Kriter > Dosya > Dosya / Küresel Siyasette Kırılma |

Bir İstihbarat İttifakının Geleceği: Beş Göz, Şehla mı Oluyor?


Trump yönetiminin Kanada’yı Beş Göz’den çıkarma fikrini ortaya atması, Ukrayna’ya yönelik istihbarat paylaşımını kısa süreli de olsa askıya alması ve ABD’nin Rusya’ya karşı izlediği “ılımlı” politika; müttefikler arasında güven erozyonuna yol açtı. ABD’nin ittifak içinde bilgi akışını keyfi şekilde kontrol edebileceği endişesi, Beş Göz üyelerini alternatif arayışlara itebilir. Yaşanan gerilimler, yalnızca ittifakın geleceğini değil, küresel güvenlik mimarisinin istikrarını da tehdit ediyor.

Bir İstihbarat İttifakının Geleceği Beş Göz Şehla mı Oluyor

Beş Göz (Five Eyes) istihbarat ağı, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında küresel güvenlik ve istihbarat iş birliğinin temel taşlarından biri olageldi. Ancak, ABD Başkanı Donald Trump’ın söylem ve politikalarıyla birlikte 2025’in ilk çeyreğinde yaşanan gelişmeler, bu ittifakın geleceği hakkında ciddi soru işaretleri doğurdu.

Trump yönetiminin Kanada’yı Beş Göz’den çıkarma fikrini ortaya atması, Ukrayna’ya yönelik istihbarat paylaşımını kısa süreli de olsa askıya alması ve ABD’nin Rusya’ya karşı izlediği “ılımlı” politika, müttefikler arasında güven erozyonuna yol açtı. ABD’nin ittifak içinde bilgi akışını keyfi şekilde kontrol edebileceği endişesi, Beş Göz üyelerini alternatif arayışlara itebilir. Ayrıca, ABD’ye bağımlı istihbarat altyapısı, Trump’ın baskı aracı olarak kullanabileceği bir unsura dönüşüyor. Yaşanan gerilimler, yalnızca ittifakın geleceğini değil, küresel güvenlik mimarisinin istikrarını da tehdit ediyor.

 

Geçmişe Kısa Bir Bakış: Beş Göz Nedir?

Beş Göz ittifakı, 1946’da ABD ile Birleşik Krallık arasında imzalanan UKUSA Anlaşması ile temelleri atılan bir istihbarat paylaşım çerçevesi. Sonraki yıllarda Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda da bu yapıya dahil oldu, böylece kapsamlı bir sinyal istihbaratı (SIGINT) paylaşım ağı ortaya çıktı. İlerleyen yıllarda bu ağ, yalnızca SIGINT ile sınırlı kalmadı; insan istihbaratı (HUMINT), coğrafi istihbarat (GEOINT) gibi çeşitli alanları da kapsayarak dünyanın en entegre ve etkili istihbarat iş birliği mekanizmalarından biri haline geldi.

Beş Göz’ün başarısının arkasındaki en önemli etkenlerden biri, üye devletlerin farklı coğrafi konumları sayesinde 7/24 sürekli gözetim ve veri toplama imkânı sunması. Örneğin Avustralya’daki Pine Gap tesisi, elektronik izleme kapasitesine önemli katkı sağlarken, Kanada, Kuzey Amerika güvenliği bağlamında kritik bir rol oynuyor. Birleşik Krallık’ın RAF (Royal Air Force) üzerinden yürüttüğü istihbarat uçuşları gibi katkılar da hayati öneme sahip. ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ise teknolojik altyapısı ve küresel erişimi sayesinde ittifak içinde en büyük veri paylaşımını yapan kurum konumunda. Dolayısıyla Beş Göz’ün başarısı, üye devletlerin farklı güçlü yanlarını bir araya getirerek küresel istihbaratın sürekliliğini sağlamasına dayanıyor. ABD’nin rolü ise Beş Göz ağının bütüncül işleyişi açısından oldukça önemli.

 

Trump 2.0 Döneminde Beş Göz: Krizin Başlangıcı

2025’e girilirken Donald Trump, ikinci kez başkanlık koltuğuna oturdu ve bu dönemde de “Önce Amerika” anlayışını sürdürdü. Ancak bu anlayış, geleneksel müttefiklerle kurulan askeri ve istihbarat iş birliğini defalarca teste tabi tuttu. Özellikle Trump’ın, ABD istihbarat kuruluşlarına duyduğu şüphe, “derin devlet” söylemi ve Rusya’ya karşı ılımlı yaklaşımı, Beş Göz içinde güven erozyonuna yol açtı.

 

Kanada’nın Beş Göz’den Çıkarılması Tartışması

Trump yönetiminde en çok ses getiren konulardan biri, Beyaz Saray kıdemli danışmanlarından Peter Navarro’nun Kanada’yı Beş Göz ağından çıkarmak istediğine dair basına yansıyan bilgiler oldu. Trump’a yakınlığıyla bilinen bir isim olan Navarro’nun, Oval Ofis’e rahat erişimi olduğu ve Kanada’ya karşı daha sert önlemler alma fikrini dile getirdiği iddia edildi. Her ne kadar Navarro, sonradan bu iddiaları “çılgınca” ve “temelsiz” olarak nitelendirip reddetmeye çalışsa da ortaya atılan bu öneri, hem Kanada’da hem de diğer üye ülkelerde şok etkisi doğurdu.

Trump, Kanada’yı “51. eyalet” olarak ABD’ye dahil etme fikrini şaka yollu da olsa dile getirmiş, ayrıca Kanada’ya yüksek gümrük tarifeleri uygulayarak ekonomik baskı yapmaktan çekinmemişti. Eski Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun Mart başlarında görevini bırakmadan önce, Trump’ın “Kanada’yı gerçekten de ilhak etmeyi düşündüğünü” söylediği basına yansımıştı. Bu açıklama ve Navarro’ya atfedilen iddialar, Beş Göz’ün bütünlüğü açısından ciddi bir tehlike sinyali verdi.

Kanada'da alışveriş
ABD Başkanı Donald Trump'ın tüm Kanada mallarına yüzde 25 gümrük vergisi uygulanmasını öngören yönetmeliği imzalamasının ardından, Kanada'da alışveriş yapanlar "Kanada'dan Satın Al" sloganıyla hareket etmeye başladı. (Mert Alper Derviş / AA, 4 Şubat 2025)

 

Ukrayna ile İstihbarat Paylaşımının Askıya Alınması

Trump yönetiminin Ukrayna konusunda izlediği politika da Beş Göz ittifakında deprem etkisi oluşturdu. Beyaz Saray’ın Ukrayna ile istihbarat paylaşımını dondurduğu, hatta bazı askeri yardımları da geçici olarak askıya aldığı duyuruldu. Bu karar, Kiev yönetimine Rusya ile barış müzakerelerinde baskı uygulamak amacıyla alındığı şeklinde yorumlandı. Oysa Ukrayna, Rusya’yla çatışmasında Batılı müttefiklerinin istihbarat desteğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyordu.

ABD’nin Ukrayna’ya istihbarat akışını kesmesi, özellikle Avrupa ülkeleri tarafından endişeyle karşılandı. Çünkü Rusya’nın füze, dron ve siber saldırılarına karşı erken uyarı mekanizmaları, büyük ölçüde Amerikan ve Beş Göz verilerine dayanıyordu. Bu gelişme, ABD’nin geleneksel müttefiklerini bile “Biz de sıradaki olabilir miyiz?” şeklinde sorgulamaya itti ve Transatlantik ittifakın koordinasyonunu zorladı.

 

Müttefiklerin ABD’ye Duyduğu Güven Erozyonu

ABD’nin Ukrayna’ya yönelik istihbarat paylaşımını sınırlaması, bazı Beş Göz üyelerinin ve ittifakın yakın ortaklarının (örneğin İsrail, Suudi Arabistan gibi ülkelerin) ABD ile bilgi paylaşımını gözden geçirme düşüncesini tetikledi. Nitekim Trump’ın Rusya’ya karşı “siber detant” olarak adlandırılan yumuşak yaklaşımı, müttefiklerde “Acaba verilen hassas bilgiler Moskova’nın eline geçer mi?” endişesini ortaya çıkarttı. Rusya’nın siber suçlulara ve fidye yazılımı operasyonlarına ev sahipliği yaptığı iddiaları, bu endişeleri daha da büyüttü.

 

Beş Göz’ün “Mülkiyet” Sorunu: Kim Kime Ait?

Bu noktada geçtiğimiz günlerde İngiliz istihbarat araştırmacısı Philip Davies’in öne sürdüğü “mülkiyet” sorunsalı öne çıkıyor. Davies’e göre Beş Göz ağındaki iş birliği, sadece bilgi paylaşımıyla sınırlı değil. İttifak aynı zamanda ortak sistemler, teknolojiler ve üsler üzerinden gerçekleştirilen bir entegrasyonu içeriyor. Örneğin Birleşik Krallık Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin (RAF) kullandığı bazı yüksek teknolojili istihbarat uçakları (RC-135 Rivet Joint gibi), ABD teknolojisine ve sensörlerine dayalı bir “küresel filonun” parçası. Buradaki kritik soru şu: Bu uçakların topladığı veri kime aittir? Mülkiyet kavramı, “originator control” (ORCON) adı verilen, istihbaratın hangi koşullarda ve hangi kısıtlamalarla paylaşılacağını belirleyen bir ilkeden geçiyor.

Eğer bir istihbarat platformu ya da sensörü ABD kaynaklıysa, verinin “ortaya çıkışı” da ABD’ye ait kabul edilebilir. Bu durumda, ABD bir müttefike ait uçak bile olsa, verinin paylaşımını kısıtlama hakkına sahip olduğunu ileri sürebilir. Trump yönetiminin “Ukrayna’ya istihbarat verilmesini durdurduk” kararı, teorik olarak, ABD menşeli her türlü sisteme de “paylaşımı durdur” emri olarak yansıyabilir. Bu senaryoda, örneğin İngiltere’nin kendi topraklarından kalkan bir RC-135 uçağıyla topladığı verilerde bile ABD söz hakkı talep edebilir. Eğer İngiltere paylaşmak isterse, “bu veriler aslında ABD’ye ait sistemlerle elde edildi” gibi bir itirazla karşılaşabilir.

Böyle bir tablo, ittifakın işleyişini derinden sarsabilir ve üye ülkelerin bağımsız operasyon yeteneklerini sınırlayabilir. Bu risk, Kanada gibi ABD’nin baskısına maruz kalan ülkeler için de geçerli. Zira Kanada’nın da ABD teknolojisiyle entegre birçok sistemi bulunuyor.

 

Avrupa’nın Rolü: Boşluğu Doldurma Çabası

Trump yönetiminin Ukrayna’ya istihbarat desteğini askıya alması sonrasında, Avrupalı ülkelerin Ukrayna’ya daha fazla uydu görüntüsü ve istihbarat sağlamaya başladığına dair haberler çıktı. Almanya gibi ülkeler de farklı şirketler üzerinden Ukrayna’ya ek istihbarat sağlanmasını finanse etme girişiminde bulundu. Avrupa, bir nevi “Beş Göz’ün sağlamadığı” desteği, kendi kısıtlı imkânlarıyla ikame etmeye çalışıyor. Bu durum, Avrupa’nın güvenlik ve istihbarat konularında otonomi arayışını hızlandırdığı gibi, ABD’nin ittifak içindeki “eşsiz” konumunu da sarsıyor.

Ancak Avrupa’nın bu adımları, Beş Göz’ün yapısal gücünü tamamen ikame edebilecek seviyede değil. ABD’nin ve Beş Göz’ün dijital dinleme, siber istihbarat, ileri uydu kapasitesi gibi alanlardaki devasa altyapıları, kısa vadede Avrupa ülkeleri tarafından eşit ölçüde sağlanamıyor. Bu da, Beş Göz’ün hâlâ alternatifsiz olduğunu, ancak Avrupa’nın devrede olmasıyla ABD’nin tek taraflı kararlarının etkisinin nispeten hafifletilebileceğini gösteriyor.

 

Trump 2.0’ın Beş Göz Geleceğine Etkisi

Yaşanan krizler, ittifakın mevcut halini üç temel riskle karşı karşıya bırakıyor: Güven erozyonu, teknolojik bağımlılık konusu, Rusya ve Çin gibi aktörlerin cesaretlenmesi. Trump yönetiminin Rusya’ya ılımlı yaklaşımı ve müttefikleriyle ters düşmesi, ittifakın temelini oluşturan karşılıklı güveni zedeliyor. ABD’nin bilgi akışını keyfi olarak durdurabileceği algısı, üyeleri alternatif arayışlara itme potansiyelini taşıyor.

Öte yandan ABD’ye ait istihbarat sistemleri, ortakların bağımsız veri üretimini sınırlıyor. Trump yönetiminin bu bağımlılığı baskı aracı olarak kullanabileceği tehdidi, Kanada’nın ağdan çıkarılma ihtimali ve Avrupa’ya yönelik ekonomik yaptırımlarla daha da güçleniyor.

Son olarak, Beş Göz’deki çatlaklar, Rusya ve Çin gibi aktörler için stratejik fırsatlar oluşturuyor. Bölünmüş ve güveni sarsılmış bir Batı ittifakı, küresel güç dengesinde bu aktörlerin elini güçlendirme ihtimalini doğuruyor.

 

Sonuç: Belirsizliğin Ötesinde Güven Krizi

Beş Göz, uzun yıllar Batı’nın güvenlik mimarisinin temelini oluştururken, Trump 2.0 dönemindeki belirsizlik ve gerilimler, ittifakı eşi benzeri görülmemiş bir krize sürüklüyor. ABD, en büyük katkı sağlayıcı olarak aynı zamanda en büyük risk kaynağı konumuna geliyor. ABD ve Kanada arasındaki gerilim, Ukrayna ile istihbarat paylaşımının durdurulması ve “biz de sıradaki olabilir miyiz?” endişesi, dayanışmayı zayıflatıyor. Avrupa’nın boşluğu doldurma çabaları, Beş Göz’ün “vazgeçilmez” konumunu tartışmaya açıyor. İttifakın geleceği, üye devletlerin siyasi kararlılığına ve ABD’nin yeni güvenlik mimarisine yönelik niyetine bağlı. Aksi takdirde, Beş Göz kalıcı bir hasarla karşılaşabilir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası