Dünya bugün çoklu kriz ve belirsizlik sürecinden geçerken olayların analizlerinde en çok ihtiyaç duyulan konuların başında rasyonellik gelmektedir. Ancak rasyonellik konusunda bir kavram kargaşası da bulunmaktadır. Kavramın kesin ve açık bir dille tarif edilmemesi, dış politika kararlarının rasyonel olup olmadığı gibi tartışmalara yol açmaktadır. Örneğin, ABD Başkanı Donald Trump’ın diğer bütün kararları gibi, İran’a saldırı kararının rasyonel olup olmadığı tartışmalara açıktır. Bu nedenle dış politika analizlerinde kılavuzluk rolü üstlenecek kavramsal tariflerin verilmesi elzemdir. Bu kısa görüş notu, ussallığın kavramsal çeşitliliğine dikkat çekmekte, karar verme süreçlerinde rasyonellik kavramının nelere işaret edebileceğini ortaya koymakta ve rasyonellik hususundaki mevcut kavram kargaşasına ışık tutmaktadır.
Rasyonellik Kategorileri
Rasyonellik kavramı farklı yönlerde tanımlanır. Tam rasyonellik kavramı; tek bir karar vericinin olduğu, karar vericinin neyi veya neleri hedeflediğini ve bu hedeflere ulaştıracak kararların neler olduğunu bildiğini, karar seçeneklerinin getiri ve maliyetleri temelinde onları değerlendirdiğini ve tercihlerini tutarlı bir şekilde sıraladığını varsayar. Örneğin, A, B ve C üç farklı dış politika kararı ise ve A, B’ye ve B de C’ye tercih ediliyorsa o zaman A’nın C’ye tercih edilmesi gereğini ve bu değerlendirmeler temelinde en yüksek getiri ve en düşük maliyeti olan kararın alındığını farz eder.
Kısıtlı rasyonellik kavramı, bir veya birden çok karar vericinin bulunduğunu, karar verici veya vericilerinin neyi veya neleri hedeflediğini tam bilemediklerini, hatta hedefler biliniyorsa bu hedeflere ulaştıracak kararların neler olduklarını bilmediklerini, tam olarak bilinmeyen seçeneklerin değerlendirilmesinin ve tercihlere göre sıralanmalarının mümkün olmadığını, son olarak karar verici veya karar alıcıların bu kısıtlamalar altında hareket ettiklerini varsayar.
İrrasyonellik kavramı ise karar verici veya vericilerin ne hedeflediklerini ve bu hedeflere götüren kararların neler olduklarını bilmelerine rağmen en düşük getirisi ve en yüksek maliyeti olan kararı aldığını varsayar.
ABD Yönetimi Ne Kadar Rasyonel?
Belirsizliğin hâkim olduğu dünyada, tam rasyonellik koşullarının sağlanması doğal olarak imkânsızdır. Ama ekonomide, doğru olması su götürür bir varsayımın kullanılmasıyla öngörüler elde etmek, bilimsel bir yaklaşım olarak kabul edilir. Bu bakış açısından tam rasyonellik bize sadece açıklamalar vermez, olayların ileride ne şekil alacaklarını da gösterir. Uluslararası ilişkilerde tam rasyonellik varsayımı, basitçe tek bir karar vericinin bulunduğu, karar vericinin belli amaçları olduğu, karar vericinin amaçlarına ulaştırabilecek yollar üzerinde en yüksek getiri ve en düşük maliyeti olanı seçme kabiliyeti olarak anlaşılır. Rasyonellik kavramı, artan belirsizlik ve girift ilişkilerin olduğu uluslararası ilişkilerde, karmaşıklığı tasvir etmenin ötesinde çözümlemeler yapmaya yarar. Bu nedenle tam rasyonellik varsayımı, ABD Başkanı Trump’ın İran’a karşı askeri harekât kararını, bu kararın getireceği sonucun istediği amaca en düşük maliyet ve en yüksek getiri sağlaması nedeniyle, aldığını ima eder. Tam rasyonellik kavramı, Trump’ın kararının, onun sadece Hürmüz Boğazını açmak için değil İran rejimini devirmek amacı taşıdığını da varsayabilir. Bu iki amaca tek bir askeri harekâtla ulaşmanın rasyonel analizi, yine getiri ve maliyet karşılaştırması bazında yapılır.
Kısıtlı rasyonellik koşulu olan tek bir karar vericinin bulunmadığı durumlarda, ortak her karar vericinin üzerinde hemfikir olduğu ve hangi kararın alınması gerektiği üzerinde bir oy birliği kolaylıkla ortaya çıkmaz. Örnek olarak ABD Başkanı Trump ve iki yardımcısı Hegseth ve Rubio’nun İran’a kara harekâtı konusunda fikir teatisinde bulunduklarını düşünelim. Karar vericilerin önünde üç seçenek var: İran’a topyekûn kara harekâtı (K), sadece Hark Adası’na harekât (H) ve kara harekâtının yapılmaması (N). Varsayımımız karar vericilerin bu üç seçenek üzerinde şu tercih sıralamalarının bulunduğu:
Trump: K > H > N;
Hegseth: H > K > N;
Rubio: N > H > K.
Bu tercih sıralamaları altında İran’a topyekûn kara harekâtını (K) sadece Trump istiyor, Hegseth ve Rubio ise kara harekâtı yapılmaması hususunda tam tersi tercihlerde bulunuyor. Rubio, Trump ve Hegseth’in tercihlerinin tam tersine kara harekâtını desteklemiyor. Karar vericilerin üç kişiden fazla olması durumunda bir fikir birliğinin oluşması giderek imkânsızlaşıyor. Bu nedenle, ABD tek karar verici olarak düşünüldüğünde, en az üç karar vericinin hemfikir olması şartı altında, hedefler ve bu hedeflere ulaşım yolları üzerinde fikir birliğine varılması kolayca açıklanamıyor.
Trump’ın bir kara harekâtına karar vermesi, irrasyonel karar alma tarifine göre kendisinin ihtiyaç duyduğu tüm verilere sahip olmasına rağmen en maliyetli kararı alması anlamına geliyor. Yani aslında Trump’ın kararı, kara harekâtının sonuçlarının ABD için son derece ağır olacağını bilmesine rağmen bu seçimi yaptığı yönünde yorumlanıyor.
Trump’ın geçmiş kararlarının onun amaçlarının ne olduğu hakkında fikir vereceği tezi ise deneyimcilikle örtüşüyor. İrrasyonel kararların kaynaklarına gözlemlerle inilebileceği teziyle, rasyonellik varsayımı kullanılarak saf muhakemeyle deneylere muhtaç olmadan kararların analiz edilebileceği savları, taban tabana zıt iki görüş oluşturuyor. Geçmişte Trump’ın aldığı kararların benzerlerinin şimdi İran konusunda da alınacağı tezi ise sağlam temellere kolayca oturtulamıyor.
Trump’ın eğer İran Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine açmazsa İran’ın enerji altyapı ve santrallerini, petrol üretim tesislerini vurma, hatta İran’ı ortadan kaldırma tehdidini tam rasyonellik, kısıtlı rasyonellik ve irrasyonellik koşulları altında analiz edebiliriz. En basit terimlerle Trump’ın tehdidi, Hürmüz Boğazı’nın açılması için en fazla getiri ve en az maliyeti olan askeri seçenek. Ama tam rasyonellik birçok koşulu ihtiva ediyor:
- Trump tek başına karar veriyor,
- Trump, bu tehditle neyi ve neleri hedeflediğini biliyor,
- Trump, bu tehdidi en az maliyeti ve en yüksek getirisi olan seçenek olarak değerlendiriyor,
- İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açması için başka askeri, diplomatik yollar bulunurken tehdit, bütün bu yollar arasında Trump’ın tutarlı bir tercihi olarak ortaya çıkıyor.
Benzer bir şekilde, Trump’ın neyi hedeflediğini tam olarak bilmemesi ve operasyon tipleri üzerinde tutarlı veya tutarsız tercih sıralamalarına sahip olduğu kısıtlı rasyonellik, Trump’ın neyi hedeflediğini bilmesine rağmen getirisi en düşük ve maliyeti en yüksek kararı almasını, bir irrasyonellik örneği olarak gösterebiliriz.
ABD Dış Politika Analizinde Bürokratik Model ve Kısıtlı Rasyonellik
Saydığımız koşullar aslında farklı yorumların yapılmasının yollarını açıyor. Trump’ın tek başına bu tehdit kararını almadığı görüşü, Hegseth ve Rubio’nun (Vance ve diğer aktörlerin) bu karara karşı çıkıp çıkmadıklarının araştırılmasını gerekli buluyor. Eğer alınacak tedbirler, tehditler arasında bu karar vericilerin tercihlerinin nasıl bir tutarlılık gösterdiği, bu araştırmanın özünü oluşturuyor. Her bir karar vericinin, farklı amaç ve İran’a yönelik tercih sıralamaları varken nasıl tek bir karara gidildiği açıklama gerektirir. Bu yönde bir açıklama yapmak bürokratik karar alma modelini kullanmakla mümkün olabilir. Bu üç karar vericinin tercih sıralamasının eş değer olması koşulu yine bürokratik analiz yoluyla yapılabilir.
Bürokratik model, bir devletin karar alma mekanizmasını birden çok karar vericinin birbirleriyle pazarlık ve müzakeresi ile eş değer görür ve bir dış politika kararının bu müzakerelerin sonucu olarak ortaya çıktığını öne sürer. Bu müzakereler; karar vericilerin birbirleriyle olan görüşmeleri, fikir ayrılıkları ve birliktelikleri, her karar vericinin bürokratik sıralamadaki yerleri ve birbirlerinin tercihlerini değiştirebilme güçleri altında ilerler. Örnek bir bürokratik model sorusu şu olabilir: İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açması için bir ABD operasyonu üzerinde Trump-Hegseth görüşmesinden çıkacak sonuç ne olabilir ve bu sonuç Rubio tarafından nasıl yorumlanır? Bu soruyu Trump-Rubio, Rubio-Hegseth görüşmelerine de uygulayabiliriz. Üç ya da daha fazla karar vericinin birbirlerini etkileme, birbirlerinin fikirlerini değiştirme kabiliyetlerinin, her biri tarafından nasıl algılandıkları, daha da ileri gidersek bu algıların başkaları tarafından nasıl algılandığı sorunsalları, bürokratik modeli bir modelden çok son derece detaylı bir betimleme mekanizmasına dönüştürüyor.[1] İran’ın Trump ve diğer karar vericiler tarafından ortaklaşa bir karar olarak tehdit edilmesinin diğer askeri ve diplomatik yollarla maliyet ve getiri karşılaştırılmaları, bu tehdidin irrasyonel olarak değerlendirilmesini de mümkün kılabilir. Trump, yardımcıları ile Hürmüz Boğazı meselesini görüşüp Boğazı petrol ulaşımına açmak için gerekli önlemleri tartışırken en yüksek getiri ve en düşük maliyeti olan yolu seçmek yerine belli bir kıstasa göre “şimdilik en işe yarar görünen” seçimi de yapmış olabilir.[2]
İnşacılık kuramı ise Hürmüz Boğazının petrol ticaretine tekrar açılması konusunda ABD saldırısı kararının, Trump ve yardımcılarının, durumu kendi öznel görüşlerine göre yorumlayarak aralarında bu konuda bir dil geliştirmeleriyle mümkün olduğu savını öne sürer.[3] İnşacılık bu şekilde Trump’ın kararını hem kendisi hem de yardımcılarının bu meseleye öznel bakışlarının ABD ulusal menfaatini hangi anlamda inşa ettiği konusunu öne çıkartır. İnşacı yorum, aslında şimdilik en işe yarayan seçimin, Trump ve yardımcılarının görüşmelerinin ABD çıkarlarını sosyal bir yapı olarak ortaya koyduğunu ve şu duruma göre tatmin edici bir seçim olduğunu gösterebilir. Böylelikle açıklanan ateşkes kararını, hem rasyonellik çerçevesinde hem de Trump ve yardımcılarının aralarında geliştirdikleri dil ve ABD çıkarları yorumlarıyla ortaya çıkan bir sosyal yapı ürünü olarak değerlendirebiliriz.
Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz: ABD’nin İran’a kara harekâtı kararı değişik rasyonellik kavramları altında açıklanabilir ve yorumlanabilir. Bu açıklamalar, gelişi güzel olarak değil ama belli kıstaslar altında mümkün olur. Farklı kıstaslara göre yapılan analizler ve açıklamalar hem aydınlatıcı görüşler ortaya koyar hem de kullandıkları ve içerdikleri belirli varsayımlarla kavram kargaşasını sona erdirirler.
[1] Üçten fazla karar verici olması durumunda bürokratik modelin aydınlatılmasını istediği ilişkiler ve bunların birbirleriyle etkileşimleri gittikçe karmaşıklaşır. Bu nedenle bürokratik model, bir basite indirgemeden çok bir ülkenin liderleri, karar vericileri arasında geçenlerin tüm detaylarıyla tasvirine dönüşür ve açıklayıcı bir model olmaktan çıkar.
[2] Bu kavram İngilizce “satisfaction” ve “maximization” terimlerini birleştiren “satisficing”, Türkçe “tatmin edici seçim” olarak bilinir ve Nobel ödüllü bilim adamı Herbert A. Simon tarafından formüle edilmiştir: Herbert A. Simon, Models of Man (New York: John Wiley and Sons, 1957).
[3] İnşacı yaklaşımı öne süren Jutta Weldes’dir: Jutta Weldes , “Constructing National Interest”, European Journal of International Relations 2/3 (1996): 275-318.
