaya yönelmektedir. Pandemiyle birlikte toplumun büyük bölümünün yatırım araçlarıyla ilk kez ya da yoğun biçimde tanışması tam bu zemin üzerine denk geldi.
Blockchain Teknolojisi: Merkezileşme mi, Değil mi?
Kripto para ekosisteminin kurucu vaadi, merkeziyetsizlikti. Satoshi Nakamoto ismiyle bilinen ancak gerçek kimliği ve nerede yaşadığı muamma olan şahsın 2008'de kaleme aldığı teknik rapor, finansal sistemde aracı kurumları devre dışı bırakmayı ve insanlar arasında doğrudan, eşit ve şeffaf bir para transferini mümkün kılmayı hedefliyordu. Blokzincir teknolojisi, bu vaadi gerçekleştiren altyapı olarak sunuldu: Kayıtlar şifreli biçimde, dağıtık bir ağ üzerinde tutuluyor; hiçbir merkezi otorite bu ağa tek başına müdahale edemiyordu.
Teorik açıdan bu mimari, devlet baskısına ve enflasyona karşı koruyucu bir mekanizma olarak özellikle sosyal medya platformlarında sunuldu ve ilginçtir ki öneri algoritmaları bu durumu milyonlarca insanın önüne tekrar ve tekrar çıkardı. Özellikle kendi para birimine güvenemez hale gelen ülkelerde kripto paralar hem bir güvenli liman hem de cari sisteme karşı bir direniş imgesi olarak pazarlandı. Sosyal medya platformları sayesinde de bu algı bir süre sonra kullanıcılar tarafından satın alınan bir gerçeğe dönüştü.
Ancak uygulamaya bakıldığında tablo çok farklıydı. Blokzincir altyapısı merkeziyetsiz kalsa da kripto para piyasası giderek merkezi yapılara evrildi. Binance, Coinbase ve FTX gibi büyük borsalar, küresel hacmin büyük çoğunluğunu kontrol eden çok uluslu şirketlere dönüştü. Kripto piyasasının arz tarafında da benzer bir yoğunlaşma yaşandı: 2021 sonunda Bitcoin'in dolaşımdaki arzının yaklaşık yüzde 80’inin toplam sahiplerinin sadece yüzde 2’si tarafından tutulduğu hesaplandı. Bu yapı, kripto paranın öne sürdüğü demokratikleşme iddiasıyla açıkça çelişiyordu.
Yani teknolojinin kendisi görünüşte merkeziyetsizdi ama ekonomi politik açıdan piyasa, büyük oyuncuların baskın olduğu bir güç asimetrisine sahipti. Bireysel yatırımcılar bu yapı içinde kendilerini “özgür” sanıyordu ama aslında fiyatları, likiditesi ve zamanlamasını kendilerinin belirleyemediği bir oyunun içinde yer alıyordu. Bu paradoks, kolay para vibe'ının nasıl işlediğini anlamak için kritik bir zemin oluşturmaktadır.

Pandemi Döneminde Kolay Para Kazanma: Bitcoin ve Diğer Coinler
Pandemi öncesinde Bitcoin yaklaşık 7 bin 300 dolar seviyesinde işlem görüyordu. Pandemi yılı olan 2020 boyunca özellikle de sosyal medya platformlarının öneri algoritmaları sayesinde yatırımcı ilgisiyle fiyatlar tırmanmaya başladı ve Kasım 2021'e gelindiğinde Bitcoin 69 bin dolara ulaştı; bu, yaklaşık yüzde 840'lık bir artışa karşılık geliyordu. Ethereum başta olmak üzere diğer büyük coinler de benzer, hatta daha sert yükselişler kaydetti. Columbia Law School'dan araştırmacıların 2021'de yayımladığı analize göre, pandemi patladığında kripto para piyasalarının toplam değeri 200 milyar doların altındaydı; Kasım 2021'de bu rakam 3 trilyon dolara fırladı.
Bu baş döndürücü yükseliş bir anlatıya dönüştü. Sosyal medya, o anlatının en güçlü yayıcısı oldu. Twitter, Instagram ve TikTok'ta “bir gecede zengin olanlar”ın hikâyeleri, “efsane coin’leri erken keşfeden” hesaplar ve neredeyse her gün güncellenen portföy ekran görüntüleri, bir kitlesel duygu üretiyordu: Kaçırmak korkusu, yani FOMO (Fear of Missing Out). Selçuk Üniversitesi'nden araştırmacıların kripto para yatırımcıları üzerine yürüttüğü nitel çalışmada, katılımcıların büyük çoğunluğunun bu piyasayı sosyal medya ve arkadaş çevresi aracılığıyla keşfettiği görüldü. Kimse bir teknik doküman okumamıştı ama bir his yakalamıştı. Yani insanlar birinci sistemleriyle tamamen sezgisel olarak rasyoneliteden uzak şekilde karar veriyor ancak kendilerini rasyonel karar vericiler olarak hissediyordu.
Türkiye, bu sürecin en canlı yaşandığı ülkelerden biriydi. Verilere göre Türkiye, 2024 itibarıyla nüfusa oranla kripto para sahipliğinde dünyada üçüncü sıraya yerleşti, nüfusun neredeyse 5’te 1’inin kripto varlığı bulunmaktaydı. 2023'te 947 kişilik bir örneklem üzerinde yapılan logit model analiziyle yürütülen akademik bir araştırma, bireylerin yüzde 29,4'ünün kripto varlık yatırımı yaptığını ortaya koydu. Yatırım yapanların en sık gösterdiği motivasyon ise “gelirimin yetmediği” ya da “daha fazla gelir elde etmek istiyorum” biçiminde şekillenmekteydi. Yani piyasaya girenlerin önemli bir bölümü, teknik bir beklentiyle değil, daha fazla kazanma güdüsüyle bu kapıyı araladı.
Pandemi Sonrası Coin’lerde Sert Düşüş ve Sermaye Transferi Mekanizması
2021 sonlarından itibaren kripto piyasaları sert düşüşe geçti. 2022'nin yaz aylarına gelindiğinde toplam piyasa değeri 3 trilyon dolardan 900 milyar doların altına geriledi; birçok altcoin, değerinin yüzde 90’ını ya da daha fazlasını yitirdi. FTX'in iflası, Terra/Luna çöküşü ve peş peşe gelen likidite krizleri, sıradan yatırımcıların büyük kayıplarla piyasadan çıktığı vahşi bir tasfiye sürecini başlattı.
Bu noktada, pandemi döneminin küresel para politikasını ayrıca değerlendirmek gerekmektedir. ABD, 2020-2021 arasında yaklaşık 5,2 trilyon dolarlık COVID yardım paketi açıkladı, buna ek olarak Federal Rezerv, tahvil alımları yoluyla 4,5 trilyon dolarlık parasal genişleme gerçekleştirdi. Nasdaq'ta yayımlanan bir analize göre, 2021 ortasına kadar dolaşıma sürülen toplam yeni paranın miktarı 13 trilyon dolar seviyesine ulaştı ve bu, tarihsel açıdan eşi görülmemiş bir tutardı. Normalde bu büyüklükteki para arzı artışı, şiddetli enflasyon anlamına gelirdi. Ama bu kez fazla paranın bir kısmı, dijital kanallar aracılığıyla global varlık piyasalarına yöneldi; kripto para ekosistemi de bu akışta en büyük varış noktalarından biri işlevi gördü.
Kripto para piyasalarının kitleleri kendisine çekmesi, bazı coin’lerin değerinin “boğa dönemi” diye adlandırılan periyotta kısa sürede çok yükseltilmesi ile sağlandı. Bazılarının değeri astronomik şekilde katlandı ve tüm bunların yoğun şekilde propagandası yapıldı. Elon Musk gibi uluslararası tanınan şahısların; kripto para piyasasında işlem yapması, coin çıkarmaları, piyasalara yönelik olumlu açıklamaları ve pozitif beklentilerini dile getirmeleri, kitleleri yoğun şekilde cezbetti. Bu dönemde, bir kısmı anonim profilli olmak üzere çok sayıda sosyal medya fenomeni ortaya çıkarak kripto para analizleri yapıp alım tavsiyelerinde bulundu; bu profillerin tamamı olmasa da büyük kısmı aslında para ile coin reklamı yapıyordu veya kendi varlıklarının değerlerini artırıyordu. Bu şekilde kesintisiz yükseliş beklentilerini dile getirmeleri ve tavsiye ettikleri coin’lerin de ara ara yükselmesi, insanların bu piyasalara akın etmesinin nedenleri arasında yer aldı.
Türkiye gibi ekonomilerdeki yatırımcılar açısından mekanizma şu şekilde işledi: TL değer kaybettikçe insanlar ellerindeki birikimlerini önce dolara, ardından dolara endeksli kripto varlıklara çevirdiler. Bu kripto varlıkları, büyük ölçüde ABD merkezli ya da ABD denetimindeki borsalar üzerinden dolar cinsinden satın alındı. Para ülkeden çıktı. Türkiye'den bir kullanıcının 80 dolara satın aldığı bir coinin fiyatı 20 dolara düştüğünde, ülkeden çıkan 80 doların 60 doları geri dönmeden yok olmuş oluyordu. Bunu milyonlarca kullanıcıya ve yüzlerce farklı varlığa çarptığınızda, Türkiye gibi ülkelerden çıkan on milyarlarca dolarlık değerin Batı piyasalarını finanse ettiği somut bir tablo ortaya çıkıyordu.
Bu süreç, yalnızca bireysel kayıpların değil, yapısal bir sermaye transferinin anlatısıdır. IMF'nin 2021 tarihli Küresel Finansal İstikrar Raporu, kripto varlıkların özellikle sermaye akışı kısıtlamaları olan ülkelerde paranın sınır dışı transfer mekanizması olarak kullanılabileceğini açıkça belgelemektedir. Yani düzenleyici boşluğun suçu salt bireysel yatırımcıların saf inanışında değil, bu boşluğu bilinçli biçimde koruyan yapılardadır.
Kolay Para Vibe'ının Yeni Aşaması: Kaldıraç ve Kumar Sınırı
Coin piyasaları düştükten sonra geriye sadece boşalmış cüzdanlar kalmadı, aynı zamanda güçlü bir psikolojik kalıp kaldı. İnsanlar ne kadar kaybederse kaybetsin, bir sonraki işlemde, “bu sefer olacağına” ve iyi kazanç elde edeceğine dair sonu gelmez bir ümit-işlem-kayıp sarmalına düştü. Tabii, kayıplarını telafi etme güdüsü de bunda tetikleyici önemli bir unsurdu. Bu psikolojik mekanizma, davranışsal iktisadın “teneke kutu teorisi" olarak adlandırdığı şeyle de örtüşmektedir: Kayıplarını telafi etmeye çalışan bireyler, giderek daha yüksek riskli pozisyonlara girme eğilimi gösterir.
İşte tam bu noktada kaldıraçlı işlem, piyasanın sunduğu “çözüm” olarak belirdi. Binance ve benzeri platformlarda 100’e kadar çıkan kaldıraç oranları, küçük bir sermayeyle büyük pozisyon almanın mümkün göründüğü yeni bir alan açtı. Bir yatırımcı 100 dolar ile 10 bin dolar değerinde bir pozisyon açabiliyordu. Ancak bu çarpıcı görüntünün arkasındaki matematik son derece acımasızdı: Aynı kaldıraç oranı, küçük bir fiyat hareketi bile olsa (bu örnekte, 100x işlem açılan coinin değeri yüzde 1 düşse bile) bütün sermayenin yok olmasına yeterdi. ScienceDirect'te yayımlanan ve çeşitli ülkelerdeki yatırımcı davranışlarını karşılaştıran bir araştırma, kaldıraçlı kripto işlemlerinin kumarla örtüşen niteliklerini belgelemektedir: Kontrol yanılsaması, seri kayıplara rağmen devam etme, zaman ve para üzerindeki kontrolü yitirme, gizlilik. Bu konuda iflas yaşamış 3 kişiyle yaptığımız görüşme durumu tamamen destekleyen bir örnekti.
İngiltere Finansal Davranış Otoritesi'nin (FCA) 2019'da yürüttüğü anket çok dikkat çekicidir: Kripto para satın alan İngiltere vatandaşlarına motivasyonları sorulduğunda en sık verilen yanıt, yüzde 31’le “kumar” oldu. Bu, teknik ilgi ya da ideolojik bağlılıktan çok önde geldi. Türkiye'de yürüttüğümüz coin işlemini bağımlılık düzeyinde yapan kişilerle gerçekleştirdiğimiz nitel görüşmeler de benzer bir tespiti paylaşmaktadır: Katılımcıların önemli bir kısmı, kripto para alım satımını bilinçli olarak geleneksel kumar biçimlerinin -özellikle iddia ve spor bahislerinin- yerini alan yeni bir risk alma pratiği olarak tanımladı. Bu zihniyet, kaldıraçlı işlemde son derece kırılgan bir zemin oluşturuyordu.
Pandemi Sonrası Sanal Kumarda Artış ve Toplumsal Kırılma
Kripto piyasalarının düşüşüyle birlikte kazanılamayan “kolay para” arayışı, başka kanallara aktı. Sanal kumar, bu kanalın en büyüğü oldu. Türkiye'de tablo daha da çarpıcıdır. Yasal çerçeve açısından Türkiye'de çevrim içi kumar 2007'den bu yana yasaktır, yabancı kumar sitelerine erişim engellidir. Ancak bu engellemeler yalnızca teknik bir bariyer oluşturmaktadır: VPN kullanımının yaygınlaşması ve kripto ödemelerinin izlenebilirlik eşiğini düşürmesiyle bu bariyer çok rahat aşılmaktadır.
Psikolojik açıdan bu geçiş anlamlıdır. Frontiers in Psychology'de yayımlanan ve COVID-19 dönemi ticaret ve kumar davranışlarını ele alan kapsamlı bir derleme çalışması, aşırı kripto ticareti ile patolojik kumar arasındaki örtüşen özellikleri belgelemektedir: Kayıpların peşinden giderek büyüyen bahisler, aktiviteyi gizleme ihtiyacı, aile ve iş hayatının bozulması ve en önemlisi, olumsuz sonuçlara rağmen bırakamama. Araştırmacılar, aşırı kripto ticaret yapan bireylerle kumarbazların tanı kriterlerinin büyük ölçüde örtüştüğünü; bu kesimlere patolojik kumar tanısının rahatlıkla uygulanabileceğini ileri sürmektedir. Bizim yaptığımız 4 görüşmenin dördünde kaldıraç işlemleri yapıldığı ve önce dördünün de yaptığı işlemlerde kazandığı daha sonrasındaysa kayıpların yine katlanarak arttığı görülmüş, bu dört kişiden üçünün sanal kumara girerek kayıplarını telafi etmeye çalıştığı görülmüştür.
Beyin fizyolojisi, bu eğilimi desteklemektedir. Kripto piyasasında yaşanan ani yükseliş ve düşüş döngüleri, prefrontal korteksi devre dışı bırakarak nucleus accumbens'i -yani beynin ödül merkezini- uyarmaktadır. Bu, bağımlılık doğuran maddelerin tetiklediği mekanizmayla işlevsel olarak örtüşmektedir. Gün içinde sürekli güncellenen fiyat grafikleri, kazanç/kayıp bildirimleri ve 24 saat açık piyasa yapısı, uyarı-ödül döngüsünü sürekli biçimde canlı tutmaktadır. Sanal kumar platformları, bu fizyolojik hassasiyeti bilinçli biçimde tasarlayarak sömürmektedir. Ne ilginçtir ki bu durumu sosyal medyada tetikleyen TikTok da beynin ödül merkezini hedef alan bir öneri algoritması geliştirmiştir.
Toplumsal sonuçlar, artık rakamların çok ötesine taşınmıştır. İflas davalarında kripto ve kumar kaynaklı borç kalemlerinin belirgin biçimde artması, icra ve haciz süreçlerindeki kripto-ilişkili vakaların çoğalması, aile içi çatışmaların bu kayıplarla ilişkilendirilmesi ve -kamuoyuyla nadiren paylaşılan- intihar vakalarının bu arka planla bağlantısı; hepsi aynı sürecin son halkalarını oluşturmaktadır. Bu sonuçların bireysel zafiyetle açıklanması, yapısal nedenlerin üzerini örten ahlaki bir yanılsamadır.
Sonuç: Vibe'dan Enkaza Uzanan Zincir
Bu yazı boyunca izlenen analitik zinciri şu şekilde özetlemek mümkün: Pandemi koşulları, dijitalleşmeyi zorunlu kıldı. Bu zorunluluktan öte küresel sistemin bir dayatması şeklinde gelişti demek belki de daha doğru olacaktır. Dijitalleşme, para ile mesafeyi kapattı ve risk algısını bir süreliğine de olsa dumura uğrattı. Küresel para basma süreçleri, likiditesi artan dünya ekonomisine yeni bir varlık sınıfı sundu: Kripto para.
Bu varlık sınıfı teknik bir araç olarak değil, bir umut hikâyesi olarak yayıldı. Sosyal medya platformlarının öneri algoritmaları, kripto para propagandası yapan hesap ve paylaşımları öne çıkardı. İnsanlar aslında gerçek bir kazanç olasılığının peşinden gitmiyor, kripto varlıkların büyük kısmına sahip “balina” yatırımcıların toplu satış yapacakları noktalara doğru çekiliyordu yani bir tuzağa.
Coin’lerin düşüşünden sonra da kolay para vibe'ı bitmedi; kaldıraçlı işlemler, oradan sanal kumara aktı. Çünkü alışkanlık, varlıktan bağımsız olarak yerleşmişti. Bu kez masa yerine ekran, deste yerine grafik, krupiye yerine algoritmaydı. Ama his aynıydı: Bir hamle daha.
Bugün tartışılması gereken şey ne coin fiyatları ne de hangi sitenin engelleneceğidir. Asıl mesele şudur: Emeksiz kazanç fikri bu kadar derinlere kök saldığında, emeği merkeze alan bir toplumsal yapı nasıl ayakta tutulabilir? Bu soruya cevap vermeden, yasal düzenlemeler yalnızca sistemin görünen yüzüyle boğuşacak; zihinlerin içinde dönen çarkı durduramayacaktır.
Kısa yoldan zenginlik vaadiyle, sosyal medyada özellikle öne çıkarılan menkıbelerle aslında kitleselleştirilen, çünkü kitleselleştiremediğin büyük dönüşümler sürdürülemez, Habermas’ın meşhur Meşruiyet İlkesi, bir senaryo çalışıyor. Pandemi bir kurgu muydu değil miydi? Bu tartışmanın sonucu bilinmiyor ancak pandemiyi fırsat bilen küresel düzen, insanları yeni bir çağa geçirdi: Dijital çağ. Bu geçişi yaparken de insanlardaki en önemli güdülerden birini kullandı, kolay para kazanma, sonuç şu an Oblomov’unkine benzer bir durum halini alsa da insanın çöküşüne eş zamanlı olarak yeni bir hikâye yaygın hale geldi, yapay zekâ. Hikâyenin tam burasında yapay zekânın insanın hayatını kolaylaştıracak bir dönüşüm olduğunu zannetmek yine bir kurgunun ürünü; ortada insanın yerini almayı hedefleyen bir sistem inşa ediliyor. İşte tam burada da insanın çöküşü belki de yeter şartlardan biriydi. Bu çöküş başka bir yükselişin habercisi mi yoksa yeni ancak kadim bir çatışmanın yeninden başlangıcı mı? Bunu da başka bir yazıda incelemeye çalışacağız.
