Kriter > Siyaset |

Karada ve Denizde Kaybolan Ölçüyü Yeniden Kurmak: Türkiye’nin İklim Kanunu


Türkiye’nin Temmuz 2025’te yürürlüğe koyduğu İklim Kanunu, ülkenin iklim değişikliğiyle mücadelesinde bir dönüm noktasıdır. Bu düzenleme sayesinde Türkiye, Paris Anlaşması kapsamında üstlendiği sorumlulukları iç hukuka aktarmış ve iklim hedeflerini bir devlet politikası haline getirmiştir. Düzenleme, küresel iklim politikalarının ruhuna uygun şekilde, uzun vadeli karbon nötr hedefini benimserken, ekonomide yeşil dönüşümü hızlandıracak somut araçları da devreye sokmaktadır.

Karada ve Denizde Kaybolan Ölçüyü Yeniden Kurmak Türkiye nin İklim

Dünya, her zamankinden daha derin bir iklim kriziyle karşı karşıya. Sıcaklık rekorları, şiddetli kuraklıklar ve aşırı hava olayları, artık ekonomistlerin, mühendislerin, sağlıkçıların ve hatta güvenlik uzmanlarının da gündeminde. Bu küresel tehdide karşı ise Birleşmiş Milletler iklim diplomasisi ile uzun süredir çözüm arayışında. 2015’te imzalanan Paris İklim Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 1,5-2°C aralığında tutma hedefiyle bu çabaların en somut ve kapsayıcı adımını atmıştı. Söz konusu anlaşma, ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesiyle ülkelerin tarihsel emisyonları ve kalkınma düzeyleri ışığında ortak bir mücadele verilmesini öngörüyor.

Türkiye bu küresel mücadeleye son dönemde daha aktif katılım gösteren ülkelerden biri haline geldi. 6 Ekim 2021’de Paris Anlaşması’nı onaylayarak sürece resmen dâhil olan Türkiye, iklim konusunda yeni bir dönemi de başlattı. Geçtiğimiz Temmuz’da kabul edilen İklim Kanunu ile Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele vizyonu, ilk kez ulusal bir kanun çerçevesinde ortaya konuyor. Türkiye’de bu yaz yaşanan büyük ölçekli orman yangınları, iklim krizinin somut etkilerini gözler önüne sererken, İklim Kanunu’nun ne kadar hayati önemde olduğunu da bizlere hatırlatıyor. Söz konusu kanun, bu yaz yaşanan orman yangınlarının ardından, teknolojik yangınla mücadele yatırımlarını, yapay zekâ destekli erken uyarı sistemlerini ve ekosistem restorasyonunu hızla hayata geçirmek için tarihi bir fırsat sunuyor.

Bu yazıda söz konusu kanun, Paris Anlaşması ve uluslararası iklim politikaları bağlamında ele alınacak olup, amacımız teknik detaylara boğulmadan bu kanuni düzenlemenin ne anlama geldiğini, hangi fırsatları getirdiğini ortaya koymak olacaktır.

 

İnsan Eliyle Bozulan Düzeni Onarmak için Güçlü Bir Fırsat

Tarih boyunca kadim medeniyetimiz toprağı emanet, suyu bereket, ağacı ise gölge ve rızık olarak görmüştür. İslam’ın yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz buyruğu, Selçuklu’nun vakıf su yollarında, Osmanlı’nın kuş köşklerinde, köy çeşmelerinde ve meyve bahçelerinde hayat bulmuştur. Doğa ile uyum içinde yaşamak, geçim biçimi ve ahlaki sorumluluk olarak kabul edilmiştir. Bu anlayış, iklim terazisini bozmamayı, toprağı ve göğü emanet bilip gelecek nesillere temiz bir yeryüzü bırakmanın kutsal bir vazife olduğunu öğretmiştir. Türkiye’nin Paris Anlaşması’na katılırken benimsediği kriterler de bu kadim yaklaşımın izlerini taşımakta olup, bugün modern iklim politikalarının özü, aslında geçmişten bize miras kalan bu köklü anlayışta saklıdır.

Bugün iklim krizinin tetiklediği yangınlar, kuraklık ve sel felaketleri, iş ahlakını ve piyasa düzenini de sınamaktadır. Tüketim alışkanlıklarını sınırsızlaştıran, kısa vadeli kâr uğruna doğa varlıklarını hoyratça kullanan üretim anlayışı, ekonomik istikrarı da tehlikeye atmaktadır. Fiyat artışlarına sebebiyet veren bu yanlış tercihler, aslında doğanın dengesini de bozmaktadır. Böylelikle iklim meselesi salt çevre sorunu olmaktan çıkarak, ahlak ve ekonomi arasında kurulan derin bir bağın göstergesi hâline gelmektedir.

Türkiye, 6 Ekim 2021’de Paris Anlaşması’nı TBMM’de 7335 sayılı kanun ile kabul ederek küresel iklim mutabakatına resmen katılmıştır. Bu onay sürecinde Türkiye, anlaşmaya “gelişmekte olan ülke” statüsünde katıldığını beyan ederek uzun süredir dile getirdiği hassasiyetini de kayıt altına almıştır. Her ne kadar Türkiye’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki resmi statüsü fiilen değişmemiş olsa da bu beyan, gelişmekte olan ülkeler için öngörülen iklim finansmanı ve teknoloji transferi imkânlarından yararlanma iradesini açıkça ortaya koymuştur.

 

Türkiye’nin İklim Hedefleri

Paris Anlaşması, her ülkenin kendine özgü koşullarına göre emisyon azaltım hedefleri belirlediği Ulusal Katkı Beyanları (NDC) sunmasını gerektirmektedir. Türkiye ilk olarak 2015’te BM’ye ilettiği niyet beyanında 2030 için yüzde 21’e varan “artıştan azaltım” taahhüdünde bulunmuştur. “Artıştan azaltım” ifadesi, Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını 2030’da, herhangi bir önlem almadan gerçekleşeceği varsayılan seviyenin yüzde 21 altında tutmayı hedeflediği anlamına gelmektedir.

2021’de Paris Anlaşması’nı onayladıktan sonra Türkiye, iklim hedeflerini güncelleme çalışmalarına başlamıştır. Kasım 2022’de Mısır’da düzenlenen COP27 Zirvesi sırasında Türkiye, 2030 hedefini revize ettiğini duyurmuştur. Yeni hedefe göre, 2030 itibarıyla yüzde 41 oranında artıştan azaltım öngörülmektedir. Yani başka bir deyişle Türkiye’nin emisyonları 2020’lere göre bir süre daha yükselmeye devam edecek, ancak “işlerin aynı şekilde devam ettiği” bir senaryoya göre yüzde 41 daha düşük seviyede tutulacak.

Türkiye’nin uzun vadeli stratejisinin merkezinde ise 2053’te net sıfır emisyona ulaşma hedefi bulunmaktadır. Net sıfır 2053, artık Türkiye’nin tüm strateji ve planlarının yöneldiği bir pusula niteliğindedir. Bu doğrultuda enerji, ulaşım, sanayi, tarım ve diğer sektörlerde köklü dönüşümler planlanmaktadır.

 

Artık Laf Değil, İş Zamanı

Türkiye, iklim değişikliğini uzun süredir gündeminde tutmaktadır. Yaşanan afetler sonrasında önlem alınmalı çağrıları yükselmiş, ancak çoğu zaman konu kamuoyunun gündeminden düşmüştür. 2 Temmuz 2025’te TBMM’de kabul edilerek 9 Temmuz 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan İklim Kanunu, bu kısır döngüyü kıran bir düzenleme olmuştur.

İklim Kanunu, çevre politikalarının sınırlarını aşan bir vizyon ortaya koymuştur. Doğal varlıkların korunmasını, ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirlik ilkesiyle uyumlu hâle getirilmesini ve afet risklerinin azaltılmasını hedeflemektedir. Böylelikle Türkiye, küresel iklim mücadelesinde ulusal iradesini somut, uygulanabilir ve ölçülebilir bir çerçeveye oturtmuştur.

Gördes Barajı
Ege Bölgesi'nin Büyük Menderes'ten sonraki ikinci büyük akarsuyu olan Gediz Nehri, kuraklığın etkisiyle bazı kesimlerde kurudu. Başta İzmir'e içme suyu sağlayan Gördes Barajı olmak üzere birçok barajdaki su seviyeleri kritik düzeylere geriledi. İzmir'in içme suyu ihtiyacında kritik öneme sahip Gördes Barajı'nda kullanılabilir su kalmadı. (Ahmet Bayram / AA, 25 Ağustos 2025)

 

 

2025 İklim Kanunu Ne Getirmektedir?

  1. Çevre ve İnsan Öncelikli Bir Kanundur

Bu yaz Türkiye, iklim krizinin sert yüzünü görmüştür. İzmir’de baraj doluluk oranı yüzde 5’in altına inmiş, belediyeler zorunlu gece su kesintilerine gitmiştir. 3 bin 67 yangında ormanlar ve köy yerleşimleri zarar görmüştür. İç Anadolu’da kuraklık, buğday ekimini yarı yarıya azaltmıştır.

İşte İklim Kanunu (düzenleme), bu tabloya farklı bir yön verecektir. Yaz ortasında günlerce süren orman yangınları olduğunda, köydeki Mehmet Amca hortumla tek başına yangına koşmayacak ya da traktörün römorkuyla müdahale etmek zorunda kalmayacaktır. Mehmet Amca'nın köyüne yangın erken uyarı sistemi kurulacak ve köyün ormanlık alanına hızlı ekosistem restorasyonu yapılacaktır. Mehmet Amca'ya afet sonrası geçim desteği verilecektir.

Bu kapsamda sahaya yansıyacak somut adımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Yangın sonrası köylerde yanan orman alanları hızla yeniden ağaçlandırılacak, zarar gören ailelere geçim desteği verilecek.
  • Yangın riski yüksek bölgelerde köylere erken uyarı sistemleri kurulacak, yangınla mücadelede drone ve yapay zekâ destekli gözetim ağı devreye alınacak.
  • Kuraklıktan etkilenen çiftçilere damla sulama sistemleri kurulacak ve kuraklığa dayanıklı tohum desteği verilecek.
  • Su kıtlığı yaşayan bölgelerde yağmur suyu toplama ve gri su geri dönüşüm sistemleri hayata geçirilecek.

 

  1. Devletin Tüm Kurumları Oyuna Girmektedir

İşin başında daha güçlü bir İklim Değişikliği Başkanlığı bulunmaktadır. Fakat söz konusu başkanlık, tek başına hareket etmeyecektir. Tüm bakanlıklar ve kurumlar iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum alanında kendi faaliyet alanlarına düşen sorumlulukları yerine getirmek için yıllık plan hazırlayıp, rapor sunmak zorunda olacaklardır.

Bu kapsamda sahaya yansıyacak somut adımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • İklim Değişikliği Başkanlığı, sürecin koordinasyonunu üstlenecektir.
  • Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, kömürden çıkış ve yenilenebilir enerji yatırımlarını yönetecektir.
  • Tarım ve Orman Bakanlığı, kuraklıkla mücadele ve yangın sonrası ekosistem onarım projelerini yürütecektir.
  • Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, düşük karbonlu ulaşım projelerini hayata geçirecektir.
  • Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, kentlerde yeşil alan artışı ve bina enerji verimliliği projelerini başlatacaktır.
  • AFAD, sel ve yangın gibi afetlerde erken uyarı ve hızlı müdahale sistemlerini devreye alacaktır.

 

  1. Her Sektöre Ödev Verilmektedir

Enerji, sanayi, tarım, ulaşım gibi her sektör payına düşeni yapacaktır. Sektörler daha çok yenilenebilir enerji, daha az israf ve daha verimli kullanım alışkanlığı geliştireceklerdir.

Bu kapsamda sahaya yansıyacak somut adımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • İnşaat sektöründe, yeni binalar için sıfır enerjili yapı standartları zorunlu olacak; ısı yalıtımı ve pasif enerji sistemleri devreye girecek.
  • Lojistikte, yük taşımacılığı demiryoluna kaydırılacak, limanlarda elektrikli vinç ve ekipman kullanımı başlayacak.
  • Atık yönetiminde, organik atıkların enerjiye dönüştürüldüğü biyogaz tesisleri kurulacak, plastik geri dönüşümü zorunlu kota ile artırılacak.
  • Şehir planlamasında, sel riski yüksek alanlarda yapılaşma kısıtlanacak, yağmur suyu hasadı ve yeşil çatılar zorunlu hale gelecek.

 

  1. Mahallenin de Bir İklim Planı Olacaktır

Artık masa başında Ankara’da alınan kararlarla iklim planlanmayacak. Her ilde İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu kurulacak. 2027’ye kadar her il, kendi iklim planını yapacak. Karadeniz’in yağmuruna, İç Anadolu’nun kuraklığına uygun çözümler üretilecek. Karadeniz’in seliyle, İç Anadolu’nun kuraklığı aynı reçeteyle yönetilmeyecek.

Bu kapsamda sahaya yansıyacak somut adımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Her ilde ve mahallede iklim gönüllüleri oluşturulacak, su tasarrufu ve atık ayrıştırma uygulamaları yerinde takip edilecek.
  • Kıyı bölgelerinde sel ve fırtına erken uyarı sistemleri mahalle muhtarlıklarına entegre edilecek, tahliye tatbikatları yapılacak.
  • Kurak bölgelerde yağmur suyu toplama depoları her ev ve apartman için standart hale gelecek.
  • Yangın riski yüksek bölgelerde mahalle bazında yangın ekipleri kurulacak, itfaiye gelene kadar ilk müdahale yapabilecek ekipman sağlanacak.
  • Pazar yerleri ve küçük esnaf için enerji verimli aydınlatma ve soğutma sistemleri, belediye desteğiyle kurulacak.

 

  1. Karbonun Referans/Baz Fiyatı Olacaktır

En radikal adımlardan biri Emisyon Ticareti Sistemi’dir (ETS). Büyük fabrikalara “şu kadar karbon salabilirsin” denilecektir. Fabrikalar az salarsa elindeki hakkını satabilecek, çok salarsa başkasından hak almak zorunda kalacaktır. Böylece kirleten bedel ödeyecek, temiz üretim yapan ise kazanacaktır. Üç yıl içinde sistem tamamen devrede olacaktır.

Bu kapsamda sahaya yansıyacak somut adımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Karbon kotası sadece fabrikalarla sınırlı olmayacak; havaalanı işletmeleri, büyük enerji santralleri ve çimento tesisleri de sisteme girecek.
  • Örneğin, yıllık 1 milyon ton karbon salma hakkı olan bir çimento fabrikası, yeni filtre yatırımıyla salımı 800 bin tona düşürürse kalan 200 bin tonu başka bir tesise satabilecek.

Fazla salan bir demir-çelik tesisi, üretimi durdurmamak için bu hakkı satın almak zorunda kalacak.

 

  1. Yeşile Yatırımın Kapısı Açılmaktadır

Türkiye Yeşil Taksonomisi ile hangi yatırımın yeşil sayılacağı belli olacaktır. Güneş enerjisi, elektrikli araçlar, enerji depolama, karbon yakalama gibi projelere kredi, teşvik, yatırım akacaktır.

Bu kapsamda sahaya yansıyacak somut adımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Yeşil Taksonomi ile yalnızca gerçekten çevre dostu projeler desteklenecek; örneğin doğal gaz santrali değil, güneş paneli üretim tesisi yatırım listesine girecek.
  • Bankalar ve yatırım fonları bu listeye giren projelere düşük faizli kredi ve vergi avantajı sunacak.
  • Karbon yakalama tesisleri, elektrikli otobüs filoları, rüzgâr türbini üretim fabrikaları gibi yatırımlar öncelikli teşvik kapsamına alınacak.
  • Şirketler, gönüllü olarak karbon nötr olmayı seçtiklerinde, bu durum uluslararası pazarda “yeşil sertifika” olarak itibar ve ihracat avantajı getirecek.

 

  1. Avrupa’nın Karbon Duvarına Çarpmamak!

2026’dan itibaren Avrupa, karbon salımı yüksek ürünlere vergi koyacak olup, düzenleme ihracatçılarımızın bu duvara çarpmaması için de devreye girmiştir. Yine üretimde karbon ayak izini düşürmeyen firmalar, Avrupa Birliği ülkelerine mal satarken ekstra ödeme yapmak zorunda kalacaklardır.

Bu kapsamda sahaya yansıyacak somut adımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • 2026’dan itibaren Avrupa Birliği, çelikten çimentoya, alüminyumdan gübreye kadar karbon yoğun ürünlere ek vergi uygulamaya başlayacak.
  • Kanun, üretimde karbon ayak izini düşürmeyen ihracatçıların bu vergiyi ödemek zorunda kalacağını açıkça ortaya koyuyor.
  • Örneğin, yüksek enerji tüketen bir demir–çelik fabrikası, üretim sürecinde yenilenebilir enerjiye geçmezse AB pazarına girerken ton başına ek vergiyle karşılaşacak.
  • Buna karşılık, karbon salımını azaltan, atık ısı geri kazanımı yapan veya temiz enerji kullanan tesisler, bu maliyetten muaf olacak.
  • Böylece ihracatçılar için “temiz üretim” sadece çevresel değil, ticari bir zorunluluk haline gelecek.

 

  1. Hesap Verilecek

Artık kim ne kadar kirletiyor, saklanamayacak. Tüm şirketler düzenli rapor verecek. Bakanlık bu raporları toplayıp açıklayacak.

Bu kapsamda sahaya yansıyacak somut adımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Her tesisin, yıl boyunca atmosfere saldığı karbon miktarını düzenli olarak raporlaması zorunlu olacak.
  • Bu raporlar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından toplanacak ve kamuoyuna açıklanacak.
  • Örneğin, bir çimento fabrikası aylık salım verilerini sisteme girmek zorunda kalacak, verileri eksik veya yanlış bildirdiğinde idari yaptırımlar uygulanacak.

 

  1. Cezalar Az Değil

Rapor vermeyen, izinsiz üretim yapan, kotayı aşanlara yüz binlerce, hatta milyonlarca lira ceza verilebilecek.

Bu kapsamda sahaya yansıyacak somut adımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Kurallara uymayanların cepleri ciddi biçimde yanacak.
  • Örneğin, emisyon verilerini raporlamayan ya da izinsiz üretim yapan tesislere yüz binlerce lira ceza uygulanacak.
  • Karbon kotasını aşan firmalara ise milyonlarca lirayı bulan yaptırımlar gelecek.
  • Emisyon Ticareti Sistemi (ETS) kurallarına uymayanlar, standart cezalardan daha ağır bir yükümlülükle karşılaşacak.
  • Üst sınır, yıllık 50 milyon TL olarak belirlendi; yani dev şirketler için bile caydırıcı bir maliyet oluşacak.

 

  1. Büyük Resim Kağıt Üzerinde Kalmayacak

Bu düzenleme, Türkiye’yi AB’nin Yeşil Mutabakatı ile Paris Anlaşması’na uyumlu hale getirecektir. Ekonomide düşük karbonlu bir modelin kapısını aralayacaktır. Evet, eksikleri ve tartışmalı yönleri var ama artık elimizde bir yol haritası bulunmaktadır.

Bu çerçevede sahaya yansıyacak somut adımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Belirlenen emisyon azaltım hedeflerini uygulamayan sektörler, AB’nin sınırda karbon vergisiyle karşı karşıya kalacak.
  • Yeşil Taksonomi kriterlerini yerine getirmeyen yatırımlar, ulusal teşviklerden ve uygun finansman imkanlarından yararlanamayacak.
  • Emisyon Ticareti Sistemi’ne entegre olmayan veya kotalarını düşürmeyen şirketler, ihracatta rekabet gücünü hızla kaybedecek.
  • İklim Kanunu’ndaki tüm maddeler hayata geçtiğinde, Türkiye’nin karbon yoğun ekonomisi adım adım düşük karbonlu üretim modeline dönüşecek; bu süreçte hem doğa hem de geçim kaynakları korunacak.

 

Sonuç

Türkiye’nin Temmuz 2025’te yürürlüğe koyduğu İklim Kanunu, ülkenin iklim değişikliğiyle mücadelesinde bir dönüm noktasıdır. Bu düzenleme sayesinde Türkiye, Paris Anlaşması kapsamında üstlendiği sorumlulukları iç hukuka aktarmış ve iklim hedeflerini bir devlet politikası haline getirmiştir.

Elbette her büyük reform gibi İklim Kanunu da tartışmalar ve eleştiriler ile karşılanacaktır. Hedeflerin düzeyi, uygulanabilirlik ve öncelikler konusunda farklı görüşler tabii ki olacaktır. Önemli olan, kanunun yaşayan bir belge olarak sürekli iyileştirmeye açık olması ve uygulama sürecinde eksik görülen yanların giderilmesidir.

İklim kanunu değil ticaret kanunu eleştirisine karşı şunu belirtmek gerekiyor: İklim değişikliğiyle mücadele, ekonomik sistemi de değiştirmeyi gerektirmektedir. Yeşil dönüşüm, devasa bir ekonomik dönüşümü de gerektirmektedir. İklim Kanunu, Türkiye ekonomisinin bu yeni küresel düzene uyum sağlaması için yol açmaktadır.

İklim Kanunu, Türkiye’ye pek çok fırsat penceresi açmaktadır. Yeşil teknolojilere yapılacak yatırımlar, orta ve uzun vadede ülkeye ekonomik rekabet avantajı kazandırabilir. Temiz enerjiye geçiş, dışa bağımlılığı azaltarak enerji güvenliğini güçlendirebilir. Karbon nötr üretim sayesinde Türk ihracatçıları, geleceğin dönüştürücü kanunlarıyla elini güçlendirecek ve Avrupa’nın karbon vergisi engeline takılmadan mal satabilecektir. En önemlisi, bu kanun gelecek nesillere daha yaşanabilir bir ülke ve gezegen bırakmak için somut bir irade ortaya koymaktadır.

İklim krizi, küresel bir sorun olduğu için Türkiye’nin attığı bu adım, uluslararası camiada da dikkatle izlenmektedir. Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu politikalar geliştirmek, Türkiye’nin dünya sahnesinde sorumlu bir aktör olarak itibarını da pekiştirecektir.

Netice itibarıyla 2025 İklim Kanunu, bir başlangıçtır ve uzun bir yolun ilk sağlam taşlarından biridir. Bu yolda, eleştiriler ve farklı görüşler aslında daha güçlü politikalar geliştirmek için birer fırsat olarak görülmelidir. Ortak hedef bellidir: İklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden korunmuş, temiz, sağlıklı ve refah içinde bir gelecek kurmak.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası