1990’ların başında hayatımıza giren internet, dünya nüfusunun yaklaşık 5,6 milyar olduğu 1994’te 1 milyon kullanıcıya sahipken, 6 milyara yaklaştığı 1997’de 40 milyona, 1998’de ise 106 milyona ulaşarak kısa sürede hızlı bir yayılım göstermiştir. 2025[1] itibarıyla ise Birleşmiş Milletler verilerine göre yüzde 58,1’i kentsel alanlarda yaşayan 8,2 milyara ulaşmış dünya nüfusunun 5,56 milyarı internet kullanıcısıdır. Bu sonuç, geçen otuz yılda internetin küresel çapta devasa bir erişim ağına dönüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Buna paralel olarak, 1991’de dünya genelinde 16 milyon olan mobil telefon kullanıcısı, 2025 itibariyle (yüzde 87’si akıllı cep telefonu olmak üzere) toplamda 5,78 milyara ulaşmıştır. İletişim teknolojilerindeki bu gelişmeler, 1G’den 5G’ye uzanan teknik bir süreci ve ilerlemeyi temsil etmekle birlikte, mevcut teknolojilerin birbirini besleyerek dijitalleşmeyi hızlandırdığını; bunun sonucunda ise günlük yaşamdan iş yaşamına kadar bireylerin davranış kalıplarının, yaşam pratiklerinin ve alışkanlıklarının hızlı bir dönüşüme tâbi olduğunu göstermektedir.
Bu dönüşüm süreci, Prensky'nin (2001) ifadesiyle teknolojinin içine doğan “dijital yerliler” ile bu yeniliklere sonradan uyumlanmaya çalışan “dijital göçmenlerin” vücut bulmasına zemin hazırlamış; iki kuşak arasındaki bu farklı adaptasyon ve öğrenme süreçleri ise günümüzde “dijital ebeveynlik” rollerinin tanımlanmasını zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda dijital ebeveynlik; teknolojik imkânlardan verimli şekilde yararlanma, olası risklere karşı farkındalık geliştirme ve çocukları dijital dünyanın olumsuz etkilerinden koruma yetkinliklerini temel alan “yeni dönem” bir ebeveynlik modelidir. Bu süreçte ebeveynler, teknolojiyi bir kısıtlama alanı olarak görmek yerine çocuklarına sanal mecrada güvenli bir yol gösterici olurken, çocukların teknolojiyi verimli, üretken ve fayda odaklı kullanma becerisi kazanmalarını desteklerler.
Ebeveynlerin Dijital Farkındalığı
İnternet kullanımının 2 yaş altına kadar gerilediği, çocukların dijital dünyada kontrolsüz bir zaman yönetimi sergilediği ve şiddet, pornografi, cinsiyet yönlendirmesi, bağımlılık yapıcı madde ve davranışlar gibi zararlı içeriklere sıkça maruz kaldığı günümüzde, dijital ebeveynlik becerilerinin kazanılması artık bir tercih değil, zorunluluk olmuştur. Bu manada, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun 2023’te gerçekleştirdiği araştırma, çocukların yüzde 65’inin son bir yılda riskli bir davranışla karşı karşıya kaldığını ama ebeveynlerin sadece yüzde 5’inin bundan haberdar olduğunu; ebeveynlerin yüzde 70’ten fazlasının ise internette herhangi bir sorunla karşılaşılacağını düşünmediğini ortaya koymaktadır. Ebeveynlerin ilgi ve bilgi eksikliği, çocukların dijital dünyada kontrolsüzce vakit geçirmesine ve ciddi psikolojik risklerle baş başa kalmasına neden olmaktadır. Nitekim Yeşilay’ın 2021-2024 yıllarında 6-12 yaş arası 36 binden fazla öğrencinin üzerinde yürüttüğü çalışmada, ilkokul öğrencilerinin yüzde 40,8’sinin, ortaokul öğrencilerinin yüzde 36,2’sinin ve lise öğrencilerinin yüzde 47,5’inin internette planladıklarından çok daha fazla vakit geçirdiği saptanmıştır. Lise öğrencilerinin yüzde 28’inin internet kullanımı nedeniyle uykusuzluk çektiği, yüzde 33,3’ünün çevrim dışı kalarak akıştan koptuğunda bunalım, karamsarlık ve sinirlilik hali yaşadığı da bulgular arasındadır. İlkokul düzeyindeki çocukların yüzde 37,4’ünün, dijital ortamda karşılaştıkları olumsuz durumlara öfke ve tepkiyle karşılık vermesi ise dijital dünyanın çocukların duygusal dünyasında oluşturduğu tahribatı somut bir şekilde ifade etmektedir. Buna ek olarak, Türkiye'de 16-64 yaş aralığındaki bireylerin internette geçirdiği günlük 6 saat 57 dakikalık sürenin, neredeyse bir iş mesaisine karşılık gelmesi düşündürücüdür. Üstelik bu dijital mesainin yaklaşık 3 saatlik kısmını ise doğrudan sosyal medya kullanımı oluşturmaktadır. 16-64 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 94,8'inin dijital oyun oynaması ise, ekran bağımlılığıyla birlikte dijital oyun oynama alışkanlığının hangi boyutlara taşındığını gözler önüne sermektedir.[2]
Çocukların oynadığı dijital oyunlara yönelik ebeveyn farkındalığını inceleyen bir çalışmaya[3] katılanların bir kısmı, kendi dijital medya kullanımlarının olumsuz örnek teşkil etmesinden endişe duyarken, bir kısmı da çocukların ebeveynlerden ziyade akranlarını rol model aldığını savunmaktadır. Ayrıca geleneksel rollerin dijital ortamda da sürdüğü, denetim sorumluluğunun büyük oranda anneler üzerinde toplandığı, babaların ise iş yoğunluğu gerekçesiyle sürece mesafeli kaldığı dikkat çekici bir bulgudur. Araştırma, ebeveynlerin yüzde 82’den fazlasının çocuklarının oynadığı oyunların isimlerini dahi bilmediğini, kural koyma ve filtreleme yazılımları gibi dijital ebeveynlik becerilerinin gelir ve eğitim seviyesiyle paralellik arz ettiğini ve özellikle düşük gelirli ailelerin evlerinde bu tür önlemlerin neredeyse hiç bulunmadığını gözler önüne sermektedir. Ayrıca ailelerin siber zorbalık ve yabancılarla iletişim gibi riskleri doğrudan denetlemek yerine pasif bir tutum sergilediği, medya ve çevreden edinilen bilgilerin temel referans noktası sayıldığı saptanmıştır. Özetle bu çıktılar; medyanın bilinçlendirici yayınlar yapmasının yanı sıra, eğitim kurumları ve ilgili STK’ların hem ebeveynlerin rehberlik kapasitesini artıracak hem de çocukların öz denetim becerilerini güçlendirecek çift taraflı faaliyetlere ve stratejilere odaklanmasının hayati önem taşıdığını göstermektedir.

Dijital Oyunların 5G’si
1G’den 5G’ye uzanan fiber hızındaki internet, sadece teknik bir (d)evrim değildir. Bu bağlamda sosyal medyanın bireyi ve toplumu dönüştürme gücüne vurgu yapan “5G” metaforu (“Sosyal Medyanın 5G’si: Gerçeklik, Güzellik, Görgü, Gelecek ve Gizlilik”[4]), mevcut sorunları somutlaştıran bir formülasyon olarak dijital farkındalık adına hem bir uyarı levhası hem de bir yol haritası niteliği taşımaktadır. Bu manada dijital ebeveynlerin; “tahrif edilmiş gerçeklik algısı”, “algoritmanın dayattığı güzellik kriterleri”, “siber zorbalığa evrilen görgü kuralları ve gelenekseli hedef almış kurgusal normlar”, “idealize edilmiş vitrinlik hayatların yüklediği gelecek kaygısı” ve “gönüllü bir gözetim kültürüne kurban edilen gizlilik” başlıkları ile somutlaşan ve çocuklarla birlikte aileyi hedef alan bu dijital dayatmaya ve kuşatmaya karşı stratejik bir direnç geliştirmeleri elzemdir.
Dijital oyun mecralarını da benzer bir yapısal formülle ifade edebiliriz. Bu bağlamda, oyun dünyasının dinamiklerini ve getirdiği risk alanlarını; Güvenlik, Görüşme, Görev, Görünüm ve Ganimet unsurları üzerinden “Dijital Oyunların 5G’si” şeklinde kavramsallaştırmamız mümkündür. Bu formülasyon, oyun ekosisteminin barındırdığı risklere karşı çok boyutlu bir denetim ve rehberlik alanına işaret etmektedir. Bu bağlamda;
Güvenlik: Dijital oyun platformları; kimlik avı (phishing), veri hırsızlığı ve kötü amaçlı yazılımlar için kritik birer istismar noktası haline gelebilmektedir. Özellikle korsan (crack'li) yazılımlar; virüs ve casus yazılımlar aracılığıyla kişisel verilerin ele geçirilmesine, gizlilik ihlallerine ve finansal varlıkları hedef alan nitelikli dolandırıcılıklara zemin hazırlamaktadır.
Görüşme: Oyun içi sesli ve yazılı iletişim kanalları ile Discord benzeri platformlar; siber zorbalık (hakaret, dışlama, taciz) ve çevrim içi çocuk avcılığı (online grooming) ve istismarı için denetimsiz bir ortam sunmaktadır. Karşı tarafın kimliğinin gizlenebildiği bu mecralar; çocukları kandırma, manipüle etme ve cinsel istismar girişimleri açısından son derece elverişli bir zemin oluşturmaktadır.
Görev: Sürekli güncellenen hedefler ve ilerleme sarmalı, çocukları ekran başına zincirleyerek zaman algısını tahrip etmekte, akademik başarılarını ve sosyal sorumluluklarını yerine getirme kapasitelerini olumsuz etkilemektedir. Daha tehlikelisi, Mavi Balina ve Momo gibi oyunlardaki “kendine zarar verme” görevlerinin çocukların gerçeklik algısını zedeleyerek onları intihara sürükleyebilecek ciddi psikolojik tehditler oluşturmasıdır.
Görünüm: Sanal dünyadaki karakterlerin (avatar) bedensel kurgusu, çocuklarda gerçek benliğin önüne geçerek kimlik ve rol karmaşasına neden olabilmektedir. Kadın karakterlerin birer “arzu nesnesi”, erkek karakterlerin ise aşırı kaslı ve saldırgan temsilleri, toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirmekte ve gelişim çağındaki bireylerin vücut algısı ile öz saygısı üzerinde derin tahribatlar bırakmaktadır.
Ganimet: “Loot box” (ganimet kutusu) sistemleri, oyun içi satın almalar ve ödül mekanizmaları, oyunun dokusuna kumar psikolojisini işlemektedir. Oyun içi değerli eşyaların yasa dışı bahis sitelerinde ticarete dökülmesi, çocukları farkında olmadan kumara ve kontrolsüz tüketim alışkanlıklarına alıştırarak onları ticari birer sömürü nesnesi haline getirmektedir.
Özetle; dijital oyun dünyasındaki bu riskler, görüldüğü üzere birbirini tetikleyen bir tehdit sarmalıdır. Bu sebeple aslında her bir kavram birbiriyle ilintilidir. Dijital oyunların denetimsiz bir şekilde görüşmeye açık olması, platformu güvensiz bir etkileşim sahasına dönüştürebilmektedir. Bu güvensiz etkileşim zemini, görev sarmalı üzerinden kontrolsüz kanallardan alınan tehlikeli talimatlarla birleşerek bireyi ve toplumu tehdit eden bir mekanizmaya dönüşebilmektedir. Benzer şekilde, oyundaki ganimetlerin haz odaklı mekanizmalarla sunulması ve “şansın” görünüm üzerinden pazarlanması, kumar endüstrisinin dijital oyunlar üzerindeki etkisine (tasarım yoluyla bağımlılık) işaret etmektedir.
Sonuç olarak, sosyal medyanın ve dijital oyunların “5G” formülasyonları yan yana geldiğinde ortaya çıkan tablo, birbirini besleyen ve derinleştiren çift taraflı bir dijital kuşatmanın tezahürüdür. Dolayısıyla söz konusu bu mecralar, yalnızca bir eğlence aracı olarak değil; zamanı, ilişkileri ve benliği yeniden inşa eden yapısal bir deneyim alanı olarak ele alınmalıdır. Bu kuşatmaya karşı durabilmek için topyekûn bir şekilde dijital dünyaya ilişkin bilgi, farkındalık ve becerilerin geliştirilmesi bir mecburiyettir.
[1] https://wearesocial.com/uk/blog/2025/02/digital-2025-the-essential-guide-to-the-global-state-of-digital/
[2] Fidan, M., & Sönmez, N. (2025). Dijital ebeveynlik. Yeşilay Yayınları.
[3] Biricik, Z. (2021). Çocukların oynadığı dijital oyunlara ilişkin dijital ebeveynlerinin farkındalıkları üzerine bir inceleme. Erciyes İletişim Dergisi, 8(2), 523-544. https://doi.org/10.17680/erciyesiletisim.785287
[4] Abay Çelik, Z. E. (2026, 25 Nisan). Sosyal medyanın 5G’si ve sosyal medya bağımlılığı. Sabah. https://www.sabah.com.tr/yazarlar/perspektif/zeynep-esra-abay-celik/2026/04/25/sosyal-medyanin-5gsi-ve-sosyal-medya-bagimliligi
