Son yıllarda İran’da kuruyan nehirler, çöken yeraltı su havzaları ve hızla boşalan barajlar artık ertelenemez bir gerçeklikle yüzleşildiğini gösteriyor. İran’ın karşı karşıya kaldığı bu tablo, yalnızca doğal kaynakların tükenişine değil, aynı zamanda uzun yıllara yayılan yapısal sorunların birikimine de işaret ediyor. İklim değişikliğinin etkileriyle birleşen yanlış su politikaları, kurumsal işlevsizlik ve kontrolsüz tüketim, birbirini besleyerek derin bir kısır döngüye dönmüş durumda. Ülkedeki su meselesi artık yalnızca teknik bir çevre sorunu değil; ekonomik sürdürülebilirlikten toplumsal huzura, hatta ülkenin geleceğine duyulan güvene kadar birçok kritik alanda belirleyici bir faktör haline gelmiş bulunuyor. Bu nedenle İran için kuraklık, mücadele edilmesi gereken bir olgudan ziyade, uyum sağlanması gereken bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor.
Pers İmparatoru I. Darius’un Persopolis’teki mezarında yazılı olan “Ahura Mazda (Tanrı) bu ülkeyi düşmandan, kıtlıktan ve yalanlardan korusun” duası, İran coğrafyasının tarih boyunca karşı karşıya olduğu üç büyük tehdidi özetler nitelikte. Kuraklık, kıtlık ve yalan, İran toplumunda dışarıdan gelebilecek bir düşman kadar tehlikeli ve yıkıcı görülmüştür. Aradan geçen 2 bin 500 yıla rağmen İranlılar bugün hâlâ aynı dua ile ülkenin dört bir yanında yağmur duasına çıkıyor. İsrail ile yaşanan 12 günlük savaş boyunca meydanları dolduran kitleler, şimdi aynı yoğunlukla camilere ve türbelere giderek bu kez “kuraklık” tehlikesiyle yüzleşmeye çalışıyor.
Hükümetin su krizine yaklaşımı ise hızlı ve sert uyarılarla şekilleniyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, başkent Tahran’ın su ihtiyacını karşılayan barajlardaki rezervlerin kritik seviyeye indiğini belirterek, “Eğer önümüzdeki aylarda beklenen yağışlar gelmezse su kısıtlamalarına gideceğiz, bu da yeterli olmazsa Tahran’ı tahliye etmek zorunda kalabiliriz” ifadelerini kullandı. Pezeşkiyan daha önce de ülkedeki sorunlara dikkat çekmişti, ancak Tahran’ın olası tahliyesine yönelik vurgusu, ülke genelinde kuraklık gerçeğinin ağırlığını bir kez daha ortaya koydu. 11 Ağustos’ta yani İsrail ile 12 günlük savaşın ardından yaptığı bir diğer açıklamada, “Bugün ne yeraltımızda su var ne de barajlarda. Yağışlarda yüzde 40 ila 45 arasında azalma görüyoruz” ifadelerini kullanmıştı. Aynı konuşmasının devamında ABD ile müzakere ve savaş konularına değinen Pezeşkiyan, "Peki, ne yapacağız? Savaşalım mı? İsrail vurur, sonra biz düzeltiriz, ama yine gelir vurur" ifadeleri ile ülke içerisindeki sorunlara odaklanılması gerektiğini vurgulamıştı.
Su İflası: İran’ın Gerçeklerle Yüzleştiği Eşik
Çevre aktivisti Ahmed Purmuhammedi’ye göre İran artık “su krizi” değil, “su iflası” evresine girmiş durumda. Ona göre ülke, kuraklıkla mücadeleden çok, kuraklığa uyum sağlamayı öğrenmek zorunda. Tahran Su ve Kanalizasyon Genel Müdürü Muhsin Ardakani’nin verileri de bu tabloyu teyit ediyor: “Tahran barajlarının doluluk oranı yalnızca yüzde 11 seviyesinde. Talegan Barajı hesaba katılmazsa bu oran yüzde 5’e düşüyor. Toplam su rezervi ise geçmiş yıllarda 420 milyon metreküptü, bugün 252 milyon metreküpe geriledi.” Ayrıca İran Enerji Bakanlığı’nın verilerine göre Tahran dışındaki 20 eyalette de durum farklı değil. Sonbaharın ilk yarısında Tahran, Kirmanşah, Huzistan, Fars, İsfahan, Sistan ve Beluçistan, Hemedan, İlam, Yezd, Hürmüzgan, Kum ve Güney Horasan’a neredeyse hiç yağış düşmedi. Bu eyaletlerdeki yeraltı su kaynakları ise kritik eşiğin altına indi.
Aşırı tüketim alışkanlıkları, iklim değişikliği sonucu yağışların azalması ve düzensizleşmesi, sel niteliğinde gerçekleşen ani yağışlar, su yönetiminde politika eksikliği ve tarımda verimsiz sulama yöntemleri, İran’ı kuraklığın eşiğine getiren başlıca nedenler arasında. Gelinen noktada Sistan’dan Urmiye Gölü’ne, Huzistan’dan ülkenin kuzeyine kadar pek çok bölgede su krizine bağlı sosyal ve ekonomik sorunlar artarak devam ediyor.
İran hükümeti ise son dönemde su tüketimini azaltmak için bazı tasarruf tedbirleri uygulamaya koydu. Enerji Bakanlığı su kısıtlamasının ilk aşaması olarak gece saatlerinde su basıncını düşürme kararı aldı. Ancak su basıncının düşük olduğu bölgelerde bu uygulama su kesintilerine yol açmaya başladı. Hükümet aynı zamanda planlı su kesintileri takvimi hazırlığında. Fakat uzmanlar, ülkenin yaşadığı su sorununun artık tasarruf tedbirleriyle aşılabilecek düzeyde olmadığını, asıl sorunun “su kullanımına dair ulusal politika ve program eksikliği” olduğunu belirtiyor.
İran’ın Su Politikası ve Kurumsal Çıkmaz
İran’da su kaynaklarının yönetiminden sorumlu kurumlar arasında ciddi uyumsuzluklar bulunuyor. Ortak ve bağlayıcı bir su politikasının olmayışı, kırsalda ruhsatsız kuyuların açılması, tarımda su yoğun ürünlerin (karpuz, patates, fıstık vb.) yaygın ekimi, sanayide suyun verimsiz kullanımı ve su ticaretinin kontrolsüzleşmesi gibi kronik sorunlara yol açıyor. Basitçe söylemek gerekirse; devlet, sanayi, tarım, çevre kurumları ve özel sektör arasında suya ilişkin koordineli bir strateji bulunmuyor. Bu stratejiyi sağlayacak temel güç ise siyasi irade ve kurumsal yapılar olmalıdır.
Fakat İran’da uzun süredir kamuoyunu ilgilendiren konularda, yapısal işlevsizlik sorunu yaşanıyor. Ekonomiden dış politikaya kadar pek çok alanda hissedilen bu durum, su ve enerji gibi temel hizmetlerde doğrudan krize dönüşebilmekte. Eski Cumhurbaşkanı danışmanı İsa Kalenteri durumu “hayalet ülke” uyarısıyla özetliyor: “Bizi tehdit eden asıl sorun İsrail’den, Amerika’dan ya da siyasi çekişmelerden çok daha büyüktür. İran platosu yaşanamaz hâle geliyor. Eğer durum düzelmezse İran 30 yıl sonra bir hayalet ülke olur.”
İran’ın su politikasında Yüksek Su Konseyi, Çevre Koruma Kurumu, Enerji Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı en kritik kurumlar olarak öne çıkıyor. Enerji Bakanlığı ülke genelinde su temini ve arzını yönetirken, Tarım Bakanlığı gıda güvencesinin sağlanması için ucuz ve bol suya bağımlı. Çevre Koruma Kurumu ise kuruyan nehirler, tükenen sulak alanlar ve ekosistem tehditleri nedeniyle çevresel su haklarını savunuyor. Yüksek Su Konseyi ise bu kurumlar arasındaki çatışmaları çözmeye çalışıyor, ancak çoğu zaman yalnızca “dengeleyici” bir rol üstlenmekle sınırlı kalıyor.
İran Su Kaynakları Yönetim Şirketi’nin verilerine göre ülkede 647 baraj işletmede, 146 baraj inşa halinde ve 537 baraj planlama aşamasında. Bu kadar yoğun barajlaşma; çevresel etkiler, akarsu rejimlerinin bozulması ve yeraltı sularının azalması açısından su krizini derinleştiren faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor. Enerji Bakanlığı’nın büyük bütçe ve enerjisini su yapıları ve baraj projelerine ayırması, su yönetiminde talep azaltımı yerine arz artırımı yaklaşımını güçlendirmiş durumda. Sadece su kaynaklarının nasıl kullanılacağına odaklanarak baraj inşasına öncelik veren sektörel yaklaşım, nehirlerin doğal akışının bozulmasına, akarsuların kurumasına ve su bulamayan tarım sektörünün yeraltı su kaynaklarına yönelmesine neden oluyor. Ülkede 600’den fazla yeraltı su havzasında 300’den fazla kaynak “tamamen kurumuş” durumda.
Tarımda ise tablo çok daha karmaşık. İran’da su kaynaklarının yaklaşık yüzde 90’ı tarımda kullanılıyor. Ülkenin GSYH’sinin yüzde 13’ü ve istihdamın yüzde 23’ü tarım sektörüne ait. Bu nedenle tarımdaki su yönetimi, ülkenin ekonomik geleceğini belirleyen en kritik alanlardan biri. İran'ın sürdürülebilir kalkınma planları, tarımda kendi kendine yeterliliği hedeflese de bu hedef ile su kaynaklarının sınırlılığı arasında ciddi bir çelişki bulunuyor. Çevre Koruma Örgütü Başkan Yardımcısı Mesud Tejrishi’ye göre İran’ın buğdayda tam anlamıyla kendine yetebilmesi için 11 milyar metreküp suya ihtiyacı var. Bu miktar, mevcut su rezervlerinin çok üzerinde ve sürdürülebilir değil. Tarımda yaygın olarak kullanılan geleneksel sulama yöntemleri, ekim planlamasının olmaması, az suya sahip bölgelerde yüksek su tüketimli tarımsal ürünlerin desteklenmesi ve fiyatlandırma politikalarının olmayışı verimsizliği artırıyor. Uzmanlar ayrıca suyun ücretsiz veya çok düşük maliyetli olmasının özellikle kırsalda ruhsatsız kuyuların açılmasına yol açarak tüketimi daha da kontrolsüz hâle getirdiğine dikkat çekiyor.
Su krizi ile mücadelede ilgili kurumlar arasında gerekli koordinasyonun olmayışı, kuraklık tehlikesinin siyasi kurumlar nezdinde ciddiye alınmaması ve ülkede su kaynaklarının kontrol ve yönetimindeki yetersizlik, İran'ı "kuraklık" tehdidi ile karşı karşıya getirmiş durumda. Farklı kurumların su yönetimi konusunda çatışan öncelikleri ve hedefleri ile sağlanamayan koordinasyon, kapsamlı ve entegre bir su yönetimine ulaşmayı engelliyor. Su kaynaklarının parçalı ve sektörel kullanımı, kaynakların yönetiminde söz sahibi olan rekabet içerisindeki siyasi yapıların egemenlik alanına dönmüş durumda. Bir yanda tarımda kontrolsüz ve geleneksel su kullanımı diğer yanda ise “Her baraj bir kalkınma sembolüdür” yaklaşımıyla yüzlerce su kanalı inşası ve baraj yapımı. Koordinasyonsuz su yönetimi, ülkede var olan su krizini daha da derinleştirdi.
Barajların boşaldığı, yeraltı sularının çöktüğü, göllerin kuruduğu ve yağışların düzensizleştiği bu dönemde İran için su krizi yalnızca bir çevre meselesi değil; ulusal güvenliğin, ekonomik istikrarın ve toplumsal düzenin temel belirleyicisi haline gelmiş durumda. Ülkenin geleceği, suyun yönetimine dair radikal, bütüncül ve bilim temelli politikaların devreye sokulmasına bağlı. İran’ın suyla olan sınavı, artık ertelenebilecek bir sorun değil; kaçınılmaz bir dönüşümün zorunlu başlangıcı. Eğer gerekli adımlar atılmazsa, bugün yaşanan su krizi gelecekte İran için bir çöküşe dönüşebilir.
