2025 Birleşmiş Milletler Zirvesi gerçekleşirken; özelikle 2022’den bu yana dünyada uzun yıllardır görülmemiş çatışmalara, insani krizlere ve ülkeler ve uluslararası organizasyonlar başta olmak üzere uluslararası hukukun anlamını kaybettiği bir zaman dilimine tanıklık etmekteyiz.
Önceki yıllara kıyasla zirve öncesinde İngiltere başta olmak üzere dört ülkenin Filistin’i tanıma kararını açıklaması ve yüksek düzeyli Filistin Konferansı’yla haftaya başlanması, özellikle gündemin Filistin üzerinde yoğunlaşmasını sağlamıştır. Buna ilaveten, Rusya-Ukrayna Savaşından, Afrika’daki çatışmalardan iklim değişikliğinin yıkıcı sonuçları olan doğal afetlere kadar geniş bir kapsamdaki küresel sorunların çözümünde ortaya konacak ikili ve çok taraflı politikalar, dünya kamuoyunun gündemini oluşturmuştur. Bu yazıda, krizlerin çözümünde kilit aktör olarak Türkiye ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Filistin Konferansı, Genel Kurul konuşması, ikili görüşmeleri ve Washington’da gerçekleşen Başkan Trump ile görüşmesinin bölgesel ve küresel etkileri, Türk dış politikası ve lider diplomasisi bağlamında ele alınmıştır.
22 Eylül Filistin Konferansı: “Filistin Davası Artık Dünyaya Mal Olmuştur”
Birleşmiş Milletler Liderler Zirvesi haftası, Suudi Arabistan ve Fransa’nın öncülüğünde gerçekleştirilen 22 Eylül tarihinde BM çerçevesinde Yüksek Düzeyli Filistin Konferansıyla başlamıştır. Konferansa Almanya, ABD ve İtalya katılmazken, toplantıdan önceki gün ve saatlerde İngiltere başta olmak üzere birçok ülkenin Filistin’i tanıma kararını alması, toplantıyı daha da anlamlı ve önemli hale getirmiştir. Öte yandan, ABD’nin vize kısıtlamaları nedeniyle Filistin Yönetimi Lideri Mahmud Abbas ise toplantıya video konferans yoluyla çevrim içi katılım sağlamıştır. Hiç şüphesiz bu konferans kapsamında en dikkat çeken konuşma, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşması olmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında özellikle Filistin davasının artık küreselleştiğinin altını çizerken tanıma kararı alan ülkeleri bundan sonra somut adımlar atmaya davet etmiştir. Bununla birlikte ateşkesin ve Gazze’ye insani yardımın kesintisiz ulaşmasının bir zorunluluk olduğunu ifade ederek Türkiye’nin iki devletli çözüme yaklaşımını bir kez daha dile getirmiştir.
Bu noktada, konuşmanın son kısımlarında mikrofonun otomatik kapanması iç ve dış kamuoyundaki bazı art niyetliler tarafından farklı yorumlanmak istense de konuşmanın defalarca alkışlar nedeniyle kesilmesi ve beş dakika kuralından dolayı otomatik kapandığını da bir kez daha hatırlatmak gerekir. Dolayısıyla, Filistin diplomasisinin samimi ve somut adımlar atan aktörünün Türkiye olduğu bir kez daha görülmüştür.
23 Eylül BM Genel Kurul Hitabı: “Çocukların Çocukları Büyüttüğü Gazze”
Bu yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 80. genel kurul olması nedeniyle “Birlikte daha iyi: Barış, kalkınma ve insan hakları için 80 yıl ve daha fazlası” teması belirlenmiştir. Bu tema kapsamında ve her yıl olduğu gibi 23 Eylül itibariyle 1 hafta boyunca 150 lider konuşma gerçekleştirmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, genel kurulun ilk günü yaptığı konuşmasının içerik ve kapsamı ile kendisinden en çok söz edilen lider olarak dünya gündeminde yer aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına “Biz, bugün, bu kürsüde, kendi vatandaşlarımızla birlikte sesi kısılmak istenen Filistin halkına tercüman olmak için bulunuyoruz” sözleriyle başlamıştır. Konuşmanın önemli bir kısmında, Gazze’deki insani durumu açlıktan ölen bir bebeğin, yemek kuyruğundaki tencereleri boş kadınların ve yıkıntıların arasında yürüyen insanların fotoğraflarıyla tüm dünyanın vicdanına seslenmiştir. Özellikle İsrail’in vaat edilmiş topraklar üzerinden bölgeyi istikrarsızlaştırma politikalarının önüne geçilmesine, amasız, fakatsız ateşkesin derhal gerçekleştirilmesine ve insani yardımın engelsiz girişinin zaruretine vurgu yapmıştır.
Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, Türk dış politikasının 360 derece prensibini hatırlatarak Türkiye’nin bölgesel ve küresel meselelerdeki kilit rolüne vurgu yapan bir çerçeve çizmiştir. Bunun ışığında, Türkiye’nin Kafkasya’dan Afrika’ya kadar sürdürdüğü bölgesel ve küresel barışa katkı sunan arabuluculuk faaliyetlerini vurgulayarak Karadeniz ve Doğu Akdeniz’in güvenliği için atılan adımları da dile getirmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha önceki yıllarda olduğu gibi bu seneki konuşmasında da Kıbrıs’ta iki devletli çözümün tek yol olduğunu anımsatarak tüm ülkelere KKTC’yi tanıma çağrısı yapmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının son kısmında, özellikle ırkçılık ve İslamafobi ile mücadelenin önemini ifade etmiştir. İlaveten, Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelede eşi Emine Erdoğan’ın tüm dünyada esin kaynağı olan sıfır atık çalışmasının önemine ve temiz enerji politikalarına değinmiştir. Elbette, kadın ve erkekten oluşan aile yapısının korunması için çaba sarf eden sayılı ülkelerden birinin Türkiye olduğunu da dile getirmiştir.
Otuz beş dakikalık konuşma boyunca Cumhurbaşkanı Erdoğan dünya vicdanının cesur sesi olarak kalplere dokunmuş ve Türk dış politikasının genişleyen ufkunu ve mefkuresini de ifade etmiştir.
24 Eylül İklim Zirvesi: COP31
Yazının giriş kısmında da belirtildiği üzere, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Liderler Zirvesi kapsamındaki konuşma ve temasları, bölgesel ve küresel sorunlara kapsayıcı bir yaklaşımı benimsemektedir. Brezilya’da gerçekleştirilecek COP zirvesi öncesinde BM marjında gerçekleştirilen İklim Zirvesi’nin konuşmacılarından birisi de Cumhurbaşkanı Erdoğan olmuştur. Konuşmasında; enerji, sanayi, binalar, ulaştırma, atık, tarım ve ormancılık olmak üzere Türkiye’nin 7 boyutlu iklim politikasını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı zamanda yenilenebilir enerji ve düşük karbonlu teknolojilerin sektörel yaygınlaştırılmasında kat edilen mesafeyi ifade etmiştir. Konuşmasının sonunda ise Türkiye’nin 2026’da ev sahipliği yapmayı hedeflediği 31. COP Taraf Devletler Konferansı ile tüm bu çabalarımızı taçlandırmayı istediğini dile getirmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında da belirttiği gibi eşi Emine Erdoğan’ın iklim konusunda New York’ta gerçekleştirdiği etkinliklere de dikkat çekmek gerekir. Emine Erdoğan, öncülüğünü yaptığı Birleşmiş Milletler (BM) Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulunun aynı zamanda başkanlığını da yürütmektedir. Bu bağlamda BM 80. Genel Kurulu dolayısıyla New York'a gelen ülke liderlerinin eşleriyle temaslarda bulunmuş ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Sıfır Atık Vakfı'nın iş birliğinde düzenlenen "Sıfır Atık Mavi" sergisine katılmıştır.
25 Eylül Trump-Erdoğan Görüşmesi: Türk-Amerikan İlişkilerinde Lider Diplomasisi
Türk-Amerikan ilişkileri 2012’den bugüne çoklu konular ve kaotik bölgesel ve küresel dinamiklerin etkisinde inişli çıkışlı bir süreç izlemiştir. İkili ve çok taraflı ilişkilerde; F-16, F-35, terörle mücadele, CAATSA, Suriye ve Gazze gibi konularda uzun süreli görüş ayrılıkları, zaman zaman ilişkilerin zorlu bir sürece evrilmesine neden olmuştur.
Başta Suriye olmak üzere değişen jeopolitik koşullar ve Donald Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesiyle birlikte ikili ilişkilerde de yeni bir dönem başlamış oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkan Trump geçtiğimiz aylar içerisinde uzaktan ve yüz yüze farklı platformlarda görüşmüş olsa da Washington ziyareti uzun zamandır bekleniyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler marjındaki New York programının arkasından 25 Eylül tarihinde 2019’dan sonra gerçekleşen ilk Washington ziyareti her anlamda dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştır. Diplomatik teamüller açısından baktığımızda Başkan Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uzun süredir görülmeyen şekilde ağırladığını söylemek gerekir. Liderlerin 2 saat 20 dakika süren görüşmesi öncesinde basın mensupları ile gerçekleştirilen toplantıda iki lider görüşme kapsamında F-35, F-16, Rusya-Ukrayna Savaşı, Gazze, Suriye ve ekonomik ilişkiler başta olmak üzere birçok konuyu ele alarak birlikte çalışma arzusunu güçlü şekilde ifade etmişlerdir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD ziyareti dönüşü uçakta gazetecilere verdiği röportajda da görüşmeye dair önemli noktaları işaret etmiştir. Samimi bir atmosferde gerçekleşen ikili görüşmede, Gazze’deki insani felaketten Suriye’ye ve elbette iki ülkenin ticaret hacmine kadar birçok konuda anlamlı bir fikir birliği ve ilerleme sağlandığının altını çizmiştir. Keza yine Cumhurbaşkanı Erdoğan tek görüşmeyle her meseleyi halletmenin tabii ki mümkün olmadığını ancak bu olumlu atmosferin Türk-Amerikan ilişkileri başta olmak üzere bölgesel konulara da yansıyacağını dile getirmiştir. Bu görüşme ile bir kez daha Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkan Trump arasında lider diplomasisinin ön plana çıktığı açık bir şekilde görülmektedir. İki mevkidaşın sorun çözücü tutumu ve iş birliği içerisinde hareket etme eğilimi de küresel ve bölgesel konularda pozitif gelişmeleri de beraber getirme potansiyeline sahiptir.
Sonuç olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyareti tüm boyutlarıyla Türk dış politikasının ve lider diplomasisinin değişen ve dönüşen kapasitesini bir kez daha somut şekilde ortaya koymuştur. Türkiye, 360 derece dış politikasıyla bölgedeki ve dünyadaki tüm konulara adil bir dünya mümkün şiarıyla yaklaşarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüttüğü lider diplomasisi sayesinde etkin ve hızlı çözümler ortaya koymaktadır.
