Son yılların dijital gelişmeleri ve dijital alan mücadeleleri aynı zamanda bir egemenlik mücadelesi haline geldi. Geçen haftalarda Netanyahu’nun “elinizdeki telefonlar İsrail’in bir parçası” ifadesiyle somutlaşan bu yarış, ciddi bir milli güvenlik meselesi halini almış durumda. Bu açıdan işin bir boyutu yerli ve milli teknoloji. Diğer taraftan ise dijital alan aslında bir kültürel mücadele bölgesi. Yine yakın zamanda farklı yapay zekâ araçlarında gözlenen manipülasyon ve dezenformasyon sorunları ya da kültürel değerlere aykırı bilgi üretimleri, milli değerlere dayalı dijital teknolojileri zorunlu kılıyor.
Dijital özerklik, mahremiyet erozyonu ve algoritmik hakimiyet gibi kavramlar, bu hamlenin etrafında birleşerek ulusal bir vizyon çiziyor. Dijital özerklik, vatandaşların veri egemenliğinin korunmasını; algoritmik hakimiyet, yapay zekâya dayalı girişimlerde milli çıkarların korunmasını; mahremiyet erozyonu ise bireylerin özel hayatlarına yönelik sistematik tehditleri ve bu mahremlerin uluslararası şirketlere veri olarak teslimini temsil etmektedir. Bu nedenle öncelikle kısıtlayıcı olmayan, uyarlanabilir düzenlemelerle veri egemenliğini korurken, yerel algoritmalar ve güvenli veri setleri eliyle dijital alanda büyümeye devam etmek gerekiyor. Aslında dijital alanda en az etik sınırlar kadar önemli bir öncelik, milli değerlerden beslenen küresel girişimleri oluşturabilmek olmalı. Zira, yabancı algoritmalardan doğan risklere karşı yerli çözümler geliştirmemiz dijital egemenliğimiz için oldukça mühim.
Her krizde bir kez daha anlıyoruz ki, yerli ve milli teknolojilerimiz olmadan, bizim değerlerimizden beslenmeyen girişimler, ancak ve ancak beslendiği değerlerin üreticilerine fayda sağlamaktadır. Bu bağlamda, Milli Teknoloji Hamlesi yerli inovasyonun vazgeçilmez önemi ve TEKNOFEST gibi milli platformların katkıları, Türkiye'nin teknoloji geleceğini şekillendiren kilit unsurlar olarak öne çıkıyor.
Sosyal Alanda Da Yerli ve Milli Çalışmalar
Türkiye, küresel dijital rekabette AR-GE yatırımlarını artırarak veri altyapısını güçlendirmeyi ve ulusal kapasiteyi geliştirmeyi hedefliyor. Genç nüfus, savunma sanayiinde gelişen uzmanlık ve jeostratejik konum, bu yarışta Türkiye’ye rekabet avantajı sağlıyor. Milli Teknoloji Hamlesinin alt başlıkları ve özellikle savunma sanayiinin lokomotifi halini alan otonom İHA/SİHA'lar gibi ürünler Polonya'dan Ukrayna'ya, Azerbaycan'dan Etiyopya'ya uzanan bir ihracat ağı oluşturdu. Savunma ihtiyaçlarının çoğunluğunun artık yerli kaynaklarla karşılanıyor olması, sadece ekonomik bağımsızlık değil, aynı zamanda algoritmik hakimiyete karşı da bir direnç geliştiriyor. Diğer taraftan TOGG'un akıllı mobilite özellikli elektrikli araçları, Milli Uzay Programı'ndaki TÜRKSAT 6A ve İMECE uyduları, Ulusal Hidrojen Programı bu hamlenin diğer somut meyvelerinden. 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi de bu açıdan önemli bir hedefler göstergesi. Bu kapsamda yüksek teknoloji, dijital ekonomi ve yeşil dönüşüm önceliklendirilirken, bu yaklaşım Türkiye'yi dijital alandaki rekabette öne çıkmayı hedefliyor.
Rekabetin bir diğer ayağı sosyal alanda cereyan ediyor. Bu açıdan yerli girişimlerin, mahremiyet erozyonunu önleyerek dijital özerkliği sağlaması ana hedef olmalı. Çünkü yabancı platformlar, milli değerleri göz ardı ederken veri akışına müdahalelerle manipülasyon riskleri doğuruyor. Diğer yandan kültür politikaları açısından da yerli ve milli girişimlerin özellikle genç nüfus için kültürel köklerimizden beslenerek güvenilir bir alternatif sunması gerekiyor. Son dönemde hızlı büyümesiyle adından söz ettiren yerli sosyal medya platformu NSosyal bu minvalde zikredilmesi gereken girişimlerden. Kısa sürede 1,3 milyon kullanıcıya ulaşan platform, başlangıç için önemli bir yerli sosyal mecra atılımı. Bu tür girişimler ekonomik kaynaklar açısından değil, dijital özerkliği pekiştiren girişimler olarak görülmeli. Çünkü dijitalin sosyal alana yansımasını sadece kârlılıkla açıklamak doğru değil.
Sosyal alandaki bir diğer girişim ise TEKNOFEST gibi milli platformlar ve T3 Vakfı'nın çalışmaları. TEKNOFEST girişiminin gelişim süreci incelendiğinde, bu festivalin Türkiye'nin teknoloji uyanışı açısından da bir simge halini aldığını görmek mümkün. İlk olarak 2017’de Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) tarafından temelleri atılan proje, 2018’de İstanbul Atatürk Havalimanı'nda gerçekleşen birinci etkinlikle kıvılcımı ateşlemişti. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile T3 Vakfı'nın liderliğinde, 133 paydaşın (bakanlıklar, üniversiteler, kamu ve özel sektör aktörleri) koordinasyonunda düzenlenen bu etkinlik; havacılık, uzay ve teknoloji odaklı bir festival olarak doğdu. Bu etkinliğin amacı ise oldukça net: Türkiye’de toplumsal bir teknoloji farkındalığı geliştirerek geleceğe yatırım yapmak ve teknoloji üreten bir topluluk için kuluçka görevi görebilmek. Bu amaçlar açısından değerlendirildiğinde TEKNOFEST’in paha biçilemez bir girişim olduğu söylenebilir. Geldiğimiz noktada dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali ünvanını taşıyan TEKNOFEST, her yıl milyonları bir araya getirerek milli teknoloji hamlesini somutlaştırıyor.
Uluslararası Başarıların Kapısı
TEKNOFEST'in geçmişindeki bu ivme, sayısız başarı hikayesiyle de taçlandı şimdiye kadar. Festival; teknoloji yarışmaları, hava gösterileri, konserler, söyleşiler ve fuarlarla dolu bir ekosistem oluşturdu. Örneğin, Roket Yarışması, Model Uydu Yarışması, İnsansız Hava Araçları Yarışması gibi kategorilerde gençler somut projeler geliştiriyor. 2025’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (1-4 Mayıs) ve İstanbul Atatürk Havalimanı'nda (17-21 Eylül) düzenlenen etkinliklerde, on binlerce başvuru arasından seçilen projelere sağlanan maddi desteklerle girişimlerin somut çıktılara dönüşmesi hedefleniyor. Kuluçka ve hızlandırma programlarıyla girişimcilere teknik, lojistik ve sermaye desteği sunuluyor. Eğitim, mentorluk, prototipleme ve yatırımcı görüşmeleri gibi başlıklar altında destekler veriliyor.
KKTC’de ve Azerbaycan’da TEKNOFEST’e ev sahipliği yapılıyor olması da çalışmaların uluslararası alana taşınması için güzel fırsatlar sundu. Yurt içinde ve yurt dışında düzenlenen bilim atölyeleriyle de bu çabalar destekleniyor. Çünkü ana amaç, küresel dijital rekabette daha adil bir düzen inşası. Bu kapsamda yerelde başlayan çabaların hem teknoloji iş birlikleri hem sosyal iş birlikleriyle geliştirilmesi halkanın genişlemesine vesile oluyor. Bu doğrultuda verilen burslar, altyapı destekleri, proje ödülleri, girişim destekleri alt çarpanlar olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin dijital geleceğinde Milli Teknoloji Hamlesi ve TEKNOFEST yalnızca birer proje ya da festival değil, aynı zamanda ulusal vizyonun taşıyıcı kolonlarıdır. TEKNOFEST, milyonları buluşturan geniş katılımlı yapısıyla gençleri teknolojinin yalnızca tüketicisi değil, aynı zamanda üreticisi olmaya teşvik etmektedir. Bu yönüyle festival, Türkiye’de bilim ve teknolojinin toplumsal bir seferberlik ruhuyla benimsenmesini sağlayarak, küresel rekabette ihtiyaç duyulan insan kaynağını yetiştiren bir okul işlevi görmektedir. Katılımcılara sağlanan kuluçka ve hızlandırma programları, yalnızca bireysel girişimleri değil, aynı zamanda teknoloji ekosisteminin gelişimini de desteklemektedir. Öte yandan, NSosyal gibi milli sosyal medya platformları ya da TOGG, İMECE, TÜRKSAT 6A gibi büyük ölçekli projeler, TEKNOFEST’in ruhuyla örtüşen bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu bütünlük; dijital özerklik, veri egemenliği ve kültürel kimlikten taviz vermeden küresel yarışa katılmayı mümkün kılmaktadır.
Bütün bu çabalar yalnızca ekonomik büyüme hedeflerine değil, aynı zamanda stratejik bağımsızlık, toplumsal direnç ve kültürel sürdürülebilirlik gibi daha geniş hedeflere hizmet etmektedir. TEKNOFEST gençliğinin gelecekte yapay zekâ etik standartlarını belirleyecek, yeni nesil algoritmalar geliştirecek ya da küresel dijital iş birliklerinde Türkiye’yi ön saflarda temsil edecek konuma gelmeleri kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla yerli çabaların ürettiği sinerji, Türkiye’nin teknoloji geleceğini şekillendirmenin ötesinde dijital dünyada özne olabilmesinin en somut göstergesidir.
