Kriter > Dosya > Dosya / İran-İsrail Savaşı |

İran-İsrail Savaşının Ekonomik Etkileri


Bu savaş, küresel ekonomide güvenlik başta olmak üzere pek çok konunun yeniden tartışılmasına yol açmış durumda. Küresel ticaret, başta enerji güvenliği ve ulaşım ağlarının kontrolü olmak üzere pek çok açıdan olumsuz etkilendi. Özetle savaş, sadece sahada değil piyasa ekranlarında ve enerji boru hatlarında da yaşandı. Sonuç olarak bu savaş, küresel ekonomik düzeni temelden etkileyebilecek dinamikler taşıyor.

İran-İsrail Savaşının Ekonomik Etkileri

Haziran 2025’te patlak veren İran-İsrail Savaşı, iki ülke arasındaki askeri çatışma olarak kalmayacak. Bu savaş, küresel ekonomide güvenlik başta olmak üzere pek çok konunun yeniden tartışılmasına yol açmış durumda. Küresel ticaret, başta enerji güvenliği ve ulaşım ağlarının kontrolü olmak üzere pek çok açıdan olumsuz etkilendi. İran-İsrail Savaşı, finansal piyasaları da baskıladı. Altın ve hisse senetleri gibi pek çok finansal varlığın fiyatı etkilenirken küresel merkez bankaları da savaşın ilerleyişini göz önünde bulundurarak kararlar aldı. Özetle savaş, sadece sahada değil, piyasa ekranlarında ve enerji boru hatlarında da yaşandı. Sonuç olarak bu savaş, küresel ekonomik düzeni temelden etkileyebilecek dinamikleri taşıyor.

 

İran ve İsrail’in Mevcut İktisadi Görünümü[1]

Oluşturduğu sürekli savaş atmosferi ve uyguladığı sıkı para politikası nedeniyle İsrail ekonomisi 2024’te yavaşladı. İsrail’in politik tercihleri, yatırımlar ve iç talep üzerinde baskı oluşturarak ülkenin büyümesini engelliyor. Öte yandan savaş ortamı, istihdam ölçümlerini de sorunlu hale getiriyor. Temmuz 2024’te yüzde 2,8 gibi tarihi düşük seviyedeki bir işsizlik oranı görüldü ancak bu durum, iş gücü kaybından kaynaklanmış olarak değerlendiriliyor. Ülke içindeki siyasi gerilim ve reform arayışları nedeniyle tüketim malları üzerindeki vergilerin artırılması yönündeki mali ayarlama planı, enflasyonist baskıların oluşmasına yol açabilecek en önemli gelişmelerden. Finansal koşulların sıkılığı ve savaş ortamı, özellikle bilişim ve inşaat sektörlerinde şirket kârlarını baskılayarak iflas risklerini artırabilir. Bu noktada azalan kamu tüketiminin de büyüme üzerinde baskı oluşturması ihtimal dahilinde.

Türkiye ile dış ticareti durma noktasında olan İsrail, yeni girişimlere önem veren bir start-up ülkesi. Hizmet ihracatının da taşıyıcısı olan yeni girişimlerin ise jeopolitik gelişmelerden etkilenmesi kaçınılmaz. İsrail’in göreli olarak dezavantajlı görülmediği bir nokta ise enerji. Ülke içindeki yüksek doğal gaz üretimi nedeniyle, İsrail piyasaları emtia fiyatlarına karşı daha az reaksiyon gösterebiliyor.

İran tarafına bakıldığında ise savaş öncesinde de büyümede bir yavaşlama bekleniyordu. Bu durumun, temel nedeni yüksek enflasyon nedeniyle iç talebin zayıflaması ve küresel ölçekte uygulanan yaptırımların ağırlaşması. Merkez Bankası’nın sıkı para politikası, kredi genişlemesini kısıtlarken, ABD’nin Nisan 2024’te devreye aldığı ilave yaptırımlar, İran’ın dış pazarlara erişimini giderek zorlaştırdı.

Öte yandan İran, petrol kaynaklarına sahip olmanın büyüme üzerindeki avantajını yaşasa da Çin’in talebindeki olası düşüş, bu noktada baskı oluşturuyor. Azalan petrol talebi İran için risk. İran için bir diğer risk ise ülkedeki ekonomik sıkıntılar ve sosyal memnuniyetsizlik nedeniyle ivme kazanan protestolar. Özetle İran, düşük büyüme ve yüksek enflasyon riski yaşamakta.

 

Ekonomide Alarm: Hürmüz Boğazı ve Finansal Piyasalar

İsrail’in ve ABD’nin özellikle İran’ın nükleer altyapısına yönelik saldırıları, küresel petrol piyasalarında domino etkisi yaptı. Savaşın ilk haftasında brent tipi petrol yaklaşık yüzde 10 değer kazandı. Jeopolitik belirsizliğin getirdiği spekülatif davranışlar ve arz kapasitesine ilişkin soru işaretleri, bu fiyatlamada etkili oldu. Bununla birlikte, piyasalar sadece veri odaklı açıklamalara değil siyasi açıklamalara da refleks gösteriyor. Yüz dolar bandını aşarak yüz elli dolar bandına yaklaşan tahminler, yalnızca enerji değil, tüm ekonomik sistemi sarsabilecek senaryoları gündeme taşıyor. Zira petrol, küresel büyümenin mihenk taşlarından bir tanesi. Petrol fiyatlarının artması, küresel üretimi ve büyümeyi azaltabilir.

Bu noktada küresel petrol ticaretinin ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık olarak beşte birinin gerçekleştiği Hürmüz Boğazı, dikkatlerin odaklandığı önemli bir nokta. Bu boğazın İran tarafından kapatılması veya gemi geçişlerinin aksaması nedeniyle oluşabilecek belirsizlikler enerji fiyatları üzerinde önemli bir baskı.

Hürmüz Boğazı’nın savaş sırasında kapatılma ihtimali, yeni ticaret yollarına olan ihtiyacı da gündeme getirdi. Deniz taşımacılığını da doğrudan etkileyecek olası bir Hürmüz Boğazı kapatması, sigorta primlerini ve navlun ücretleri yükselterek uluslararası ticarette ilave maliyet artışlarına yol açabilecek. Bu noktada alternatif rotaların sınırlı kapasitesi de risk teşkil ediyor. [2] Örneğin, önümüzdeki on yıllık dönem için üretime 50 milyar doları aşan bir katkı vermesi beklenen ve bölgesel ekonomik gelişmeye katkı verebilecek Kalkınma Yolu Projesinin olumlu etkileri, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması halinde baskı altında kalabilir.[3]

Gerek Hürmüz Boğazı’nın önemi gerekse savaşın sürdüğü temel sahanın nükleer enerji tesisleri kaynaklı olması, küresel enerji denkleminde yeni arayışları gündeme getirmekte. Önümüzdeki dönemde nadir toprak elementleri, rüzgar enerjisi ya da hidrokarbon gibi kaynakların giderek popülerlik kazanması beklenebilir. Öte yandan, savaşın başlamasıyla birlikte küresel borsalar başta olmak üzere finansal piyasalarda yaşanan sert satışlar ve yüksek oynaklıklar, çatışma ihtimali sürdükçe ya da ateşkes korunamadıkça daha sık gündeme gelebilir.

Hürmüz Boğazı, AA İNFO

Basra Körfezi'nin ağzındaki dar bir su yolu olan Hürmüz Boğazı, Ortadoğu'daki petrol ve LNG üretimini Umman Denizi ve Hint Okyanusu üzerinden dünya pazarlarına bağlıyor. (Murat Usubali / AA, 17 Haziran 2025)

 

Para Politikalarında Yeni Denge Arayışı ve Makroekonomik Etkiler

Enerji fiyatlarındaki artış, küresel ölçekte enflasyon üzerinde doğrudan etkili. Petrol fiyatlarındaki yüzde onluk fiyat artışının, etkisi ülkeler bazında farklılaşsa da enflasyonda 0,4 puanlık bir yükselişe neden olması beklenebilir.[4] Bu tablo, 2024 boyunca faiz indirimi sinyalleri veren Fed ve ECB gibi merkez bankalarını temkinli olmaya itebilecek bir durum. On iki gün savaşı olarak da adlandırılan ilk dönemin ardından merkez bankaları açısından piyasanın durulduğu gözlemlense de bölgedeki tansiyonun devamı, para politikası kararları açısından kritik. Bununla birlikte, Türkiye dahil birçok ülkenin para birimi değer kaybederken, sermayenin güvenli limanlara -özellikle ABD tahvilleri ve altın- akmaya başlaması, gelişmekte olan ülkeler için olumsuz bir durum. Bu dalgalanma, gelişmekte olan ekonomilerde enflasyon baskısının artmasına ve para politikalarının daha da kırılgan hale gelmesine neden olabilir. Buna ek olarak, artan altın talebi, rezerv para kompozisyonunda değişikliklere yol açabilir.

Ülkeler bazında durum incelendiğinde, savaşın merkezinde yer alan İran; yaptırımlar, yüksek enflasyon ve işsizlikle mücadelenin yanı sıra savaş sonucunda yeni yaralar ile uğraşacak. Ülkenin enerji altyapısı ve bankacılık sisteminin hedef alınması, iç üretimi baskılayarak enflasyonun ve işsizliğin artmasına neden olabilir. İsrail tarafı da turizm gelirlerinin düşmesi başta olmak üzere savaşın getirdiği istikrarsızlık nedeniyle büyümede ivme kaybı yaşayabilir. Bununla birlikte, savaşın küresel ekonomiye etkisini inceleyen detaylı analizlerde, Bloomberg Intelligence ve Oxford Economics gibi kaynaklar, savaşın yayılması halinde küresel milli gelirde belirgin bir daralma yaşanabileceği senaryosunu tartışmaktalar. Bu daralmanın, ateşkesin bozulması halinde, yıl sonuna kadar yaklaşık 1 trilyon doları bulması muhtemel.[5]

 

Türkiye’nin Rolü ve Yeni Savaş Tipinde Yeni Stratejiler

Türkiye açısından bu savaş hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Enerji geçiş güzergahları bakımından stratejik bir konuma sahip olan Türkiye, alternatif enerji rotaları ve doğal gaz depolama kapasitesi ile öne çıkabilir. Öte yandan yükselen enerji fiyatları, cari açık üzerinde baskı oluştururken, ithalata bağımlı sektörlerde enflasyonist etkiyi artırabilir. Jeopolitik risklerin devamı, turizm kapasitesini de daraltabilir. Diplomatik açıdan ise Türkiye’nin vizyoner dış politika yaklaşımı ile ticari diplomasi alanındaki faaliyetleri ivme kazanarak bölgesel istikrara ekonomik ve siyasi açıdan katkı sunabilir.

Sonuç olarak, İran-İsrail savaşı, geleneksel güvenlik anlayışının ötesinde bir savaş türüyle karşı karşıya olduğumuzu gösterdi. Enerji, finans, siber güvenlik ve veri trafiği artık bir savaşın belirleyici alanları arasında. Bu durum, ülkelerin hem savunma stratejilerini hem de ekonomi politikalarını teknoloji odaklı bir şekilde yeniden tasarlamasını zorunlu kılıyor.

Türkiye, bu yeni dönemi iyi analiz ederek enerji geçişlerinde merkez ülke olma, teknolojik yatırımlarını artırarak özellikle savunma teknolojilerinde kapasitesini geliştirme, bu alanda ihracatçı konumunu sürdürme ve finansal dalgalanmalara karşı sağlam refleksler geliştirme yönünde adımlar attıkça küresel rolünü daha da belirginleştirebilir.

 

[1]https://www.coface.com/news-economy-and-insights/business-risk-dashboard/country-risk-files/israel https://www.coface.com.tr/haberler-ekonomi-ve-Icgoerueler/Is-riski-kontrol-paneli/uelke-risk-dosyalari/iran

[2] https://www.aa.com.tr/tr/analiz/iranin-hurmuz-bogazi-kozu-ve-kuresel-ekonomiye-etkileri/3611092

[3] https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/cumhurbaskani-erdogan-kuresel-ulastirma-koridorlari-forumunda-konustu

[4] https://www.elibrary.imf.org/view/journals/001/2020/093/article-A001-en.xml

[5] https://www.bloomberg.com/company/press/escalated-conflict-in-the-middle-east-could-result-in-150-barrel-oil-price-and-a-cut-in-global-output-by-1-trillion-finds-new-analysis-by-bloomberg-intelligence-and-bloomberg-economics/

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası