Kriter > Dosya > Dosya / Teknoloji |

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Liderliği ve Milli Teknoloji Hamlesi


TEKNOFEST aslında Türkiye’nin son dönemde yerli ve milli teknoloji alanında ortaya koyduğu başarının kitlelere taşınmasını sağlıyor. İnsanlar, varlığından haberdar oldukları ya da olmadıkları son teknoloji ürünlerini yakından görme imkanı buluyorlar. İnsansız hava, kara ve deniz araçlarından bilişim teknolojisine kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde Türk şirketlerinin başarı hikayeleri toplumla buluşuyor. Ancak TEKNOFEST’in belki bundan da daha önemli yüzü, gençliğe, bu sürece kendilerinin de nasıl katkıda bulunabileceklerinin gösterilmesi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ın Liderliği ve Milli Teknoloji Hamlesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TEKNOFEST İstanbul’a katıldı. (Berke Bayur / AA, 19 Eylül 2025)

Hiç şüphesiz son dönemlerin toplumda en fazla heyecan ve hareketlilik meydana getiren etkinliklerinden biri, TEKNOFEST. Gençler başta olmak üzere farklı kesimlerden insanlar bu büyük teknoloji festivaline yoğun ilgi gösteriyorlar. En son 17-21 Eylül 2025 arasında İstanbul’da düzenlenen etkinliğe yine büyük rağbet vardı. Organizasyonu düzenleyen Türkiye Teknoloji Takımı (T3) Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar’ın açıklamalarına göre, beş günlük sürede bir milyondan fazla kişi festivali ziyaret etti. Her bir festivalde bir öncekine göre hem katılımcı hem de stant açan firma sayısının artması oldukça dikkat çekici. Bu durum, ülkede güçlü bir potansiyel bulunduğunun işaretlerinden biri olarak kabul edilebilir. Şu açıkça görülüyor ki hem gençlere hem de girişimcilere bir vizyon sunabilmek çok önemli.

 

Gelişim Hamleleri

TEKNOFEST aslında Türkiye’nin son dönemde yerli ve milli teknoloji alanında ortaya koyduğu başarının kitlelere taşınmasını sağlıyor. İnsanlar, varlığından haberdar oldukları ya da olmadıkları son teknoloji ürünlerini yakından görme imkanı buluyorlar. İnsansız hava, kara ve deniz araçlarından bilişim teknolojisine kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde Türk şirketlerinin başarı hikayeleri toplumla buluşuyor. Ancak TEKNOFEST’in belki bundan da daha önemli yüzü, gençliğe, bu sürece kendilerinin de nasıl katkıda bulunabileceklerinin gösterilmesi. Özellikle üniversite stantlarında henüz yirmili yaşlarının başındaki gençlerin projeleri, Z Kuşağı’nın, kendi etrafında oluşturulmaya çalışılan tüm olumsuz algıları yıkacak bir vizyona sahip olduğunu gösteriyor. Süreç, çeşitli yarışmalar aracılığıyla gençler arasındaki bilgi paylaşımını ve tatlı bir rekabeti de teşvik ediyor.

Bu ölçüde devasa bir etkinliği mümkün kılan asıl etmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlattığı yerli ve milli teknoloji hamlesi. AK Parti, 3 Kasım 2002’de iktidara geldiğinde çok sayıda sorunla karşı karşıyaydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir taraftan 28 Şubat sürecinde iyice rayından çıkarılmış demokratik siyaseti restore ederken bir taraftan da ülkenin temel altyapı sorunlarını çözecek hamlelere girişti. Şehirler arası kara ve demir yollarından metropollerdeki metro hatlarına hastanelerden havalimanlarına kadar çok sayıda farklı projeyle aslında çok daha önceleri çözülmesi gereken sorunlara müdahale edildi. Aynı şekilde kentsel dönüşüm projeleri ile sağlıklı yapılaşma ve konut ihtiyacının karşılanması yönünde adımlar atıldı. Böylece AK Parti iktidarının ilk yarısı hem siyasi hem de altyapı alanında geniş restorasyon ve inşa faaliyetleriyle geçti. Elbette bu süreçte, sanayinin güçlendirilmesi yönünde bazı adımlar da atıldı. Ancak bu konudaki ilk ciddi hamleler, büyük projelerin tamamlanmasının ardından hayata geçirilmeye başlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerli ve milli teknoloji alanında asıl büyük hamleyi başlattı. Teknoloji şirketlerinin günün ihtiyaçlarına uygun yatırımlar yapmalarının önü açıldı ve bunlar teşvik edildi. Her alana yayılan yatırımlar savunma sektöründe yoğunlaştı.

Milli teknoloji hamlesinde ilk ve en güçlü adımların savunma sanayiinde yaşanması tesadüf değil. Türkiye, uzun süredir terörle mücadele konusunda ciddi bir çaba veriyor. Başta PKK olmak üzere terör örgütlerinin silah ve teçhizat bakımından Batılı ülkeler tarafından desteklendikleri sır değil. Buna karşılık aynı ülkeler, farklı zamanlarda açık ya da örtülü şekilde uyguladıkları silah ambargolarıyla Türkiye’nin terörle mücadelesini sekteye uğratmaya gayret ediyorlar. 2015’te başlayan çukur barikat operasyonları ve 2016’da FETÖ eliyle hayata geçirilmeye çalışılan darbe girişimi sonrasında örnekleri görüldüğü üzere başta ABD pek çok Batı ülkesi, Türkiye’nin silah gücünün azaltılmasına gayret etti. Bu durum, Türkiye’nin zaten devam etmekte olan yerli üretim hamlesini hızlandırmasını beraberinde getirdi. Burada doğru bir ihtiyaç planlamasının yapıldığı söylenebilir. Çalışmalarda öncelik, o dönemin şartlarına uygun şekilde terörle mücadelede kullanılacak silah ve ekipmana verildi. Bunun yanında geleceğin teknolojisini yakalamak için adımlar atıldı. Bu doğrultuda konvansiyonel silahlardan daha çok modern teknolojik silah ve mühimmatın üretilmesine ağırlık verildi. Söz konusu alanda Bayraktar gibi özel şirketlerin yanında TUSAŞ, ASELSAN, HAVELSAN gibi Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfının (TSKGV) bağlı ortaklıklarından yararlanıldı. Hem devletin terörle mücadelede bu şirketlerin ürünlerin yararlanması hem de ihracat imkanlarının artması, şirketlerin de kapasitesini güçlendirdi. Bu kurumsal firmalara kısa süre içinde yenileri katıldı. Sektörün istihdam kapasitesi genişledi, çok sayıda genç bu alana yöneldi. Böylece savunma sanayii alanında, özellikle de insansız muharebe araçlarında Türkiye dünya üzerindeki en önemli tedarikçilerden biri oldu.

TEKNOFEST İstanbul’da sergilenen bazı milli kara ve hava araçları. AA İNFO
TEKNOFEST İstanbul’da sergilenen bazı milli kara ve hava araçları. (Ufuk  Celal Güzel / AA, 18 Eylül 2025)

 

Mutlak Bağımsızlığın Hazırlığı

Türkiye’nin kazandığı bu başarı, uzun süredir devam eden bir “grand strateji” ile yakından bağlantılı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti iktidarının ilk günlerinden itibaren Türkiye’nin uluslararası konumunu güçlendirmek için ciddi anlamda çaba harcıyor. Bu sürecin ilk ayağı, ülkenin tarihsel bağlarının güçlü olduğu coğrafyalarda etki alanının güçlenmesi. Erdoğan, bu konuda hem yumuşak güç unsurlarını hem de diplomatik mekanizmaları geniş şekilde kullandı. Türkiye, mazlumların yanındaki duruşuyla hem İslam ülkeleri için hem de Batı hegemonyası altında bulunan diğer milletler açısından bir vizyon sundu. Ancak yalnızca ince politik hamlelerle bu sürecin devam ettirilmesinin oldukça güç olduğu aşikar. Özellikle ABD geçmişten itibaren savunma sanayiindeki göreli üstünlüğüyle kültürel hegemonyasını birleştirdi. Daha açık bir ifadeyle, teknolojik açıdan pek çok ülkeyi kendine bağımlı kıldı ya da bu şekilde düşünülmesini sağladı. Türkiye, insansız muharebe araçları başta olmak üzere sağladığı başarıyla farklı ülkeler açısından alternatif bir tedarikçi haline gelmeye başladı.

Mutlak bağımsızlığın en önemli şartlarından biri, savunma sanayii alanında dışa bağımlılıktan kurtulmak. Savunma açısından dışa bağımlı olan ülkelerin dış politika alanında hamle yapma şansları da azalıyor. Bu bağımlılığın artması, ülkenin kendisini en fazla ilgilendiren dış politika konularında bile Batılı devletlerin güdümünde hareket etmesi sonucunu doğuruyor. Türkiye’nin son dönemde attığı adımlar, dış politikasının ana hatlarını belirlerken kendi milli çıkarları dışındaki parametrelerin de büyük ölçüde devre dışı kalmasını beraberinde getiriyor. Buradan hareketle, teknolojik açıdan sağlanan gelişmenin, özellikle bunun savunma sektörüne yansımalarının, dış politika bağlamında hamle gücünün artmasını sağlayacağı açık. Her alanda ama özellikle savunma sektöründe ihracatın yalnızca tedarikçi firmaların yenilikçi ve modern ürünler üretmeleriyle bağlantılı olmadığı, bundan daha önemli olarak devletler arasındaki ilişkilerin belirleyici durumda bulunduğu bilinen bir gerçek. Kısacası yalnızca iyi ve doğru ürünler üretmeniz yeterli değil. Siyaset kurumunun da bu ürünlerin satılmasını sağlayacak ilişkiler geliştirmesi son derece mühim. Diğer pek çok sektörden farklı olarak savunma sanayiinde ithalat ve ihracat yalnızca ticari bir mesele olarak görülemez. Diplomatik ilişkiler, devletler arasındaki ittifaklar, iyi veya kötü ilişkiler silah alım ve satımının ana hatlarını belirler. Dolayısıyla en iyi silahı üretmeniz yetmez, bunları satacak uygun pazarların da bulunması gerektir. Türkiye’nin uluslararası alanda attığı doğru adımlar, savunma sektöründeki firmaların dışa açılmasını da sağlıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerli ve milli teknoloji hamlesinin en önemli özelliklerinden biri, topluma özgüven aşılaması. Türkiye çok uzun yıllar boyunca savunma sanayii açısından kendi silah ve mühimmatını üretmekten kaçındı. Nuri Killigil’den Vecihi Hürkuş’a, Nuri Demirağ’dan Şakir Zümre’ye pek çok girişimci kendi çabalarıyla ülkenin silah ve mühimmat ihtiyacını karşılamak için çaba harcadı. Ancak İkinci Dünya Savaşının sonunda oluşan iki kutuplu dünya düzeni ve ardından Türkiye’nin NATO üyeliği, bu çabaların akamete uğramasını beraberinde getirdi. Daha açık bir ifadeyle, ABD’nin öncülüğündeki Batı ülkeleri, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülkenin kendilerine bağımlı kalması için çaba sarf ettiler. Bu doğrultuda yerli savunma teknolojisinin gelişmesine engel olundu ve bu ülkeler, Batı’ya tam anlamıyla bağımlı kılındı. Dolayısıyla zaman içinde Batı’nın teknoloji üstünlüğü iyiden iyiye güçlendi. Açılan makas nedeniyle Batı dışı ülkelerin özellikle savunma sektöründe üretim yapan kendi büyük endüstri tesislerini hayata geçirmelerinin önü kesildi. ABD, bu durumu, zaman zaman kendi çizdiği rotanın dışına çıkan ülkeleri cezalandırmak için de kullandı. 1974 Kıbrıs Barış Harekatının ardından Türkiye’ye uygulanan ambargo, bu durumun en bariz örneklerinden biri olarak görülebilir. Türkiye, 1980 sonrasında TSKGV’ye bağlı şirketler aracılığıyla muhtemel ambargolardan yaşanabilecek sorunları aşmak için kendi savunma teknolojisini geliştirmeye gayret etti. Ancak gerçek anlamda bir mesafe kat edilmesi için teknolojideki dönüşümün beklenmesinin gerektiği söylenebilir.

 

Yeni Dönemin Kilit Taşı

TEKNOFEST, Türkiye’nin yeni teknolojilere uyum sağlamasının göstergelerinden biri. Tarihteki en büyük imparatorluklardan birini kuran Osmanlı’nın gerilemesine neden olan en önemli etmenlerden birinin Batı’da savunma sanayiinde yaşanan teknolojik gelişmeleri yakalayamamasının olduğu bilinen bir gerçek. Kuruluşundan sonra uzun yıllar boyunca Osmanlı, Batı’da silah teknolojisinde yaşanan değişimleri izledi ve bunlara mümkün olduğunca uyum sağladı. Ancak Sanayi Devriminin başlaması, aradaki makasın açılmasını beraberinde getirdi. Batı dünyası, hem ekonomik kalkınmasını sağladı hem de dünyanın geri kalanı üzerinde bir üstünlük kurdu. Yüzyıllar boyunca devam eden bu döngünün kırılması için bir fırsat var. Son otuz yıl, insanlık tarihindeki en keskin dönüşümlerden birine sahne oluyor. Bu durum, Türkiye gibi bazı ülkeler için görece bir avantaj sağlıyor. İnsan gücü de dahil olmak üzere kaynakların doğru kullanılması, yeni teknolojilere uyum gösterilmesini sağlayacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde savunma sektörü başta olmak üzere çok sayıda alanda gösterilen bu başarı, bu sürecin Türkiye’yi en üst lige taşıyabileceğinin göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu anlamda, Erdoğan hem söylemleriyle hem de somut düzlemdeki çabalarıyla toplumda özgüvenin yükselmesini sağladı.

AK Parti’nin iktidara geldiği dönemde, yani 2000’lerin ilk yıllarında, toplumda geniş bir karamsarlık havası hakimdi. 1990’ların siyasi ve ekonomik açıdan boğucu iklimi, toplumun kılcal damarlarına kadar nüfuz etmişti. Ülke, birbirini takip eden ve adeta rutin hale gelen krizlerin etkisindeydi. Erdoğan, iktidarı devralır devralmaz öncelikle toplumla siyaset arasında kopan bağları onardı, güven ilişkisini yeniden tesis etti. Toplumdaki yılgınlık ve karamsarlığı umuda ve iyimserliğe dönüştürdü. Bir taraftan vesayet prangalarını ortadan kaldırıp demokratik siyasete itibarını iade ederken diğer taraftan da ekonominin dengeli bir görünüm kazanmasını sağladı Erdoğan. Böylece bir toplumsal rehabilitasyon süreci yaşandı neredeyse. Geçmişten itibaren kronikleşen sorunların çözülmesini hukuksal alanda ve altyapı bağlamında eşzamanlı şekilde ilerleyen bir inşa süreci izledi. Bu gelişmelerin her biri toplumda özgüvenin artışını ve milli gururun yükselişini beraberinde getirdi. Üstelik bu süreç, muhalefetin direnişine ve yapılamayacak projeler peşinde koşulduğu yönündeki olumsuz algı çalışmalarına rağmen yapıldı. Teknoloji hamlesini bu süreçte ekilen tohumların yeşermesi şeklinde görmek mümkün. Erdoğan, aslında, her konuda incelikli bir strateji izliyor; politikaların hayata geçirilmesinde sert ve keskin bir dönüşler yerine uygun konjonktürü beklemeyi tercih ediyor. Bu şekilde sağlam ve kalıcı adımların atılması sağlanmış oluyor. Milli teknoloji hamlesinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, iktidarının ilk günlerinden itibaren en fazla önem verdiği projelerden biri olduğu anlaşılıyor. Erdoğan, bu yaklaşımı iç ve dış politika hamleleriyle destekleyerek somut ve güçlü bir zemine oturttu. Türkiye’nin kısa sürede bu ölçüde mesafe kat etmesinin ardında da geniş bir ufka ilerleme hedefinin gerçekçi bir yaklaşımla desteklenmesinin olduğu açık.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası