Kriter > Dosya > Dosya / Medya |

Küresel Medya Mülkiyeti ve Tekno-Siyaset


Küresel medya ve teknoloji devleri, yalnızca içerik üretmekle kalmıyor. Aynı zamanda bu içeriğin üzerinde yükseldiği altyapının ve dağıtım mekanizmalarının mutlak hâkimi olmaya çalışıyor. Bu durum, klasik medya yoğunlaşması tartışmalarını çok daha karmaşık ve katmanlı bir boyuta taşıyor. Bu yeni dönemde gerçeklik, olgusal doğruluğundan ziyade, dağıtım gücünü elinde bulunduran aktörlerin ideolojik ve ekonomik çıkarlarıyla uyumlu olduğu ölçüde görünür kılınıyor.

Küresel Medya Mülkiyeti ve Tekno-Siyaset

Modern dijital ekosistemde hakikatin ne olduğu sorusu, artık sadece epistemolojik bir tartışma konusu değil; mülkiyet yapılarının, algoritmik yönetişimin ve finansal hegemonyanın mikroskobik düzeyde müdahale edildiği tekno-politik bir savaş alanı. Dijital kamusal alan, her geçen gün fikirlerin özgürce yarıştığı bir meydan olma iddiasından vazgeçiyor. Mülkiyet rejimlerinin ve kurumsal ideolojilerin gerçekliği bir kurgu gibi yeniden ürettiği kapalı devreler haline geliyor.

Küresel medya ve teknoloji devleri, yalnızca içerik üretmekle kalmıyor. Aynı zamanda bu içeriğin üzerinde yükseldiği altyapının ve dağıtım mekanizmalarının mutlak hâkimi olmaya çalışıyor. Bu durum, klasik medya yoğunlaşması tartışmalarını çok daha karmaşık ve katmanlı bir boyuta taşıyor. Bu yeni dönemde gerçeklik, olgusal doğruluğundan ziyade, dağıtım gücünü elinde bulunduran aktörlerin ideolojik ve ekonomik çıkarlarıyla uyumlu olduğu ölçüde görünür kılınıyor.

 

Finansallaşan Medya ve "Büyük Üçlü" Hegemonyası

21. yüzyılın medya ekosistemi, geleneksel medya patronajından farklı bir yapıya sahip. Mülkiyet, bireysel aktörlerden ziyade devasa kurumsal yatırımcıların ve endeks fonlarının elinde toplanmış durumda. Vanguard Group Inc., BlackRock Inc. ve State Street Corporation gibi "Büyük Üçlü" olarak bilinen yapılar, küresel medya ve teknoloji devlerinin neredeyse tamamında ana hissedar konumunda (Erol ve Tek, 2026). Bu finansallaşma süreci, medya kuruluşlarının editoryal politikalarını, kamu yararından ziyade "hissedar rasyonalitesine" ve "finansal materyaliteye" odaklanmaya zorluyor.

2026 itibarıyla yayımlanan kurumsal yönetim ilkeleri, bu dev yatırımcıların odak noktasının "uzun vadeli finansal değer" olduğunu ve sosyal sorumluluk projelerinin veya çeşitlilik vurgularının yerini daha "nötr ve rasyonel" bir finansal dile bıraktığını açıkça gösteriyor (Bell vd., 2024). Örneğin BlackRock, 2026 proxy oylama rehberinde çevresel ve sosyal önerilere verdiği desteğin yüzde 2’nin altına düşürdüğünü ifade ediyor (Cooley LLP, 2024). Bu politika belgeleri, kurumsal mülkiyetin, statükoyu ve ekonomik çıkarı öncelediğinin bir kanıtı olarak okunabilir.

TABLO 1: KÜRESEL MEDYA VE TEKNOLOJİ DEVLERİNİN MÜLKİYET VE KONTROL YAPISI (2026) (EROL ve TEK, 2026)

Bu mülkiyet yapısı, şirketlerin sadece kâr marjlarını değil, aynı zamanda küresel krizlerdeki duruşlarını da belirliyor.

 

Algoritmik Devlet ve Dijital Yönetişim: 2026 Projeksiyonu

World Governments Summit (2024) tarafından paylaşılan rapora göre, günümüzde teknoloji sadece bir araç olmaktan çıkarak devlet yapılarını ve meşruiyet süreçlerini dönüştüren bir "Algoritmik Devlet" modeline evrilmiş durumda. Yapay zekâ ve makine-makine iletişimi (M2M) sistemleri, kamu politikasından karar alma süreçlerine kadar her alanda merkezi bir rol oynuyor. Bu dönüşüm, devletlerin çevikliğini artırırken aynı zamanda demokratik hesap verebilirlik konusunda ciddi riskler barındırıyor.

Dijital yönetişim, sadece veri güvenliği değil, aynı zamanda "algoritmik şeffaflık" ve "insan gözetimi" etrafında şekilleniyor. AB Yapay Zekâ Yasası gibi düzenlemeler, şirketleri yüksek riskli AI sistemleri için şeffaflık kanıtı sunmaya zorlarken; pazar gücü, bu teknolojilerin mülkiyetini elinde bulunduran sınırlı sayıdaki teknoloji devinin elinde toplanmaya devam ediyor. Jeopolitik rekabet, 2026’da bir "teknolojik silahlanma yarışı" halini almış durumda; yapay zekâ, kuantum bilişim ve güvenli ağlar, ulusal güvenliğin ve ekonomik egemenliğin temel varlıkları olarak tanımlanıyor.

Bu bağlamda, platformların algoritmik gücü, post-truth paradigmasının en etkili silahına dönüşmüş durumda. Algoritmalar, kullanıcı etkileşimini maksimize etmek adına sansasyonel ve duygusal olarak kışkırtıcı içerikleri öne çıkarırken mülkiyet rejimlerinin siyasi ajandalarıyla uyumlu olmayan sesleri sessizce bastırma imkânı yakalıyor. Bu "algoritmik gölgeleme", sansürün en modern ve en tehlikeli hali; çünkü kullanıcı neden ve nasıl sansürlendiğini dahi bilemiyor.

 

İsrail ve Gazze Örneği: Gerçekliğin Kurumsal Olarak Yeniden İnşası

Küresel medya mülkiyeti ile dijital gerçeklik inşası arasındaki yapısal bağın en somut örneklerinden biri, İsrail’in Gazze’deki operasyonları sırasında Batılı teknoloji devlerinin sergilediği tutum. Bu süreçte Alphabet (Google), Meta ve Amazon gibi şirketler, tarafsız platformlar olmaktan ziyade, İsrail’in askeri ve istihbari altyapısının birer parçası ve anlatı inşasının kurumsal ortakları olarak hareket ettiklerine yönelik çok sert eleştiriler aldı.

Meta’nın (Facebook/Instagram), Ekim 2023’ten bu yana İsrail hükümetinden gelen içerik kaldırma taleplerinin yüzde 94’üne uyum sağlaması, dijital tarihin en kapsamlı sansür operasyonlarından biri. Bu uyum oranı, milyonlarca pro-Filistin gönderisinin silinmesine, hesapların kapatılmasına ve erişimin algoritmik olarak kısıtlanmasına yol açtı (Business & Human Rights Resource Centre, 2024).

  • Algoritmik Ayrımcılık: Sızan belgeler, Filistin içeriklerinin Meta platformlarında yüzde 25 gibi düşük bir AI güven eÅŸiÄŸiyle (confidence threshold) silindiÄŸini, buna karşın İbranice nefret söylemlerinin çok daha gevÅŸek bir denetime tabi tutulduÄŸunu ortaya koyuyor (Saunders, 2025).
  • "Zionist" Politika Güncellemesi: Meta, "Zionist" terimini nefret söylemi kapsamına alarak, İsrail’in siyasi ideolojisine yönelik meÅŸru eleÅŸtirileri dahi "Yahudi karşıtlığı" parantezine alıp sansürlüyor. Bu durum, siyasi bir kavramın "korunan bir grup" etiketiyle eleÅŸtiriden muaf tutulmasının bir örneÄŸi olarak ifade ediliyor (Minkin, 2024).
  • Hükümetle Koordinasyon: İsrail hükümetinden gelen taleplerin, standart insan moderatör denetimi yerine doÄŸrudan yapay zekâ sistemleri tarafından iÅŸleme alınması, sansürün otomatize edilmesini ve küresel ölçekte uygulanmasını saÄŸlıyor (7amleh, 2024).

2021’de imzalanan 1.2 milyar dolarlık "Project Nimbus" sözleşmesi, Google ve Amazon’un İsrail ordusuna ve hükümetine bulut bilişim ve gelişmiş yapay zekâ araçları sağlamasını öngörüyor. Bu proje, sadece ticari bir hamle değil, Gazze’deki askeri operasyonların "dijital beynini" oluşturan bir altyapı desteği (Investigate, t.y.).

  • Askeri Kullanım: İsrail ordusunun, Gazze’deki hedefleri belirlemek için kullandığı "The Gospel" ve "Lavender" gibi yapay zekâ sistemlerinin Project Nimbus altyapısı üzerinde çalıştığına dair güçlü kanıtlar bulunuyor.
  • Kitle Gözetimi: Google Photos’un yüz tanıma özellikleri, Gazze’deki sivil halkı tespit etmek ve fiÅŸlemek amacıyla kullanılıyor.

Google’ın, Project Nimbus’u protesto eden 50’den fazla çalışanını işten çıkarması, teknoloji devlerinin kurumsal sadakati ve devletlerle olan stratejik iş birliklerini, etik değerlerin ve çalışan haklarının üzerinde konumlandırdığını gösteriyor (Yucer, 2024).

Kaliforniya’da sansür protestosu
Mark Zuckerberg ve META'nın ABD'deki sosyal medya platformlarında Filistin’le ilgili paylaşımlara uyguladığı sansür Kaliforniya’da protesto edildi. (Tayfun Coşkun / AA, 4 Kasım 2023)

 

Evrenselliğin Sonu ve Dijital "İstisna Hali"

Gazze’de yaşananlar, uluslararası düzenin temel ilkesi olan "evrenselliğin" aşınması ve bir "dijital istisna hali" (digital state of exception) hazırlanması olarak okunabilir. İnsan hakları ve insancıl hukuk ilkelerinin seçici bir şekilde uygulanması, dijital platformların moderasyon politikalarında kendisini gösteriyor (Mufula, 2026). Bir tarafın şiddeti "savaş suçu" olarak nitelendirilirken, diğer tarafın çok daha yıkıcı eylemleri "meşru müdafaa" veya "teknik bir zorunluluk" olarak çerçeveleniyor (Walt, 2026).

Bu "çifte standart," dijital conflict ekosistemlerinde duygusal bulaşma (emotional contagion) ve algoritmik görünürlük üzerinden yeniden üretiliyor (Ahmadi ve Zhigljavsky, 2026). Platformlar, bir grubun acısını "görülebilir" ve "perçinlenebilir" kılarken; diğer grubun acı çekmesini, grafik içerik veya güvenlik politikaları gerekçesiyle sansürlüyor (Heinrich ve Wahl-Jorgensen, 2026).

Sonuç itibariyle küresel medya ve teknoloji ekosistemi, bugün sınırlı sayıda kurumsal yatırımcının (Vanguard, BlackRock, State Street) ve teknoloji devinin (Alphabet, Meta, Amazon) tahakkümü altında bulunuyor. Bu mülkiyet yapısı, sadece kâr maksimizasyonunu değil, aynı zamanda küresel siyasi krizlerde hangi gerçekliğin "kurumsal olarak tescil edileceğini" de belirliyor.

İsrail ve Gazze örneği, bu tahakkümün ne kadar yıkıcı olabileceğinin bir göstergesi. Algoritmik dağıtım gücü, hükümetlerle yapılan stratejik altyapı sözleşmeleri (Project Nimbus) ve sistematik sansür politikaları bir araya gelerek, pro-İsrail anlatılarını kurumsallaştırdı ve Filistin sesini dijital kamusal alandan silmeye çalıştı. Bu süreçte post-truth, olgusal gerçekliklerin üzerine çekilen algoritmik bir perde işlevi gördü.

Gelecekte, ulus-devletlerin dijital egemenlik hamleleri ve platformların mülkiyet yapıları arasındaki denge, kamusal alanda söylem gücünün temel aktörünün kim olacağını tayin edecek gibi görünüyor. Mülkiyet ilişkileri ve sermayenin ideolojik yönelimleri şeffaflaştırılmadığı sürece, dijital kamusal alan bir "özgürlük mecrası" olmaktan ziyade, mülk sahiplerinin gerçekliği tasarladığı bir "sembolik kale" olarak kalmaya devam edecektir. Sonuç olarak, medyanın ve teknolojinin mülkiyetini analiz etmek, sadece bir ekonomi politik sorunu değil, aynı zamanda hakikat kurgusunun kimin elinde rehin tutulduğunu anlama meselesi olarak karşımıza çıkıyor. 2026’da ilerlerken, "tekno-politik" tasarımın insani ve ahlaki sınırlarını yeniden çizmek, küresel vicdanın en acil ödevi haline gelmektedir.

 

Kaynaklar

Erol, M., & Tek, Ö. B. (2026). Ownership Structures of Global Media and Technology Companies and the Reconstruction of Reality in the Post-Truth Era: The Case of Israel. TRT Akademi, 11(26), 118-145. https://doi.org/10.37679/trta.1837915

Bell, D. A., Blair, K. J., & Sahni, R. A. (2024, 19 Ocak). Key updates in BlackRock’s and Vanguard’s 2024 proxy voting policy guidelines. JD Supra. https://www.jdsupra.com/legalnews/key-updates-in-blackrock-s-and-vanguard-2064155/

Cooley LLP. (2024, 25 Ocak). Key updates in BlackRock’s and Vanguard’s updated voting guidelines. Governance Beat. https://governancebeat.cooley.com/key-updates-in-blackrocks-and-vanguards-updated-voting-guidelines/

World Governments Summit. (2024, 14 Åžubat). Trends releases report on 'Algorithmic State' analysing AI impact on modern governance, decision-making. https://www.worldgovernmentssummit.org/media-hub/news/detail/trends-releases-report-on-'algorithmic-state'-analysing-ai-impact-on-modern-governance-decision-making

Business & Human Rights Resource Centre. (2024, 15 Nisan). Meta: Whistleblowers reveal alleged Israeli-led censorship & global campaign targeting pro-Palestinian speech. https://www.business-humanrights.org/en/latest-news/meta-whistleblowers-reveal-alleged-israeli-led-censorship-global-campaign-targeting-pro-palestinian-speech/

Saunders, S. S. (2025, 19 Aralık). The Palestine movement is outsmarting the algorithms. Waging Nonviolence. https://wagingnonviolence.org/2025/12/palestine-movement-outsmarting-algorithms/

Minkin, S. A. (2024, 11 Nisan). Algorithm of silence: Israel’s control of the Palestinian narrative. Institute for Palestine Studies. https://www.palestine-studies.org/en/node/1656353

7amleh. (2024, 12 Åžubat). Meta must end the systematic censorship of Palestinian content globally. https://7amleh.org/post/meta-must-end-the-systematic-censorship-of-palestinian-content-globally

Investigate. (t.y.). Alphabet Inc: Company profile. American Friends Service Committee. 24 Åžubat 2026 tarihinde https://investigate.info/company/alphabet adresinden eriÅŸildi.

Yucer, E. B. (2024, 10 Ekim). Project Nimbus: Why are Big Tech workers protesting Israel's $1.2B deal? TRT World. https://www.trtworld.com/article/18218290

Walt, S. M. (2026, 15 Ocak). Could this truly be the end of universalism starting in 2026? Carr Center for Human Rights Policy. https://www.hks.harvard.edu/centers/carr-ryan/our-work/carr-ryan-commentary/could-truly-be-end-universalism-starting-2026

Ahmadi, A., ve Zhigljavsky, A. (2026). On the behavior of the gradient descent for the quadratic form with a singular matrix. arXiv. https://arxiv.org/pdf/2601.02367

Mufula, S. L. (2026, 14 Ocak). Algorithmic borders of visibility: Platform governance, legacy media, and the Israel–Palestine conflict. Conflict, Justice, Decolonization (CJD Project). https://cjdproject.web.nycu.edu.tw/2026/01/14/algorithmic-borders-of-visibility-platform-governance-legacy-media-and-the-israel-palestine-conflict/

Heinrich, A. ve Wahl-Jorgensen, K. (2026, 14 Ocak). Algorithmic borders of visibility: Platform governance, legacy media and the Israel-Palestine conflict. CJD Project. https://cjdproject.web.nycu.edu.tw/2026/01/14/algorithmic-borders-of-visibility-platform-governance-legacy-media-and-the-israel-palestine-conflict/

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası