Kriter > Siyaset |

100. Yaşında CHP: Nerede ve Nereye?


CHP, yüzüncü yaşını dejenere bir kurumsal yapının sebep olduğu sorunlar ve büyük siyasi başarısızlıklar ile tamamlıyor. Yeni yüzyıla girerken ise mevcut durumun en azından yakın gelecekte değişimi zor görünüyor. Dolayısıyla CHP adına yeni yüzyılda bir şeyler değişecekse bu değişim ancak seçmenin cezalandırma yönündeki doğrudan müdahalesi ve partinin oligarşik yapısını bozarak gerçekleşebilir.

100 Yaşında CHP Nerede ve Nereye
(Metin Aktaş/AA, 23 Ağustos 2023)

CHP, kuruluş yıl dönümü olarak kabul ettiği 9 Eylül’de yüzüncü yaşını dolduruyor. Türkiye’nin ve hatta Avrupa’nın en eski siyasi partilerinden biri olarak CHP’nin Türk siyasal hayatında bıraktığı iz ve halen daha temsil ettiği gelenek oldukça önemli. Zira CHP, Kurtuluş Savaşı’na liderlik eden kadroların siyasi çatısı ve cumhuriyetin kurucu partisi. Kuruluş misyonu da toplumu ve devleti dönüştürecek politikaları üretmek ve uygulamak, kurucuların siyasi görüşlerini ortaya koymak ve siyasetin meşruiyet ölçeri olarak kırmızı çizgileri temsil etmekti. Kısacası dünyadaki muadilleri gibi kurulan yeni rejimin ve devletin hem idarecisi hem de bekçisiydi.

Günümüzde de buna paralel değerleri temsil etmeyi sürdürüyor. Fakat mirasçılık iddiasında bugünün CHP’si ile yüzyıl önceki CHP arasında büyük ve oldukça radikal farklar var. Bu durum tarihin, siyasetin ve hatta dünyanın dönüşen şartları, siyasetin gerekleri, kısaca zamanın ruhunun doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Öte yandan Atatürk’e yaslanmak ve sembolizm dışında, ideolojik ve pratik siyaset açısından mirasçılık iddiası, oldukça tartışmalı. Tüm bunlara rağmen CHP, bugün salt sembolizmle dahi bazı siyasi değerleri, kendi tekelinde bulunduruyor. Hatta Türkiye’de siyasetin temel belirleyicilerinden biri olan kimlik odaklı siyasi ve toplumsal ayrışmanın taraflarından biri ve bu tarafın siyasi temsilcisi konumunda.

CHP yüzüncü yaşını işte bu konumda tamamlıyor. Ancak bunun ötesinde oldukça sıkıntılı bir durumda. Zira parti, neredeyse 50 yıldır iktidara gelemiyor, 21 yıldır tüm denemelerine rağmen aynı rakibe yeniliyor ve sonuncusu üç ay önce olmak üzere büyük seçim mağlubiyet ve hüsranlarına rağmen Atatürk’ün koltuğunda oturduğunu iddia edenler, sorumluluk alıp koltuğundan vazgeçmiyor. Bu durum ise CHP’nin mevcut durumu ve geleceği açısından oldukça karamsar bir tablonun ortaya çıkmasına sebep oluyor.

 

CHP: Türk Siyasetinin Hasta Adamı?

Gerek kamuoyunda gerekse kapalı kapılar ardında CHP merkezli yapılan tüm tartışmalarda partinin kurumsal yapısı, teşkilatlanma ve delege seçim usulü, ideoloji, söylem, strateji, lider, kadro vb. analiz ediliyor. Bunun neticesinde de birçok sorun tespiti ve çözüm önerisi ortaya çıkıyor. Doğrusu veya yanlışı bir yana, bu açıdan bakıldığında CHP’nin mevcut sorunları tespit etme veya çözüm yolu üretme hususunda herhangi bir sıkıntısı yok. Asıl sıkıntı, tüm sorunları üreten kaynağı tespit etme ve çözüm iradesi göstermekte. Diğer bir ifadeyle CHP’nin on yıllardır tedavi edemediği tek büyük hastalığının, teşhis ve tedavisini yapmakta: Partinin sorunlu kurumsal yapısı ve bu yapının yeniden inşası.

AK Parti’nin uzun yıllardır devam eden siyasi iktidarını ve seçmen nezdindeki popülaritesini açıklamak için kullanılan kolaycı argümanlardan biri “alternatifsizlik” iddiası. Ancak CHP’nin mevcut durumu göz önünde bulundurulduğunda söz konusu alternatifsizlik iddiası daha çok CHP için geçerli. Zira AK Parti’nin 21 yıldır devam eden güçlü iktidarı, ister istemez muhalefette de güçlü bir konsolidasyona sebep oldu ve CHP, sahip olduğu kurumsal geçmiş ve sembolizmin de avantajıyla muhalefette alternatifsiz bir konuma geldi. Bugüne kadar hiçbir siyasi girişim, AK Parti iktidarına alternatif olamadığı gibi yine hiçbir girişim ne merkez solda ne de muhalif blokta güçlü bir CHP alternatifi olmayı başarabildi.

Bu durum, CHP’yi kurumsal bir dejenerasyon çıkmazına soktu. Parti içerisinde, muhalefet olmanın ürettiği külfetsiz konfor, iktidar sorumluluğundan daha tercih edilir hale geldi. Zira muhalif bloktaki alternatifsizliğin sağladığı kazanımlar, daha fazlası için risk alınmadığı takdirde kendiliğinden elde edilir hale geldi. Böylelikle partinin sınırlı da olsa tüm kurumsal kapasite ve muhalif enerjisi, iktidarı hedefleyen bir rekabet yerine, her halükarda korunması garanti kazanımlara yönelik parti içerisindeki rekabet için harcandı. Bunun neticesinde ise parti kendi kabuğu altında, statükoya dört elle sarılan oligarşik bir yapı üretti.

Bugüne kadar hiçbir lider veya lider adayı da söz konusu yapıyı değiştirmeye yönelik istek, güç ve kapasite şartlarının tamamına, en azından aynı anda, sahip olmayı başaramadı. Dolayısıyla CHP, her ne kadar parti içi veya dışından zaman zaman iyi niyetli girişimler olsa da tamamen oligarşik yapının imkan ve sınırlarını belirlediği, yalnızca muhalif alanda siyaset yaptı. Lider ve lider adayları da bu oligarşik yapıyı değiştirmek yerine uyum sağlayarak hareket etti. Tüm bunların neticesinde de CHP, kurumsal yapı açısından bir dejenerasyon çıkmazına girdi.

CHP bina önü
(Özge Elif Kızıl/AA)

 

CHP Seçmeninin Hayal Kırıklıkları

Siyasi açıdan tüm teknik ve pratik tartışmalar bir yana, CHP’nin söz konusu durumu, seçmenleri açısından oldukça travmatik hale geldi. Zira CHP seçmeni, yıllardır kendisine verilen tüm ümitlere rağmen, her seçimde hayal kırıklığına uğradı. Tüm memnuniyetsizliğine rağmen her şartta desteklediği partisi, kendisine sürekli mağlubiyet hissi yaşattı ve bu yüzleşmede partisi tarafından yalnız bırakıldı. Üstelik yaşanan siyasi başarısızlıklara sebep olan ve parti yönetimini ele geçirmiş oligarşik yapı, değişmedi. Bu durum ne yazık ki CHP seçmenleri için bir süreklilik haline gelmiş durumda.

Ancak 2023 seçimlerinde yaşanan seçim mağlubiyeti, özellikle seçmen açısından bir dönüm noktası olma potansiyeline sahip. Zira birçok farklı açıdan son seçim sürecinde ve sonrasında yaşananlar, CHP seçmeni nezdinde siyasi travmalara sebep oldu. Bunlardan ilki, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, kendi parti seçmenlerinin önemli bir çoğunluğunun antipatisi ve itirazına rağmen, Cumhurbaşkanı adayı olmakta ısrar etmesiydi. Seçmen nezdinde daha popüler aday adayları olmasına rağmen Kılıçdaroğlu, sahip olduğu kurumsal güç ve dayatma ile kendi isteğini seçmen isteğine tercih etti.

İkinci olarak Kılıçdaroğlu, deprem, pandemi, enflasyon ve hayat pahalılığı gibi daha da çoğaltılabilecek ve her biri herhangi bir siyasi iktidarı mağlup edebilmek için tek başına yeterli olabilecek kriz alanlarına rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında yine mağlup oldu. Üstelik bu mağlubiyet, belki muhalefetin neredeyse tüm aktörleriyle ilk kez tek blok halinde hareket etmeyi başarabildiği bir durumda gerçekleşti.

Söz konusu büyük seçim başarısızlığına rağmen, Kılıçdaroğlu’nun seçimleri bir mağlubiyet olarak kabul etmemesi ve istifa etmek yerine koltuğunu korumayı tercih etmesi ise diğer bir önemli travma oldu. Zira Kılıçdaroğlu, yıllardır muhalif söylemin temelini oluşturan demokrasi odaklı sözde “ahlaki üstünlüğü”n tamamen bir yanılsama olduğunu kanıtladı. AK Parti ve Erdoğan’ı suçladıkları her şeyi aslında kendilerinin yaptığını seçmenlerine gösterdi. Yaptığı hamleler, açıklamalar ve hatta doğrudan genel başkanlık koltuğu için gösterdiği direnç ile ahlaki üstünlük söylemi çöktü. Bu da kendi seçmenlerinin hem CHP’den hem de siyasetten uzaklaşmasına yol açtı. Seçmen nezdinde ve yaşanan hayal kırıklığı neticesinde, siyasete ve partiye ilgisiz, umursamaz ve güvensiz bir hal üretti.

Bir diğer travma da Ekrem İmamoğlu’nun tavrıydı. Zira İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayının belirleneceği süreçte gösterdiği siyasi ürkeklik, CHP seçmenini hayal kırıklığına uğratmıştı. Çünkü parti seçmeni nezdinde en popüler aday adaylarından biriydi ancak seçmenden gelen baskılara rağmen Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkmayı göze alamadı ve kendisinde yoğunlaşan beklentileri boşa çıkardı. Bu noktada benzer bir hayal kırıklığı, seçim sonrasında da gerçekleşti. Nitekim İmamoğlu, seçim mağlubiyeti sonrası yaptığı “değişim” çıkışıyla, parti liderliğine göz kırptı ve seçmen nezdinde biriken reaktif ve talepkar enerjiyi arkasına aldı. Ancak hemen ardından bu enerji yerine düne kadar Kılıçdaroğlu’nun etrafında konumlanan oligarşik yapının rızasını önceledi, onlarla hareket etmeyi tercih etti. Bu tercihin sebebi ise parti yerine 2028 seçimlerini hedefleyen ve kendi kişisel kariyerini önceleyen bir stratejiydi. İmamoğlu, bunu “değişim” olarak ve “İstanbul’u araçsallaştırarak” pazarlamaya çalıştı.

 

Değişimi Seçmen Gerçekleştirmeli

Tüm bunlar neticesinde ortaya çıkan tablo şu şekilde özetlenebilir: CHP seçmeni, eğer partisinde bir değişim istiyorsa bunu kendi elleriyle yapmak mecburiyetindedir. Zira ne parti içerisinde şekillenecek bir yapılanma ne de bekledikleri kurtarıcı lider, bu değişikliği yapacak güce ve imkana sahiptir. Partinin mevcut statükocu ve oligarşik yapısı düşünüldüğünde en azından yakın gelecekte, söz konusu güç ve imkana sahip olunmayacağı da ayrıca söylenebilir. Dolayısıyla CHP seçmeni, doğrudan kendi müdahaleleri ile partisini girmiş olduğu çıkmazdan tutup çıkarmalıdır.

Bunun yegane yolu ise alışılagelmiş siyasal sınırların dışına çıkılmasıdır. Daha açık bir ifadeyle, CHP seçmeninin, önümüzdeki yerel seçimlerde, partisini çok güçlü bir şekilde cezalandırmasıdır. Yani parti elitleri, her halükarda cepte gördükleri kazanımları yitirmeliler ki, AK Parti ve Erdoğan karşıtlığı üzerinden ve muhalif alternatifsizliğin ürettiği fırsatın kullanılarak, CHP seçmeninin yıllardır maruz bırakıldığı mecburiyet siyaseti, başarısız olsun. Buna paralel olarak parti, elitlerin ve oligarşik yapının yukarıda da bahsedildiği gibi iktidar için rekabet yerine her şartta garanti olan kazanımlar için yaptığı mücadeleden sıyrılmak, böylelikle konfor alanından çıkmak mecburiyetinde kalacaktır. Dolayısıyla muhalif enerji, artık küçük ancak garanti kazanımlar için elitler arası mücadeleye yönelik olarak değil yeni siyasi kazanımlar için harcanmak zorunda kalacaktır.

Sonuç olarak CHP, yüzüncü yaşını dejenere bir kurumsal yapının sebep olduğu sorunlar ve büyük siyasi başarısızlıklar ile tamamlıyor. Yeni yüzyıla girerken ise mevcut durumun en azından yakın gelecekte değişimi zor görünüyor. Dolayısıyla CHP adına yeni yüzyılda bir şeyler değişecekse bu değişim ancak seçmenlerin cezalandırma yönündeki doğrudan müdahalesi ve partinin konfor alanını ve oligarşik yapısını bozarak gerçekleşebilir. Aksi takdirde CHP’nin yaşadığı ve yaşattığı hayal kırıklıkları devam edecektir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası