Kriter > Dosya > Dosya / Dünya Siyaseti |

Durand Hattı’nda Açık Savaştan Diplomatik Dengelere


İki ülke arasındaki gerilimin temelinde, Pakistan’ın “ölümcül üçlü” olarak tanımladığı güvenlik tehdidi yatıyor: Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP), Beluç ayrılıkçılar ve İslam Devleti Horasan (İD-H). Pakistan’a göre TTP’nin lider kadrosu ve operasyonel altyapısı, Afganistan topraklarında güvenli sığınaklar bulmakta ve Taliban yönetiminin pasif hoşgörüsü sayesinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Pakistan içerisinde son yıllarda terör eylemlerini artıran Belucistan Kurtuluş Ordusu gibi örgütlerin TTP ile iş birliği yaptığı iddiaları ise İslamabad’ın tehdit algısını derinleştiriyor.

Durand Hattı nda Açık Savaştan Diplomatik Dengelere
Afganistan: Pakistan, başkent Kabil ve diğer bölgelerimizi hedef aldı. (Hamid Sabawoon / AA, 13 Mart 2026)

Şubat 2026’da Pakistan’ın Afganistan’a karşı “açık savaş” ilan etmesiyle başlayan süreç, bölgede on yılın en ciddi askeri tırmanışına sahne oldu. Pakistan ordusunun “Ghazab Lil Haq” (Haklı Öfke) operasyonu kapsamında Kabil, Kandahar ve Paktia’daki Taliban askeri tesislerini vurması, iki komşu ülke arasındaki güvenlik ikilemini niteliksel olarak değiştirdi. Türkiye ve Katar’ın arabuluculuğuyla Ekim 2025’te sağlanan ateşkesin ardından yaşanan bu tırmanış, sorunun yapısal çözümünde diplomatik çabaların ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.

Son olarak 16 Mart 2026’da Pakistan’ın Kabil’de eski bir NATO kampı olan Camp Phoenix’te faaliyet gösteren Omid Uyuşturucu Tedavi Merkezi’ni vurması, uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Afgan yönetimine göre saldırıda en az 400 sivil hayatını kaybederken, Birleşmiş Milletler 143 ölüyü doğruladı. Pakistan ise bu iddiaları reddederek, hedefin “terörist altyapısı” olduğunu ve ikincil patlamaların cephanelik varlığını doğruladığını savundu.

 

Çatışmanın Devam Eden Dinamikleri ve Yanlış Hesaplamalar

İki ülke arasındaki gerilimin temelinde, Pakistan’ın “ölümcül üçlü” olarak tanımladığı güvenlik tehdidi yatıyor: Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP), Beluç ayrılıkçılar ve İslam Devleti Horasan (İD-H). Pakistan’a göre TTP’nin lider kadrosu ve operasyonel altyapısı, Afganistan topraklarında güvenli sığınaklar bulmakta ve Taliban yönetiminin pasif hoşgörüsü sayesinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Pakistan içerisinde son yıllarda terör eylemlerini artıran Belucistan Kurtuluş Ordusu gibi örgütlerin TTP ile iş birliği yaptığı iddiaları ise İslamabad’ın tehdit algısını derinleştiriyor.

Çatışmanın temelinde TTP gibi terör sorunu ve Durand Hattı gibi anlaşmazlıklar var olsa da, çatışma başladığı andan itibaren uzlaşmanın önünde engel olarak üç pazarlık sürtüşmesi gözden kaçırılmamalıdır. Bu kapsamda her şeyden önce asimetrik bilgi nedeniyle tarafların birbirlerinin kırmızı çizgilerini yanlış okuduğu söylenebilir. Bunun yanında taahhüt problemi ise daha derindir: Afgan Talibanı, TTP ile olan ideolojik, kimliksel ve savaş alanı bağları nedeniyle Pakistan’a verdiği sözleri güvenilir kılamamaktadır. Taliban’ın konuyu “egemenlik” meselesi olarak tanımlaması ise konunun bölünemezliği görünümü oluşturarak uzlaşmayı siyasi olarak zorlaştırmaktadır.

Dikkat çekici bir stratejik dinamik ise “bayrak etrafında kenetlenme” etkisidir. Pakistan’ın askeri baskısı, Taliban içindeki Kandahar (Ahundzade) ve Kabil (Hakkani-Yakup) fraksiyonları arasındaki ayrışmaları derinleştirmek yerine, dış tehdit karşısında hareketin birliğini pekiştirme potansiyeli taşımaktadır. Taliban sözcülerinin, operasyonları “Afganistan toprak bütünlüğünün savunması” olarak çerçevelemesi, bu birleştirici etkiyi açıkça yansıtmaktadır.

 

Pakistan’ın İkilemi: Asimetrik Savaş Riski ve İç Meşruiyet Krizi

Pakistan şu ana kadar konvansiyonel askeri üstünlüğüne güvenerek Taliban’ı TTP konusunda somut tavizler vermeye zorlamayı hedeflemektedir. Ancak bu strateji, iki temel risk barındırmaktadır. Birincisi, Afganistan’ın asimetrik savaş potansiyelidir. Taliban’ın yıllarca süren gerilla savaşı deneyimi, Pakistan’ı uzun süreli bir yıpratma savaşına çekme kapasitesine işaret etmektedir. İkincisi ve belki de daha önemlisi, Pakistan’ın kendi iç meşruiyet açığı tartışmalarıdır. Hayber Pahtunhva’daki siyasi çekişmeler, Peştun Tahaffuz Hareketi’ne yönelik baskılar, ekonomik kriz ve IMF kemer sıkma politikaları, devletin militanlıkla mücadelede ihtiyaç duyduğu toplumsal iş birliğini zayıflattığı tartışmalarını da beraberinde getirmektedir.

Madde bağımlılarının tedavi edildiği hastane, Kabil
Afganistan yönetiminin sözcü yardımcısı Hamdullah Fitrat, Pakistan'ın başkent Kabil'de düzenlediği saldırılarda, madde bağımlılarının tedavi edildiği hastanede 400 kişinin öldüğünü, 250 kişinin yaralandığını açıklarken Pakistanlı yetkililer "hastane değil terör altyapıları hedef alındı" ifadesini kullandı. (Hamid Sabawoon / AA, 17 Mart 2026)

 

Bölgesel ve Küresel Boyut: Bagram’dan Yeni Rusya Vizyonlarına

Çatışmanın bugüne kadar en kritik boyutlarından biri, Afganistan-Pakistan geriliminin bölgesel ve küresel güç rekabetiyle kesişmesi olarak değerlendirilmiştir. Pakistan’ın Hindistanlı askeri personelin Taliban üyelerine eğitim verdiği iddialarıyla 1 Mart 2026’da eski ABD üssü Bagram’ı hedef alması, sembolik ve stratejik açıdan büyük önem taşımaktadır. Çatışmanın ilk aşamalarında ABD’nin Bagram’a geri dönme olasılığı üzerinden ortaya çıkan gündem, Pakistan’ın bu süreçte oynayabileceği rol bağlamında Çin’in tepkisi ve İran’ın endişeleri açısından çatışmayı ikili sınır anlaşmazlığının ötesine taşımıştı.

ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşın yaşandığı bugünlerde ise gündem, İran-Taliban arası ilişkilere ve Rusya’nın bölgedeki rolüne doğru kaymıştır. ABD-İsrail’in İran ile giriştiği savaşın ilk günlerinde Ali Hamaney’in Afganistan üzerinden kaçma planları yaptığı ve olası bir kara harekâtında Afgan Talibanı’nın Tahran’a destek olacağı iddiaları, Amerikan istihbarat raporlarında yerini almıştır. Bugünlerde İran’a istihbarat desteği sağlayarak savaşın gidişatını değiştirdiği iddia edilen Rusya’nın ise sadece Körfez’de yeni bir güvenlik mimarisi önerisinde bulunmadığı, aynı zamanda Güney Asya’da da bölgenin etkileyici gücü olarak yeniden ortaya çıkışı tartışılıyor.

Rusya, Afganistan’ı “Dördüncü Sanayi Devrimi” için hayati önem taşıyan ve kendi kaynaklarını tamamlayacak kritik minerallerin güvenilir bir tedarikçisi olarak görüyor. Ayrıca yeni Kuzey-Güney Koridoru bağlamında Afganistan-Pakistan üzerinden geçecek hattın İran’a alternatif olmasını arzuluyor. Ancak bu girişim de İslamabad-Kabil arasındaki ilişkilerin iyileşmesi durumunda mümkün olabileceğinden, Pakistan’ın ABD-İran çatışmasındaki arabuluculuk girişimi daha anlamlı hale geliyor.

 

Pakistan’ın Yeni Rolü: ABD-İran Çatışmasında Arabuluculuk

Bölgenin içerisinde bulunduğu karmaşık jeopolitik tablonun tam ortasında Pakistan, ani bir diplomatik rol üstlenmeye aday olarak kendini göstermiştir. 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak askeri operasyon başlatmasının ardından, Pakistan kendini ABD-İran arasında “baş arabulucu” olarak konumlandırmaya istekli görünmektedir.

Financial Times gibi kaynakların haberlerine göre, Pakistan Ordusu Başkomutanı Mareşal Asim Munir, 22 Mart 2026’da ABD Başkanı Donald Trump ile doğrudan görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşme, Pakistan’ın Tahran ile olan bağlarını ve Trump yönetimiyle geliştirdiği sıcak ilişkileri kullanarak savaşa diplomatik bir çözüm bulma çabasının zirvesini oluşturmaktadır. Pakistanlı yetkililer, İranlı mevkidaşları ile Trump yönetiminin özel elçileri Steve Witkoff ve Jared Kushner arasında arka kanal diplomasisi yürütmekte ve İslamabad’ı potansiyel bir zirve mekânı olarak önermektedir.

Başbakan Şahbaz Şerif, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile birden fazla kez görüşerek Pakistan’ın “yapıcı rol oynamaya devam edeceğini” bildirmiştir. Pakistan’ın bu girişimleri, daha önce benzer rollerde öne çıkan Umman ve Katar’ın yanına yeni bir aktör olarak eklenme potansiyeli taşımaktadır. Pakistan’ın ABD üslerine ev sahipliği yapmaması, İran’ın hedefi olmaktan kurtulmasını sağlarken; Suudi Arabistan ile yeni imzalanan savunma anlaşması (birine yönelik saldırı her ikisine yönelik sayılacak) ve dünyanın en büyük ikinci Şii nüfusuna ev sahipliği yapmasının, bu arabuluculuk rolü için kritik bir işlev sağladığı savunulmaktadır.

 

Sonuç: Ateşkes mi, Kurumsallaşan Çatışma mı?

Önümüzdeki dönem için üç olası senaryo öne çıkmaktadır. Birincisi, Türkiye, Katar, Suudi Arabistan veya Çin’in arabuluculuğunda Taliban’ın TTP konusunda doğrulanabilir tavizler vermesi ve kontrollü bir gerilim azaltma sürecine girilmesidir. İkincisi, Durand Hattı boyunca düşük yoğunluklu çatışmanın kurumsallaşması, sınır ötesi saldırıların ve misillemelerin normalleştiği bir askeri rekabet dönemine girilmesidir.

Üçüncü ve en tehlikeli senaryo ise Pakistan’ın askeri baskısının ters tepmesi, dış tehdidin Taliban içindeki fraksiyonları birleştirmesi ve her iki tarafın da kontrol edemediği uzun vadeli bir çatışma döngüsüne girilmesidir. Pakistan’ın 16 Mart’taki saldırıda bir rehabilitasyon merkezini vurması ve bunun doğurduğu uluslararası tepki, bu senaryonun sinyallerini taşımaktadır.

Şu an için Pakistan’ın önceliği, hem Afganistan sınırında istikrarı sağlamak hem de ABD-İran arasında başlattığı arabuluculuk girişimini başarıya ulaştırmaktır. Ancak bu iki cepheli diplomatik-askeri denge, İslamabad’ın son yılların en büyük stratejik sınavını verdiğini göstermektedir. Ramazan Bayramı dolayısıyla sağlanan geçici ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşüp dönüşmeyeceği, önümüzdeki haftalarda tarafların atacağı adımlarla şekillenecektir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası