Kriter > Dosya > Dosya / Toplum |

2025 Aile Yılı Vizyonu ve Faaliyetleri


2025 Aile Yılı vizyonu; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın stratejik koordinasyon ve sorumluluğunda, devletin tüm kademelerini kapsayan çok katmanlı bir seferberlik ruhuyla hayata geçirilmiştir. Bakanlığın öncü rolüyle yürütülen bu süreçte, bakanlıklara ek olarak; Diyanet İşleri Başkanlığı’na, Yeşilay’a, AFAD’a, KOSGEB’e ve yerel yönetimlere kadar toplamda 29 kurum/kuruluş “doğrudan sorumlu” muhatap, 57 kurum/kuruluş ise “ilgili dış paydaş” olarak konumlandırılmıştır.

2025 Aile Yılı Vizyonu ve Faaliyetleri

2025 Aile Yılı’na istikamet çizen Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı’nda (2024-2028) aile; “İnsanın temel biyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak üzere, kan, soy veya evlilik/hukuki birliktelik ya da evlat edinme bağları ile birbirine bağlı yakın insan ilişkilerinden oluşan ve nesiller/kuşaklar boyu görece değişerek devam eden bir sosyal kurum ve aynı zamanda bir sosyal etkileşim ağı” olarak tanımlanmaktadır. Bu manada aile, nesillerin devamlılığını sağlayan hayati bir fonksiyon icra eden bir kurum olmakla beraber, toplumun kültürel ve manevi kodlarını geleceğe taşıyan, köprü vazifesi gören ve ikamesi olmayan bir kurum olarak konumlandırılmaktadır. Bu stratejik konuma binaen, ailenin günümüzdeki küresel riskler ve hızlı demografik dönüşümler karşısında himaye ve tahkim edilmesi, Türkiye’nin milli meselesi haline gelmiştir. Nitekim 2025 yılı; Aile Yılı kapsamında yıl boyunca geniş bir paydaş ağıyla yürütülen tematik faaliyetler ve kampanyalarla aileyi odak noktasına alan milli bir seferberliğe dönüşmüştür.

 

2025 Aile Yılı İş Birlikleri ve Faaliyetleri

2025 Aile Yılı’nın en stratejik hamlesi; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın öncülüğünde 22-23 Mayıs 2025 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşen Uluslararası Aile Forumu’unda “2026-2035 Aile ve Nüfus 10 Yılı”nın ilan edilmesidir. Bu ilan, ulusal düzeyde aile odaklı faaliyet ve uygulamaların istikrarla sürdürüleceğini ifade ederken; Forum ise Türkiye’nin aile politikalarındaki öncü rolünü, uluslararası arenada yürüttüğü “Aile Diplomasisi” üzerinden tescillemiştir. 26 ülkenin katılımıyla gerçekleşen bu kritik zirvede imzalanan “Ailenin Güçlendirilmesi Bakanlar Deklarasyonu” ve “Koruyucu Aile Bakanlar Bildirisi”, aileyi merkeze alan küresel bir mutabakatın somut nişanesi olmuştur. Forum kapsamında Nijerya, Malezya ve Kongo gibi ülkelerle kadınların ekonomik ve sosyal hayata katılımının artırılması, ailenin güçlendirilmesi ve sosyal hizmetlerin erişilebilirliği üzerine stratejik istişareler yürütülürken; Macaristan ve Karadağ ile imzalanan mutabakat zaptları, aile ve demografi alanındaki bilimsel iş birliklerini kurumsal bir zemine oturtmuştur. Küresel zorluklar, ekran bağımlılığı ve aşırı nüfus miti gibi yapısal meselelerin entelektüel düzeyde tartışıldığı panellerle zenginleşen Forum, Türkiye’nin liderliğinde İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde önerilen “2026-2035 Aile ve Nüfus 10 Yılı” kararıyla taçlanmıştır. Bu gelişme, Türkiye’nin sadece ulusal düzeyde değil, küresel ölçekte de aile kurumunun koruyucusu ve stratejik oyun kurucusu olduğunu teyit etmektedir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın (ASHB) 2026 Yılı Bütçe sunumunda paylaştığı üzere Türkiye; 19 mutabakat zaptı ve 4 faaliyet planı son iki yılda olmak kaydıyla toplamda 50 mutabakat zaptı ve 10 faaliyet planı ile kalıcı ortaklıklar tesis ederek etkili bir “Aile Diplomasisi” yürütmektedir.

2025 Aile Yılı vizyonu; ASHB’nin stratejik koordinasyonunda ve sorumluluğunda, devletin tüm kademelerini kapsayan çok katmanlı bir seferberlik ruhuyla hayata geçirilmiştir. ASHB’nin öncü rolüyle yürütülen bu süreçte, bakanlıklara ek olarak; Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’ndan Diyanet İşleri Başkanlığı’na, Yeşilay’dan AFAD’a, ulusal ve yerel medya kuruluşlarından RTÜK’e, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı’ndan (KOSGEB), Sosyal Güvenlik Kurumu ve Türkiye İş Kurumu ile yerel yönetimlere kadar toplamda 29 kurum/kuruluş “doğrudan sorumlu” muhatap, 57 kurum/kuruluş ise “ilgili dış paydaş” olarak konumlandırılmıştır. Bu geniş tabanlı iş birlikleri, faaliyet sayılarında çarpıcı bir artışa zemin hazırlamıştır. 2024’te aylık ortalama 205 faaliyet gerçekleştirilirken, 2025 Aile Yılı’nın ilk 7 ayında toplam faaliyet sayısı 7 bin 937’ye ulaşarak, aylık faaliyet ortalaması bin 133’e yükselmiştir. Bu sonuç, sosyal taraflarla kurulan bu geniş iş birliği ağı ile birlikte ailenin korunması ve güçlendirilmesi hedefine yönelik çalışmaların ne kadar kapsayıcı ve kuşatıcı bir yönetimle yürütüldüğünü açıkça teyit etmektedir.

2025 Aile Yılı faaliyetlerinin içeriğine bakıldığında; sanattan spora, hukuktan sağlığa, değerler eğitiminden dijital farkındalığa kadar uzanan tematik bir çeşitlilik göze çarpmaktadır. Örneğin; Anadolu Ajansı iş birliğiyle düzenlenen “Ailemiz Geleceğimiz Fotoğraf Yarışması”, olması gereken aile bilinci tasavvurunu görsel bir dille kamuoyunun gündemine taşırken; Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yerel yönetimlerin tertip ettiği “Anne-Kız”, “Doğa” ve “Dijital Detoks” kampları aile içi bağları fiziksel aktivitelerle güçlendirmiştir. Eğitim ve akademik boyutta örnek olarak ise Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nin “Aile Üniversitesi” projesi ve Adalet Bakanlığı’nın “Aile Hukuku Sempozyumu”, konuyu entelektüel ve bilimsel bir zemine taşımıştır. İnanç ve değerler dünyasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ulusal ve uluslararası boyuttaki fuar ve konferansları aileyi “son sığınak” olarak tanımlarken; Sağlık Bakanlığı’nın birey ve aile sağlığı, Yeşilay’ın ise bağımlılıkla mücadele odaklı farkındalık eğitimleri, ailenin “koruyucu ve önleyici” fonksiyonuna güç katarak, aileyi mevcut tehditlere karşı korunaklı hale getirmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yapılan protokoller neticesinde aile etkinliklerinin Kültür Yolu Festivalleri ile harmanlanması ise faaliyetlerin toplumun her kesimine nüfuz etmesini sağlamıştır. Sonuç itibariyle 19 Kasım 2025’te gerçekleşen “Aile ve Kültür Sanat Sempozyumu”nda kültür ve sanatın aileyi tahkim etmekteki stratejik rolüne de dikkat çekilmiştir.

Öte yandan 19-20 Aralık 2025’te Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü'nde "Ailenin Karşılaştığı Yeni Nesil Sorunlar Çalıştayı” kapsamında dile getirilen bireyselliğin artması, evlilik yaşının ötelenmesi, toplumsal rollerin değişmesi, iş ve aile yaşam dengesi, cinsiyetsizleştirme temayülleri, siber zorbalık, dijitalleşme ile aile içi ilişkilerin zayıflaması gibi birçok sorun, aileyi ve nüfus yapısını ilgilendiren yapısal meselelerdir. Bu manada ailenin birliğini güçlendiren ve bekasını temin eden faaliyet ve uygulamaların yürütülmesine güçlü bir zemin hazırlayacak olan sosyal risk haritaları, 2026-2035 Aile ve Nüfus 10 Yılı’nın istikametine ince ayar yapacak bir gösterge niteliğindedir. 2025 Aile Yılı vizyonunun öncelikli gündem maddelerinden olan “Dijital Dünyada Çocuk Hakları Sözleşmesi”, 81 ilde yürütülen imza kampanyalarıyla ve dijital güvenliğin fiziksel güvenlik kadar önemli ve hayati olduğuna dair dikkatleri üzerine çekerken; dijital dünyanın tehlikelerine karşı farkındalığı güçlendirmeye yönelik iş birlikleri, tüm sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerle gerçekleştirilen bilinçlendirme ve bilgilendirme faaliyetleri üzerinden yapılmaktadır. ASHB bünyesinde, çocukları dijital mecralardaki muhtemel risklerden korumak adına 2017 senesinde kurulan Sosyal Medya Çalışma grubu, müdahale ve mücadelede, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), EGM Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve RTÜK ile iş birliğiyle 2 bin 432 olumsuz içerik tespit etmiş ve müdahale ettirmiştir. Bu sebeple çocuklara güvenli bir dijital dünya sunmak adına gerçekleştirilmesi düşünülen sosyal medyaya dair yasal düzenlemeler, bir zaruret halini almış olup yasal düzenlemelerin 2026-2035 Aile ve Nüfus 10 Yılı’nın ilk icraatları arasında yer alması beklenmektedir.

2025 Aile Yılı kapsamında sunulan kampanyalar; ailenin ekonomik refahını artırmakla beraber, aslında temelde nüfusun yaşlanma riskine ve azalan çocuk sayısına karşı stratejik bir müdahale niteliği taşımaktadır. Sonuç olarak 1980’lerde, haneler ortalama 4 çocuklu iken, 2000’lerin başında toplam doğurganlık hızı 2,38; 2016’da ise kritik eşik sayılan 2,1’e kadar gerilemiştir. 2023’te bu rakam 1,51 iken 2024’te 1,48’e düşmüştür. Türkiye’nin 2023’te yaşlı nüfus açısından dünya nüfus ortalamasını geçmiş olması ise ikinci bir kırılma noktası olmuştur. 2000’lerde yüzde 6’larda olan 65 yaş üstü nüfus, 2024’te yüzde 10,6’ya ulaşmıştır. Etkili sosyal politikalarla sürece müdahale edilmezse bu oranın 2060’larda yüzde 22,6’ya 2100’de ise yüzde 33,6’ya ulaşması beklenmektedir. Öte yandan ilk evlenme yaşlarının 2001’de erkeklerde 26 yaş kadınlarda 22,7 yaş; 2024’te erkeklerde 28,3 yaş kadınlarda ise 25,8 yaş olduğu bilinmektedir. Bu manada Aile ve Gençlik Fonu; özellikle Türkiye’deki evlenme yaşının yükselmesi ve doğurganlık hızının kritik seviyelere gerilemesi gibi demografik risklere karşı, stratejik bir mücadele ve müdahale aracı olarak devreye girmiştir.

Kasım 2025 itibariyle Aile ve Gençlik Fonu’na başvuran sayısı 166 bin 215 iken, hak kazanan çift sayısı 62 bin 74, ödeme alan çift sayısı ise 49 bin 112’dir. 81 ile yayılan bu fon aracılığıyla on binlerce çifte sağlanan faizsiz kredi desteği, evlilik yaşını erkene çekmek amacıyla 2026 itibarıyla kademeli olarak artırılacak bir yapıya kavuşturulmuştur. Buna paralel olarak, 1 Ocak 2025’ten itibaren doğan her çocuk için başlatılan ve milyarlarca liralık kaynak aktarılan kademeli maddi destekler, devletin nüfus dinamiklerini koruma noktasındaki kararlılığını somutlaştırmıştır. Bu kapsamda Kasım 2025’e kadar 567 bin 546 çocuk için 558 bin 360 anneye ödemesi yapılmıştır. Maddi teşviklerin yanı sıra, ebeveynlerin iş hayatı ile aile yaşam dengesini sağlayabilmesi adına 10.02.2016 tarihli 29620 sayılı Resmî Gazete 'de yayımlanan 29.01.2016 tarihli 6663 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 10'uncu maddesiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na eklenen Ek Madde 43 ile tanımlanan yarım zamanlı çalışma hakkı; 18 Temmuz 2025’te yayımlanan "Yarım Zamanlı Çalışma Yönetmeliği" ile birlikte bürokratik sıkışma ve/veya sıkıştırmalardan kurtarılarak tartışmaya kapalı bir hüviyet kazanmıştır. Örneklik teşkil etmesi adına ASHB’nin bu uygulamaya kendi bünyesinde öncülük etmesi, kamuda aile dostu çalışma modellerine geçişin en güçlü modelini oluşturmuştur.

Mahinur Özdemir Göktaş
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca düzenlenen Aile ve Nüfus On Yılına Doğru Uluslararası Sempozyumu'nun kapanış programına katılarak konuşma yaptı. (Ahmet Okur / AA, 2 Aralık 2025)

 

2026-2035 Aile ve Nüfus 10 Yılı’na Devrolan Beklentiler

Dijital medya ve oyun platformlarına dair yasal düzenleme beklentisi dışında, ASHB’nin 2026 Yılı Bütçe sunumunda “aile dostu bir ekosistem” oluşturma vurgusuyla Meclis gündemine taşınan; kamu kurum ve kuruluşlarında kreş ve çocuk bakımevlerinin yaygınlaştırılması, esnek ve uzaktan çalışma modellerinin geliştirilmesi ile hem kamu hem de özel sektör çalışanları için doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya, babalık izninin ise 10 güne çıkarılmasına yönelik kanun teklifi, 2026-2035 Aile ve Nüfus 10 Yılı’nda sonuçlanması umulan “beklentiler” statüsündedir.

2014-2025 dönemini kapsayan “15 yaş ve daha yukarı yaştaki kadınlarda mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik ve istihdam oranları”na göre, kadın istihdamında yıllara sâri bir artış gözükmektedir. Pandemi dönemindeki geçici daralmanın ardından 2020-2021 itibarıyla başlayan istikrarlı artış eğilimi, Mayıs 2024’te yüzde 33 ile tarihi zirvesine ulaşmıştır. Bu tarihten itibaren kadın istihdam oranlarının, ulaşılan yüksek seviyeyi koruyarak yatay bir seyirle ilerlediği gözlemlenmektedir. Bu sonuç kadınların ekonomik hayata katılımını destekleyen politikaların somut bir başarısı olmakla beraber, bir yandan da yetersiz kaldığının bir göstergesidir. Hayata geçirilecek esnek ve uzaktan çalışma modelleriyle istihdamın artabileceği ve bu modellerin iş-aile yaşam dengesini güçlendirerek kadınların profesyonel hayatta daha sürdürülebilir ve etkin bir yer edinmesine imkân sunacağı hesaba katılmalıdır. Nitekim 08.03.2025 tarihli “Kadının Güçlenmesi ile İlgili 2025/4 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi” ile kadının her alanda yetkin olabilmesi ve temsil edilebilmesi adına “Kadının Güçlenmesi Koordinasyon Kurulu” kurulmuş ve bu adım gelecek uygulamalara dair ilave bir umut ışığı olmuştur. Türkiye, kadının güçlendirilmesi konusundaki istikrarını, kadın-erkek eşitliğine duyarlı bütçeleme performansını 39 göstergeden (2022) 60 göstergeye (2026) çıkararak da göstermiştir. Türkiye an itibariyle, OECD bünyesinde bu modeli uygulayan 23 öncü ülkeden biri olmayı başarmıştır.

Sonuç olarak, bahsi geçen "aile dostu bir ekosistem" içinde kadının kariyer yaşamı ile annelik sorumluluğu sağlıklı ve dengeli bir zemine oturtulamadığı sürece atılan adımların gönül almaktan ve niyet tazelemekten başka bir hükmünün olmayacağı açıktır. İş-aile yaşam dengesi ancak “kadının” iş yaşamı ile günlük yaşamı arasında konumlandırılmasında ortaya çıkan tezatlık giderildiği zaman sağlanabilecektir. Çünkü iş yaşamında “annelik” bilinçli ya da bilinçsiz bir engel hükmündeyken, sosyolojik olarak “anne” toplumun bekasını garanti eden hayati ve saygın bir role sahiptir. Peki iki rol arasına sıkışmış “anne”, 2026-2035 Aile ve Nüfus 10 Yılı’nda hangi istatistiğin verisi olacaktır? Zira özetle; “aile” kurtarılmayı “anneler” anlaşılmayı beklemektedir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası