Kriter > Dosya > Dosya / İran-İsrail Çatışması |

Netanyahu’nun Nihai Hedefi


Netanyahu ve diğer Siyonistler, İran’ın doğrudan İsrail’e saldırmasını sağlasalar da ABD ile İran arasında bir savaş çıkarma hedeflerine ulaşamadılar. Ancak bu hedeflerinden vazgeçmeyecekleri ve bundan sonra da başka provokasyonlarla İran’ı ve ABD’yi savaşın içine çekmeye çalışacakları söylenebilir. Bunun için hangi yollara başvuracaklarını ise zaman gösterecek.

Netanyahu nun Nihai Hedefi
(Selçuk Acar / AA, 20 Şubat 2024)

İkisi de soykırım suçlusu olan Netanyahu ile Hitler arasındaki en temel fark, Hitler’in hedeflerine ulaşmak için Almanya’nın gücünü kullanmasına karşılık Netanyahu’nun Siyonizm’in hedeflerine ABD’nin gücünü kullanarak ulaşmaya çalışmasıdır. Netanyahu açısından bu yolu mümkün kılan şey ise ABD’nin en az İsrail kadar Siyonizmin kalesi olmasıdır. Fakat Siyonizmin hedeflerine ulaşması için Gazze halkına karşı bütün dünyanın gözleri önünde işlenen soykırıma bile destek veren Amerikan yönetiminin izlediği bu politika, kendi hedefleri ve Amerikan halkının çıkarları ile ne kadar uyumludur? Bu sorudan önce Netanyahu’nun 200 günü aşkın süredir Gazze halkına karşı katliamlarını gerçekleştirirken hangi hedeflere sahip olduğu ve bu hedeflerin hangilerine ulaştığı sorularına cevap arayalım.

 

Mümkün Olduğunca Çok Filistinli Öldürmek ve Gazze’yi Yaşanılamaz Kılmak

Netanyahu hükümetinin öncelikli hedefi Gazze’yi yerle bir edip 7 Ekim’deki HAMAS saldırısında hayatını kaybettiği açıklanan İsrail vatandaşlarının onlarca katı Filistinliyi öldürmekti. Bu şekilde 7 Ekim’in intikamını almak, İsrail halkına yaşadıkları o travmayı unutturmak ve İsrail’in yenilmezliği mitini yeniden inşa etmek istiyordu. Bugüne kadar 7 Ekim saldırısında öldüğü açıklanan İsrailli sayısının 30 katından fazla Filistinliyi öldüren Netanyahu yönetimi bu birinci hedefine ulaşmış görünüyor. Uluslararası siyasal sistemin mevcut yapısı, ABD ve Avrupa ülkelerinin çoğunun verdiği destek ve onları dengeleyebilecek aktörlerin Filistin halkına sahip çıkma konusundaki isteksizliği, İsrail’in bu hedefe ulaşmasını kolaylaştırdı. Saldırıların Gazze halkına yaşattığı acıların özellikle sansürlenemeyen ya da az sansürlenen sosyal medya ve TRT, Anadolu Ajansı ve El Cezire gibi bağımsız çalışabilen bazı klasik medya kuruluşları yoluyla dünya halklarının gündemine taşınması, soykırımı gerçekleştiren İsrail’e ve ona destek veren ülkelere karşı ciddi bir tepkinin oluşmasına yol açtı. Ancak özellikle Batılı ülkelerde yapılan gösteriler, bu ülke yönetimlerinin soykırıma verdiği desteği sona erdirmelerini sağlamadı. Yani ne kadar çok Filistinlinin öldürüldüğü Siyonistler için önemli (ne kadar çok olursa o kadar iyi), başta Batılı ülkeler olmak üzere küresel güçlerin yönetimleri için çok önemli değil (içeride sistemi sarsacak büyüklükte protesto gösterilerine yol açmadığı sürece), dünya halklarının büyük bölümü için ise kabul edilebilir değil; fakat onların karşı çıkmasının şu ana kadar soykırımın önlenmesi konusunda bir faydası olmadı.

Netanyahu, halkına intikam alabildiğini, ölen her bir İsrailliye karşı 30 Filistinliyi öldürebildiğini gösterdi ancak bunun 7 Ekim’de İsrail’in yaşadığı güvenlik zafiyetini örtbas etmeye yetip yetmediği şimdilik bilinmiyor. HAMAS gibi, yıllardır abluka altındaki Gazze’de çok sınırlı silahlara sahip bir direniş örgütü karşısında 7 Ekim’de yaşanan hezimetin, İsrail iç siyasetinde hesabının sorulması, devam eden soykırım nedeniyle erteleniyor. Netanyahu da bu hesabı geciktirmek için çatışmayı uzatmaya ve yaymaya çalışıyor.

Netanyahu’nun ikinci hedefi Gazze’yi yaşanabilir olmaktan çıkarıp burada yaşayan 2,4 milyon insanı bu toprakların dışına sürmekti. Ancak İsrail dışında Gazze’ye sınırı olan tek ülke Mısır’ın bu plana karşı çıkması nedeniyle Netanyahu’nun bu hedefe ulaşması mümkün olmadı. Aksine Gazze halkı, yerle bir edilmiş olsa da işgalci İsrail askerlerinin çekildiği şehirlere geri dönüyor. Bunu engellemek isteyen İsrail askerlerinin sivil insanlara ateş açmasına ve bu şekilde binlercesini öldürmesine rağmen Gazze halkı vatanını terk etmiyor. Filistinlilerin bu direnci karşısında çaresiz kalan Netanyahu yönetiminin bütün Gazze’yi ele geçirmek yerine Batı Şeria’daki gibi bazı bölgelerine Yahudi yerleşimcileri (sivil Siyonist işgalciler) yerleştirmek gibi bir hedefe yönelmesi muhtemel gibi görünüyor. Bu şekilde İsrail halkına Gazze’nin bir bölümünü ele geçirdiği propagandasını yapıp koltuğunu korumaya çalışabilir.

Gazze'de yıkıntılar

 

Netanyahu HAMAS’ı Ortadan Kaldırabilir mi?

Netanyahu’nun üçüncü hedefi HAMAS’ın tamamen ortadan kaldırılmasıdır. HAMAS, Filistin halkının kılcal damarlarına kadar yer etmiş bir direniş örgütü olduğu için İsrail saldırıları, Gazze halkının tamamını hedef alıyor. Siyonistlere göre, annesini, babasını, kardeşini, çocuklarını ve yurdunu İsrail saldırganlığı nedeniyle kaybettiği için HAMAS’a katılmış ve İsrail’e karşı mücadele yürüten bütün savaşçıların öldürülmesi gerekiyor. Bu HAMAS savaşçılarının ailelerinin ve akrabalarının öldürülmeleri ve evlerinin bombalanması gerekiyor. Onlarla tanışıklığı bulunan, HAMAS’a sempati duyan bütün Filistinlilerin öldürülmeleri gerekiyor. Büyüdüklerinde HAMAS mensubu ya da sempatizanı olma ihtimali olan bütün bebeklerin öldürülmeleri gerekiyor. Doğduklarında HAMAS’ın potansiyel savaşçısı olmaya aday anne karnındaki ceninlerin, onları doğurmamaları için hamile kadınların öldürülmeleri gerekiyor. HAMAS’a karşı mücadeleyi bu şekilde yürütüyorlar. Peki, Netanyahu ve diğer Siyonistlerin bu hedeflerine ulaşabilme şansı var mı? Bunun için dünyada yaşayan bütün Filistinlileri öldürmeleri gerekir zira öldürdükleri her Filistinli ile birlikte çok daha fazlasının İsrail’e duyduğu kin ve HAMAS ya da benzeri direniş örgütüne katılma ihtimali artıyor. Bu durumda HAMAS’ı tamamen yok etmek için şu ana kadar Gazze’de öldürdükleri 34 bin 183 Filistinlinin dışında Gazze ve Batı Şeria’da yaşayan yaklaşık 5,5 milyon kişiyi daha öldürmeleri gerekiyor. İstedikleri her şeyi yapma konusunda ABD’nin sonsuz desteğine sahip olsalar da Netanyahu ve diğer Siyonistlerin HAMAS’ı tamamen yok etme hedefine ulaşmaları çok zor görünüyor.

 

Amerika’yı Savaşın İçine Çekmek

Netanyahu’nun dördüncü hedefi, yazının giriş kısmında ifade ettiğim gibi, 7 Ekim saldırısını fırsata dönüştürüp ABD’nin gücünü kullanmak suretiyle İran ve bölgedeki vekillerinin İsrail için oluşturduğu tehditten kurtulmaktır. Aslında İsrail’in yayılmacı politikalarının devam edebilmesi açısından Siyonistler için çatışmanın başlamasından beri en önemli hedefin bu olduğu söylenebilir. Netanyahu için ise bu hedef İsrail’in çıkarları yanında kendi siyasi geleceği ile de yakından ilgilidir zira çatışmanın genişlemesinin içerideki iktidar tartışmalarını hafifleteceğini ümit ediyor. İran’ın doğrudan çatışmanın içine çekilmesi, bölgede nükleer silah yapmaya en yakın ülke olduğu için, İsrail’in güvenliğine yönelik tehditler sıralamasında ilk sırada bulunan bu tehditten kurtulma fırsatı verecektir. Bunun için 2003’te Irak’ta olduğu gibi ABD’nin devreye girmesi, İran’daki rejimi yıkacak ve bu ülkeyi uzun süre ayağa kalkamayacak hale getirecek saldırıyı gerçekleştirme görevini üstlenmesi gerekiyor. Zira İran’ın iki hafta önce İsrail’e SİHA ve füzelerle gerçekleştirdiği saldırı, Netanyahu yönetimine Tahran’a karşı uzun süredir sözünü ettiği saldırıyı gerçekleştirmek için bir fırsat sundu ama İsrail’in bu saldırıya verdiği cılız karşılık Netanyahu ve generalleri tarafından yapılan tehditlerin bir blöf olduğunu gösterdi.

Netanyahu ve İsrail ordusunun İran’a karşı doğrudan bir savaşa girmekten kaçındıkları, İran’a saldırı işini ABD’ye yaptırmak istedikleri açık. Buradaki asıl sorun Amerikan yönetimini Irak’ta olduğu gibi İran’a karşı savaşa ikna edebilmek ki Irak tecrübesinden sonra Washington’ı böyle bir savaşa ikna edebilmek çok zor görünüyor. Fakat Netanyahu ve diğer Siyonistler pes etmiyor ve ABD’yi bu konuda harekete geçirmek için her yolu deniyorlar. Gerek İran içinde gerçekleştirdikleri suikastlarla gerekse de özellikle Suriye’deki İran hedeflerini vurarak Tahran’ı İsrail’e karşı ABD’yi de harekete geçirecek büyüklükte bir tepki göstermeye zorluyorlar. En son Şam’daki İran Başkonsolosluğunu vurarak gerçekten de İran’ın doğrudan İsrail’e saldırmasını sağladılar ancak bu saldırının yapılış biçimi ve yol açtığı zararın az olması seçim hazırlıklarındaki Biden yönetiminin İran’a karşı askeri müdahalesi için gerekli şartları sağlamadı. Yani Netanyahu ve diğer Siyonistler İran’ın doğrudan İsrail’e saldırmasını sağlasalar da ABD ile İran arasında bir savaş çıkarma hedeflerine ulaşamadılar. Ancak bu hedeflerinden vazgeçmeyecekleri ve bundan sonra da başka provokasyonlarla İran’ı ve ABD’yi savaşın içine çekmeye çalışacakları söylenebilir. Bunun için başka hangi yollara başvuracaklarını ise zaman gösterecek.

Netanyahu’nun 7 Ekim sonrasına ilişkin kısa vadeli hedefleri bunlardı. Bunlardan, mümkün olduğunca fazla Filistinli öldürmeyi ve Gazze’yi yerle bir etmeyi içeren birincisi haricindeki hedeflere şu ana kadar ulaşamadığı görülüyor. Ancak bu hedeflere ulaşması konusunda kendisine ciddi destek veren dünyadaki Siyonist ağın gücü, bu kısa vadeli hedeflerin yanında orta ve uzun vadeli hedefleri konusunda da bölge ülkelerinin endişelenmeleri için yeterli sebep oluşturuyor. Bu nedenle bölge ülkelerinin aralarındaki rekabet ve düşmanlıkları bir kenara bırakıp bu Siyonist ağın yayılmacı hedeflerine odaklanması hem kendi güvenlikleri hem de bölge istikrarı için kaçınılmazdır. İsrail ve arkasındaki Siyonist gücün Gazze’de işledikleri suçlar bu tehlikenin ciddiye alınması için yeterli değil midir?

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası